Sual: Sakalı kazımak caiz midir?

Cevap: Hadis-i şerifte, “Mecusilere muhalefet ediniz. Sakalı uzatınız, bıyığı kırkınız” buyuruldu. Sakalı bırakmaya dair hadis-i şeriflerin hiç biri emr-i vücubî bildirmiyor. Yani sakal bırakmanın farz veya vacib olduğunu göstermiyor. Bildiriyor olsa, “Müşriklere muhalefet ediniz. Sakalınızı boyayınız” veya “Yahudilere muhalefet ediniz. Namazı ayakkabı ile kınınız” mealindeki hâlifû hadisleri de emr-i vücubi bildirirdi. Halbuki sahabenin bazısı sakalını boyadı, çoğu boyamadı. Kimse sakalı boyamamaya mekruh demedi. Bu, sakal hakkındaki hadis-i şerifin emr-i istihbabî bildirdiğini, yani sakalın sünnet olduğunu açıkça göstermektedir. Hakkında delaleti ve sübutu açık bir nass olmadan, haramlığa hüküm vermek usule aykırıdır.

Sakalı kesmek, “Kim kendisini bir kavme benzetirse, ondandır” hadis-i şerifine de girmez. Bu hadis-i şerif, iman ve ibadette benzemeye dairdir. İmansızlıkta benzemek küfrdür. Nitekim fıkıh kitaplarında yazdığı üzere, benzemek iki türlüdür: İbadette ve âdette. İbadette benzemek bile her zaman mekruh değildir. Namazda sallanmak mekruhtur. Namazda mushaftan okumak mekruhtur; haram bile değildir. “Sizin orucunuzla Yahudilerin orucu arasındaki fark sahur yemeğidir” buyurulduğu halde, sahur yemeği yememek mekruh değildir. Âdette gayrı müslimlere benzemek ise, teşebbüh (benzeme) kastı varsa mekruhtur. Şu halde gayrı müslimlere teşebbüh için sakalını kesen mekruh işlemiş olur. Bugün ise teşebbüh olmaktan çıkmıştır. Ehl-i kitap da, ateistler de, komünistler de sakal bırakmaktadır. Sakal, Müslümanlık şiarı ve alameti olmaktan çıkmıştır. Haç ve şapka gibi küfr alameti de değildir ki, alâmetlikten çıksa bile tatbikine devam edilmek icap etsin.

Sakalı kesmek, tağyir-i hilkat, yani yaratılışı değiştirmek de değildir. Çünki kesilen sakal yeniden çıkmaktadır. Şu halde boyamak da tağyir olmalı; ucundan almak da tağyir sayılmalıdır.

Sünnet ya ezan, ikamet, itikaf, beş vakit namazın sünnetleri gibi ibadettedir; yani sünnet-i hüdâdır. Ya da Resulullah’ın oturup kalkmasına, giyinmesine dair sünnet-i zevaiddir. Sünnet-i hüdânın devamlı terki mekruhtur. Sünnet-i zevâidin terki mekruh değildir. Bu bütün fıkıh kitaplarında, ezcümle İbni Abidin’de musarrahtır, açıkça yazılıdır. Sakalın sünnet-i zevâid olduğu da çok bellidir. Ama sahabe arasında icma-i amelî ve örf olmuştur. Yani sahabenin hepsi sakallıdır. Bu sebeple fıkıh kitapları sakalı bir kabzadan kısa yapmak mekruh demiştir. Fıkıh kitaplarında geçen “Sakalın bir kabzadan azını kesmeye kimse mübah dememiştir” sözü, haramlığı göstermez. Çünki bir şey mübah değilse, ya haramdır, ya mekruhtur, ya isâettir. Örfe aykırı hareket etmek mekruhtur. Herkesin sakallı olduğu bir cemiyette sakalını kesenin imamlığı da, şahitliği de muteber değildir. Örfe dair hüküm, başka örf ile değişir. Nitekim İmam Ebu Yusuf’un buna dair kavli çok açıktır. Hadis-i şerifte hacim ve ağırlıkla ölçülüp satılması icap eden şeylerin, örf değiştiği için, ağırlık ve adetle ölçülüp satılmasına cevaz vermiştir.

Fıkıh kitaplarından anlaşılan, bugün gayrı müslimlere, kadınlara, muhanneslere benzemek kastı olmadan sakalını kesmek mekruh değildir. Hatta din düşmanlarından zarar görmemek, nafakasını kazanabilmek gibi sebeplerle kesmesi lazım bile olur. Nitekim son devir âriflerinin, âlimlerinin talebeleri ve müridleri arasında sakallı olanlar da vardı, olmayanlar da vardı. Bunlara sakal bırakmayı emretmediler. Hatta memur olup da sakal bırakanları ikaz ettiler. Sünneti beğenmemek, tahkir etmek küfrdür. Bir kabzadan az sakal bırakıp da sünneti ifa ettiğini zannetmek de, bidat olup, tahrimen mekruhtur. Sakal kesen Müslümanları da fena bilmek kibir ve ucb olup, daha da kötüdür.

Yusuf Kardavi, El-helal-ü vel-haram-ü fil-İslam  kitabının, 4. baskısının, 81. sayfasında diyor ki: Buhari’deki hadis-i şerifte, “Müşriklere muhalefet ediniz! Sakalınızı uzatınız! Bıyığınızı kısaltınız!”  buyuruldu. Bu hadis-i şerif, sakalı kazımayı ve bir tutamdan kısa yapmayı men’ etmektedir. Ateşe tapanlar, sakallarını kesiyor. Kazıyanları da oluyordu. Hadis-i şerifte, bunlara muhalefet etmemiz emrolundu. Fıkıh âlimlerinin bazısı bu hadis-i şerif, sakal uzatmanın vâcip olduğunu, sakal kazımanın haram olduğunu gösteriyor dedi. Bunlar arasında İbni Teymiyye, sakalı kesmeye karşı pek şiddetli yazmaktadır. Bazı âlimler ise, sakal uzatmanın adet olduğunu, ibadet olmadığını bildirdi. Feth kitabı, Iyad’dan alarak, [özürsüz] sakal kazımanın mekruh olduğunu yazmaktadır. Doğrusu da budur. Bu hadis-i şerif, sakal uzatmanın vâcip olduğunu gösteriyor denilemez. Çünkü, Buhari’de yazılı hadis-i şerifte, “Yahudiler ve hıristiyanlar  (saçlarını, sakallarını) boyamıyorlar. Siz onlara muhalefet ediniz!”.  Yani, siz boyayınız buyuruldu. Bu hadis-i şerif, saç sakal boyamanın vâcip olduğunu göstermiyor. Müstehab olduğunu gösteriyor. Çünkü, Ashâb-ı kiramın bir kısmı boyadı. Çoğu boyamadı. Vâcip olsaydı hepsi boyardı. Sakal uzatmayı emreden hadis-i şerif de böyle olup sakal uzatmanın vâcip olduğunu değil, müstehab olduğunu bildirmektedir. İslam âlimlerinden hiç birinin sakalını kazıdığı haber verilmedi. Çünkü, onların zamanlarında sakal bırakmak adet idi. [Müslümanların adetine uymamak, şöhret olur. Mekruh olur. Fitneye sebep olursa, haram olur.] Kardavi’den tercüme tamam oldu.

Kardavi, kitabının önsözünde, dört mezhebin fıkıh bilgilerini birbirlerine karıştırdığını, tek bir mezhebi taklit etmenin uygun olmadığını yazıyor. Böylece, ulemanın yolundan ayrılıyor. Bununla beraber, Kardavinin sakal hakkındaki yazısı, hanefi mezhebinin reyini açıkladığı için, vesika olarak alınması uygun görüldü. Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, Eşiatü’l-lemeat kitabının 3. cildinde diyor ki: (İslam âlimleri, saç, sakal boyamakta, bulundukları yerin adetine uymuşlardır. Çünkü, [caiz olan, mubah olan işlerde], bulunduğu yerin adetine uymamak, şöhrete sebep olur. Bu ise, mekruhtur). Muhammed Hadimi, Berika kitabında diyor ki Hadis-i şerifte, “Bıyığı kısa, sakalı uzun yapınız!”  buyuruldu. Bunun için, sakalı kazımak, kesmek ve sünnet miktarından kısa yapmak men’ olundu. Sakalı bir kabza, bir tutam uzatmak sünnettir. Sakalı bir kabzadan kısa yapmak caiz değildir. Bir kabzadan fazlasını kesmek de sünnettir). Bir kabza, dudak kenarından, dört parmak eni kadar uzun olmak demektir. Sünnet olan, hatta mubah olan şeyi sultan emredince, bunu yapmak vâcip olur. Sultanın ve bütün müslümanların yapması, emir demektir. Böyle yerlerde sakalı bir tutam uzatmak vâcip olur. Bir tutamdan kısa yapmak veya kazımak, vacibi terketmek olur. Tahrimen mekruh olur. Bunun, camide imam olması caiz olmaz. Fakat, Darülharpte bulunan veya zulüm görmemek, nafakadan olmamak yahut emr-i maruf yapabilmek, müslümanlara ve İslamiyete hizmet edebilmek, dinini, namusunu koruyabilmek için sakalını kazımak caiz hatta lazım olur. Özürsüz olarak kısaltmak ve kazımak mekruh olur. Bir tutamdan kısa sakal bırakarak, böylece sünneti yaptığına inanmak, bidat olur. Sünneti değiştirmek olur. Böyle bidat işlemek, adam öldürmekten daha büyük günah olur.

Bıyık kazımak bidattir. Bıyıkları kırkarak, kaşlar kadar kısaltmak sünnettir. Sakalı [çenedeki ile birlikte] bir tutam uzatmak ve bundan fazlasını kesmek sünnettir. Sakalın ve bıyığın arasında bulunan beyaz kılı yolmak câizdir. Sakalın bir tutamdan fazla uzun olması, aklın az olmasına alâmet olur, denildi.

Tebyin kitabında ve bunun Şelbi “rahmetullahi teâlâ aleyh” haşiyesinde, guslün farzlarını anlatırken diyor ki Müslim’deki hadis-i şerifte “On şey sünnettir: Bıyığı kısaltmak, sakalı uzatmak, misvak kullanmak, mazmaza, istinşak, tırnak kesmek, ayak parmaklarını yıkamak, koltuk altını temizlemek, kasıkları temizlemek, su ile istinca” buyuruldu. Sakal uzatmanın sünnet olduğunu bu hadis-i şerif açıkça bildirmektedir. Sakalı bir tutam uzatmak ve bir tutamdan fazlasını kesmek sünnettir. Bazılarının yaptığı gibi yanakları kazıyıp, yalnız çenede sakal bırakmak, bu sünneti, değiştirmek olur. Sakalı bir tutamdan kısa bırakmak da, sünnete uygun değildir. Sünnete uymak niyeti ile kısa sakal bırakmak bidat olur. Haram olur. Böyle kısa sakalı bir tutama kadar uzatmak vâcib olur. Adet olduğu için, herkese uymuş olmak için sakal kazımak mekruh olur. Zâlimler arasında kalıp, alay edilmemek, eziyet görmemek için veya haram ve küfür işlememek, yahut farzları yapabilmek için, nafaka kazanmak, gençlere emr-i mâ’rûf ve nehy-i anilmünker yapabilmek için, din-i İslama hizmet edebilmek, mazlumlara yardım edebilmek, fitne çıkmasını önlemek için, sakalı büsbütün traş etmek câiz ve lazım olur. Bu sayılan şeyler, sünneti terketmek için özür olur, fakat, bidat işlemek için özür olmazlar.

Sakala kıymet vermeyen kâfir olur. Yüzünü, kadın gibi parlak yapmak, kadınlara benzemek için sakal kazıtmak, çeneyi kazıyıp, yanaklar üzerinde uzatmak haramdır. Çünkü, erkeklerin kadınlara ve kadınların erkeklere benzemeleri haramdır. Kadınlara benzemeyi düşünmeyip, genç ve güzel görünmek için sakal kazımanın mekruh olduğu, Kimyâ-i saadet’te, abdestin sonunda yazılıdır. Kadının saçını özürsüz kazıması mekruhtur. Erkeklere benzeterek kazıması, traş etmesi haram olur. Kadınların saçlarını biraraya toplayarak, başta, ensede, deve hörgücü gibi, topuz yapmaları, hadis-i şerif ile yasak edilmiştir. Bu hadis-i şerif, Berika ve Hadika’da ve Yusuf Kardavi’nin El-helal vel-haram fil-İslam kitabında, yazılıdır. Kadının uzun saçını örtmesi güç veya fitneye sebep olduğu zaman, kulak yumuşağına kadar kesip kısaltması câiz olur.

Hadikatü’n-nediye’de 141. sayfada diyor ki (Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Sünnet-i hüda, camide îtikâf etmek, ezan, ikâmet okumak, cemaat ile namaz kılmak gibidir. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsusturlar. [Çocukların sünnet edilmelerinin de böyle olduğu, İbni Âbidin kitabının son cildinin sonunda yazılıdır.] Bir şehir halkı, bu sünnetlerden birini terkederse, bunlarla harp edilir. Beş vakit namazdan üçünün revatib, yani müekked sünnetleri de böyledir. Sünnet-i zevaid, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” giyim, yemek, içmek, oturmak, barınmak, yatmak ve yürümekteki adetleri ve iyi işlere sağdan başlamak, sağ el ile yiyip içmek gibidir). 2. cildin 582. sayfasında diyor ki (Bazı hadis-i şeriflerde sakal boyamak emrolundu. Bazılarında da yasak edildi. “Hıristiyanlar boyar, Siz boyamayınız. Onlara benzemeyiniz!” buyuruldu. Bunun için, selef-i sâlihinden bir kısmı boyadı. Bir kısmı boyamadı. Çünkü, buradaki emre ve yasağa uymak vâcib değildir. Bunun için, bu işte, bulunulan şehrin adetine tâbi olunur. Adete uymamak şöhret olur. Mekruh olur).

Hindistan âlimlerinden Şâh Veliyullah-ı Dehlevî’nin “rahmetullahi teâlâ aleyh” Et-tefhimat kitabının 2. cildi, 324. sayfasında, büyük âlim Muhammed Senaüllah Panipüti buyuruyor ki (Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, baş örtüsü ile başını örter, entari, tasmalı ayakkabı ve benzerlerini giyerdi. Halife Ömer “radıyallâhu anh” da, Azerbaycandaki askerlerine mektup yazarak, böyle giyenmelerini emretti. Fakat şimdi, böyle giyenmek adet değildir. Memlekette adet olan şeyler giyilmezse, şöhret olur. Parmakla gösterilmeye, fitneye sebep olur. Hadis-i şerifte, “İnsanın parmakla gösterilmesi, kendisine kötülük olarak yetişir” buyuruldu. Bunun için, giyenmekte, müslümanların adetlerine uymak lâzımdır. Hazret-i Ömer zamanında, entari, baş örtüsü ve tasmalı ayakkabı giymek müminlerin adeti idi. Böyle giyenmek, imtiyaza, şöhrete ve parmakla gösterilmeye sebep olmazdı.)

Şimdi ise olur. İmâm-ı Rabbânî, 313. mektupta buyuruyor ki “Kıymetli hanefi kitaplarından anlaşılıyor ki İslam kadınları, önü açık entari ile örtünürlerdi. Kadınların, önü açık entari giydikleri yerde, erkeklerin önü kapalı giymeleri, önü kapalı giydikleri yerde ise, önü açık entari giymeleri lâzımdır. Şöhret afettir. Felakete sebep olur”. 288. mektupta buyuruyor ki “Fitneyi uyandırana, Allah lanet etsin!” hadis-i şeriftir.

Eşiatü’l-lemeat’ın 1. cilt, 212. sayfasında, “On güzel şey, Peygamberlerin sünnetidir” hadis-i şerifini açıklarken, sakal uzatmanın bu 10 şeyden biri olduğunda söz birliği bulunmadığını bildiriyor. Tergibü’s-salât 42. faslında, bu on şeyi ve bunların (sünnet-i hüda) olduklarını yazıyor. Bunların arasında, sakal uzatmak yoktur. Eşia ktiabında sakalı bir tutam uzatmak, vâcibdir denilmiştir. Hadis-i şerifte bu 10 şeye açıkça sünnet denildiği hâlde, sakal uzatmayı bunlardan ayırarak vâcib demesi, sakalı sünnete uygun olarak uzatmak adet olan yerlerde, sakal kazımanın ve bir tutamdan kısa yapmanın fitneye sebep olacağı içindir. Çünkü, şöhrete, fitneye sebep olan bir işi yapana hadis-i şerifte lanet edilmiştir. Sakal bırakmanın adet olduğu yerlerde, sakal kazımak fitneye sebep olacağı gibi, sakal traşının adet haline getirildiği yerlerde sakal bırakmak da, fitneye sebep olabilir. Bir tutamdan kısa bırakmak ise, bidat olur. Bu fitneye düşmemek ve bidat işlememek için, bulunduğu memleketin adetine uyarak sakalını traş etmesi vâcib olur. Hadika kitabının 148. sayfasında, “Bidat işlemek, sünneti terketmekten daha zararlıdır. Bidati terketmek lâzımdır. Sünneti yapmak lazım değildir” demektedir. Çünkü, mubah ve câiz olan şeylerde ve sünnet-i zevaidde, memleketin adetine uymak, fitne çıkarmamak lâzımdır. Fakat farz, vâcib, sünnet-i hüda olan şeyleri yapmakta ve haramdan, mekruhtan ve bidatten sakınmakta adete uyulmaz. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarında bildirilmiş olan özürlerle ve ancak izin verildiği kadar değiştirilebilirler. Sakal bırakmanın İslâmin şiarı olmadığını, İslam dinine mahsus olmadığını, bunun için sünnet-i hüda olmadığını yukarıdaki hadis-i şerif açıkça göstermektedir. Görülüyor ki sakal bırakmak sünnet-i zevaiddir. Din görevlilerinin hiçbir zaman, yani adete uyarak da, sünnet-i zevaidi ve müstehapları da terketmeleri câiz değildir. Bunlar, her zaman bir tutam sakal bırakmalıdır. Sakalı bir tutamdan kısa yapmak sünneti değiştirmek olur. Kısa sakala sünnet demek, bidat olup büyük günahtır. Sakalın [Çenedeki ile birlikte] bir tutamdan kısa olmasına hiçbir âlimin mubah demediği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Bir tutam, 4 parmak genişliğidir. Çeneyi alt dudak kenarından avuclayarak ölçülür. Sakalı olanın, gusülde sakal diplerindeki deriyi ıslatması farzdır. Islatmazsa, guslü ve abdesti ve dolayısı ile namazı sahih olmaz.

Erkeklerin saçını sakalını siyahtan başka renge boyaması câizdir. Siyaha boyamaya da câiz diyen oldu. Elini ayağını, tırnağını boyaması câiz değildir. Çünkü kadınlara benzemek olur. Kadınların, yabancı erkeklere göstermemek şartı ile ve abdestte, gusülde yıkamaya mâni olmayan boya ile boyamaları câizdir.

Muhammed Hadimi “rahmetullahi teâlâ aleyh” hazretlerinin Berika kitabının 1284 İstanbul baskısında, 2. cildi, 1229. sayfasında buyuruyor ki (Kadınların saçlarını ve erkeklerin sakallarını kazımaları câiz değildir. Kadının sakalı olursa, kazıması câizdir. Hadis-i şerifte, “Bıyıklarınızı kısaltınız! Sakalınızı uzatınız!” buyuruldu. Bu emre göre, sakal kazımak sünnete muhalif olur. Bu hadis-i şerif, vücûbu gösterseydi, sakal kazımak haram olurdu. Tatarhaniye fetva kitabında, Tecnis’den alarak diyor ki bu hadis-i şerif, sakalı kazımayınız ve bir tutamdan kısa yapmayınız demektir. Tahaviden alındığı bildirilerek söylenen, “Sakalını kazıyan veya bir tutamdan kısa kesen kimsenin imâm olması câiz olmaz. Yalnız kıldığı namazı da mekruh olur. Dünyada ve ahirette mel’un ve merduttur” gibi sözlerin ve Tefsir-i Kurtubi’den alındığı bildirilen bunlara benzer sözlerin aslı yoktur, Sâbit olmamışlardır). 1336. sayfasında buyuruyor ki “Kadınların da kaşlarını yolarak inceltmeleri haramdır. Alın, yanak, çene üzerinde çıkan kıllarını yolmaları, kazımaları câizdir”. Kesilen saçı, sakalı ve diğer kılları ve tırnakları gömmeli veya kabir üzerine, basılmayan yere koymalı veya denize bırakmalıdır. Halaya, bulaşık çukuruna atmak mekruhtur. Tırnağı diş ile koparmak mekruhtur. Baras hastalığı yapar. Kadınların kesilen parçaları, erkeklere göstermesi haramdır.

Erkeklerin başı kazımaları veya saçları uzatıp, tarayıp ikiye ayırmaları sünnettir. Saç bükmeleri, örmeleri mekruhtur. Bahrü’r-raık kitabında, (El-kerahiye) kısmında diyor ki (“Erkeğin başının ortasını kazıyıp, etrafındaki saçlarını uzatması câizdir. Fakat, sarkan saçlarını büküp fitil yapması mekruh olur. Çünkü, fitil yapması, bazı kâfirlere teşebbüh [benzemek] olur”. Buradan da anlaşılıyor ki kâfirlerin adetlerine benzediği için men olunan şeyi yapmak, haram olmuyor, mekruh oluyor. Bunun için, “Müşriklere benzemeyiniz. Sakal uzatınız!” ve “Namazınızı nalın ile kılın. Yahudilere benzemeyin!” hadis-i şerifleri, sakal kazımanın ve çıplak ayak ile namaz kılmanın, mekruh olduğunu göstermektedir.

Âlimlerin çoğuna göre, sakal bırakmak sünnettir. Sahihayn denilen iki kıymetli hadis kitabından biri olan Müslim kitabında yazılı, hazret-i Aişenin “radıyallâhu anha” bildirdiği hadis-i şerifte, (10 şey fıtrattandır: Bıyık kesmek, sakalı uzatmak, misvak, mazmaza, istinşak, tırnak kesmek, parmak boğumlarını yıkamak, koltuk ve kasık temizlemek, bevlden istibra etmek)  buyuruldu. Bu hadis-i şerifi, İbni Nüceym “rahime-hullahü teâlâ” Bahrü’r-raık kitabında ve imam-ı Zeylai “rahime-hullahü teâlâ” Tebyinü’l-hakayık kitabında, guslün farzlarını anlatırken yazmakta ve buradaki fıtratın sünnet demek olduğunu bildirmektedir. Bu hadis-i şerif, sakal bırakmanın diğer peygamberlerin de sünneti olduğunu, Muhammed aleyhisselâmın dininin şiarı olmadığını, bunun için, (sünnet-i zevaid) olduğunu açıkça bildiriyor. Bu sünnetler Şiratü’l-İslam’da da yazılıdır. Çeşitli sakal şekilleri vardır. Yahudi sakalı, hıristiyan sakalı, şiî sakalı, vehhâbî sakalı, komünist sakalı ve İslam sakalı. Yalnız İslam sakalını bırakmak sünnettir. Bu da, uzunluğu bir tutam olan ve yüzün her tarafında bulunan sakaldır. Böyle olmayan sakal, sünnet değil, bidat olur. Muhammed Hadimi “rahime-hullahü teâlâ” Berika kitabında diyor ki (Hadis-i şerifte, (Bıyığı kısa, sakalı uzun yapınız!)  buyuruldu. Bunun için, sakalı kazımak, kesmek ve sünnet miktarından kısa yapmak men’ olundu. Sakalı bir kabza, bir tutam uzatmak sünnettir. Sakalı bir kabzadan kısa yapmak caiz değildir. Bir kabzadan fazlasını kesmek de sünnettir.) Bir kabza, çenede sakalın başladığı yerden dört parmak eni kadar uzun olmak demektir. Sünnet olan, hatta mubah olan şeyi sultan emredince, bunu yapmak vâcip olur. Sultanın ve bütün müslümanların yapması emir demektir. Böyle yerlerde sakalı bir tutam uzatmak vâcip olur. Bir tutamdan kısa yapmak veya kazımak, vacibi terketmek olur. Tahrimen mekruh olur. Bunun camide imam olması caiz olmaz. Böyle olmayan yerlerde ve Dar-ül-harpte zulüm görmemek, nafakadan olmamak, yahut emr-i maruf yapabilmek, müslümanlara ve İslamiyete hizmet edebilmek, dinini, namusunu koruyabilmek için sakalını kısaltmak yine caiz olmaz ise de, kazımak caiz, hatta lazım olur. Özürsüz olarak kazımak mekruh olur. Bir tutamdan kısa sakal bırakarak, böylece sünneti yaptığına inanmak bidat olur. Sünneti değiştirmek olur. Bidat işlemek, adam öldürmekten daha büyük günah olur. Böyle kısa olan sakalı bir tutama kadar uzatmak vâcip olur. İbni Abidin “rahime-hullahü teâlâ”, namazın mekruhlarını anlatırken diyor ki (Bir müekked sünneti yapmak, bir mekruh işlemeye sebep olursa, bu sünnet terkedilir, yapılmaz. Bir şeyin yapılmasının sünnet mi, bidat mı olduğunda şüphe edilirse, o şey terkedilir, yapılmaz.) Adete uyarak, sakal kısaltmak mekruhtur. Fitne çıkarmamak için, sakalı kazımak caiz olur. Kısa sakal ile sünneti ifa ettiğine inanmak ise, bidattir. Her iki hâlde de, sakalını kazıması lazım olur.

 

Tavsiye Yazı –> Bıyığın Dindeki Hükmü Nedir?

Tavsiye Yazı –> Sakala Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler