Sual: Dinimizde namazın ehemmiyeti nedir?

Cevap: Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz vardı. Hepsinin kıldığı bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma inananlara farz edildi. Namaz kılmak, imanın şartı değildir. Fakat, namazın farz olduğuna inanmak, imanın şartıdır.

Namaz,  dinin direğidir. Namazını devamlı, doğru ve tam olarak kılan kimse, dinini kurmuş, İslam binasını ayakta durdurmuş olur. Namaz kılmayan, dinini ve İslam binasını yıkmış olur. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki; (Dinimizin başı, namazdır).  Başsız insan olmadığı gibi, namazsız da din olmaz.

Namaz,  İslam dininde imandan sonra ilk farz edilen emirdir. Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibadet etmeleri için namazı farz etti. Kuran-ı kerimde yüzden fazla âyet-i kerîmede (Namaz kılınız!)  buyurulmaktadır. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, her gün beş vakit namaz kılmayı farz etti. Kıymet vererek ve şartlarına uyarak, her gün beş vakit namaz kılanı Cennete sokacağını, Allahü teâlâ söz verdi)  buyuruldu.

Namaz,  dinimizde yapılması emredilen bütün ibadetlerin en kıymetlisidir. Bir hadis-i şerifte, (Namaz kılmayanın, İslamdan nasibi yoktur!)  buyuruldu. Yine bir hadis-i şerifte, (Mümin ile kafiri ayıran fark, namazdır)  buyuruldu. Yani mümin namaz kılar, kafir kılmaz. Münafıklar ise bazen kılar, bazen kılmaz. Münafıklar, Cehennemde çok acı azap görecektir. Resulullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimiz buyurdu ki: (Namaz kılmayanlar, kıyamet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır.)

Namaz  kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, Onun karşısında kendi küçüklüğünü anlamaktır. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Her gün beş kere, Rabbinin huzurunda olduğunu niyet eden kimsenin kalbi ihlas ile dolar. Namazda yapılması emrolunan her hareket, kalbe ve bedene faydalar sağlamaktadır.

Camilerde cemaat ile namaz kılmak, Müslümanların kalplerini birbirine bağlar. Aralarında sevgiyi sağlar. Birbirlerinin kardeş olduklarını anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli olur. Küçükler de, büyüklere saygılı olur. Zenginler, fakirlere ve kuvvetliler, zayıflara yardımcı olur. Sağlamlar, hastaları camide göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allahü teâlâdır)  hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için yarış ederler.

Namaz;  insanları, çirkin, kötü ve yasak olan şeylerden alıkoyar. Günahlara kefaret olur. Hadis-i şerifte, (Beş vakit namaz, sizden birinizin kapısının önünde akan nehir gibidir. Bir kimse, o nehre her gün beş defa girip yıkansa, üzerinde kir kalmayacağı gibi, işte beş vakit namazı kılanların da, böyle küçük günahları affolunur)  buyuruldu.

Namaz,  Allahü teâlâya ve Resulüne imandan sonra, bütün amel ve ibadetlerden daha üstün bir ibadettir. Bunun için, namazları, farzlarına, vaciplerine, sünnetlerine, müstehaplarına riâyet ederek kılmalıdır. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” bir hadis-i şeriflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve Ashâbım! Edasına tamamıyla riayet olunan namaz, Allahü teâlânın beğendiği bütün amellerin en üstünüdür. Peygamberlerin sünnetidir. Meleklerin sevdiğidir. Marifetin, yerin ve göklerin nurudur. Bedenin kuvvetidir. Rızkların berekâtıdır. Duanın kabulüne vesiledir. Melekü’l-mevte  [yani ölüm meleğine], şefaatçidir. Kabirde ışık, Münker ve Nekire cevaptır. Kıyamet gününde üzerine gölgedir. Cehennem ateşiyle kendi arasında siperdir. Sırat köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir. Cennetin anahtarıdır. Cennette başına taçtır. Allahü teâlâ, müminlere namazdan daha önemli bir şey vermemiştir. Eğer namazdan daha üstün bir ibadet olsaydı, en önce müminlere onu verirdi. Zira meleklerin kimi devamlı kıyamda, kimi rükuda, kimi secdede, kimi de teşehhüttedir. Bunların hepsini bir rekat namazda toplayıp, müminlere hediye verdi. Zira namaz, imanın başı, dinin direği, İslam’ın kavli  [sözü] ve müminlerin miracıdır. Göğün nuru ve Cehennemden kurtarıcıdır).

Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, bir gece, çok ibadet ettiğinden, gece sonunda uyku bastırdı. Vitir namazı geçti. Sabah namazında, Peygamber efendimizi takip ederek, mescid kapısında huzuruna gelip feryat etti. (Ya Resulallah! İmdadıma yetiş, vitir namazım geçti) diye ağlayarak yalvardı. Resulullah efendimiz de, ağlamaya başladı. Bunun üzerine Cebrâil “aleyhisselâm” gelip, (Ya Resulallah! Sıddîk’a söyle ki, Allahü teâlâ onu affetti)  dedi.

Evliyanın büyüklerinden Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh”, bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. O kadar ağlayıp inledi ki, bir ses işitti: (Ey Bâyezîd! Bu kusurunu affettim. Bu ağlamanın bereketi ile sana ayrıca yetmiş bin namaz sevabı verdim) buyuruldu. Birkaç ay sonra yine uyku bastırdı. Şeytan gelip, mübarek ayağından tutarak uyandırdı. (Kalk, namazın geçmek üzeredir) dedi. Bâyazîd-i Bistâmî hazretleri buyurdu ki: (Ey mel’un, sen böyle işi nasıl yaparsın? Sen, herkesin namazının kaçmasını, vaktini geçirmesini istersin. Beni niçin uyandırdın?) Şeytan dedi ki: (Sabah namazını kaçırdığın gün, ağlayarak yetmiş bin namaz sevabı kazanmıştın. Bugün onu düşünerek, seni uyandırdım ki, bir vakit namaz sevabı bulasın. Yetmiş bin namaz sevabına kavuşamayasın!)

Büyük veli Cüneyd-i Bağdadî hazretleri buyurdu ki: (Dünyanın bir saati, kıyametin bin senesinden daha iyidir. Zira bu bir saatte, salih, makbul bir amel işlenebilir ve o bin senede bir şey yapılamaz). Resulullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Bir kimse bir namazı, bile bile öbür namaza birleştirirse, seksen hukbe Cehennemde yanacaktır).  Bir hukbe, seksen ahiret senesidir. Ahiretin bir günü bin dünya senesidir.

O halde, ey din kardeşim! Vaktini boş, faydasız şeylerle geçirme. Zamanının kıymetini bil. Vaktini en iyi şeylere sarf et. Sevgili Peygamberimiz, (Musibetlerin en büyüğü, vakti faydasız şeylerle geçirmektir)  buyurdu. Namazlarını vaktinde kıl ki, kıyamet günü pişman olmayıp, çok büyük sevaba kavuşasın! Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bir namazı vaktinde kılmayarak kazaya bırakıp edâ etmezden önce vefat eden kimsenin mezarına, Cehennemden yetmiş pencere açılıp, kıyamete kadar azap çeker).  Bir namazını vaktinde, bile bile kılmayan, yani namaz vakti geçerken, namaz kılmadığı için üzülmeyen ve bu namazı kaza etmeyi düşünmeyen, dinden çıkar veya ölürken imansız gider. Ya namazı, hatırına bile getirmeyenler, namazı vazife tanımayanlar ne olur? Namaza ehemmiyet vermeyenin, onu vazife tanımayanların (Mürted)  yani dinden çıkmış olacaklarını dört mezhebin bütün alimleri söz birliği ile bildirmişlerdir. Namazı bile bile kılmayıp, kaza etmeyi düşünmeyen ve bunun için azap çekeceğinden korkmayan kimsenin de (Mürted)  olacağı, Abdülganî Nablüsî hazretlerinin “Hadikatü’n-nediye”  kitabının “Dilin Afetleri” kısmında yazılıdır.

Kaynak: Namaz Kitabı (Hüseyn Hilmi Işık)

Benzer Suallerin Cevapları İçin Tıklayınız.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler

2 yorum

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment