Peygamber efendimizin vefâtından sonra, irtidad, dinden dönme hareketleri başladı. Bu hareketler büyük boyutlara ulaştı. Bunlarla mücadelede, Hazreti Ebû Bekir’in büyük katkısı oldu. Eğer böyle dirâyetli bir kimse olmasaydı tehlike bütün Arabistan’a yayılacaktı. Bunun için Hazreti Âişe “Resûlullahın ruhu kabz olununca, Araplar irtidad etti. Nifak, kabardı. Babamın üzerine çöken, dağların üzerine çökseydi, muhakkak, onları, ufatırdı!” demiştir.

Hazreti Ebû Hüreyre de “Eğer, Ebû Bekir olmasaydı, Muhammed aleyhisselâmın vefâtından sonra Ümmet-i Muhammed, helak olurdu!” demiştir.

“Kendisinden başka ilah bulunmayan O Allaha and olsun ki, Ebû Bekir, Halifeliği üzerine almasaydı, yüce Allaha ibadet eden olmazdı!” demiş ve bu sözünü, üç kerre tekrarlamıştır.

Ebû Reca’ül-Utaridi der ki “Medîne’ye girince, insanların toplandıklarını ve bir adamın “Ben, Sana kurban olayım! Vallahi, sen, olmasaydın, muhakkak, biz helak olurduk!” diyerek bir adamın başını öptüğünü gördüm.

“Bu öpen ve öpülen kimdir?” diye sordum. “Mürtedlerle savaşından dolayı, Ebû Bekir’in başını, Ömer, öpüyor!” dediler.

Hazreti Âişe de buyurdu ki: Babam, Arapların irtidad ettikleri günlerde kılıcını sıyırıp devesine binince, Hazreti Ali, yanına vardı, devesinin yularından tuttu ve “Sana, Resûlullah aleyhisselâmın Uhud savaşı gününde söylediğini söylüyorum: Sok kınına kılıcını da, kendini tehlikeye atıp bizi acı içinde bırakma! Vallahi, Senin başına bir felaket gelecek olursa, senden sonra, artık, İslamiyet, temelli düzelmez!” dedi.” (Eğer halifeliğine karşı olsaydı, gidip ölmesini isterdi. Böylece halifelik için önü açılırdı.)

Yine Hazreti Âişe o günleri şöyle anlatır: Resûlullahın vefâtı üzerine Arap kabîlelerinden bir çokları irtidad ettiler, dinden döndüler. Yahudilik, Hıristiyanlık ve münafıklık ortaya çıkmağa başladı. Müslümanlar, kış gecesinde yağmura tutulup dağılan koyunlara döndüler. Hatta o sırada, Mekkelilerin çoğu, İslamiyetten dönmeğe hazırlandılar. Süheyl bin Amr, Kabe’nin kapısına dikilerek Mekkelilere seslendi. Onlara etkili bir konuşma yaparak şüphelerini, dinden dönmelerini önledi.

İslam tarihinde, dini red etme, dinden dönme mânâlarında “irticâ- geriye dönme, “mürteci- geriye dönen” tâbirleri bu hâdiselerden sonra kullanılmaya başlandı. Peygamberimizin vefâtından sonra, münafıkların, Yehudilerin ve Hıristiyanların kışkırtmaları ile topluluklar halinde dinden dönmeler başladı. Hazreti Süheyl bin Amr, Kabe’nin kapısına dikilerek Mekkelilere seslendi. Onlara şunları söyledi: “Ey Mekkeliler! Siz, Müslüman olanların sonuncusu oldunuz. Sakın irtidad edenlerin, Müslümanlıktan dönenlerin ilki olmayınız! Vallahi, yüce Allah, Resûl aleyhisselâmın buyurduğu gibi, bu işi, muhakkak tamamlayacaktır! Ben, Onu, şu bulunduğum yerde tek başına dikilerek, “Benimle birlikte La ilâhe illallah deyiniz de, size bakarak Araplar dine girip Arap olmayanlar, size cizye ödesin!

Vallahi, Kisra’nın ve Kayser’in hazineleri Allah yolunda harcanacaktır!” buyurduğunu işitmişimdir.

Alay edenlerin, zekat ve sadaka tahsildarı olduklarını gördünüz. Vallahi, geri kalanı da, vukû bulacaktır! Vallahi, ben, iyi biliyorum ki: Güneşin doğması ve batması devam ettiği müddetçe, bu din, devam edecektir. Aranızdaki o kişiler, sizi aldatmasın! Benim bildiğim bu işi, o kişiler de, bilir.

Fakat, Haşimoğullarına olan kıskançlığı, onların kalblerini mühürlemiştir.

Ey insanlar! Ben, Kureyş’in, karada ve denizde en çok taşıtları bulunanıyım. Siz, Emir’inize itaat ediniz ve zekatlarınızı ona ödeyiniz.

Eğer, İslamiyet işi, sonuna kadar devam etmezse, ben, sizin zekatlarınızı size geri vermeğe kefilim! “dedi ve ağladı.

Bunun üzerine, halk, yatıştı.

Süheyl bin Amr, yaptığı tesirli konuşma ile Mekkelileri irtidaddan vazgeçirince, Mekke vâlisi Attab bin Esid, ortaya çıkabildi.

Süheyl bin Amr, Bedir Savaşına, müşriklerle birlikte katılıp esir edildiği zaman, Peygamberimizin, Hazreti Ömer’e, onun hakkında “Yermeyeceğin bir Makamda dikilip halka hitapta bulunması da, me’mûldür!” Hadisi ile haber verdiği hoşa gidecek Makamdaki konuşmasından maksadının bu konuşması ve hizmeti olduğu anlaşıldı.

Hazreti Ömer de, Süheyl’in konuşmasını işittiği zaman, Peygamberimizin, hazreti Süheyl hakkında söylemiş olduğu sözü hatırlamış ve peygamberimizin gıyâbında “Ben şehâdet ederim ki: Sen, muhakkak Resûlullahsın!” demekten kendini alamamıştır.

 

İbn Hişâm, es-Sîre, II, 665; İbn Asâkir, Tarihu Dımaşk, XXX, 312.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler