Âdem aleyhisselâm yaratılınca alnına, sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın nûr-u şerîfi kondu. O nûr alnında parlamaya başladı. Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği gibi; Âdem aleyhisselâmdan itibâren temiz babalardan ve temiz analardan geçerek, Peygamber efendimize kadar geldi. Bunu Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen şöyle bildirmiştir:

“Sen, yâni senin nûrun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana inkılâb etmiş, ulaşmıştır.” [4]

Hadîs-i şerîfte; “Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücûda getirdi. Sonra, bu kısımlarından en iyisini (Arabistan’da) seçti. Beni bunlardan vücûda getirdi. Sonra evlerden, âilelerden en iyisini seçip, beni bunlardan meydana getirdi. O hâlde, benim rûhum ve cesedim mahlûkların en iyisidir. Benim silsilem, ecdâdım en iyi insanlardır” buyurulmuştur.

Diğer bir hadîs-i şerîfte ise: “Allahü teâlâ, her şeyi yoktan var etti. Her şey içinden insanları sevdi, kıymetlendirdi; insanlar içinden de seçtiklerini Arabistan’da yerleştirdi. Arabistan’daki seçilmişler arasından da, beni seçti. Beni, her zamanki insanların seçilmişlerinde, en iyilerinde bulundurdu. O hâlde, Arabistan’da bana bağlı olanları sevenler, benim için severler. Onlara düşmanlık edenler, bana düşmanlık etmiş olurlar” buyurulmuştur.

Yaratılan ilk insan olan Âdem aleyhisselâm, Muhammed aleyhisselâmın zerresini taşıdığı için, alnında O’nun nûru parlıyordu. Bu zerre Hazreti Havvâ’ya, ondan da Şît aleyhisselâma ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. Muhammed aleyhisselâmın nûru da zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti. Melekler ne zamân Âdem aleyhisselâmın yüzüne baksalar, alnında Muhammed aleyhisselâmın nûrunu görürlerdi.

Âdem aleyhisselâm vefât edeceği zaman, oğlu Şît aleyhisselâma dedi ki: “Yavrum! Bu alnında parlayan nûr, son Peygamber Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bunu, mü’min ve afif, temiz hanımlara teslîm et ve oğluna da böyle vasiyette bulun!” Muhammed aleyhisselâma gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasiyet ettiler. Hepsi bu vasiyeti yerine getirip, en asîl ve en kibâr kızlar ile evlendiler. Nûr, kadın-erkek, temiz alınlardan geçerek asıl sahibine ulaştı. Resûlullah Efendimizin dedelerinden birinin iki oğlu olsa, yâhut bir kabîle 2 kola ayrılsa, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın nûru, en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunurdu. Her asırda O’nun dedesi olan zât, yüzündeki nûrdan belli olurdu, O’nun nûrunu taşıyan seçilmiş bir soy vardı ki, her asırda bu soydan olan zâtın yüzü pek güzel ve çok nûrlu olurdu. Bu nûr ile kardeşleri arasında seçilir, içinde bulunduğu kabîle başka kabîlelerden daha üstün, daha şerefli olurdu. Nitekim Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerifinde buyurdular ki:

“Benim dedelerimin hiç biri zinâ yapmadı. Allahü teâlâ, beni, tayyib, iyi babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayırlısında, en iyisinde bulunurdum.”

Âdem aleyhisselâmdan beri, evlâddan evlâda geçerek gelen bu nûr, Târûh’a, ondan oğlu İbrahim aleyhisselâma, sonra oğlu İsmâil aleyhisselâma geçmiştir. Onun da alnında güneş gibi parlayan nûr, evlâdından Adnân’a ondan Me’âd’a, ondan da Nizâr’a intikâl etmiştir. Nizâr doğunca, babası Me’âd, oğlunun alnında nûru görüp sevinmiş, büyük bir ziyâfet vererek; “Böyle oğul için, bu kadar ziyâfet az bir şey” dediği için, oğlunun adı Nizâr, yâni az birşey mânâsında kalmıştır. Bundan sonra da nûr, sıra ile intikâl ederek asıl sâhibi olan sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma ulaşmıştır.

Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerifte şöyle buyurdu:

“Ben, Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim (Amr), Abdü Menâf (Muğîre), Kusayy (Zeyd), Kilâb, Mürre, Ka’b, Lüveyy, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike (Âmir), İlyâs, Mudar, Nizâr, Me’âd, Adnân oğlu Muhammed’im. Mensûb olduğum topluluk, ne zamân 2’ye ayrılmış ise, Allahü teâlâ beni muhakkak onların en hayırlı olan tarafında bulundurmuştur…” [5]

Başka bir hadîs-i şerifte de;

“Allahü teâlâ, İbrâhim oğullarından İsmâil’i seçti. İsmâil oğullarından Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarım seçti. Hâşim oğullarından Abdülmuttalib oğullarını seçti. Abdülmuttalib oğullarından da beni seçti” [6] buyurmuştur.

Kıldı ol nûr, ânın alnında karâr, Kaldı anın ile, nice rûzigâr.
Sonra Havvâ alnına, nakl etdi bil,  Durdu anda dahî nice ay ve yıl.
Şîs doğdu, ona nakl etdi bu nûr,  Ânın alnında, tecellî kıldı nûr.

İrdi İbrâhîm ve İsmâîl‟e hem. Söz uzanır, ger kalanın der isem.
İş bu resm ile müselsel, muttasıl, Tâ olunca Mustafâ‟ya müntekıl.
Geldi çün olrahmeten li‟l-âlemîn, Vardı nûr, anda karâr kıldı hemîn.

[4] eş-Şüara, 26/219.

[5] İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 55-56.

[6] İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 20.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler