Peygamber efendimiz, yaratılmışların en üstünü olduğu gibi, Allahü tealayı hakkıyla tanıyıp, O’ndan en çok korkanı idi. Cenab-ı Hak, O’nu günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, O, hiç durmadan ibadet eder, Allahü tealaya dua ve istiğfarda bulunurdu. Gecenin evvelinde (yatsıdan sonra) uyur, sonunda da ibadet ederdi.

İbn-i Abbas şöyle anlatır: “Bir gece mü’minlerin annesi Hazreti Meymune’nin evinde misafir oldum. Resûlullah, gece yarısına kadar yahut biraz önce veya sonrasına kadar uyudu. Sonra uyanıp oturdu, eliyle yüzlerinden uyku izlerini giderdi. Kalkıp asılı duran su ibriğini alıp abdest aldı. Al-i İmran sûresi sonundan on ayet-i kerime okudu ve namaza durdu. Ben de kalkıp Resûlullah’ın aldığı gibi abdest aldım ve namazda o Serverin yanına durdum. Resûlullah iki rekat namaz kıldı. Sonra iki rekat daha kıldı. Arkasından tekrar iki rekat daha kıldı. Sonra vitir namazına durdu. Bunu müteakib sabah ezanı okununcaya kadar yattı. Sonra kalkıp tekrar iki rekat namaz kıldı ve mescide çıkıp sabah namazının farzını kıldı.”

Hazreti Âişe validemiz anlatır; “Resûlullah efendimiz bir gece uyumuştu. Uyanınca; “Ey Âişe, müsaade edersen, bu gece Rabbime ibadetle meşgûl olayım” buyurdu. Sonra kalktı. Kur’an-ı Kerîm okuyup, ağladı. Hatta gözyaşıyla iki dizi ıslandı. O, okumaya devam etti, okudukça mübarek gözyaşları bedenine temas eden her yeri ıslatmıştı. Bu hal sabaha kadar devam etti.

Sabahleyin Bilal-i Habeşi gelip durumu görünce; “Anam ve babam feda olsun ya Resûlallah! Allahü teala senin geçmiş ve gelecek hatalarını affetmedi mi?” deyince, Resûlullah;”Ey Bilal! Ben şükredici kul olmayayım mı ki; Allahü teala bu gece; “Göklerin ve yerin yaratılmasında gece ve gündüzün birbiri arkasından gelmesinde, akıl sahipleri için elbette çok âyetler, işaretler vardır” (Ali İmrân 3/190.) âyet-i kerîmesini inzal buyurdu”

“Müslim”de bildirilen hadîs-i şerîfde de; “Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece bunlardan yetmiş defa Allahü teâlâya istiğfar ederim.” Ve “Kalbimde (envar-ı ilahiyyenin gelmesine engel olan) perde hasıl oluyor. Bunun için her gün, 70 kerre istiğfar ediyorum” ve yine “Allahü teâlâya her gün yüz kerre istiğfar ediyorum” buyurdu.

Peygamber efendimizin Allahü teâlâdan korkması o derece fazla idi ki, kahkahayla güldüğü görülmezdi.

İmâm-ı Tirmizi’nin Ebû Zer’den merfu’an bildirdiği hadîs-i şerîfde; “Şüphesiz sizin görmediklerinizi ben görüyorum. Duymadıklarınızı da duyuyorum. Semada meleklerin secde etmedikleri, dört parmaklık bir boş yer yoktur. Vallahi benim bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız. Yollara düşüp avazınız çıktığı kadar yüksek sesle Allahü teâlâya yalvarırdınız” buyurmuştur.

Ebû Hüreyre’nin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfde Resûlullah efendimiz; “Hiç kimseyi, ameli, Cennet’e götürmez” buyurdu. “Sizi de mi ya Resûlallah?” diye sorulunca; “Evet, beni de amelim Cennet’e götürmez. Ancak, Allahü teâlânın fadlı ve rahmeti beni örter” buyurdu.

İbn-i Ömer anlatır; “Resûlullah’la birlikte bir meclisde bulunduğumuz zaman; “Ya Rabbi! Beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Sen tövbeleri kabul edicisin ve rahimsin” diye yüz defa buyurduğunu sayardık.”

Enes bin Mâlik nakletti: “Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem devamlı “Allahümme ya Mukallibel-kulub, sebbit kalbi ala dinik” buyururdu.

Tirmizi’nin Ebû Sa’id-il-Hudri’den rivâyet ettiği hadîs-i şerîfde, Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Yatağına girdiğinde üç defa Estagfirullah’el-azim ellezi la ilâhe illa hüvel-hayyül-kayyum ve etubü ileyh’ diyen kimsenin günahları deniz köpükleri veya Temim diyarının kumları veya ağaç yapraklarının sayısı veya dünyanın günleri kadar çok olsa da, Allahü teâlâ onun günahlarını bağışlar.”

Buhari ve Müslim’in naklettiklerine göre; Resûlullah şöyle istiğfar ederdi: “Allahümmeğfir hatîeti ve cehlî, ve israf fi emrî ve mâ ente a’lemü bihi minnî.” (Allah’ım! Senin bildiğin ve benim (bilerek veya) bilmeyerek haddini aşmak sûretiyle yaptığım, işlediğim hataları affeyle!).

“Allahümme’gfirli hezlî ve ciddî ve hataî ve amdî ve küllü zâlike indî. Allahümme’gfirli mâ kaddemtü vemâ ahhartü vemâ esrartü vemâ a’lentü ve-mâ ente a’lemü minî ent-el mukeddemü ve ent-el mu’ahharu ve ente alâ külli şey’in kadîr.”

(Allah’ım, şaka, ciddi, unutarak ve bilerek benim için yapılması mümkün bütün kusurlarımı mağfiret et. Allah’ım! Takdim ve te’hir ettiğim, gizli ve âşikâre işlediğim, senin bildiğin her çeşit kusurlarımı bağışla. Mukaddem ve muahhar olan sensin. Her şeye kadir olan sensin.)

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler