Sual: Dinde reformcu (Kadın, erkeğin istediği gibi kullanacağı, istemediği zaman def’ edeceği bir mahluk değildir. İnsanın dünyada ve ahirette mesut olmasını isteyen Cenab-ı Hakk’ın irâdesine göre, izdivacı bir kaide altına almalıyız. Avrupalılar, bir zevceden başkasını yasak etti ise de, çoğunun gayrimeşru birkaç zevcesi ve metresleri vardır) diyor. Buna ne cevap vermek lazım?

Cevap: Poli-gami yani çok evlenmek, Avrupalıların ve ilerici, yani taklitçilerin müslümanlara saldırdığı sebeplerden biridir. Halbuki müslümanlar dörde kadar kadın alırken, Avrupalılar sayısız kadın ve metreslerle düşüp kalkıyorlar. Dörde kadar evlenebilmek için, İslamiyet şartlar koymuştur. Bu şartları herkes yerine getiremez. Bunun içindir ki müslüman erkeklerin birden fazla evlenmesi sınırlıdır ve az kimselere nasip olmaktadır. Zaten, birden fazla evlenmek, bir emir değil, şartlara bağlı bir izindir. Birden fazla evlenmek yasak olan yerlerde, fuhşun, zinanın çoğaldığı görülmektedir.

Dinde reformcuların çok evlenmeyi kötülemek için ileri sürdükleri biricik sebep, bunun kadınlar üzerinde nahoş tesir bırakmasıdır. Çok evlenmenin, nüfusun artmasına yardım edeceğini onlar da söylüyor. Bu artışın sıcak memleketlere mahsus olması sözü ve aklı, zekası işleyenlerde şehvani kuvvetlerin azalması iddiası, müşahedeye ve mantığa sığmayan düşüncelerdir. Hatta, medeni denilen soğuk memleketlerde, kadın haklarının tanınması, kadına hürriyet verilmesi için yükselen seslerin, propagandaların sebebi incelenince, kadınlara karşı olan şehvani arzular, maske altından meydana çıkmaktadır.

Bizdeki Avrupa taklitçilerinin de, bu konuda, şehvani arzuların peşinde koştukları meydanda ise de, bunların asıl hedefi, başlıca gayeleri, İslamiyete saldırmak olduğu, her sözlerinden anlaşılmaktadır. Kadınlara hak verilmesi veya şehvani, hayvani arzuların serbest bırakılması, ikinci planda kalmakta, bütün kuvvetleri ile İslamiyete mahsus olan hükümlere, hatta izinlere saldırarak, İslamiyeti yok etmeye, bunun yerine Avrupalıların ahlaksızlıklarını, hıristiyanlığı getirmeye uğraştıkları görülmektedir. Milliyetçi, Türkçü perdesi arkasında çalışan çok sinsi ve usta bir dinde reformcu olan Ziya Gökalp, (Din ve İlm) adındaki manzumesinde, bakınız nasıl zehr kusmaktadır:

Kadın tamam olmadıkça, eksik kalır bu hayat!
Ailenin adle uygun olmak için binası,
Nikah, talak, miras, bu üç işte gerek müsavat!
Bir kız, irste yarım erkek, izdivacda dörttebir,
Bulundukça, ne aile ne memleket yükselir.

Başka yazılarında, Kur’ân-ı Kerîme, namaza saldırdığı gibi, bu şirinde, kadın hakları perdesi altında, İslamiyeti lekelemeye kalkışıyor. Kadınla erkeğin eşit olmasında direnen ilericiler, Allahü teâlânın yaptığı anatomik ve fizyolojik eşitsizliği de düzeltseler ya! Bir horoz, sekiz-on tavuğu idare eder. Fakat bir tavuk sürüsü içinde iki horoz bir arada bulunamaz. Hayvanatın hemen hepsinde de böyledir. Koyun yetiştirmekle geçinen insanlar, sürünün içinde birkaç koç bulundurarak, fazlasını keser veya satarlar.

Kadın ile erkek arasında her bakımdan müsavat yoktur. Kadın, yalnız erkeği kendine çekecek kuvveti ile tesir edebilir. Birçok işlerde, hep erkekten aşağıdadır. Dünyanın her yerinde, kadın süslenmek ister. Ne kadar muhterem olsalar, kıymetli bir eşya gibi, başkalarına ait olmak durumundadırlar. Güzel görünmek arzusunu hiçbir şeye feda edemeyen kadınlar, kendilerini erkeklerin ve erkekler arasında da seçilmiş olanların mükafatı gibi görürler. Bazı memleketlerde kadınlara verilen haklar, yani erkeklerle müsavi tutulmaları, yaratılıştaki noksanlıklarını gideremez. Erkeğin beyni, kadın beyninden büyük ve daha ağır olduğu hâlde, köylerde kadınlar erkek gibi ve onlardan daha çok çalışırlar. Fakat bu çalışmaları, onları hakim ve Âmir yapamamıştır. Kur’ân-ı Kerîmde, erkeklerin kadınlardan üstün olduğu bildirilmiştir. Allahü teâlâ, erkekleri kadınlardan kuvvetli ve hakim yaratmıştır. Dünyaya gelecek çocuğun anası ve babası daha ziyade oğlan olmasını isterler. Bu da, erkeğin hayatta bir dayanak, bir kuvvet ve kadının bir noksanlık olduğunu göstermektedir. Kadının, ne yaparsa yapsın, bir senede ancak bir çocuğu olur. Erkeğin buradaki faaliyeti hududsuzdur. Bir erkek, bir sene içinde kadınlarının sayısında çocuk babası olabilir. Bu çocukların babası ve anaları da bellidir. Çocuk yetiştirme bakımından bir erkek, adeta yüzlerce kadına bedeldir.

Bütün bunlardan başka, dünyaya gelen kız sayısı, oğlandan fazladır. Muharebelerde de erkekler daha çok azalmaktadır. Bazen da, erkeklerin evlenmek istememesinden, evlenecek kadın sayısı erkek sayısından binlerce fazla oluyor. Böyle olduğunu gazetelerde sıksık okuyoruz.

Aşağıdaki yazı, 3 Recep-ül-fert 1393 ve 2 Ağustos 1973 Perşembe tarihli Türkiye gazetesinden alınmıştır:
Amerikada mevcut yaşama istatistiklerine göre, kadınlar erkeklerden daha uzun bir hayat süresine sahiptirler.
İstatistikler, kadın sayısının erkek sayısını iki milyon geçtiğini ve 25 yaşından yukarı her yaş grubunda, kadın sayısının erkek sayısından daha fazla olduğunu göstermektedir.

Dünyada yapılan istatistiklere göre, 65 yaş ve yukarısı her 1000 erkek için, 1275 kadın mevcuttur. 1980 yılında, bu yaş grubunda olan her 1000 erkek için 1500 kadın mevcut olacak ve bu büyüme, kadınlar lehine daha da artacaktır. 65 ve yukarısı yaşta bütün kadınların 2/3’ü duldur ve her üç dul kadına karşı bir dul erkek mevcuttur. 1950-1960 arasında dul kadınların sayısı% 17,7 çoğaldığı hâlde, buna karşılık dul erkek sayısı % 2,4 azalma göstermiştir.

Yine Amerika’da, erken doğumlarda kız çocuklarının ölüm oranı, erkek çocuklara nazaran % 50 azdır. Doğumu takip eden ilk ay içinde meydana gelen ölümlerdeki kız çocukların sayısı, erkeklerden % 50 azdır. Doğumu takip eden bir yıl içinde ölen her 100 çocuktan 75’i erkektir.

Büyüme çağında kızlar, oğlanlardan daha çabuk gelışır, konuşur ve muayen bir yaşa kadar daha çabuk büyür. Beş ila dokuz yaş arasındaki çocuk ölümlerinde, erkek çocuk ölümleri kızlara nazaran iki mislidir. 10 ila 19 yaş arasında bu oran % 145 olarak kendini göstermektedir.

Bütün yaş grubları içinde kalp hastalıklarına en fazla yakalananlar, erkeklerdir. 40 ila 70 yaş arasındaki kritik yaş grubu içinde bir kadına karşılık iki erkek bu hastalıktan ölmektedir. Ülser, kanser, zatürrie, tüberküloz ve gut hastalıklarına erkekler kadınlardan daha fazla yakalanmaktadırlar. Mesela, kadınlarda görülen kanser tiplerinden rahim ve göğüs kanserleri, erkeklerde görülen akçiğer, mide ve prostat kanserlerinden daha kolay tedavi edilmektedir.

Kadınlar erkeklerden belki daha sık fakat daha ufak tefek hastalıklara yakalanmaktadırlar. Kayd edilen 365 hastalıktan erkeklerin 245, kadınların ise sadece 120 tanesine daha kolay yakalandığı tesbit edilmiştir.

İstanbul’da neşredilen 5 Recep-ül-fert 1404 ve 18 Nisan 1983 tarihli Hürriyet gazetesinde diyor ki (Nüfus sayımının kesin ve resmi sonuçlarına göre, İstanbul’da her dört dul erkeğe 17 dul kadın düştüğü anlaşılmıştır.) Bu netice, dul kadın sayısının, dul erkek sayısından dört kat fazla olduğunu gösteriyor.

Kadınların fazla olduğunu gösteren vesikalardan biri de, namusunu satarak yaşıyan kadınların sayısının çok olmasıdır. Böyle kadınların, hele ilerici memleketlerde, çok olduğu meydandadır. Bu kadınlarla münasebette bulunmaktan kendini koruyamayan erkekler, evli iseler de, bekar iseler de bunlarla evlenseler, bunlara verecekleri namussuzluk parasını, aile nafakası yapsalar fenâ mı olur? Dinde reformcular, ilericiler bu soruya, fenâ olmaz, iyi olur, diyemiyorlar. Çünkü bunlar, kadınların daima değiştirilebilecek hâlde kalmasını istiyorlar. Çok evlenmeyi beğenmeyenler, belki de zevklerini yapabilmek için kendilerine bol sayıda kadın kalmamasından korkanlar olsa gerek.

Erkeğin, gayri meşru münasebette bulunduğu kadınları görüşü başka olur, ailesine karşı görüşü başka olur, denilirse; bu sözden de anlaşıldığı üzere gayr-ı meşru çalışan kadınlar, değerini kaybetmiş, aşağı kimselerdir. Bunun içindir ki yüksek mevkili bir kadınla münasebette bulunmak, katkat daha fenâ, daha ayıp bir iş sayılmaktadır.

Kadınlar zaruret ve ihtiyaç ile veya aldatılarak fuhşa sürükleniyor, erkekler için böyle şey düşünülemez. O, bu işte, para kazanmıyor. Üstelik para vermektedir. Kadının erkekle müsavi olamayacağı buradan da anlaşılmaktadır.

Kadın ne kadar güzel olsa, yine erkeğe karşı matlub mevkiinde görünmekten vazgeçmez. Hayası azalmış olanlar, kadınlığı ticaret malı haline getirir. Demek ki kadın erkekten daha çekingendir. Bu çekingenlik, şehvetlerinin azlığından değil, hislerini gizlemeye erkeklerden fazla muktedir olmalarındandır. Kadınlarda şehvet daha fazla olduğu gibi, hayaları da erkeklerden daha fazladır. Hayası azalan kadın bile genelevde oturur. Onun ayağına kadar gelen, üstelik para da veren erkektir. Dünyanın hiçbir yerinde, müşterileri kadın olan, sermayeleri erkek olan bir genelev yoktur.

Kadınların hayası, erkeklerden daha çok sabırlı ve metanetli olmalarını sağlar. Onların birçok ağır işlere atılmalarını da önler. Kadına da, erkeğe de, bir hayvan kadar kıymet vermeyen belli komünistleri ve müslümanları aldatmak için, hükümetlerine (Sosyalist İslam Cumhuriyeti) ismini takan komünist uşaklarını bir tarafa bırakırsak, bugün en sıkışık durumdaki milletler bile kadınlarına silah takarak cepheye göndermiyor. Erkekler azalınca, kadınları geri ve hafif işlerde kullanıyor. Erkekler, bu ağır ve tehlikeli işleri yüklenmelerine ve vatanları, evlatları için canlarını vermelerine karşılık; harblerin, ağır sanayiin sebep olduğu nüfus kaybını önlemek için, kadınlardan da, çok evlenmeye karşı üzülmeyecek kadar bir fedakarlık bekleyebilir.

Erkeklerin düşmanla cihatı ile kadınların nefsleri ile savaşmaları, bizim burada bildirdiğimiz gibi, şu hadis-i şerifte de birbiri ile karşılaştırılmaktadır:

(Allahü teâlâ, kıskançlığı kadınlara ve cihadı erkeklere yükledi. Hangi kadın, bu emre iman ederek vazifesinde sabır gösterirse, şehit olan mücahit kadar sevap kazanır). Bu hadis-i şerifte, kadınların çok evlenmeye sabır göstermelerine işaret buyurulmaktadır. Kadın, hem kıskanacak, hem de buna katlanacaktır. İşte bu büyük fedakarlık, erkeklerin cihatı gibi tutulmuştur. Cihat ile teaddüd-i zevcatin birbirine karşı tutulmasının uygun olduğu şuradan da anlaşılıyor ki teaddüd-i zevcat, nüfusun artmasına, harp ise azalmasına sebep olur. Mustafa Sabri Efendi’nin (Beyan-ül Hak) adındaki mecmuadaki yazısında, teaddüd-i zevcatin cihat karşılığı olarak düşünülmesi, çok açık izah edilmiştir.

İslamiyet, teaddüd-i zevcati emretmemiş, izin vermiştir. Bu izini kullanmamak elbet günah olmaz ise de, bu izinin sosyal hayata, ilme ve akla uygun olduğuna inanmak, böyle olmadığını söyleyenleri haksız bilmek dini bir vazifedir. Bundan başka, İslamiyetin bu izininden istifade etmek istemeyenlerin teaddüd-i zevcat ihtiyacını karşılamak üzere, bunun yerine günah olacak başka yolları aramamaları da şarttır. Şimdi, bu izinden istifadeye kalkışanlar yok iken, dinde reformcuların bu izin üzerinde ileri geri konuşmaları, bölücülerin, 1400 sene önce olmuş bitmiş ve İslam âlimlerince hükmü verilmiş olan hazret-i Ali ile hazret-i Muaviyenin muharebelerini ortaya çıkararak, Ashâb-ı kirama dil uzatmalarına benzemektedir. Böyle yersiz ve zamansız çekişmeler, müslümanlar arasına fitne sokmaktan, İslam düşmanlarını harekete getirmekten başka bir şeye yaramaz. Teaddüd-i zevcat emir değil, bir izindir. Müstehab bile olmayıp, mubah olduğu, Türkçe (Nimet-i İslam) kitabında yazılıdır. Allahü teâlânın bu izinini kötülemenin caiz olmadığına inanmak da farzdır. Kur’ân-ı Kerîmde açıkça bildirilen bu izini kabul etmemek veya beğenmemek de küfürdür. Şurasını da söyleyelim ki kanun yasak ettiği için veya zevcesinin hatırını gözeterek, yalnız onunla yaşamayı tercih eden zevc, teaddüd-i zevcattan vazgeçtiği için sevap kazanır. Din-i İslamın teaddüd-i zevcata izin vermesi iffeti korumak ve nüfusu arttırmak içindir. Teaddüd-i zevcati beğenmeyenlerin sözlerini incelersek, onların asıl canını sıkan şey, birden fazla evlenmek değil, dörde kadar evlenmektir. Çünkü, teaddüd-i zevcati beğenmeyenlerin dörtten katkat fazla metresleri olduğu, gayri meşru kadınlarla yaşadıkları meydandadır. Bütün genelevler kapatılarak, umumi ve hususi fuhşlar yasak edilirse, teaddüd-i zevcatı beğenmeyenler, fikirlerini derhal değiştirirler. Teaddüd-i zevcat, gayri tabii bir şey olduğu için, müslümanlar arasında da kalmamış gibi sözler, ortadan kalkar. Teaddüd-i zevcat kendiliğinden yayılmaya başlar.

Çok evlenmek uygunsuz bir iş olduğu için tutunamamış da, onun yerine, tabii, medeni insanlara uygun olan fuhş, zina yer almış, öyle mi? Birçok erkekler, inkar edemeyecek bir haldedirler ki teaddüd-i zevcatın boşluğunu sefahetle dolduruyorlar. Bunun için de, kadın erkek arasındaki perdeleri yırtarak, kadınların hayaları, şerefleri ile oynuyorlar. Kadınlara tam hürriyet veren Avrupa memleketlerinde, erkeklerle kadınlar karmakarışık olmuştur. İslamiyet ise, kadınları erkeklere taksim etmiş ve düzeni korumak için, kadınların örtünmelerini emretmiştir.

Bir dinde reformcu, (Erkeklerin dörde kadar evlenmesi, kadın haklarını çiğnemektir. Bir erkeğe bir kadın olması, hakların eşit ve insanların adalet üzere taksimidir. Teaddüd-i zevcat, bu müsavatı ve adaleti bozmaktadır) diyecek olursa, yukarıdaki yazılarımız buna gerekli cevabı vermekte ise de, birkaç satır daha yazmak faydalı olacaktır:

Teaddüd-i zevcat olmayan memleketlerde, bunun yerine sefahetin, fuhşun yayıldığı meydandadır. O hâlde, kadınların böyle fuhşa sürüklenmesinin, onlara bir hak ve müsavat kazandırmak olduğu nasıl söylenebilir? Bütün bu yaygaraların, kadınlara hak vermek perdesi altında, erkeklerin sefahetini ve zevkini sağlamak için olduğu anlaşılmaktadır. Dünyada kadın sayısının erkeklerden çok olduğunu, her sene gazetelerde okuduğumuz istatistikler de göstermektedir. Bunun için, bir erkeğe birden çok kadın düşecektir. Eğer düşmez ise, çok evlilik, kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Böylece haksızlık, müsavatsızlık sözleri sebepsiz kalacaktır. Erkek, fazla kadın bulamayınca, bir kadınla yaşayacaktır. Fakat, fazla kadın bulduğu ve onunla münasebette bulunmak arzusunu yenemediği hâlde, meşru yolda mı, yoksa meşru olmayan yolda mı bulunsun? İşte, dinde reformcularla müslümanlar arasındaki bütün ayrılık buradadır. Meşru yolu mu, meşru olmayan yolu mu kapamak lazımdır? Birini kapamak, ikincisini yaymak ve kolaylaştırmak elbette lazımdır. Fakat hangisini? Müslümanların ilerlemeleri, müslümanlığa yapışmakla olabilir. Müslüman olmayarak kurtulmalarına, ihtimal yoktur.

(Nikah yapılırken, İslamiyette her türlü şart yapılabilir. Bir kadın, nişanlısından evlilikleri boyunca tek evli kalmasını, boşama hakkının kendisine verilmesini istiyebilir) diyorlar. Bu sözleri doğrudur. İslamiyet kadına bu hakkı da vermektedir. Bu hususta (İbni Abidin) de geniş bilgi vardır.

Erkek, ilk zevcesinin hatırını sayarak bir daha evlenmesin. Öte yandan şehvetlerine kapılarak, arzularını başka yerlerde arasın bulsun? Kendi iffetine namusuna kıysın? Başka bir kadının namusunu, iffetini de bozsun. Boyunca da, günaha girsin. Yukarıda yazdığımız hadis-i şeriflerde bildirilen azapları kazansın. Erkeklerin bu bozuk, kötü işlerini anlayan kadınlarında da kötü hisler uyansın? Hatırlarına kıyılamadığı hâlde, iffetlerine kıyılmış olsun? Erkeğin kötü kadınlarla düşüp kalktığını işiten zevcesi acaba ağır bir darbe yemiş olmayacak mıdır? Namussuz bir erkeğin zevcesi olmak felaketi de, buna eklenmiyecek midir? Bundan başka, zevcenin de iffeti bozulmak zararı, bu yüzden zevcin zararı, zevcin münasebette bulunduğu kadının zevci varsa onun zararı, zevcenin münasebet kuracağı erkeğin zevcesi varsa, onun zararı, bu işlerde yok edilen çocukların zararı ve ayrıca tehlikeye atılan sıhhatler de düşünülürse, insaflı, doğru karar vermek çok kolay olur. Gayri meşru buluşmalardaki frengi, belsoğukluğu ve muhakkak öldürücü olan aids hastalıkları, bütün dünyayı tehdid etmektedir. Allahü teâlânın hikmetinin büyüklüğüne bakınız ki en fenâ, en tehlikeli hastalıkları, İslamiyetin dışındaki hareketlere musallat etmiştir. Bu yolsuz işlerde kaybolan çocukları, doğmayan çocuklar sanmayınız. İslamiyetin emri burada çok incedir. Zinaya karşı evlileri Recm ederek öldürmek emri, bundan hâsıl olacak çocuğun, soysuz bir piç bırakılarak, insanlıktaki şerefi yok edilmiş olduğu için konulmuş bir cezadır. [Recm, üzerine taşlar atarak öldürmek demektir.] Böyle münasebetlerden alınacak tehlikeli hastalıklar, evdeki çocuklara da bulaşınca, bütün aile maddeten ve manen ölüme sürüklenmiş olur. Bütün bu zararları önleyen teaddüd-i zevcatta yalnız birinci kadının ufak bir zararı var. Bu zarar da hissi bir zarardır. Vicdani bir zarar değildir. Çünkü, canından çok sevdiği Allahın izin verdiği, hoş gördüğü bir şeydir.

Yukarıda bildirilen faciaları, zararları önlemek için, bu fedakarlığı İslamiyet kadınlardan bekleyor. Bu fedakarlıklarından dolayı çok sevap kazanacaklar. Nüfusun artmasına, kendi cinsi olan kadınların koca bulmalarına yardım etmiş olacaklardır. Kadınlar, faydaları meydanda olan öyle mukaddes ve milli bir fikir terbiyesi ile yetiştirilirse, bunun, hisse ve nefse güç gelmekten ibaret olan zararı da ortadan kalkar. İlericiler, her zorluğa katlanarak yükselmeye söz verdik diyorlar. Erkekler muharebede can vermeye hazırlanırken, kadınlardan da ufak bir fedakarlık, beklenilemez mi? Zevclerinin adet haline gelen sefahetlerini, kötü ve zararlı hareketlerini bilmemezlikten gelmek gibi bir aşağılık ve alçaklık yerine, nefslerini, faydalı, necib bir hisse alıştırsalar iyi olmaz mı?

İttihatçılar zamanında, millet meclisinde Manisa meb’usü Mensuri zade Said, teaddüd-i zevcatın yasak edilmesi için kanun çıkarılmasını teklif etmişti. Meb’uslerin çoğu böyle şey olamaz dediler. Kanun çıkarılamadı. Böyle kanun bulunan bir memleketteki müslümanlar ne yapmalı sualine gelince: Müslümanlar, kanuna karşı gelmezler. Suç işlemezler. Nikah ile ve belediye kaydı ile dine ve kanuna uygun olarak evlendikleri tek kadınla yaşarlar. Birden fazla evlenmezler. Kanuna, hükümete karşı gelmek, ceza, sıkıntı çekmeye, fitne çıkarmaya yol açar. Bu ise caiz değildir. Bir hadis-i şerifte, (Fitne uykudadır. Fitneyi uyandırana, Allahü teâlâ lanet etsin!) buyuruldu.

Osmanlı devleti zamanında evlenme işi belediyeye veya evlenme memurluğuna kayd ettirelerek, buradan evlenme cüzdanı alınır ve mezhebindeki din bilgilerini doğru olarak bilen ve namazlarını terketmeyen salih bir müslüman, şartlarına uygun olarak, şeri nikahlarını yapardı. Nikah yapılırken zevc ile zevcenin karar verdikleri Mehr-i muaccel ve Mehr-i müeccel denilen altın para miktarları evlenme cüzdanına yazılırdı. Zevc, mehr-i muacceli düğünden evvel zevcesine öderdi. Mehr-i müecceli ise, zevcesini boşarsa ödemek mecburiyetinde idi. Bu altınları ödemezse ve çocuklarının nafakalarını her ay annelerine ödemezse maaşından kesilerek ödetilir veya habs olunurdu. Bu kadar çok parayı ödemek ve bekarlık sefaletini çekmek ve bir daha evlenememek korkusundan dolayı kimse zevcesini boşayamazdı. Çünkü zevcesini haksız olarak boşayan erkeğe kimse kızını vermezdi. Her müslüman, nikahın kerameti olarak hâsıl olan muhabbet ve huzur içinde, ölünciye kadar, zevcesi ve çocukları ile beraber mesut ve bahtiyar olarak yaşardı. Muhiti, tanıdıkları arasında kıymetli olup herkesten hürmet ve itibar görürdü.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler