Sual: Mevdudi kimdir? Ehli Sünnet midir?

Cevap: Mevdudi, Çeştiye tarikatının büyüklerinden olan hoca Kutubüddin Mevdudi Çeşti’nin torunlarındandır. Ecmir’de medfun olan Muinüddin-i Çeşti, Kutubüddin’in halifelerinden Osman Haruni’nin halifesidir. Çeşt, Hirat karyelerindendir. Mevdudi, 1903 senesinde Haydarabat’ta doğdu. 1979 Eylül ayında Amerika’da öldü. Pakistan’da defnedildi. Gazeteci olarak hayata atıldı. İlk olarak 1927’de (İslamda Cihad) kitabını yazdı. Bu kitabında ihtilal fikirlerini yayıyordu. Arapçaya tercüme edilince, Hasan-el-Benna’nın düşüncelerine tesir ederek Mısır’da devlete karşı gelmesine ve öldürülmesine sebep oldu. Mevdudi’nin ilmi kifâyetsizliği, böyle sayısız müslümanları, maddi ve manevi ölüme sürüklemiştir. Çünkü, hiçbir İslam alimi, siyasete karışmamış, ihtilali hatırından bile geçirmemiştir. Milleti ilim ile nasihat ile irşad etmişlerdir. İslamiyetin ihtilal ile değil, ilim ile adalet, ahlak ile yayılacağını bildirmişlerdir. Mevdudi, İslamın bütün ana prensiblerini kendi mantığı ile çözmeye kalkışmış, İslam âlimlerinden ve İslam bilgilerinden hep ayrılmıştır. Kitapları incelenirse, kendi mantığını, kendi düşüncelerini, İslamiyet olarak yaymak çabasında olduğu kolayca sezilir. İslamiyeti, modern hükümet şekillerine uydurmak için çeşitli kılıklara sokmaktadır. İslamın hilafet müessesesine de, kendi hayaline göre şekil vermekte, halifelerin hemen hepsine hücum etmektedir. İngilizler ve onların uşakları tarafından, İslam âlimlerinin ve dolayısıyla, İslam bilgilerinin yok edilmesi, bunun sapık fikirlerinin yayılmasını kolaylaştırdı. İslam âlimlerinin kitaplarını okuyup anlayacak seviyede olmayan cahiller, onu bir âlim ve mücahit sanıverdi. Onun siyasi düşüncelerine geniş İslami bilgi denildi.

Mevdudi, müslümanların bu fetret halinden faydalanmasını de becerdi. Dini siyasete alet ederek, siyasi kimselere yanaştı. Hind müslümanlarının milli hareketlerine karıştı. Uyanık müslümanların ve İslam mücahitlerinin başarılarını kendisine mal etmek için, çok yazılar neşretti. Bu yazılarında, kendisine milli önderlik ve telkin edicilik süsü verdi. Çok kurnaz davranarak, partinin başına geçti. Halbuki Pakistan’ın kurulması fikrini ortaya koyanlar ve bu yolda çalışanlar başkalarıydı ve sayıları çoktu. Başlarında Ali Cinnah bulunuyordu. Şiî olduğu bildirilen Ali Cinnah, Hind müslümanlarına istiklal fikrini aşılarken ve onları birleşmeye çağırırken Mevdudi, kendi çıkarına isteklerde bulundu. Fitneyi önlemek için hapsedilmesine fetva verildi. Fitne bastırılıp, 1947 senesinde Pakistan devleti teşekkül edince, 1950 yılında serbest bırakıldı. Ehl-i sünnetin temiz müslümanları, yeni devlet içinde İslam davasını güderken, Mevdudi, (Kadıyani) denilen bozuk bir din ile fikirleri meşgul etmeye başladığından,1953 de mahkeme olunarak 26 ay daha hapsedildi. O, hapiste iken, müslümanları koruyan anayasa hazırlanmıştı ve 1956 da kabul edildi. Fakat hapisten çıkar çıkmaz, ihtilal fikri aşılayan yazıları, ortalığı hemen karıştırdı. Anayasanın yasak edilmesine ve örfi idarenin ilanına sebep oldu. 1962 de yeni anayasa yürürlüğe kondu. Fakat Mevdudi rahat durmadı. İslam cemaati teşkilatının kapatılmasına da sebep oldu. 1964 başında tekrar hapsolundu. Fakat genel afvdan istifade ederek az zaman sonra kurtuldu. İnsan hakları ve adalet diye bağırarak ihtilal çıkarmak sevdasına düştü. Kişmir’de karışıklıklara yol açtı. Hindliler bundan faydalanarak Kişmir’e saldırdı. Hükümet korkunç ve güç durumlarla karşılaştı. Bütün bu çılgınlıklarıyla kanaat edemeyen Mevdudi, el altından Suudi Arabistan ile de iş birliği yaptı. Mezhepsizliği her İslam ülkesine yaymak için kurulmuş olan Medine’deki Vehhâbî istişare heyetine aza oldu. Fakat “Bir zalime yardım edene, Allahü teâlâ o zalimi musallat eder” hadis-i şerifi tecelli ederek, yanaşmak istediği kimseler tarafından yine hapsolundu. Karaşi medresesinin müdürü ve Pakistan Medreseleri Vifakı’nın reisi Muhammed Yusuf Bennuri, 1977 senesinde vefat etti. (El-üstad-ül mevdudi) kitabında, Ebül’ula Mevdudi’nin ehliyetsiz ve mezhepsiz olduğunu uzun anlatmaktadır. Bu kitap Arabî olup İstanbulda ofset ile bastırılmıştır. 7. sayfadan başlıyarak diyor ki:

Mevdudi, uğursuz bir tesadüf olarak, çocukluğunda, Niyaz Fethpuri isminde bir mülhidi katib yaptı. Bunun sapık fikirleri ile bozuldu. Bunun yardımı ile çeşitli mecmualara yazı vererek geçimini sağladı. Sonra, (Cemiyet-ü ulemail-Hind) idaresini ele aldı. Müftü Muhammed Kifâyetullah ve şeyh Ahmed Said-i Dehlevi’nin yardımları ile (Müslim) mecmuasını çıkardı. 1933’de (Tercüman-ül-Kuran) mecmuasını çıkardı. Sonra 4 arkadaşı ile birlikte, (Dar-ül-İslam) idaresini kurdular. Bu arkadaşları, Muhammed Mauzur Numani, Ebül Hasan Ali Nedvi Lüknevi, Emin Ahsen-ü-İslahi ve Mesut Âlim-ül-Nedvi idi. Nihayet, 1941’de (El-cemaat-ül-İslâmiyye) idaresini tesis etti. Akıcı kalemi ile yazılar neşretti. Şeyh Münazır Ahsen-ül-Geylani, Seyyid Süleyman-ün-Nedvi, Abdülmacid Deryabadi gibi meşhur kimselerin meth ve senalarına kavuştu. Fakat fikirlerini yaymaya başlayınca, ileriyi gören ilim adamlarında tereddütler hâsıl oldu. Kitaplarına karşı ilk reddiye yazan şeyh Münazır Ahsen-ül-Geylani oldu. Abdülmacid Deryabadi’nin çıkardığı (Sıdk-ul-cedid) mecmuasında, (Yeni bir harici) başlığı ile ilk reddiyesini yazdı. Sonra, Süleyman-ün-Nedvi ve Hüseyin Ahmed-ül Medeni, Mevdudi’ye reddiyeler yazdılar. Mevdudi’nin sapıtmasına sebep, din bilgilerini ehlinden öğrenmedi. Arabî ilimlerde maharet kazanamadı. Hakiki din âlimlerinin sohbetlerine kavuşamadı. İngilizce ve Arabî lisanlarını, okumakta ve yazmakta ve konuşmakta başarılı olmadı. Arabî olarak neşrettiği kitaplarının hepsini urdu dili ile yazmış ve şeyh Mesud âlim-ün-Nedvi ve talebesi tarafından Arabiye tercüme edilmiştir. Üzerlerinde Mevdudi ismi yazılı olduğundan, okuyanlar, Mevdudi’nin Arabî olarak yazdığını zannetmektedirler.

Mevdudi bir din adamı değildir. Bir siyaset adamıdır. Urdu dilinde akıcı bir kalemi vardır. Fakat, kitaplarının zararı, faydalarından büyüktür. Şerleri, hayırlarına galiptir. Bilhassa urdu dilinde neşrettiği kitaplarında, Ashâb-ı kirama dil uzatmaktadır. Halife-i raşidinden olan hazret-i Osman’ı lekelemektedir. İslamiyetin ıstılahlarını ve âyet-i kerimeleri değiştirmektedir. Selef-i salihine hakaret etmektedir. Bütün yazıları, mevki ve koltuk kapmak arzusunu açıkça göstermektedir. Vehhâbîlerin kurmuş olduğu (Rabıtat-ül-âlem-il-İslami) teşkilatının azaları ve Necd’deki Riyad’daki mezhepsizler, Mevdudi’yi seviyorlar. Arabî kitaplarını dünyaya yayıyorlar. (Sarra) sahibi Kusaymi ve (Camiat-ül-Medine) müderrislerinden Nasır Albani bunlardandır. Pakistan’daki din adamlarından Muhammed Zekeriya da, önce Mevdudi’nin yazılarını beğeniyordu. Sonra sapıklığını, dalaletini anlayınca, kendisine nasihat mektubu yazdı. Sonra, onun bozuk fikirlerini bildiren bir risale neşretti. Doktor Abdürrazzak Hezarevi Pakistani, bunu urdu dilinden Arabiye tercüme ve şerh ederek neşretti. Bunu okuyanlar, Mevdudi’nin fikirlerini iyi anlar. Fikirlerinin bir kısmı fısktır. Bir kısmı bidattir. Bir kısmı ilhaddır. Bir kısmı dinde cahil olduğunu gösteriyor. Bir kısmı, din bilgilerini iyi kavrayamadığını bildiriyor. Çeşitli yazıları birbirlerini nakzetmektedir.

Hindistan’da, her fırkadan, her mezhepten âlimler, 27 Şevval 1370 ve 1 Ağustos 1951 günü, toplanarak, Mevdudi’nin ve kurmuş olduğu El-Cemaatü’l-İslâmiyye’nin müslümanları helake ve dalalete sürüklediğine karar verip bu fetvayı kitap ve gazetelerle neşrettiler. (El-Üstazü’l-Mevdudi) kitabından tercüme tamam oldu.

Pakistan âlimleri de, Mevdudi’nin dal ve mudil olduğuna karar vermiş, bu karar, Ravalpindi şehrinde (Ahbar-ül-cem’ıye) de 22 Şubat 1976 tarihinde yeniden neşredilmiştir.

(El-meclisü’l-âlemi li-sıyanet-il-İslam) cemiyetinin 1988’de Pakistan’ın Keraçı şehrinde çıkardığı (Eş-şakikan) kitabında, Mevdudi’nin ve Humeyni’nin sakalsız, başı açık resimleri var. Humeyni’nin Kur’ân-ı Kerîme hakaret eden ve Peygamberleri küçülten ve Ehl-i sünnet olan müslümanların, yahudiden ve hıristiyandan daha kötü olduklarını bildiren yazıları ve Mevdudi’nin ve bunun kurduğu (Cemaat-i İslâmiyye) nin mecmualarında Humeyni’ye methiyeleri var. Bütün bunlar, Mevdudi’nin de, rafızi olduğunu gösteriyor demektedir. Mezhepsizler, M. Abduh’un, Mevdudi’nin, S. Kutub’un ve rafızi babalarından Humeyni’nin propagandalarını yapıyor. Onların İslamiyete aykırı yazılarını bir kahramanlık ve mücadele olarak tanıtıyorlar.

İstanbul yüksek İslam enstitüsü eski müdürü ve öğretim üyesi merhum Ahmed Davudoğlu (Din tahribcileri) kitabında, “Mevdûdî bir filozoftur, şaşırabilir” diyor.

 

Tavsiye Yazı —> İbni Teymiyye Kimdir?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler