¥ Tevbe sûresi, 30. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki, (Yahûdîler: Üzeyr aleyhisselâm Allahın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (Îsâ) aleyhisselâm Allahın oğludur, dediler. Bu, onların (sâdece) ağızlarıyla söyledikleri sözlerdir. (Onların bu sözleri) kendilerinden önceki kâfirlerin sözlerine benziyor. Allah, onları helâk eylesin. Haktan bâtıla nasıl döndürülüyorlar.)

AÇIKLAMA:

Yahûdîler, Üzeyr aleyhisselâm Allahın oğludur, dediler. Üzeyr bin Şerhiya, Ya’kûb aleyhisselâmın neslindendir. Lâvî’nin torunlarından olup, 14 baba ile Hârûn aleyhisselâma ulaşır.

Üzeyr aleyhisselâm Allahü teâlânın oğludur, sözü, önceki yahûdîlerin sözüdür. Sonra bu söz kesildi, söylenmez oldu. İşte Allahü teâlâ, onların dahâ önce yaygın olan bu itikâdlarını nakletdi. Yahûdîlerin böyle bir söz söylediklerini inkâr etmelerine itibâr edilmez.

Bahr kitâbında şöyle denilmekdedir: Bir cemiyetin bir kısmında zem edilmeği, yanî kötülenmeği veyâ medhi îcâb ettirecek bir şey meydâna geldiğinde, bu cemiyetin hepsi zem ve medh olunur. Bundan dolayı (Üzeyr Allahü teâlânın oğludur) diyenler, yahûdîlerin bir kısmı olduğu hâlde, âyet-i kerîmede yahûdîler diye zikredildi.
Rivâyete göre, Buhtunnasâr, İsrâil oğullarına gâlib gelince, onların âlimlerini öldürdü. Aralarında Tevrâtı bilen kimse kalmadı. Üzeyr aleyhisselâm küçük olduğundan onu öldürmedi. Onu İsrâil oğullarından aldığı esîrlerle birlikte Bâbil’e götürdü. Üzeyr aleyhisselâm Bâbil’den kurtulunca, bir merkebe binip, oradan ayrıldı. Nihâyet Dicle nehri kıyısındaki Herakl kilisesine kondu. Köyü dolaştı. Fakat kimseyi göremedi. Oradaki ağaçların hepsi meyveliydi. Onlardan yedi. Üzümlerinden sıkıp, suyunu içti. Artan meyveyi bir sepete, artan meyve suyunu da deri bir kap içine koydu. Köy halkının helâk olduğunu ve köyün tahrîb edildiğini görünce, kendi kendine, ölümlerinden sonra Allahü teâlâ bunları nasıl diriltecek, dedi. Bunu, öldükten sonra dirilmede şüphesi olduğundan söylemedi. Hayretinden dolayı söyledi. Bunun üzerine Allahü teâlâ ona uyku verdi ve rûhunu aldı. 100 sene ölü olarak kaldı. Merkebini de öldürdü. İnciri ve üzüm suyu da yanındaydı. Allahü teâlâ onu gözlerden sakladı. Kimse onu göremedi. Yüz sene sonra Allahü teâlâ onu ve merkebini diriltti. Merkebine binip, mahallesine geldi. İnsanlar onu, o, insanları ve evlerini tanıyamadı. Âilesini ve kavmini araştırdı.

118 yaşındaki oğlunu buldu. Torunları da yaşlanmışlardı. Onların yanında 120 yaşında a’mâ ve kötürüm yaşlı bir kadın gördü. Bu kadın onların câriyesi idi. Üzeyr aleyhisselâm oradan ayrıldığında 20 yaşındaydı. Onlara, ben Üzeyr’im. Allahü teâlâ benim rûhumu aldı. 100 sene sonra beni tekrâr diriltdi, dedi. Yaşlı kadın, Üzeyr, duâsı makbûl birisiydi. Hastaya, musîbete uğramışa, âfiyete kavuşması için duâ ederdi. Sen de gözümün görmesi için Allahü teâlâya duâ et ki, seni göreyim. Üzeyr isen seni tanırım, dedi. Üzeyr aleyhisselâm Allahü teâlâya yalvardı. Elini gözüne sürdü. Gözü gördü. Elini tuttu. Ona, Allahın izniyle kalk, dedi. Ayakları iyileşip, sıhhatine kavuşmuş olarak ayağa kalkdı. Üzeyr aleyhisselâma bakıp, senin Üzeyr olduğuna şehâdet ederim, dedi. Üzeyr aleyhisselâmın oğlu da, babamın iki omuzu arasında hilâl gibi bir ben vardı, dedi. Bunun üzerine Üzeyr aleyhisselâm iki omuzunu açtı. Beni görünce, onun Üzeyr aleyhisselâm olduğunu anladılar.

Süddî ve Kelbî dediler ki: Üzeyr aleyhisselâm kavmine dönünce, Buhtunnasâr, Tevrâtı yakmıştı. Hiçbir tarafta, Allahü teâlâyı tanıtacak bir şey kalmamıştı. Üzeyr aleyhisselâm Tevrât için ağladı. Bunun üzerine içinde su bulunan bir kap ile melek geldi. Ondan içirince, Tevrât ezberinde oluverdi. İsrâil oğullarına: Ey kavmim! Allahü teâlâ Tevrâtı yenilemem için beni size gönderdi, dedi. Onlar da Tevrât’ı bize yazdır, dediler. O da ezberden okuyarak yazdırdı. İçlerinden biri, babam dedi ki: Dedem, Tevrât’ın bir küp içine konup falanca üzüm bağına gömüldüğünü anlatmıştı, dedi. Birlikte gittiler. Onu çıkardılar. Hazret-i Üzeyr’in bir harf bırakmadan, Tevrâtı aynen yazdırdığını gördüler. Bunun üzerine onlar, Allahü teâlâ Tevrâtı bir kişinin kalbine koyduysa, o mutlakâ Onun oğludur, dediler. Onun için önceki yahûdîler, “Üzeyr, Allahın oğludur” dediler.

Hıristiyanların bir kısmı da Mesîh, yanî Îsâ aleyhisselâm Allahın oğludur dediler. Böyle söylemelerinin sebebi, babasız bir çocuğun olmasını muhal görmeleri, yâhud anadan doğma körleri ve baras hastalığını iyileştirmek ve ölüleri diriltmek gibi Îsâ aleyhisselâmın yaptığı bu işleri ancak ilâh olanın yapabileceğini düşünmeleridir. Bu yahûdî ve hıristiyanların söylediği bu büyük ve ağır söz, sâdece, ağızlarıyla, dilleriyle söyledikleri sözlerdir. Bu sözleri için hiçbir delîl yoktur. Onlar bunu yalnız ağızlarıyla söylüyorlar. Bu sözleri manâsızdır.

Haddâdî “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: Onlar bu sözlerinde, lafızdan manâya geçemediler. Zîrâ onların bu husûsda hiçbir delîlleri yoktur. Çünki, onlar da Allahü teâlânın zevce edinmediğini kabûl ediyorlar. Bu durumda nasıl çocuğu olduğunu söylerler. Onların bu sözleri, küfr olmakta ve çirkinlikde, kendilerinden önce kâfir olanların sözüne benziyor. Bunlar, “Melekler yâhud Lât ve Uzza, Allahü teâlânın kızlarıdır” diyen müşriklerdir. Allahü teâlâ onların hepsini helâk eylesin. Bâtıla gitmeye hiçbir sebeb olmadığı hâlde, haktan bâtıla nasıl döndürülüyorlar.

¥ Tevbe sûresi, 31. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki, ((Yahûdîler) Allahı bırakıp, âlimlerini (hahamlarını, hıristiyanlar da) râhiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i rabler edindiler. Hâlbuki onlar, ancak bir tek ilâha (Allahü teâlâya) ibâdet etmekle emrolundular. Ondan başka hiçbir ilâh yokdur. O bunların ortak koşmalarından münezzehdir.)

AÇIKLAMA:

Yahûdîler, Allahü teâlâyı bırakıp, âlimlerini, hahamlarını, hıristiyanlar da, râhiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i rabler edindiler. Yanî, yahûdîler, âlimlerine, hıristiyanlar ise, âlimlerine ve âbidlerine, emrettikleri husûslarda, kölelerin efendilerine itâat etmeleri gibi itâat etdiler. Allahü teâlânın harâm kıldığını helâl, helâl kıldığını harâm kıldılar. Hadîs-i şerîfde: (Helâlı harâm kılan, harâmı helâl kılan gibidir) buyuruldu. Yanî, helâlı harâm kılanın cezâsı, harâmı helâl kılanın cezâsı gibidir. Bu tam küfrdür. Meselâ, sütün harâm olduğuna inanan, rakının helâl olduğuna inanan gibidir. Koyun etinin harâm olduğuna inanan, domuz etinin helâl olduğuna inanan gibidir.

Yahûdîler âlimlerini, hıristiyanlar âbidlerini ilâh değil, ilâh gibi edindiler. Onlara son derece itâ’atkâr oldular.
Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâm Allahın oğludur dedikden sonra, onu ibâdet edilen rab edindiler. Allahü teâlâ bundan münezzehdir.

Hâlbuki O kâfirler, Tevrâtda ve İncîlde şânı yüce, bir tek ilâha, yanî Allahü teâlâya ibâdet etmekle, Onun emrine itâat etmek, başkasının Onun emrine muhâlif olan emrine uymamakla emrolundular. Çünki, Ondan başkasına itâat etmek, Ona ibâdeti bozar. Bütün semâvî kitâplar bu husûsta ittifâk etmişlerdir. Allahü teâlânın Peygamberine ve Allahü teâlânın itâati emr etdiklerine itâat etmek ise, hakîkatde Allahü teâlâya itâat etmekdir. Ondan başka hiçbir ilâh yokdur, yanî ibâdet ve tâatde O, bunların ortak koşmalarından münezzehdir.

¥ Tevbe sûresi, 32. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki, (Allahü teâlânın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. fakat kâfirler hoşlanmasa da, Allahü teâlâ nûrunu mutlakâ tamâmlamak istiyor.)

AÇIKLAMA:

Ehl-i kitâb, Allahü teâlânın nûrunu, yanî Kur’ân-ı kerîmi, ağızlarıyla doğruluğuna delîl bulunmıyan, bâtıl, asılsız sözleriyle söndürmek istiyorlar. Kur’ân-ı kerîmin bildirdiği tevhîdi, Allahü teâlâyı ortaklardan ve çocukları bulunmaktan tenzîh etmek inancını ve halâl ve harâm konusu da dâhil, Kur’ân-ı kerîmin getirdiği ahkâmı yalanlamak istiyorlar.

Kâfirler hoşlanmasalar da, kelime-i tevhîdi yücelterek, onu her tarafa yayarak, islâm dînini azîz kılarak her hâlükârda nûrunu mutlakâ tamâmlamak istiyor.

Şiir:

Kim Allahın yakdığı şûleyi üfliyerek, söndürmeyi isterse, kendisi yanar elbet.

¥ Tevbe sûresi, 33. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki, (Müşrikler hoşlanmasa da, Allahü teâlâ dînini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidâyet ve hak dinle gönderendir.)

AÇIKLAMA:

Müşrikler hoşlanmasa da, nûrunu ve dînini tamâmlamayı murâd eder. Allahü teâlâ Resûlünü bütün dinlere, o dinlerin mensûblarına üstün kılmak için, müttekîlere hidâyet olan Kur’ân-ı kerîm ve Hak din olan islâm dîni ile gönderendir.

Bu âyet-i kerîmeye şöyle de manâ verilmişdir: Allahü teâlâ ilâhî hikmeti gereği Hak din ile diğer bütün dinleri nesh ederek, onu diğerlerine üstün kılmak için, Resûlünü hidâyet olan Kur’ân-ı kerîm ve hak din ile gönderendir.

İbni Şeyh “rahmetullahi aleyh” şöyle dedi: Hak dînin diğer dinlere gâlib gelmesi ve üstünlüğü, sürekli artacak ve Îsâ aleyhisselâmın inmesiyle tamâmlanacakdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Îsâ aleyhisselâmın inmesinden bahs ederken şöyle buyurdu: (Îsâ aleyhisselâm zamânında islâm dîni dışında bütün dinler yok olacakdır.)

Bazı âlimler, islâmiyyetin kuvvetlenmesinin, hazret-i Mehdî geldiği vaktde olacağını söylemektedirler. Çünki o zamân insanlar, yâ müslümân olacak veyâ harac verecekdir.

Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki: (Durum gittikce şiddetli olacak, dünyâ sırtını dönecek, insanlar cimrileşecek. Kıyâmet ancak kötüler üzerine kopacak. Îsâ aleyhisselâm, hazret-i Mehdî ile berâber olacak.)

Hazret-i Îsâ inip, hazret-i Mehdî ile berâber olup, ona yardım edecekdir. Mehdî “rahmetullahi aleyh” Peygamber efendimizin ehli beytinden olacakdır. O âdil bir imâmdır. Peygamber değildir. Îsâ aleyhisselâm ile hazret-i Mehdî arasında fark şudur: Hazret-i Îsâ Peygamberdir. Hazret-i Mehdî ise, Peygamber değildir. Îsâ aleyhisselâm vilâyet-i mutlakanın sonuncusu, hazret-i Mehdî ise, hilâfet-i mutlakanın sonuncusudur. Her ikisi de dinlerin en hayrlısı ve Allahü teâlânın en çok sevdiği islâm dînine hizmet edeceklerdir.

 

Tavsiye Yazı –> Âl-i İmrân Sûresi Tefsiri

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler