Kuran’da Arı ve Bal Geçer mi?

Sual: Kur’an-ı Kerim’de “arı” ve “bal” geçer mi? Cevap: Kur’ân-ı kerîmde arıdan ve baldan bahseden müstakil sûre vardır. Ondördüncü cüz’de (Sûre-i Nahl) yanî arı sûresi vardır. Büyük bir sûrenin ismi arı sûresidir. Maahâzâ [bununla beraber] bu sûrenin ortalarında arıdan ve baldan birkaç âyet bahis buyuruluyor ise de, bu kadarcık bahis de büyük bir şereftir. Mevâhib-i…

İsrailiyyat Nedir?

Sual: İsrailiyyat nedir? Cevap: İbrânîce bir kelime olup, Abdullah (Allah’ın kulu) mânâsına gelen “İsrâil” kelimesi, hazret-i İbrâhim’in torunu ve hazret-i İshâk’ın oğlu olan hazret-i Yâ’kûb’a alem olmuştur. Nitekim Âl-i İmrân sûresinin 93. ve Meryem sûresinin 59. âyet-i kerîmelerinde geçen İsrâil ismi, Yâ’kûb aleyhisselâmın ismidir. 1. âyet-i kerîmenin meâli şöyledir: “Tevrât indirilmeden önce, İsrâil’in (yâni Yâ’kûb’un), kendisine…

“Dünya” Ne Manaya Gelir?

Sual: Dünya kelimesi ne manaya gelmektedir? Kur’an-ı kerimde dünyanın kötülendiği doğru mudur? Cevap: Dünya, ednâ kelimesinin müennesidir. Yani, ism-i tafdildir. Mastarı, dünüv veya denaettir. Birinci mastardan gelince, çok yakın demektir. “Biz en yakın olan gökü, çırağlarla süsledik” mealindeki Mülk suresi 5. âyet-i kerimesindeki dünya kelimesi böyledir. İkinci mastardan gelirse çok alçak demektir. Bazı yerde de,…

İlm-i Tefsir-i Şerif

(Tefsîr) kelimesi, “fesere” kelimesinden alınmıştır. “Fesere” kelimesi de “sefere” kelimesinden çevrilmiş olup, keşf ve izhâr [açmak ve ortaya çıkarmak] manâsınadır. Bazı edebiyyâtcıların beyânına göre, “fesere” ve “sefere” kelimeleri lafız bakımından birbirine yakın olduğu gibi, lügat bakımından da birbirine yakındır. Fakat “fesere” akıl ile anlaşılan manâları, “sefere” ise, gözle görülen şeyleri ortaya çıkarmakta kullanılır. Bazı âlimlerin…

Müfessire Lazım Olan İlimler

Müfessîr olmanın şartları ve âdâbı ilmi: Bu ilim, Kur’ân-ı kerîmin tefsîri ile alâkalı şartlardan ve edeblerden bahseden bir ilim olup, âlimler tarafından ehemmiyyet verilmiş ve tefsîr-i şerîf kitâplarında bu husûsta mühim bilgiler yazılmıştır. Müfessîre lâzım olan edâtların manâlarına âit ilim: Bu ilim, müfessîrlere lâzım olan edâtların manâlarından bahseder. Burada edâtlardan maksadın, harfler ve harflere benzeyen…

Tabakatü’l-Müfessirin

Tefsîr âlimleri birçok tabakalara ayrılır: Birinci tabaka: Eshâb-ı güzîn “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn” hazretleridir. Hulefâ-i râşidîn yanî hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osmân, hazret-i Alî “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” ile İbni Mes’ûd, İbni Abbâs, Übey bin Ka’b, Zeyd bin Sâbit, Ebû Mûsel-Eş’arî, Abdüllah bin Zübeyr, Enes bin Mâlik, Ebû Hüreyre, Ca’bir bin Abdüllah, Abdüllah…

Tefsir Kitaplarına Dair

Sual: Kur’an-ı Kerimin tercüme etmiş bir çok kişi var. Fakat bunların tercümeleri birbirinden farklı ve bazı hususlarda mana dahi değişmektedir. Hangisine itibar etmeliyiz? Cevap: Kur’an-ı Kerim, hiçbir lisana tercüme edilemez. Yapılan tercümeye de Kur’an denmez. Şimdiye kadar yapılmış tercümelerinin hiçbirisi muteber değildir. Kur’an-ı Kerim ancak usulü çerçevesinde tefsir edilebilir. Tefsir ve mealden de din öğrenilmez.…

Tevbe Sûresi Tefsiri (Rûhu’l-Beyân)

¥ Tevbe sûresi, 30. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki, (Yahûdîler: Üzeyr aleyhisselâm Allahın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (Îsâ) aleyhisselâm Allahın oğludur, dediler. Bu, onların (sâdece) ağızlarıyla söyledikleri sözlerdir. (Onların bu sözleri) kendilerinden önceki kâfirlerin sözlerine benziyor. Allah, onları helâk eylesin. Haktan bâtıla nasıl döndürülüyorlar.) AÇIKLAMA: Yahûdîler, Üzeyr aleyhisselâm Allahın oğludur, dediler. Üzeyr bin Şerhiya, Ya’kûb…

Mâide Sûresi Tefsiri (Rûhu’l-Beyân)

¥ Mâide sûresi, 17. âyet-i kerîmesinde meâlen buyuruluyor ki, (Şüphesiz Allah, Meryemin oğlu Mesîhdir diyenler, and olsun, kâfir olmuşlardır. De ki, eğer, Allahü teâlâ, Meryemin oğlu Mesîhi, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek (öldürmek, yok etmek) isterse, (Onun irâde ve kudretinden) kim bir şeye engel olabilir? Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkü (hâkimiyyet…

Nisâ Sûresi Tefsiri (Rûhu’l-Beyân)

¥ Nisâ sûresi, 44 ve 45. âyet-i kerîmelerinde buyuruluyor ki, (Kendilerine kitâptan nasîp verilenlere, yanî yahûdîlere bakmaz mısın. Dalâleti, sapıklığı alıyorlar. Ey mü’minler! Sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar. “Allah, düşmanlarınızı dahâ iyi bilendir.”) Bu âyet-i kerîmelerde şu husûsa işâret vardır. Kitâbın ilminden, yanî bildirdiklerinden zâhiren bir şeye kavuşan, fakat esrârından ve hakîkatlerinden nasîplenemeyen kimseler, dalâleti,…