Eşeddü’l-cihad kitabında diyor ki Muhammed bin Süleyman-ı Medeni Şâfiî “rahmetullâhi aleyh”den Muhammed bin Abdülvehhab-ı Necdi soruldu. Cevap olarak, “Bu adam son zamanın cahillerini sapık yola sürüklemektedir. Allahü teâlânın nurunu söndürüyor. Allahü teâlâ, müşrikler istemese de, nurunu söndürmeyecek, her yeri Ehl-i sünnet âlimlerinin nurları ile aydınlatacaktır” dedi. Muhammed bin Süleyman’ın fetvalarının sonundaki sual ve cevap da şöyledir:

SUAL: Büyük âlimler! Mahlukların en iyisinin yolunu gösteren yıldızlar! Size soruyorum: Bir kimse, çeşitli din kitaplarını okuyup, bilgilerini kısa görüşü ile ve noksan aklı ile tartarak, bu ümmetin hepsinin dinin özünden ve Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” yolundan ayrıldıklarını, sapıttıklarını söylese ve kendisinin müctehid olduğunu, Allah kelâmından ve Resûlullahın hadislerinden bilgiler çıkardığını ileri sürse, halbuki âlimlerin, bir müctehitte bulunması lazım dedikleri şartlardan hiçbiri bunda bulunmasa, bu sözleri yaymasına izin verilir mi? Yoksa, vazgeçip, İslam âlimlerine uyması lazım mıdır? Kendisinin imâm olduğunu, her müslümanın ona uyması vâcib olduğunu, mezhebinin lazım olduğunu söylüyor. Müslümanları mezhebine sokmaya zorluyor. Kendisine uymayanlara kâfir diyor. Bunları öldürmeli, mallarını paylaşmalı diyor. Bu adam doğru mu söylüyor? Yoksa yanlış mıdır? Bir kimsede, ictihad için lazım olan şartların hepsi bulunsa, bir mezhep kursa, herkesi bu mezhebe girmeye zorlaması câiz olur mu? Belli bir mezhebe girmek lazım mıdır? Yoksa herkes dilediği mezhebi seçmekte serbest midir? Sâlih bir kulun veya Sahabinin kabrini ziyaret eden, buna adak yapan, kabir yanında hayvan kesen, onu vesile ederek duâ eden, toprağından alıp bereketlenmek için saklıyan, tehlikeden kurtulmak için, Resûlullahtan “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” veya Sahâbiden yardım isteyen bir müslüman, dinden çıkar mı? Ben bu kabrin sâhibine tapınmıyorum, onun bir şey yapacak güçte olduğuna inanmıyorum. Onun Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna inandığım için, Allahü teâlânın dileğime kavuşturması için, onu vesile sebep yapıyorum dediği hâlde, böyle yapanı öldürmek helal olur mu? Allahtan başka bir şey ile yemin eden kimse, dinden, imandan çıkar mı?

CEVAP: İyi anlamalıdır ki ilim üstattan öğrenilir. İlmi, dini, kendi kendine kitaptan öğrenenler çok yanılır, yanlışı, doğrusundan çok olur. Bugün, ictihad edecek kimse yoktur. İmâm-ı Rafii ve İmâm-ı Nevevî ve Fahreddin Razi dediler ki bugün hiç müctehid kalmadığında âlimler söz birliğine varmıştır. İmâm-ı Süyuti gibi, her ilmde deniz gibi olan derin bir âlim nisbi müctehid, yani mezhep içinde müctehid olduğunu bildirince, hiçbir âlim bu sözünü kabul etmedi. Halbuki mutlak müctehid olduğunu, mezhep sâhibi olduğunu söylememişti. 500’den fazla kitap yazdı. Her kitabı, tefsir ve hadis ilimlerinde ve din bilgilerinin her birinde çok yüksek derecede olduğunu göstermektedir. İmâm-ı Süyuti gibi bir âlimin nisbi müctehid olduğu kabul edilmeyince, onun yüksek derecesinden çok uzak olanların böyle sözlerine inanılır mı? Hiç dinlenmez bile. Hele İslam âlimlerinin kitaplarının bozuk olduğunu da söylerse, bunun aklından ve dininden şüphe olunur. Çünkü bu kimse, Resûlullahı “sallallâhü aleyhi ve sellem” ve Ashâb-ı kirâmdan hiçbirini görmediğine göre ilmini nereden öğrendi? Bir şeyler öğrendi ise, İslam âlimlerinin kitaplarından öğrenmiştir. O âlimlerin kitaplarına bozuk derse, kendisi doğru yolu nereden bulmuştur? Bunu bize açıklasın! 4 mezhebin imamları ve bunların mezheplerinde yetişmiş olan büyük âlimler, bütün bilgilerini âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. Bu adam, onlara uymayan bilgilerini nereden çıkarmıştır? Onun ictihad derecesine varamamış olduğu meydandadır. Bu adama düşen iş, sahih bir hadis görüp, anlamadığı zaman, müctehidlerin bu hadis-i şeriften anlayıp bildirdiklerini araştırmalıdır. Bunlar arasında beğendiğine uymalıdır. Böyle yapmak lazım geldiğini, derin âlim İmâm-ı Nevevî “rahime-hullahü teâlâ” Ravda kitabında bildirmektedir. Âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri, ancak ictihad derecesine yükselmiş olan derin âlimler anlayabilir. Müctehid olmayanların, âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri anlamaya kalkışmaları câiz değildir. Abdülvehhab oğlunun doğru yola gelmesi, bozuk sözlerinden vazgeçmesi lâzımdır.

Vehhâbî kitabını yazan müellifin, müslümanlara kâfir demesine gelince, hadis-i şerifte, “Bir kimse, bir müslümana kâfir derse, ikisinden biri kâfir olur. Söylediği kimse müslüman ise, kendisi kâfir olur” buyuruldu. İmâm-ı Abdülkerim Rafii “rahmetullâhi aleyh” Şerhu’l-kebir kitabında Tuhfe’den alarak diyor ki “Müslümana kâfir diyen ve te’vil edemeyen kimse, kâfir olur. Çünkü, İslama küfür demektedir”. İmâm-ı Nevevî de, Ravda kitabında bunu bildiriyor. Ebû İshak İbrahim İsferaini ve Hüseyin Hâlimi Cürcani ve Nasır-ul-mukaddesi Nablüsi ve Gazâlî ve İbnü Dakiki’l-iyd ve daha birçok âlimler, te’vil etse de etmese de, kâfir olur diyorlar. [Nasırul-mukaddesi 490 [m. 1096] da vefât etti.]

Müslümanların kanı ve malı helal olur demesine gelince, hadis-i şerifte, “Kâfirlere lailahe illallah dedirtinceye kadar, harp etmekle emrolundum” buyuruldu. Bu hadis-i şerif gösteriyor ki müslümanı öldürmek câiz değildir. Bu hadis-i şerif, Tevbe sûresi 6. âyetinin, “Tövbe edenleri ve namaz kılıp zekat verenleri serbest bırakınız” meâl-i şerifinden alınmıştır. Tevbe sûresi 12. âyetinde meâlen, “Onlar din kardeşlerinizdir” buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, “Biz görünüşe göre anlarız. Gizli olanları Allahü teâlâ bilir” buyuruldu. [Kitabın müellifi, bu hadis-i şerife de inanmıyor. 146. sayfasında, biz söze bakmayız, maksada ve manaya bakarız diyor. Bunun gibi, kitabının birçok yerlerinde âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere uymayan yazılar vardır.] Bir hadis-i şerifte, “İnsanların kalplerini yarmak, gizli şeylerini anlamak için emrolunmadım” buyuruldu. Üsame hazretleri, Lailahe illallah diyen bir kimseyi öldürdüğü zaman, kalbinde îman yoktu deyince, Peygamberimiz “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” “Kalbini yardın mı?” buyurdu.

Bir müctehidin insanları kendi mezhebine girmek için zorlaması câiz değildir. Müctehid olan zât, mahkemede kadı ise, o zaman kendi ictihadı ile karar verir ve bu kararın yapılmasını emreder.

Evliyâ için adak yapmaya gelince, Şâfiî âlimleri bunu uzun bildirmektedir. Hibe kitabı, Tuhfe kitabından alarak bildiriyor ki ölmüş bir Velî için nezir eder ve adak ettiği malın ölünün olmasını niyet ederse, bu nezir sahih olmaz. Ölünün olmasını niyet etmezse, nezri sahih olup nezir olunan mal, hizmetçilere, türbe yanındaki mektep talebe ve hocalarına, fakirlere verilir. Türbe yanında adak malını almaya alışık kimseler toplanmış ise ve Velîye nezir olunan malın bunlara verilmesi adet olmuş ise, bunlara verilir. Böyle bir adet yoksa, nezir batıl olur. Semlavi’den ve Remli’den de böyle haberler gelmiştir. Herkes bilir ki Evliyâ için adak yapanlar arasında hiç kimse yoktur ki adak olunan malın ölüye verilmesini düşünmüş olsun. Çünkü, ölünün bir şey almıyacağını, bir şey kullanmıyacağını herkes bilir. Bu malların fakirlere veya türbede hizmet edenlere verileceğini bilmeyen yoktur. Bunun için ibâdet olmaktadır. Çünkü, Şâfiî mezhebinde mubah olan, mekruh ve haram olan şeylerin nezir edilmesi sahih olmaz. Yapması zaten farz ve vâcib olmayan ibâdetler ve sünnetler nezir olunur.

Kabirleri öpmek, yüzünü gözünü sürmek için, câiz olur da denildi. Olmaz da denildi. Câiz olmaz diyenler mekruh dedi. Haramdır diyen olmadı.

Peygamberleri “aleyhimüssalâtü vesselâm” ve sâlih kulları tevessül etmek, onları vesile ederek Allahü teâlâya yalvarmak câizdir. Hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Bunları kitabımızın başında bildirmiştik. Sâlih ameller ile tevessül etmek câiz olduğunu bildiren çok hadis-i şerif vardır. İyi işlerle tevessül câiz olunca, iyi insanlarla tevessül daha çok câiz olur.

Allahü teâlâdan başka şeylere yemin etmeye gelince, yemin olunan şey, tazim olunursa, Allahü teâlâya şerik, ortak tutulursa, ancak o zaman küfür olur. Hakim’in ve İmâm-ı Ahmed’in bildirdikleri ve Münavi’de yazılı “Allahtan başkası ile yemin eden kâfir olur” hadis-i şerifi de bunu bildirmektedir. Fakat İmâm-ı Nevevî “rahmetullâhi aleyh” âlimlerin çoğundan alarak, mekruh olduğunu bildirmekte ve müslümanların icmaı huccettir demektedir.

Nisa sûresinin 114. âyetinde meâlen, “Kendisine tevhid ve doğru yol bildirildikten sonra, Resûlullahın doğru yolundan sapan ve îtikat ve amelde müminlerden ayrılan kimseyi, ahirette kâfirlerle birlikte Cehenneme sokarız” buyuruldu. Her müminin Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebine uyması lazım geldiği, bu âyet-i kerimeden de anlaşılmaktadır. Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar sözünü unutmamalıdır. Ehl-i sünnet vel cemaatten ayrılan da Cehenneme gider.

Derin âlim Muhammed bin Süleyman Medeni’nin fetvası uzundur. Biz kısaltarak bildirdik. Allahü teâlânın hidayet nasip ettiği kimseye bu kadar yetişir. Bu âlim 1195 [m. 1780] senesinde vefât etmiştir. Muhammed bin Abdülvehhab 1699’da Necd çölünde tevellüd ve 1792’de öldü. Muhammed bin Süleyman bunun cahilliğini ortaya çıkardı. Sözlerini çürüttü. İctihad ediyorum demesini yalanladı. Onun hiçbir İslam aliminden ilim ve feyiz almadığını, müslümanlara kâfir dediği için, kendisinin dalâlete düştüğünü yaydı.

Hanefi âlimlerinden Muhammed bin Abdülazim Mekki’nin “rahmetullâhi aleyh” El-Kavlü’s-Sedid kitabında, İbni Hazm Muhammed Alinin sapık yazıları bildirilmekte ve cevap verilmektedir. İbni Hazm, herkese ictihad yapmayı emrediyordu. Başkasına uymak haramdır diyordu. Bu sözlerini, Nisa sûresinin 58. âyetinin, “Uyuşamadığınız şeyi Allahü teâlânın ve Resûlünün bildirdiği gibi yapınız!” meâl-i şerifi ile ispat etmeye kalkışıyordu. Abdülazim, buna cevap verirken, “Biz, elhamdülillah büyük İslam alimi İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’ye “rahime-hullahü teâlâ” uymak derecesinden dışarıda kalmıyoruz. Biz, o yüce imama ve onun büyük talebelerine ve daha sonra gelen, Şemsül-eimme gibi dünyaya nur saçan derin âlimlere ve on asırdan beri yetişen böyle hakiki âlimlere “rahime-hümullahü teâlâ” uymakla şerefleniyoruz” diyor.

İbni Hazm, Endülüslüdür. Zâhiriye mezhebinde idi. Bu mezhebi Davud-i İsfehani kurmuştu. Kendi de, mezhebi de yok oldu, unutuldular. İbnül-Ehed ve Zehebi ve İbni Hilligan diyor ki İbni Hazm’a selam verenler, ondan nefret ederlerdi. Sözlerini beğenmezlerdi. Onun sapık olduğunda söz birliğine vardılar. Onu kötülediler. Sultanlara ondan sakınmalarını bildirdiler. Müslümanlara ona yaklaşmamalarını söylediler. İbnül Ârif diyor ki: İbni Hazmın dili ve Haccac’ın kılıcı, aynı şeyi yapmışlardır. İbni Hazm’ın, hadis-i şeriflere uymayan habis, sapık çok sözleri vardır. Haccac-ı zalim, 120.000 Mâ’sûm’u sebepsiz ve suçsuz öldürdü. İbni Hazm’ın dili de, hadis-i şerif ile bildirilen hayırlı zamanlardan sonra, yüzbinlerle müslümanı doğru yoldan saptırdı. Çünkü, kendisi [m. 1064] senesinde öldü.

Allahü teâlâ, bütün müslüman kardeşlerimi sapık ve bozuk yola kaymaktan muhafaza buyursun! Hepimize 4 mezhep âlimlerinin hak olan ictihadlarına uygun îman ve ameller nasip eylesin! Kıyamet günü, onların mezhebinde olarak, Peygamberlerle, Sıddîklarla ve şehitlerle ve sâlihlerle birlikte haşr eylesin! Âmin. Davud bin Süleyman’ın Eşeddü’l-Cihad kitabından tercüme burada tamam oldu. Bu kitabın yazılması hicretin 1293 senesinde tamam olmuştur. Arabîden türkçeye tercümesi de, 1390 [m. 1970] senesinde yapılmış ve neşredilmiştir.

Tavsiye Yazı –> Vehhabilik hakkında neleri bilmeliyiz?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel KitaplarMeâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir?Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir DuâSeyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler