Sual: Fethu’l-mecid isimli vehhabi kitabının 271 ve sonraki sayfalarında; “Ümmetimin üzerine sapık imamlar gelmesinden korkuyorum buyuruldu. Yani, müslümanları sapıttıran amirler, âlimler gelecek, kitaba uymayan fetvalar vereceklerdir. Bunlardan birçoğu dertleri, dileği olan, mezarıma gelsin, dileğini ona veririm derler. Ben Allaha çok yaklaştım. İbadet yapmak, benden affedildi der. Evliyâ, dilediğine yardım eder. Dilekler, onlardan istenilir. Sıkışanlar, onların dirilerine ve ölülerine sarılınca saadete kavuşurlar. Onlar dilediklerini yapar. Kerâmet gösterirler. Levhilmahfuzu bilirler. İnsanların gizli düşüncelerini anlarlar. Peygamberlerin ve Evliyânın mezarlarına türbe yaptırırlar. Bunlar, Allahtan başka şeylere tapınmaktır. Hadiste, münâfıklar hak sözleri söyleyerek aldatırlar denildi. Hadiste, ümmetimden çokları putlara tapınmadıkça kıyamet kopmaz denildi. Kabirlere tapınan, Allaha şirk edinenler, buna ne diyecekler? Son senelerde putlara tapınmak fitnesi o kadar arttı ki kimse görmez oldu. Muhammed bin Abdülvehhab ortaya çıkıp, bunu önledi. Hükümetler buna karşı durmak istediler ise de, adı her yere yayıldı. Buna inanan da, inanmayan da çok oldu. Ebû Tâhir diyor ki Süud oğulları, Abdülvehhab oğlunun tevhid bayrağını Arabistan’ın her yerine ulaştırdı. Şirkin yayılmasını önlemek, şirki yok etmek lâzımdır. Kabirler üzerine yapılan türbeler de böyledir. Her türbe puthane olmuştur. Yeryüzünde bunları hiç bırakmamalıdır. Bunların çoğu Lat ve Uzza putları gibidir. Müslümanların çoğu müşrik oldu. Ümmetimden 30 deccal çıkacaktır hadisi meşhurdur. Seyyid Muhammed Sıddîk bin Hasan Han (Kitab-ül-izaga) sında, bu deccallardan birinin firenk habisi Gulâm Ahmed Kadıyânî olduğunu yazmaktadır. Bu hindli kâfir, önce Mehdi olduğunu söyledi. Sonra, hıristiyan devletin yardımı ile Peygamber olduğunu bildirdi. Abdullah ibni Zübeyrin hilafeti zamanında ortaya çıkan Muhtar Sekafi de, bu deccallardan biri idi. Ehl-i beyti sevdiğini, hazret-i Hüseyin’in katillerinden intikam alacağını söyledi. Çok müslüman öldürdü. Sonra, Peygamber olduğunu, kendisine Cebrâil geldiğini söyledi” diyor. Bu iddialara ne cevap vermek lazım?

Cevap: Kitabın müellifi, müslümanların üzerine sapık, dinsiz hükümetlerin ve din adamlarının geleceğini haber veriyor. İslam âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ” bu sapık din adamlarının müslümanları doğru yoldan çıkardıklarını bildirmektedir. Mezhepsizler İslam memleketlerinde casuslar ele geçirip, bu satılmış mezhepsiz ajanlar ile müslümanları aldatıyorlar. Bozuk kitaplar bastırarak, Ehl-i sünneti yıkmaya, Ehl-i sünnetin büyük âlimlerine, Velilerine “rahime-hümullahü teâlâ” leke sürmeye çalışıyorlar.

İmâm-ı Rabbânî “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” 255. mektupta buyuruyor ki (Hazret-i Mehdi “rahime-hullahü teâlâ” İslamiyeti yayacak. Resûlullahın sünnetlerini ortaya çıkaracak. Bidat işlemeye ve bidatleri müslümanlık olarak yaymaya alışmış olan Medine’deki din adamı, Mehdinin sözlerine şaşıp, bu adam bizim dinimizi yok etmek istiyor diyecek. Hazret-i Mehdi, bu din adâmının öldürülmesini emredecektir). Bu haberden mezhepsizlerin Medine’de zuhûr edeceği ve uzun zaman kalacağı ve hazret-i Mehdi tarafından büsbütün yok edileceği anlaşılmaktadır.

Kitabın müellifi, burada da, kâfirleri, müşrikleri ve münâfıkları bildiren âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri yazıyor. Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” bunlara yaptıkları açıklamaları uzun bildirerek, doğru yolu savunucu görünüyor. Sonra, Ehl-i sünnet olan temiz müslümanlara saldırıyor. Türbelere puthane, Evliyâya put diyebilmek için, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yanlış mânâ vermekten sıkılmıyor. Te’vîlli olan âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yanlış mânâ veren kimse, te’vîlini biliyorsa, (Bidat sâhibi), yani sapık olur. Te’vîle lüzum olmayan açık nasslara yanlış mânâ vererek, İslamiyete saldıran, müslümanlara müşrik diyen ise kâfir olur. Nassları yanlış te’vil eden, kâfir olmuyor ise de, müslümanlar arasında bölücülük yapıyor. Yalnız kendisi müslüman imiş. Asırlar boyunca gelmiş geçmiş milyonlarca müslüman müşrik imiş. Şimdi yeryüzündeki müslümanların çoğu da ölülere tapınıyorlarmış.

Hadis-i şerifte bildirilen câhil, sapık imamların, kimler olduğu meydandadır. Bin seneden beri gelmiş müminlerin doğru yollarından ayrılarak sapıtmışlardır. Müslümanları doğru yoldan sapıttıran zalim devlet adamlarının da kimler olduğunu her mümin bilmektedir. Bunlar, müslüman ve (tevhid ehli) adı ile müslümanlara zulüm eden, Ehl-i sünneti, doğru yoldaki müminleri öldüren vehhâbîlerdir. Vehhâbî yazar, Kurân-ı Kerîmden ve hadis-i şeriflerden yanlış mânâlar çıkararak, Ehl-i sünnet kitaplarına uymayan fetvalar veriyor. Müslümanlara müşrik diyor. Hiçbir İslam alimi “rahime-hümullahü teâlâ”, (Dileği olan mezarıma gelsin, istediğini yaparım) dememiştir. Bunu, kitabın yazarı uydurmakta, müslümanlara iftirâ etmektedir. İslam âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ”, Allaha çok yaklaştım dememiştir. Allahü teâlânın kendilerine ihsan ettiği kerâmetlerin duyulmasını bile istememişlerdir. En büyük kerâmet, İslam dininin ahkâmina, yani emir ve yasaklarına uymak, Resûlullahın “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” izinde bulunmak olduğunu bildirmişlerdir.

Abdülkâdir-i Geylânî “rahime-hullahü teâlâ” talebesi ile çölde giderken, hava karardı. Şimşekler, gök gürültüleri arasında, bulutlardan bir ses gelerek, (Kulum Abdülkâdir! Seni çok seviyorum. Bugünden sonra ibâdet yapmayı, senden affettim!) sesi işitildi. O büyük Velî “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” hemen, (Kezzebte ya Kezzab!) dedi. (Yalan söyledin! Ey yalancı şeytan! Beni aldatamazsın. Allah’ın sevgilisi olan Muhammed aleyhisselâmdan, ibâdet affedilmedi. Ölüm hastalığında bile birisine dayanarak cemaate geldi. Hiçbir kuldan ibâdet affolunamaz!) buyurdu. Kitabın müellifi böyle mübarek Velilere “rahime-hümullahü teâlâ” iftirâ etmekten haya etmiyor. Türbelerdeki Evliyâya tevessül etmek, yalvarmak şirktir diyor. Halbuki Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimiz, (İşlerinizde şaşırdığınız [bunaldığınız] zaman, kabirde olanlardan yardım isteyiniz!) buyurdu. Müslümanların, Evliyânın kabirlerini ziyaret etmeleri, onlardan yardım beklemeleri, bu hadis-i şerife uydukları içindir.

İslam âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ”, bu hadis-i şerife uyarak Evliyânın “rahime-hümullahü teâlâ”, kabirlerini ziyaret etmişler, feyiz aldıklarını bildirmişlerdir. İmâm-ı Rabbânî “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” 291. mektubunda buyuruyor ki (Dehli şehrinde, bayram günü, hocam Muhammed Bâkî billahın mezar-ı şerifini ziyarete gitmiştim. Mübarek mezarına teveccüh ettiğim zaman, mukaddes rûhâniyeti ile iltifat buyurdu. Bu garibi öyle okşadı ki Hâce Ubeydullah-i Ahrârdan “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” kendisine gelmiş olan feyizleri ihsan etti. Bu nisbete kavuşunca, Tevhid mârifetlerinin hakikati hâsıl oldu).

Yukarıdaki hadis-i şerif, birçok kitapta yazılıdır. Müslümanlar arasında meşhur olmuştur. Osmanlı devletinin şeyhulİslamlarından 9.su, büyük âlim, müftü-üs-sekaleyn, yani insanlara ve cinne fetvalar vermiş olan Ahmed Şemseddin ibni Kemâl efendinin “rahime-hullahü teâlâ” (Kırk hadis) kitabının türkçe tercümesi, hicretin (1316) senesinde İstanbul’da basılmıştır. Bu kitabında diyor ki:

İzâ tehayertüm fil-umûr, festeinu min ehlil-kubûr!

Yani, işlerinizde şaşırdığınız zaman, kabirdekilerden yardım isteyiniz! İnsanın ruhu, bedenine aşıktır. Ölüp, ruh bedenden ayrılınca bu sevgisi yok olmaz. Ruhun bedene olan bağlılığı ve çekmesi, öldükten sonra yok olmaz. Ölünün kemiğini kırmak ve kabir üzerine basmak, hadis-i şerifle, bunun için yasak edilmiştir. Bir kimse, bir Velînin “rahime-hullahü teâlâ” kabrini ziyaret edince, ikisinin ruhu buluşurlar. Çok fayda hâsıl olur. Kabir ziyaretine izin verilmiş olması, bu faydanin hâsıl olması içindir. Bundan başka, gizli faydaları de yok değildir. [İbni Âbidin “rahime-hullahü teâlâ”, Reddü’l-muhtar kitabının önsözünde diyor ki İmâm-ı Muhammed Şâfiî, İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’ye “rahime-hümullahü teâlâ” karşı çok edebli, saygılı idi. (Ebû Hanîfe ile bereketleniyorum. Kabri yanına gidiyorum. Güç bir sual karşısında kaldığım zaman, kabri yanında 2 rekat namaz kılıp, Allahü teâlâya duâ ediyorum. Cevabı hemen hatırıma geliyor) buyurmuştur.] Kabirdekinin ruhu ile ziyaretcinin ruhu, birer ayna gibidir. Işıkları birbirlerine aks eder. Ziyaret eden, kabre bakıp, Allahü teâlânın kazasına râzı olup ruhu bunu duyunca, ilmi ve ahlakı feyizlenir. Bu feyiz, kabirdekinin ruhuna aks eder. Meyyitin ruhuna, Cenâb-ı Haktan gelmiş olan ilim ve feyizler de, ziyaret edenin ruhuna aks eder.

Şâfiî âlimlerinden Alaüddin Ali bin İsmail Konevi “rahime-hullahü teâlâ, (El-alam fi-Hayat-il-enbiyâ aleyhimüssalâtü vesselâm) kitabında diyor ki Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve bütün müslümanların ruhları, kabirlerine ve anıldıkları yerlere inerler. Ruhların, kabirleri ile bağlılıkları vardır. Bunun için, kabir ziyareti müstehaptır. Kendilerine verilen selamı işitirler ve cevap verirler. Hafız, yani hadis alimi Abdülhak Eşbili “rahime-hullahü teâlâ” (Akibet) kitabında diyor ki hadis-i şerifte, (Bir kimse, tanıdığı bir mümin kardeşinin kabrine gelip, ona selam verince, meyyit onu tanır ve selâmına cevap verir) buyuruldu. Fahreddin Gazanfer Tebrizi diyor ki bir şeyi çok düşünür, hiç anlayamazdım. Hoca Taceddin-i Tebrizi’nin “rahime-hullahü teâlâ” kabri başında oturup düşündüm. Anladım. Bazı âlimler, (İşlerinizde şaşırdığınız zaman, kabirdekilerden yardım isteyiniz) hadis-i şerifindeki (kabirde olanlar), (Ölmeden önce ölünüz!) emrine uyarak, tasavvuf yolunda yükselmiş olan Evliyâdır dediler. Ahmed ibni Kemâl efendinin yazısı tamam oldu. [İbni Âbidin, 1252 [m. 1836] de Şam’da, Abdülhak Eşbili Maliki 582 [m. 1187] de vefât etmişlerdir.]

Bu hadis-i şerifin açıklanması, (El-Besair li-münkir-it-tevessül-i bi-ehl-il-mekabir) kitabında yazılıdır. Bu kitap Arabî olup İstanbul’da 1395 [m. 1975] de, ofset baskısı yapılmıştır.

(Münâfıklar, hak söyleyerek, müslümanları aldatırlar!) hadis-i şerifi de, bu kitabın müellifini haber veriyor. Kitaba, âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri ve Ehl-i sünnet âlimlerinin hak sözlerini doldurup, aralarına sapık inançları serpiştirmiş. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” kabirdekilerden yardım isteyiniz buyuruyor. Bu ise, böyle yapanlara müşrik diyor. Bu hadis-i şerifi yasak ediyor. Resûlullahın emrine şirk diyor.

Tavsiye Yazı –> Delail-i şerif okumak caiz midir?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler