Sual: Fethu’l-mecid ismindeki vehhâbî kitabında, 133. ve sonraki sayfalarında diyor ki “Ağaç, taş, kabir ve benzerleri ile teberrük eden müşrik olur. Kabirler üzerine kubbeler yapılarak putlaştırıldı. Cahiliye ehli de salih kimselere ve heykellere tapınırlardı. Bunların hepsi ve daha kötüleri şimdi türbelerde, mezarlarda yapılıyor. Salih insanların kabirleri ile teberrük etmek, lat putuna tapınmak gibidir. Bu müşrikler, Evliyanın duâyı işiteceğini ve cevap vereceğini zannediyorlar. Kabirlere nezir yaparak, sadaka vererek, ölülere yaklaşılır diyorlar. Bunların hepsi büyük şirktir. Müşrik, kendine başka isim verse de, yine müşriktir. Ölülere saygı ve sevgi göstererek duâ etmeye, hayvan kesmeye, adak ve benzeri işler yapmaya ne isim verirlerse versinler, hepsi, şirktir. Zamanımız müşrikleri, bu yaptıklarına tazim ve teberrük ismi vererek caizdir diyorlar. Bu şüpheleri yanlıştır”.
Yukardaki iddialara nasıl cevap verilmeli?
Cevap: Ehl-i sünnet olan müslümanlara yapılan bu saldırılara ve iftiralara, İslam âlimlerinin verdikleri cevaplardan bazılarını türkçeye tercüme ederek, çeşitli kitaplarımızda yazdık. Burada, (Usûlü’l-erbea fi terdidi’l vehhâbîye) kitabının I. aslından, bir miktar tercüme ediyoruz. Dikkat ile okunursa, vehhâbîlerin aldandıkları, doğru yoldan ayrıldıkları ve müslümanları felakete sürüklemekte oldukları hemen anlaşılır.
Allahü teâlâdan başkasını tazim etmenin caiz olduğunu, Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şerifler ve Selef-i salihinin sözleri ve işleri ve âlimlerin çoğu bildirmişlerdir. Hac sûresi 32. âyetinde meâlen, “Bir kimse, Allahü teâlânın Şeairini tazim ederse, bu iş, kalplerin takvasındandır” buyuruldu. Bunun için, Allahü teâlânın şeairini tazim etmek vâcip oldu. Şeair, nişanlar, alâmetler demektir. Abdülhak-ı Dehlevi buyuruyor ki “Şeair, Şaireler demektir. Şaire, alâmet demektir. Görülünce, Allahü teâlâ hatırlanan her şey, Allahü teâlânın Şeairi olur”. Bakara sûresi 158. âyetinde meâlen, “Safa ve Merve, Allahü teâlânın Şeairindendir” buyuruldu. Bu âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki Allahü teâlânın Şeairi, yalnız Safa ve Merve tepeleri değildir. Bunlardan başka Şeair de vardır. Bunun gibi, Şeair yalnız Arafat, Müzdelife ve Mina denilen yerler değildir.
Şah Veliyullah-ı Dehlevi, Huccetullahi’l-baliğa kitabının 69. sayfasında diyor ki “Allahü teâlânın Şeairinin en büyükleri 4’tür: Kur’ân-ı Kerîm, Kâbe-i muazzama, Peygamber ve namaz”. Şah Veliyullah, Eltafü’l-kuds kitabının 30. sayfasında diyor ki “Allahü teâlânın Şeairini sevmek demek, Kur’ân-ı Kerîmi ve Peygamberi ve Kâbeyi sevmek demektir. Hatta, Allahü teâlâyı hatırlatan her şeyi sevmektir. Allahü teâlânın evliyasını sevmek de böyledir”. [Çünkü, “Evliya görülünce, Allah hatırlanır” hadis-i şerifi İbni Ebû Şeybe’de, İrşadu’t-talibin’de ve Künuzü’d-dekaık’da yazılıdır. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki Evliya da, Allahü teâlânın Şeairindendir. Evliyayı, ulemayı tazim için, kabirleri üzerine türbe yapmanın caiz olduğu (Camiul fetava) da da yazılıdır.] Mekke-i mükerreme şehrinde, Mescid-i haramın yanında bulunan Safa ve Merve ismindeki 2 tepecik arasında, İsmail aleyhisselâmın annesi hazret-i Hacer, gidip geldiği için, bu 2 tepecik, Allahü teâlânın Şeairi oluyorlar. O mübarek anneyi hatırlamaya sebep oluyorlar da, bütün mahlukların en üstünü ve Allahü teâlânın sevgilisi olan Muhammed aleyhisselâmın doğduğu, büyüdüğü, ibadet ettiği, hicret ettiği, namaz kıldığı, vefat ettiği yerler ve mübarek türbesi ve Âli’nin, Ashâbının yerleri niçin Şeairden olmasınlar? Bunları neden yıkıyorlar? [Burada Âl kelimesi, mübarek zevceleri ve Ehl-i beyti demektir].
Kur’ân-ı Kerîm dikkat ile ve insaf ile okunursa, birçok âyet-i kerimenin, Resûlullahı tazim ettiği, kolayca görülür. Hucurat sûresindeki âyet-i kerimelerde meâlen, “Ey iman edenler! Allahü teâlânın ve Resûlünün önüne geçmeyiniz! Allahü teâlâdan korkunuz! Ey iman edenler! Peygamberin sesinden daha yüksek sesle konuşmayınız! Ona “sallallâhü aleyhi ve sellem” birbirinize seslendiğiniz gibi seslenmeyiniz! Böyle yapanların ibadetlerinin sevapları yok olur! Resûlullahın yanında seslerini kısanların kalplerini, Allahü teâlâ, takva ile doldurur. Onların günahlarını affeder ve çok sevap verir. Onu dışarıdan bağırarak çağıranlar, düşünemiyorlar. Dışarı çıkıncaya kadar bekleseler, kendileri için iyi olur” buyuruldu. Bu 5 ayeti insaf ile okuyan, düşünen bir kimse, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberinin tazimini, ne kadar çok yükselttiğini iyi anlar. Ona karşı, ümmetinin edebli, saygılı olmasını ehemmiyetle emrettiğini görür. Ona karşı seslerini yükseltenlerin bütün ibadetlerinin yok olacağını düşünen kimse, bu önemin derecesini anlayabilir. (Beni Temim) kabilesinden 70 kişi, Medine’ye gelip, dışarıdan bağırarak, Resûlullahı saygısızca çağırmışlardı. Bu âyet-i kerimeler, bunlara ceza olarak geldi. Bazı kimseler, kendilerinin Beni Temim soyundan olduklarını söylüyorlar. Bunun içindir ki hadis-i şerifte, “Kaba ve işkence yapıcılar şarktadır” ve “Şeytan, buradan fitne çıkarır” buyurarak, mübarek eli ile Necd tarafını gösterdi. Mezhepsizlerin bir kısmı da Necdi’dir. Necd ülkesinden türedikleri için, bu isim ile anılmaktadırlar. Yukarıdaki hadis-i şerifin haber verdiği fitne, 1200 sene sonra ortaya çıktı. Necd’den Hicaz’a gelerek, müslümanların mallarını yağma ettiler. Erkeklerini öldürdüler. Kadınlarını ve çocuklarını esir aldılar. Kâfirlerin yapmadıkları kötülükleri, alçaklıkları yaptılar.
FAİDE: Yukarıdaki âyet-i kerimelerde, tekrar tekrar “Ey iman edenler!” buyuruldu. Bu da, Kıyamete kadar gelecek olan bütün müslümanların, Resûlullaha edebli olmalarını emretmektir. Yalnız Ashâb-ı kirâm için emredilseydi, “Ey Ashâb” denirdi. Nitekim, “Ey Resûlün zevceleri” ve “Ey Medine ahalisi” buyurulmuştur. Namazın, orucun, haccın ve zekatın ve başka ibadetlerin, kıyamete kadar, bütün müslümanlara farz olduklarını bildirmek için “Ey iman edenler?” buyurulmuştur. Böylece, vehhâbîlerin (Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” diri iken tazim lazım idi. Öldükten sonra saygı gösterilmez ve Ondan yardım istenmez) sözleri, âyet-i kerime ile çürütülmüş oldu.
Yukarıdaki âyet-i kerimeler, Allahü teâlâdan başkalarını da tazim lazım olduğunu göstermektedir. Bakara sûresi 104. âyetinde meâlen, “Ey iman edenler! Raina demeyiniz! Bize nazar et deyiniz. Allahü teâlânın hükümlerini dinleyiniz!” buyuruldu. Müminler, Resûlullaha (Raina), yani bizi gözet, koru derlerdi. Raina, yahudi lisanında sövmek, kötülemek olup yahudiler, Resûlullaha, bu manada Raina derlerdi. Kötü mânâsı da olduğu için bu kelimeyi kullanmayı, Allahü teâlâ, müminlere yasak etti. Enfal sûresi 33. âyetinde meâlen, “Sen aralarında olduğun için, Allahü teâlâ onlara azap yapmaz” buyuruldu. Kıyamete kadar azap yapılmayacağı vaat edildi. Bu âyet-i kerime, vehhâbîlerin “O, aranızdan gitti. Toprak oldu” sözlerini reddetmektedir.
Bakara sûresi 34. âyetinde meâlen, “Meleklere, Ademe karşı secde ediniz dediğimiz zaman, secde ettiler. Yalnız İblis secde etmedi” buyuruldu. Bu âyet-i kerime, Âdem aleyhisselâma tazim olunmasını emretmektedir. Şeytan, Allahü teâlâdan başkasına tazim olunmasını inkar ederek ve Peygamberlere hakaret ederek, bu emri dinlemedi. Vehhâbîler de şeytanın yolundadırlar. Yusuf aleyhisselâmın anası, babası ve kardeşleri de kendisine secde ederek saygı gösterdiler. Allahtan başkasına saygı, tazim şirk ve küfür olsaydı, Allahü teâlâ, sevdiği kullarını anlatırken bununla övmezdi. Ehl-i sünnete göre, Allahtan başkasına secde haramdır. İbadet secdesine benzediği için haramdır. Tazimi gösterdiği için değil!
Tavsiye yazı –> Şeyhi Necdi kimdir? (Şeytanın Peygamberimize Necdli İhtiyar suretinde görünmesi)
Vehhâbîler, Resûlullahtan yadigar kalan mukaddes yerleri ve türbeleri bunun için yıkıyorlar. Bu yerler, insanları müşrik yapıyor diyorlar. Mübarek yerlerde, Allahü teâlâya duâ etmek şirk olsaydı, Allahü teâlâ hacca gitmemizi emretmezdi. Resûlullah tavaf yaparken, Hacerül esvedi öpmezdi. Arafat’ta, Müzdelife’de duâ edilmez, Mina’da taş atılmaz ve Safa ile Merve arasında koşulmazdı. Bu mübarek yerler, böyle tazim olunmazdı.
Ensarın toplandığı yere, reisleri olan Sad bin Muaz “radıyallahü teâlâ anh” gelince, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” “Reisiniz için ayağa kalkınız?” buyurdu. Bu emir, Sad’i tazim etmeleri içindi. “Sad hasta idi. Onu hayvandan indirmek içindi” demek yanlıştır. Çünkü, hepsine emrolundu. İndirmek için olsaydı 1-2 kişiye emrolunurdu. Yalnız “Sad için” denirdi. “Reisiniz” demeye lüzum olmazdı.
Abdullah bin Ömer hac için Medine’den Mekke’ye giderken, yoldaki mübarek yerlerde, Resûlullahın oturduğu yerlerde durur, namaz kılar, duâ ederdi. Buralarla bereketlenirdi. Resûlullahın minberine ellerini koyar, sonra yüzüne sürerdi. İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Hucre-i saadeti ve minberini öperek bereketlenirdi. Hem Hanbeli mezhebinde olduklarını söylüyorlar, hem de, bu mezhebin imamının yaptığına şirk diyorlar. “Hanbeliyiz” demelerinin sahte olduğu anlaşılıyor. İmam-ı Ahmed bin Hanbel, imam-ı Şâfiî’nin gömleğini ıslatıp, bu suyu içti. Bununla bereketlendi. Hâlid ibni Zeyd Ebû Eyyüb-el-Ensârî “radıyallâhu anh”, Resûlullahın mübarek kabrine yüzünü sürdü. Biri gelip kaldırmak isteyince, “Beni bırak! Taşa, toprağa gelmedim. Resûlullahın huzuruna geldim” buyurdu.
Ashâb-ı kirâm, Resûlullahın eserleri ile teberrük ederlerdi. Abdest alırken kullandığı su ile mübarek teri ile bereketlenirlerdi. Gömleği, asası, kılıcı, nalınları, kadehi, yüzüğü ile ve kullanmış olduğu her şeyle bereketlenirlerdi. Müminlerin annesi Ümm-i Seleme’nin “radıyallâhu anha” yanında mübarek sakalından bir kıl vardı. Hasta gelince, kılı suda bırakır. Sonra çıkarıp bu suyu ona içirirdi. Mübarek kadehine su kor, şifa için içerlerdi. İmam-ı Buhari’nin kabrinden misk kokusu duyulurdu. Bereketlenmek için toprağından alıp götürürlerdi. Hiçbir âlim ve müftü buna mâni olmazdı. Hadis ve fıkıh âlimleri, bunlara izin vermiştir.
Usûlü’l-erbea kitabından tercüme burada tamam oldu.
Ashâb-ı kirâm ve Tabiin-i izam zamanlarında, hatta 1.000 senesine kadar, Evliya, Suleha (salihler) çoktu. Herkes bunları ziyaret ederek bereketlenir, dualarını alırlardı. Kabirle tevessül etmeye, cansız eşya ile bereketlenmeye lüzum kalmazdı. O zamanlarda bunların az yapılması, caiz olmadıklarını göstermez. Caiz olmasalardı, mâni olanlar bulunurdu. Hiçbir âlim mâni olmadı. Ahir-zaman yaklaştıkça, küfür alâmetleri, bidatler çoğaldı. İslam düşmanları, fen adamı, din adamı şekline girip, gençler aldatıldı. Bunlara zındık denildi. Fen adamı şekline girip aldatanlara fen yobazı, din adamı şekline girip aldatanlara din yobazı denildi. Dinsizlik, irtidad, nefslerine uyan azgınların, diktatörlerin işlerine yaradığı için, bu felaketi körüklediler. Âlimler, Veliler azaldı. Son zamanlarda, hiç görünmez oldular. Evliyanın kabirlerinden, eşyasından bereketlenmek zaruri oldu. Her işte, her ibadette olduğu gibi, bunlara da haramlar karıştırıldı. Böyle karışık olan meşru işlere mâni olmamak, bunlara karışmış olan bidatleri temizlemek lazım olduğunu, İslam âlimleri söz birliği ile bildirmişlerdir. Âlimlerin bu sözleri, (Ed-dürer-üs-seniyye firredd-i alel-vehhâbîye) kitabında yazılıdır. Okuyanların hiç şüphesi kalmaz. Bu kitap hicri 1319 ve 1347 senelerinde Mısır’da basılmış ve 1975’de, İstanbul’da ofset baskısı yapılmıştır. Vehhâbîlerin Hicazdaki müslümanlara yaptıkları zulümler ve işkenceler kitaplarda uzun yazılıdır. Müslümanlar, kabir üzerine taş dikerler. Taşın üzerine meyyitin ismini yazarlar. Ziyarete gelenler, taştaki ismin sahibinin ruhuna Fâtiha ve duâ okurlar. Evliyanın kabrini ziyaret eden, ayrıca bunun ruhundan, şefaat ve duâ etmesini ister.

