Muhammed Mâ’sûm Serhendî “rahmetullâhi aleyh”, 2. cildin 140. mektubunda diyor ki (Hadis-i kudside “Bir Velî kuluma düşmanlık eden, benimle harp etmiş olur. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında, en sevdiğim, ona farz ettiğim şeydir. Nâfile ibâdet [de] yaparak, bana yaklaşan kulumu çok severim. Çok sevdiğim kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. İstediğini elbette veririm. Bana sığındığı zaman, elbette korurum” buyuruldu.)
Bu hadis-i kudsi Nevevi’nin Hadis-i Erbain’i, 38. hadisinde ve Hadika’nın 182. sayfasında izah edilmektedir. Farzlarla hâsıl olan kurb, yani Allahü teâlâya yaklaşmak, nâfilelerle hâsıl olandan, elbette daha çoktur. Fakat, ihlas ile yapılan farzlar kurb hâsıl eder. İhlas, ibâdetleri, Allahü teâlâ emrettiği için yapmaktır. Ehl-i sünnet olan her müminde biraz ihlas vardır. Takvâ ile ve ibâdet yapmakla, kendisine feyz denilen kalp nurları gelir. Bir Velînin kalbinden saçılan bu feyizlerden alırsa, ihlası çabuk ve çok artar. Takvâ, haramlardan nefret etmek, haram işlemeyi hatıra bile getirmemektir. Allahü teâlâya yaklaşmak, Onun rızasına, sevmesine kavuşmak demektir. Son sözün sonuna bakınız! Allahü teâlânın müminlerin kalplerine gönderdiği nurlar, feyizler, ibâdetleri ve takvâsı çok olanlara, gelmektedir. Yani, bunların feyz almak istidadları, kabiliyetleri artar. Feyzler, Resûlullahın mübarek kalbinden yayılmaktadır. Gelen feyzleri almak için, Resûlullahı sevmek lâzımdır. Sevmek de, Onun ilmini, güzel ahlakını, mucizelerini, kemâlâtını öğrenmekle hâsıl olur. Resûlullah da, onu görüp severse, feyiz alması çoğalır. Bunun için, sohbetinde bulunup, güzel yüzünü görenler, tatlı sözlerini işitenler, daha çok feyiz aldılar. Ashâb-ı kirâm, bunun için, çok feyiz alıp, kalpleri dünya sevgisinden temizlenerek, ihlas sâhibi oldular. Kavuştukları nurlar, feyizler, Evliyânın kalplerinden dolaşarak, zamanımıza kadar geldi. Bir kimse, kendi zamanında bulunan bir velîyi tanıyıp, çok sever ve sohbetinde bulunarak, kendini sevdirirse, Resûlullahın mübarek kalbinden velînin kalbine gelmiş olan nurlar, bunun kalbine de akarak kalbi temizlenir. Sohbetine kavuşamazsa, onu düşünmesi, yani velînin şeklini, yüzünü hatırına getirmesi de, sohbetinde bulunmuş gibi olur.
Mazhar-i Can-ı Canan, Delhi’den Kabildeki Şâh Behik’e teveccüh ederek, yüksek derecelere kavuşturdu. Mazhar-i Can-ı Canan hazretleri, “Bütün feyizlere, bütün nimetlere, üstadlarıma olan sevgim sebebi ile kavuştum. Kusurlu ibâdetlerimiz, bizi Allahü teâlâya yaklaştırmaya sebep olabilir mi?” dedi. Yani, mürşidi sevmek, onun kalbinden saçılan feyizleri almaya sebep olur. Feyiz alınca, ihlas hâsıl olur. İhlas ile yapılan ibâdet de, insanı hakiki imana kavuşturur. Künuzü’d-dekaık’deki hadis-i şerifte, “Her şeyin menbaı vardır. İhlasın, takvânın menbaı, kaynağı, Ariflerin kalpleridir” buyuruldu. Velî olmak için, yani Allahü teâlâya yakın olmak, yani Onun sevgisine kavuşmak için, ihlas ile ahkâm-ı İslamiyyeye uymak lâzımdır. Ahkâm-ı İslamiyyeye uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îman etmek, sonra haramlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri, ihlas ile yapmaktır.
Tavsiye Yazı –> Evliyanın en üstünleri kimlerdir?

