Sual: Yahudiliğin tarihi nasıldır? Yahudilerin okuduğu tevrat neleri ihtiva etmektedir?

Cevap: Önce yahudiliğin tarihcesini bildirelim:

İbrahim aleyhisselâm, ulül-azm Peygamberlerdendir. O, ne yahudi, ne de hristiyan idi. Hakiki müslüman idi. İbrahim aleyhisselâm Beni İsrailin, yani yahudilerin, ve ayrıca Arapların da cedddir. Muhammed aleyhisselâmın da, dedelerindendir.

Geldanilerin merkezi Babil şehri idi. Meliklerine (Nemrud) denirdi. Geldaniler o zaman, aya, güneşe ve yıldızlara taparlardı. Bunları temsil eden çeşitli putlar yapmışlardı. Nemrudlar da putlar arasında idi. Allahü teâlâ, İbrahim aleyhisselâmı bunlara Peygamber olarak gönderdi. Fakat îman etmediler. O mübarek Peygamberi, ateşte yakmak istemişler, ancak Allahü teâlâ, ateşi selamet kılmıştı. Günlerce odun toplıyarak yaktıkları bu ateşin içerisi, İbrahim aleyhisselâm için yeşil bir bahçe oldu. Bu mucize karşısında da, çoğu îman etmedi. İbrahim “aleyhisselâm” Mısr’a gitti. Sonra Allahü teâlânın emri ile Filistin’e döndü. İbrahim aleyhisselâmın vefâtından sonra, oğlu, İshak aleyhisselâm, bundan sonra da, bunun oğlu Yakup aleyhisselâm Peygamber oldular. Yakup aleyhisselâmın diğer ismi, İsraildir. Bunun için, Yakup aleyhisselâmın 12 oğlundan çoğalan insanlara, (Beni İsrail) yani İsrail oğulları denilir. Yakup aleyhisselâmın oğullarından Yusuf aleyhisselâmı, kardeşleri kıskandılar. Bir kuyuya atıp, Yakup aleyhisselâma, öldü diye yalan söylediler. Sonra, kuyuya gelen yolcular, Onu kuyudan çıkarıp, Mısra götürdü. Orada, köle diye sattılar. Yusuf aleyhisselâmı, Mısır’ın maliye veziri, Aziz satın aldı. Evine götürdü. Hanımı Zeliha, Ona âşık oldu. Yusuf “aleyhisselâm”, ona iltifat etmeyince, iftirâ etti. Bu iftirâ üzerine, Yusuf aleyhisselâm zindana hapsedildi. Mısır hükümdarı Firavunın bir rüyasını tabir ederek, zindandan çıkarıldı. Firavun, Yusuf aleyhisselâmı maliye vekili yaptı. Yusuf aleyhisselâm, babası Yakup aleyhisselâmı ve diğer kardeşlerini Ken’ân diyarından yani Filistin’den Mısır’a getirdi. Firavun, Yakup aleyhisselâma ve çocuklarına çok hürmet ve iltifat etti. Böylece, İsrail oğulları, Mısra yerleşmiş oldular. Önce, Mısır’da rahat bir hayat süren İsrail oğulları, sonradan Mısırda büyük bir zulüm ve sıkıntı görmüşler, köleliğe düşmüşlerdir. Onları bu sıkıntılardan kurtaran ve (Ard-ı Mev’ud) yani vaat olunmuş topraklara [Filistin’e] götüren, Mûsâ aleyhisselâm olmuştur.

Mûsâ aleyhisselâmı, Firavun sarayında büyüttü. 40 yaşına gelince, sarayı terkedip, akrabalarının ve büyük kardeşi Harun’un yanına geldi.

Bir gün, Mısırlı bir kâfirin [kıptinin], Beni İsrailden birine işkence ettiğini gördü. Kurtarırken, kıpti öldü. Mûsâ aleyhisselâm korkarak, Tebük civarındaki Medyen şehrine gitti. Orada Şuayb aleyhisselâmın kızı ile evlendi. Ona 10 sene hizmet etti. Mısra dönmek için yola çıktı. Yolda, Tur dağında, Allahü teâlâ ile konuştu. Mısır’a gelip, Firavunı dine davet etti. Beni İsraile serbestlik verilmesini istedi. Firavun kabul etmedi. (Mûsâ, büyük sihirbazdır. Bizi aldatıp, memleketimizi elimizden almak istiyor) dedi. Yanındaki vezirlere sordu. Onlar da, (sihirbazları topla, onu mağlub etsinler) dediler. Sihrbazlar geldiler. Mısır halkı önünde, ipleri yere attılar. Her ip, yılan görünüp, Mûsâ aleyhisselâma doğru yürüdü. Mûsâ “aleyhisselâm” asasını yere bıraktı. Büyük yılan oldu. İpleri yuttu. Sihirbazlar şaşırdılar. İman ettiler. Firavun kızdı. (O, sizin ustanız imiş. Ellerinizi, ayaklarınızı keseceğim. Hepinizi hurma dallarına asacağım) dedi. (Biz Musa’ya inandık. Onun Rabbine sığınıyoruz. Yalnız Onun afv ve merhametini isteriz) dediler. Kâfirlerin suları kan oldu. Kurbağa yağdı. Cilt hastalıkları oldu. 3 gün karanlık oldu. Firavun, bu mucizeleri görünce korktu. Beni İsrailin Mısır’dan çıkmasına izin verdi. Mûsâ aleyhisselâm, Beni İsrail ile Kudüs’e doğru giderken, Firavun pişman oldu. Askerleriyle arkalarına düştü. Süveyş körfezi açılıp, müminler karşıya geçti. Firavun geçerken, deniz kapandı. Askerleri ile birlikte boğuldu. Beni İsrail, yolda öküze tapanları gördüler. Mûsâ aleyhisselâma (Biz de böyle tanrı isteriz) dediler. Mûsâ aleyhisselâm, (Allahü teâlâdan başka tanrı yoktur. Allahü teâlâ sizi kurtardı) dedi. Sonra, Tih çölüne düştüler. Yolu şaşırdılar. Aç ve susuz kaldılar. Gökten (Men) ve (Selva) yani helva ve et inerdi. Bunları yirlerdi. Asası ile yere vurunca, su çıkardı. Bundan da içerlerdi. (Helva ile etten bıktık. Bakla, soğan gibi şeyler isteriz) dediler. Mûsâ aleyhisselâmı gücendirdiler. Bunun için, kırk sene çölde kaldılar. Mûsâ “aleyhisselâm”, Harun aleyhisselâmı vekil bırakıp, Tur dağına gitti. Orada 40 gün ibâdet etti. Allahü teâlânın kelâminı işitti. Allahü teâlâ (Tevrat) kitabını ve 10 emrin yazılı olduğu 2 levhayı indirdi. Tih çölünde, Samiri adında bir münâfık, herkesteki altınları, süs eşyasını eritip, bunlardan bir buzağı yaptı. (Musa’nın ilahı budur. Buna tapınız!) dedi. Tapmaya başladılar. Harun aleyhisselâmı dinlemediler. Mûsâ “aleyhisselâm” gelip olanları görünce çok kızdı. Samiriye lanet etti. Büyük kardeşinin sakalından tutup, darıldı. Pişman olarak, yalvardılar. Mûsâ aleyhisselâm, Tevratı ve 10 emri tebliğ etti. (Tevrat)a göre ibâdet etmeye başladılar. Sonra yine bozuldular. 71 fırkaya ayrıldılar.

Mûsâ “aleyhisselâm”, ümmeti ile Lut gölünün cenub tarafına geldi. (Uc bin Unk) adında bir melik ile harp etti. Şeria nehri şarkındaki yerleri ele geçirdi. Eriha şehri karşısındaki dağa çıktı. Ken’ân ilini uzaktan gördü. Yerine Yuşa aleyhisselâmı halife bırakıp, bir rivayete göre, milattan 1605 sene evvel 120 yaşında, orada vefât etti. Eriha şehrini, sonra da Kudüs’ü, Yuşa “aleyhisselâm” Amalika kâfirlerinden aldı.

Daha sonra, Davud aleyhisselâm melik oldu. Kudüs’ü tekrar aldı. Böylece, yahudilerin en parlak zamanı başladı. Sonra, Süleyman aleyhisselâm, babasının hazırlattığı yere meşhur mabedi yani (Mescid-i Aksâ) yı yaptırdı. Süleyman aleyhisselâm, içinde Tevrat ve 10 emir ve diğer emanetler ve 10 emrin yazılı olduğu levhalar bulunan (Tabut-ı sekine) ye, yani (Mukaddes sandığı) mabedin bir odasına koydurdu.

12 kabileye ayrılmış olan yahudiler, Süleyman aleyhisselâmın vefâtından sonra, 2 devlete ayrıldılar. 10 kabile İsrail devletini, diğer ikisi Yehuda devletini kurdular. Azgınlaşarak hak yoldan ayrılıp, taşkınlık ettiler. Gazab-ı ilâhiyye uğradılar. İsrail devleti M.Ö. 721 de Asuriler, sonra da, Yehuda devleti M.Ö. 586 da Babilliler tarafından yıkıldı. Asuriler Babil devletini işgal etti. 587 de Asuri hükümdarı Buhtunnasar Kudüs’ü yakıp yıktı. Yahudilerin çoğunu öldürdü, kalanlarını da, Babil’e sürdü. Bu karışıklıkta gökten inen Tevrat yakıldı, yok edildi. Bu hakiki Tevrat, çok büyüktü. Yani, 40 cüz idi. Her cüzde 1.000 sûre, her surede 1.000 âyet vardı. Bu muazzam kitabı, Uzeyr aleyhisselâmdan başka kimse ezberlememiş idi. Tevratı yahudilere yeniden talim etti. Zamanla bir çok yerleri unutuldu, değiştirildi. Muhtelif kimseler, hatırlarında kalan ayetlerini yazarak, Tevrat isminde çeşitli risaleler meydana geldi. Milattan takriben 400 sene evvel yaşamış olan Azra ismindeki bir haham bunları toplıyarak, şimdi mevcûd olan Ahd-i atik denilen Tevratı yazdı. İran hükümdarı Şireveyh, Asurileri yenince, yahudilerin tekrar Kudüs’e dönmelerine izin verdi. Yahudiler, M.Ö. 520 den sonra Mescid-i Aksayı yeniden tâmir ettiler. Önce Perslerin, sonra da, Makedonyalıların idaresi altında yaşadılar. M.Ö. 63 senesinde Kudüs, Romalı kumandan Pompey tarafından zabt edildi. Pompey, yahudileri dağıttı. Şehri ve Mescid-i Aksa’yı, yaktı, yıktı. Böylece yahudiler, Roma devleti hakimiyetine girdiler. M.Ö. 20 de Romalıların Filistindeki yahudi valisi Herod, mabedi tekrar yaptırdı. Yahudiler daha sonra, Roma hakimiyetine isyan ettiler. Fakat miladın 70. senesinde Romalı kumandan Titus, Kudüsü tamamen yaktı, yıktı. Şehri viraneye çevirdi. Beyt-i mukaddes de yandı. Sadece batı duvarı kaldı. Bu duvara türkler (Ağlama duvarı) derler. Bu duvar, yüzyıllarca yahudilerdeki milli ve dini şuuru ayakta tutmuştur. Kurtarıcı Mesih inancı da, yahudilerde bu şuurun devâminı temin etmiştir. Bizanslılar ve sonra Emeviler ve Osmanlılar bu duvarı muhafaza ederek, mescidi tâmir etmişlerdir.

Titusun, katliam ve zulmünden sonra yahudiler, bölük bölük Filistin’i terkettiler. Kudüs ve çevresinden kovuldular. Yahudi esirler, Romalıların emrinde çalıştırılmak üzere, Mısra sevk edildiler. Bu sene, yahudiler dünyanın her yerine yayıldılar.

Yahudiler, Yahudiliğin 2 emir kaynağını birbirinden ayırmıştır: 1- Yazılı emirler, 2- Sözlü emirler.

Yahudilerin mukaddes saydıkları kitapları, (Torah) [yani Tevrat] ve (Talmud) olmak üzere 2’ye ayrılır: 1.si, yazılı emirleri, 2.si ise, sözlü emirleri ihtiva ediyor derler.

Torah kitabına hristiyanlar (Ahd-i atik) ismini verirler. Yahudiler, Torahı 3 kısma ayırmışlardır:

1) Torah, yani Tevrat,

2) Neviim, yani Peygamberler,

3) Ketubim, yani Kitaplar.

Torah ismini, bu 3 kısmın, ibranice baş harflerini birleştirerek meydana getirmişler. Neviim 2 kısımdır. İlk peygamberler 4 kitap, son peygamberler 15 kitaptır. Ketubim, yani kitaplar ise, yahudilere göre 11, hristiyanlara göre 15 kitaptır.

Yahudiler, Tevrat ismini verdikleri 5 kitabın Allahü teâlâ tarafından, Mûsâ aleyhisselâma indirildiğine inanmaktadırlar. Bu 5 kitap, (Tekvîn), (Huruc), (Levililer), (Sayılar), (Tesniye) dir. Tesniyede, Mûsâ aleyhisselâmın ölümü, ihtiyarlığı, yaşı ve defnedildiği ve yahudilerin ona matem [yas] tuttukları yazılıdır. [Tesniye bab 34]. Bu ahval, Mûsâ aleyhisselâm vefât ettikten sonra, Mûsâ aleyhisselâma vahiy olundu dedikleri kitapta nasıl bildirilmiştir? Bu misal, Tevratın Mûsâ “aleyhisselâm” tarafından bildirilen ve Allahü teâlâ tarafından vahyedilmiş olan, hakiki Tevrat olmadığının açık delillerindendir.

Bir yahudi din adamı olan, H.Hirsch Graetzin, (History of the Jews) kitabındaki beyanına göre, yahudiler, kendi cemaatlerinin Tevratın emirlerine tam ittiba edebilmelerini temin için (Yetmişler Meclisi) ni kurdular. Bu meclisin reisine, (Baş Kahin) dediler. Yahudi gençlerine, mekteplerde dinlerini öğreten, Tevratı açıklayan yahudi din adamlarına (Yazıcılar) denilir. Bunların, Tevrata yaptıkları açıklamaların, ilavelerin bir kısmı, sonradan yazılan Tevratlara karıştirlimiştir. İncillerde geçen yazıcılar işte bunlardır. Bunların bir diğer vazifesi de, yahudilerin Tevrata ittiba etmelerini sağlamaktır.

Yahudilerin ekserisinin inanmadıkları bir Tevrat daha vardır ki buna (Şomranim Tevratı = Tora Ha-Şomranim) derler. Bu Tevrata inananlar, yazıcıların Tevrata açıklamalar ve ilaveler yapmalarına, hatta harflerini dahi değiştirmelerine karşı çıkmışlardır. Yahudilerin ellerindeki Tevrat ile Şomranim Tevratı arasında 6.000 kadar ihtilaf bulunduğu bildirilmektedir.

Hristiyanlar Torah kitabı için, (Ahd-i Atik) yani (Eski Ahd) tabirini kullanırlar. Yahudiler, bu tabiri kabul etmezler.

Bugün Tevrat dedikleri kitabın, Allahü teâlâ tarafından Mûsâ aleyhisselâma gönderilen hakiki Tevrat olmadığı şüphesizdir. En eski yazılan Tevrat nüshası ile Mûsâ aleyhisselâm arasında 2.000 sene vardır. Mûsâ aleyhisselâm, Tevratın (Tabut-i sekine) ye, yani (Mukaddes Sandığı) na konularak muhafaza edilmesini ümmetinin âlimlerinden istemişti. Süleyman aleyhisselâm (Mescid-i Aksâ) yı bina edince, Ahd sandığını buraya koymuş ve sandığı açtirmiştir. Sandık açılınca, içerisinden yalnız (Evamir-i Aşere), yani 10 emrin yazılı olduğu 2 levha çıkmıştır.

ABD’nin Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden Elliot Friedmanın, 1987 senesinde neşrettiği, (Tevratı Kim Yazdı) ismli kitap, yahudi ve hristiyan dünyasını karıştırdı. Profesör Friedman, Tevratı teşkil eden 5 kitabın, 5 ayrı ilâhîyatcı tarafından yazıldığını ve Mûsâ aleyhisselâma indirilen Tevrat kitabının asıl nüshası ile hiç bir sûrette kıyaslanamayacağını açıkladı. Hristiyanların inandığı, (Kitâb-ı Mukaddes) in (Ahd-i atik) ve (Ahd-i cedid) kısımlarının birbirleriyle tenakuz içerisinde bulunduğunu belirten profesör Friedman, kitabında bunun misallerini zikretmiştir. Ayrıca, Tevratın içerisindeki kitapların da birbirleri ile hatta kendi babları arasında tenakuzlarla dolu olduğuna dikkati çeken profesör Friedman, böyle bir esere (İlâhî kitap) vasfının verilemeyeceğini bildirmiştir. Tevratı meydana getiren 5 kitaptaki ifade tarzları da, birbirinden tamamen farklıdır.

Prof. Elliot Friedman’a göre bugünkü Tevrat, Mûsâ aleyhisselâmdan birkaç asır sonra yaşıyan 5 haham tarafından kaleme alınmış ve Azra adındaki haham bunları tek tek toplıyarak, Ahd-i Atik’in asıl nüshası olduğu iddiası ile çoğalttırmıştır. Tarih profesörü Friedman, kaleme aldığı eserinde, daha sonra şu ifadelere yer vermiştir:

(Günümüzde, Tevrat’ın 3 nüshası mevcûd: Yahudiler ve protestanların kabul ettikleri ibranice nüsha, katolik ve ortodokslar tarafından kabul edilen yunanca nüsha ve samirilerce kabul edilen samiri dilinde yazılmış nüsha. Bunlar Tevratın en eski ve en itimatlı nüshaları olarak bilinmelerine rağmen, gerek aynı nüshanın içinde ve gerekse nüshalar arasında birçok yerlerinde tezadlar vardır. Hiçbir ilâhî dinde bulunmayan, insanlara zulüm telkinleri, Peygamberlerden bazılarına karşı çok çirkin ve makâmlarına yakışmayacak isnadlar vardır. Hakiki Tevratta ise, tezadlar bulunacağından söz edilemez.)

Fransız papazlarından, Richard Simon da, (Historia Critique du Vieux Testament) kitabında, Tevratın Mûsâ aleyhisselâma vahyedilen Tevrat olmadığını, sonradan farklı zamanlarda yazılarak bir araya getirildiğini belirtmiştir. Papazın bu kitabı toplattırılmış, kendisi de kiliseden kovulmuştur.

Dr. Jean Astruc de, (Conjectures il parait que Mouse s’est Servi pour composer le livre dela Genese) adlı eserinde, Tevratın 5 kısmının çeşitli yerlerden derlenmiş birer kitap olduğunu yazmıştır. Jean, bir kısmındaki isimlerin değiştirilerek, 2-3 yerde tekrar edildiğine de dikkatleri çekmiştir.

Tekvînin 1. babının 11. ayeti ve devâminda, nebatların insandan önce yaratıldığı, yazılıdır. 2. babının 5, 6, 7, 8 ve 9. ayetlerinde ise, insanın yaratıldığı ve o zaman yer yüzünde hiç bir nebâtın bulunmadığı, nebatatın insandan sonra yaratıldığı yazılıdır. Bu ve bunun gibi pek çok tenakuzlara, büyük hatalara dikkati çeken Jean Astruc dinsiz ilan edilmiştir.

Gottfried Eichhorn, Tekvînden başka, sonra gelen 5 kitabın da, tarihleri itibarı ile ve lisan olarak birbirinden farklı olduğunu 1775 senesinde neşrettiği kitabında yazmıştır. Fakat Eichhorn ve kitapları aforoz edilmiştir.

Alman şairi ve filozof Herden [1744-1803] (Von Geiste den hebraischen Poesie) eserinde, Ahd-i atikin, (Mezmurlar) kitabının içindeki şirlerin birçok ibrani şairlerine ait olduğunu, başka başka zamanlarda yazıldığını ve sonradan bir araya cem edildiğini yazmaktadır. Ayrıca (Neşideler Neşidesi) nin de, beşeri ve müstehcen bir aşk kasidesi olduğunu, bu şirlerin Süleyman aleyhisselâm gibi bir Peygambere atf olunamayacağını da beyan etmektedir. Merak edenlerin, (Neşideler Neşidesi) kitabına göz gezdirmeleri kâfidir.

19. yüzyılda İbrani lisanı üzerindeki incelemeler artınca, Tevrattaki 5 kitabın Mûsâ aleyhisselâma ait olmadığı ve Ahd-i atikteki kitapların muhtelif zamanlarda bir araya getirildiği ispat edildi. Bu hususta, Avrupalı pek çok tarihçi, papaz ve piskoposlar eserler neşretmişlerdir.

Mood İncil Enstitüsünden Dr. Graham Scroggie, (İncil Allah kelamı mıdır?) isimli kitapta (Ahd-i Atik) ve (Ahd-i Cedid)in Allah kelamı olmadığını itiraf etmektedir.

Dr. Stroggie ise, (Tekvîn kitabı, şecerelerle doludur. Kim kimden doğdu, nasıl doğdu? Hep bunlardan bahsediliyor. Bunlardan bana ne? Bunların ibâdet ve Allahü teâlâyı sevmek ile ne alakası var? Nasıl iyi bir insan olunabilir? Kıyamet günü nedir? Kime ve nasıl hesap vereceğiz? Sâlih bir insan olmak için neler yapmak lâzımdır? Bunlardan pek az bahsolunuyor. Ekseriya, muhtelif efsaneler var. Daha gündüz anlatılmadan, geceye geçiliyor) demektedir. Böyle bir kitap nasıl Allah kelamı olabilir?

Bugün, yahudilerin (Torah) , hristiyanların ise, (Ahd-i Atik) dedikleri kitapları okuyan bir kimse, Allahü teâlâ tarafından indirilmiş bir kitap değil, fuhuş, müstehcenlik ve ahlaksızlığı öğreten bir seks kitabı okuduğunu zanneder. Bu kitapların, Allah kelamı olmadığını anlayan batılı birçok papaz ve fen adamları, pekçok kitaplar neşrederek, hakikati herkese duyurmaya çalışmışlardır.

MEDENİYET NEDİR? (İlericilik, gericilik)

Müslümanların öğrenmeleri farz olan bilgilere (İslam ilimleri) denir. İslam ilimleri 2’ye ayrılır: (Din bilgileri), (Fen bilgileri). Din bilgilerinden birisi, ahlak ilmidir.

İslamiyetin bildirdiği güzel ahlak sâhibi olan ve zamanının fen bilgilerinde yani İslâmın 2 bilgisinde yükselmiş olan millete (Medeni) denir. Fende ilerlemiş, ağır sanayi kurmuş, fakat İslam ahlakından mahrum olan millete, (Zalim) yani gerici, eşkiya, diktatör denir. Fen ve sanatta geri ve İslam ahlakından mahrum olanlara (Vahşi) , âdi denir. (Medeniyet) tâmir-i bilad ve terfih-i ibaddır. Yani, şehirler yapmak ve insanlara hizmettir. Bu da, fen ve sanat ve güzel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanat ile güzel ahlakın birlikte olmasına (Medeniyet) denir. Medeni insan, fen ve sanati, insanların hizmetinde kullanır. Zâlimler ise, insanlara işkence yapmakta kullanır. Görülüyor ki hakiki müslüman, medeni, ilerici bir insandır. Hristiyan, yahudi ve komünist [yani dinsiz], gerici, şaki ve zavallı bir kimsedir.

Tavsiye Yazı –> Talmud nedir?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler