İsevilik, Mûsâ aleyhisselâmın şeriatinin devamı olduğu için, yahudiler ve kitapları hakkında malumat vermemiz faydalı olacaktır. Önce yahudiliğin tarihcesini bildirelim:

İbrahim aleyhisselâm, ulül-azm Peygamberlerdendir. O, ne yahudi, ne de hıristiyan idi. Hakiki müslüman idi. İbrahim aleyhisselâm Beni İsrailin, yani yahudilerin, ve ayrıca Arapların da cettidir. Muhammed aleyhisselâmın da, dedelerindendir.

Geldanilerin merkezi Babil şehri idi. Meliklerine (Nemrud) denirdi. Geldaniler o zaman, aya, güneşe ve yıldızlara taparlardı. Bunları temsil eden çeşitli putlar yapmışlardı. Nemrudlar da putlar arasında idi. Allahü teâlâ, İbrahim aleyhisselâmı bunlara Peygamber olarak gönderdi. Fakat îman etmediler. O mübarek Peygamberi, ateşte yakmak istemişler, ancak Allahü teâlâ, ateşi selamet kılmıştı. Günlerce odun toplıyarak yaktıkları bu ateşin içerisi, İbrahim aleyhisselâm için yeşil bir bahçe oldu. Bu mucize karşısında da, çoğu îman etmedi. İbrahim “aleyhisselâm” Mısra gitti. Sonra Allahü teâlânın emri ile Filistine döndü. İbrahim aleyhisselâmın vefâtından sonra, oğlu, İshak aleyhisselâm, bundan sonra da, bunun oğlu Yakup aleyhisselâm Peygamber oldular. Yakup aleyhisselâmın diğer ismi, İsraildir. Bunun için, Yakup aleyhisselâmın on iki oğlundan çoğalan insanlara, (Beni İsrail) yani İsrail oğulları denilir. Yakup aleyhisselâmın oğullarından Yusuf aleyhisselâmı, kardeşleri kıskandılar. Bir kuyuya atıp, Yakup aleyhisselâma, öldü diye yalan söylediler. Sonra, kuyuya gelen yolcular, Onu kuyudan çıkarıp, Mısra götürdü. Orada, köle diye sattılar. Yusuf aleyhisselâmı, Mısırın maliye veziri, Aziz satın aldı. Evine götürdü. Hanımı Zeliha, Ona âşık oldu. Yusuf “aleyhisselâm”, ona iltifat etmeyince, iftirâ etti. Bu iftirâ üzerine, Yusuf aleyhisselâm zindana hapsedildi. Mısır hükümdarı Firavunın bir rüyasını tabir ederek, zindandan çıkarıldı. Firavun, Yusuf aleyhisselâmı maliye vekili yaptı. Yusuf aleyhisselâm, babası Yakup aleyhisselâmı ve diğer kardeşlerini Ken’ân diyarından yani Filistinden Mısra getirdi. Firavun, Yakup aleyhisselâma ve çocuklarına çok hürmet ve iltifat etti. Böylece, İsrail oğulları, Mısra yerleşmiş oldular. Önce, Mısırda rahat bir hayat süren İsrail oğulları, sonradan Mısırda büyük bir zulüm ve sıkıntı görmüşler, köleliğe düşmüşlerdir. Onları bu sıkıntılardan kurtaran ve (Ard-ı Mev’ud) yani vaat olunmuş topraklara [Filistine] götüren, Mûsâ aleyhisselâm olmuştur.
Mûsâ aleyhisselâmı, Firavun sarayında büyüddü. Kırk yaşına gelince, sarayı terkedip, akrabalarının ve büyük kardeşi Harunun yanına geldi.

Bir gün, Mısırlı bir kâfirin [kıptinin], Beni İsrailden birine işkence ettiğini gördü. Kurtarırken, kıpti öldü. Mûsâ aleyhisselâm korkarak, Tebük civarındaki Medyen şehrine gitti. Orada Şuayb aleyhisselâmın kızı ile evlendi. Ona on sene hizmet etti. Mısra dönmek için yola çıktı. Yolda, Tur dağında, Allahü teâlâ ile konuştu. Mısra gelip, Firavunı dine davet etti. Beni İsraile serbestlik verilmesini istedi. Firavun kabul etmedi. (Mûsâ, büyük sihrbazdır. Bizi aldatıp, memleketimizi elimizden almak istiyor) dedi. Yanındaki vezirlere sordu. Onlar da, (sihrbazları topla, onu mağlub etsinler) dediler. Sihrbazlar geldiler. Mısır halkı önünde, ipleri yere attılar. Her ip, yılan görünüp, Mûsâ aleyhisselâma doğru yürüdü. Mûsâ “aleyhisselâm” asasını yere bıraktı. Büyük yılan oldu. İpleri yuttu. Sihrbazlar şaşırdılar. İman ettiler. Firavun kızdı. (O, sizin ustanız imiş. Ellerinizi, ayaklarınızı keseceğim. Hepinizi hurma dallarına asacağım) dedi. (Biz Musaya inandık. Onun Rabbine sığınıyoruz. Yalnız Onun afv ve merhametini isteriz) dediler. Kâfirlerin suları kan oldu. Kurbağa yağdı. Cilt hastalıkları oldu. Üç gün karanlık oldu. Firavun, bu mucizeleri görünce korktu. Beni İsrailin Mısırdan çıkmasına izin verdi. Mûsâ aleyhisselâm, Beni İsrail ile Kudüse doğru giderken, Firavun pişman oldu. Askerleriyle arkalarına düştü. Süveyş körfezi açılıp, müminler karşıya geçti. Firavun geçerken, deniz kapandı. Askerleri ile birlikte boğuldu. Beni İsrail, yolda öküze tapanları gördüler. Mûsâ aleyhisselâma (Biz de böyle tanrı isteriz) dediler. Mûsâ aleyhisselâm, (Allahü teâlâdan başka tanrı yoktur. Allahü teâlâ sizi kurtardı) dedi. Sonra, Tih çölüne düştüler. Yolu şaşırdılar. Aç ve susuz kaldılar. Gökten (Men) ve (Selva) yani helva ve et inerdi. Bunları yirlerdi. Asası ile yere vurunca, su çıkardı. Bundan da içerlerdi. (Helva ile etten bıktık. Bakla, soğan gibi şeyler isteriz) dediler. Mûsâ aleyhisselâmı gücendirdiler. Bunun için, kırk sene çölde kaldılar. Mûsâ “aleyhisselâm”, Harun aleyhisselâmı vekil bırakıp, Tur dağına gitti. Orada kırk gün ibâdet etti. Allahü teâlânın kelâminı işitti. Allahü teâlâ (Tevrat) kitabını ve on emrin yazılı olduğu iki levhayı indirdi. Tih çölünde, Samiri adında bir münâfık, herkesteki altınları, süs eşyasını eritip, bunlardan bir buzağı yaptı. (Musanın ilahı budur. Buna tapınız!) dedi. Tapmaya başladılar. Harun aleyhisselâmı dinlemediler. Mûsâ “aleyhisselâm” gelip olanları görünce çok kızdı. Samiriye lanet etti. Büyük kardeşinin sakalından tutup, darıldı. Pişman olarak, yalvardılar. Mûsâ aleyhisselâm, Tevratı ve on emri tebliğ etti. (Tevrat)a göre ibâdet etmeye başladılar. Sonra yine bozuldular. 71 fırkaya ayrıldılar.

Mûsâ “aleyhisselâm”, ümmeti ile Lut gölünün cenub tarafına geldi. (Uc bin Unk) adında bir melik ile harp etti. Şeria nehri şarkındaki yerleri ele geçirdi. Eriha şehri karşısındaki dağa çıktı. Ken’ân ilini uzaktan gördü. Yerine Yuşa aleyhisselâmı halife bırakıp, bir rivayete göre, milattan 1605 sene evvel 120 yaşında, orada vefât etti. Eriha şehrini, sonra da Kudüsü, Yuşa “aleyhisselâm” Amalika kâfirlerinden aldı.

Daha sonra, Davud aleyhisselâm melik oldu. Kudüsü tekrar aldı. Böylece, yahudilerin en parlak zamanı başladı. Sonra, Süleyman aleyhisselâm, babasının hazırlattığı yere meşhur mabedi yani (Mescid-i Aksâ) yı yaptırdı. Süleyman aleyhisselâm, içinde Tevrat ve on emir ve diğer emanetler ve on emrin yazılı olduğu levhalar bulunan (Tabut-ı sekine) ye, yani (Mukaddes sandığı) mabedin bir odasına koydurdu.

On iki kabileye ayrılmış olan yahudiler, Süleyman aleyhisselâmın vefâtından sonra, iki devlete ayrıldılar. On kabile İsrail devletini, diğer ikisi Yehuda devletini kurdular. Azgınlaşarak hak yoldan ayrılıp, taşkınlık ettiler. Gazap-ı ilâhiyye uğradılar. İsrail devleti M.Ö. 721 de Asuriler, sonra da, Yehuda devleti M.Ö. 586 da Babilliler tarafından yıkıldı. Asuriler Babil devletini işgal etti. 587 de Asuri hükümdarı Buhtunnasar Kudüsü yakıp yıktı. Yahudilerin çoğunu öldürdü, kalanlarını da, Babile sürdü. Bu karışıklıkta gökten inen Tevrat yakıldı, yok edildi. Bu hakiki Tevrat, çok büyüktü. Yani, kırk cüz idi. Her cüzde bin sûre, her surede bin âyet vardı. Bu muazzam kitabı, Uzeyr aleyhisselâmdan başka kimse ezberlememiş idi. Tevratı yahudilere yeniden talim etti. Zamanla bir çok yerleri unutuldu, değiştirildi. Muhtelif kimseler, hatırlarında kalan ayetlerini yazarak, Tevrat isminde çeşitli risaleler meydana geldi. Milattan takriben 400 sene evvel yaşamış olan Azra ismindeki bir haham bunları toplıyarak, şimdi mevcûd olan Ahd-i atik denilen Tevratı yazdı. İran hükümdarı Şireveyh, Asurileri yenince, yahudilerin tekrar Kudüse dönmelerine izin verdi. Yahudiler, M.Ö. 520 den sonra Mescid-i Aksayı yeniden tâmir ettiler. Önce Perslerin, sonra da, Makedonyalıların idaresi altında yaşadılar. M.Ö. 63 senesinde Kudüs, Romalı kumandan Pompey tarafından zabt edildi. Pompey, yahudileri dağıttı. Şehri ve Mescid-i Aksayı, yaktı, yıktı. Böylece yahudiler, Roma devleti hakimiyetine girdiler. M.Ö. 20 de Romalıların Filistindeki yahudi valisi Herod, mabedi tekrar yaptırdı. Yahudiler daha sonra, Roma hakimiyetine isyan ettiler. Fakat miladın 70. senesinde Romalı kumandan Titus, Kudüsü tamamen yaktı, yıktı. Şehri viraneye çevirdi. Beyt-i mukaddes de yandı. Sadece batı duvarı kaldı. Bu duvara türkler (Ağlama duvarı) derler. Bu duvar, yüzyıllarca yahudilerdeki milli ve dini şuuru ayakta tutmuştur. Kurtarıcı Mesih inancı da, yahudilerde bu şuurun devâminı temin etmiştir. Bizanslılar ve sonra Emeviler ve Osmanlılar bu duvarı muhafaza ederek, mescidi tâmir etmişlerdir.

Titusun, katliam ve zulmünden sonra yahudiler, bölük bölük Filistini terkettiler. Kudüs ve çevresinden kovuldular. Yahudi esirler, Romalıların emrinde çalıştırılmak üzere, Mısra sevk edildiler. Bu sene, yahudiler dünyanın her yerine yayıldılar.

Yahudiler, Yahudiliğin iki emir kaynağını birbirinden ayirmiştir: 1- Yazılı emirler, 2- Sözlü emirler.
Yahudilerin mukaddes saydıkları kitapları, (Torah) [yani Tevrat] ve (Talmud) olmak üzere ikiye ayrılır: Birincisi, yazılı emirleri, ikincisi ise, sözlü emirleri ihtiva ediyor derler.

Torah kitabına hıristiyanlar (Ahd-i atik) ismini verirler. Yahudiler, Torahı üç kısma ayırmışlardır:

1- Torah, yani Tevrat,

2- Neviim, yani Peygamberler,

3- Ketubim, yani Kitaplar.

Torah ismini, bu üç kısmın, ibranice baş harflerini birleştirerek meydana getirmişler. Neviim iki kısımdır. İlk peygamberler dört kitap, son peygamberler onbeş kitaptır. Ketubim, yani kitaplar ise, yahudilere göre on bir, hıristiyanlara göre 15 kitaptır.

Yahudiler, Tevrat ismini verdikleri beş kitabın Allahü teâlâ tarafından, Mûsâ aleyhisselâma indirildiğine inanmaktadırlar. Bu beş kitap, (Tekvîn), (Huruc), (Levililer), (Sayılar), (Tesniye) dir. Tesniyede, Mûsâ aleyhisselâmın ölümü, ihtiyarlığı, yaşı ve defnedildiği ve yahudilerin ona matem [yas] tuttukları yazılıdır. [Tesniye bab 34]. Bu ahval, Mûsâ aleyhisselâm vefât ettikten sonra, Mûsâ aleyhisselâma vahiy olundu dedikleri kitapta nasıl bildirilmiştir? Bu misal, Tevratın Mûsâ “aleyhisselâm” tarafından bildirilen ve Allahü teâlâ tarafından vahyedilmiş olan, hakiki Tevrat olmadığının açık delillerindendir.

Bir yahudi din adamı olan, H.Hirsch Graetzin, (History of the Jews) kitabındaki beyanına göre, yahudiler, kendi cemaatlerinin Tevratın emirlerine tam ittiba edebilmelerini temin için (Yetmişler Meclisi) ni kurdular. Bu meclisin reisine, (Baş Kahin) dediler. Yahudi gençlerine, mekteplerde dinlerini öğreten, Tevratı açıklayan yahudi din adamlarına (Yazıcılar) denilir. Bunların, Tevrata yaptıkları açıklamaların, ilavelerin bir kısmı, sonradan yazılan Tevratlara karıştirlimiştir. İncillerde geçen yazıcılar işte bunlardır. Bunların bir diğer vazifesi de, yahudilerin Tevrata ittiba etmelerini sağlamaktır.

Yahudilerin ekserisinin inanmadıkları bir Tevrat daha vardır ki buna (Şomranim Tevratı=Tora Ha-Şomranim) derler. Bu Tevrata inananlar, yazıcıların Tevrata açıklamalar ve ilaveler yapmalarına, hatta harflerini dahi değiştirmelerine karşı çıkmışlardır. Yahudilerin ellerindeki Tevrat ile Şomranim Tevratı arasında altı bin kadar ihtilaf bulunduğu bildirilmektedir.

Hıristiyanlar Torah kitabı için, (Ahd-i Atik) yani (Eski Ahd) tabirini kullanırlar. Yahudiler, bu tabiri kabul etmezler.
Bugün Tevrat dedikleri kitabın, Allahü teâlâ tarafından Mûsâ aleyhisselâma gönderilen hakiki Tevrat olmadığı şüphesizdir. En eski yazılan Tevrat nüshası ile Mûsâ aleyhisselâm arasında iki bin sene vardır. Mûsâ aleyhisselâm, Tevratın (Tabut-i sekine) ye, yani (Mukaddes Sandığı) na konularak muhafaza edilmesini ümmetinin âlimlerinden istemişti. Süleyman aleyhisselâm (Mescid-i Aksâ) yı bina edince, Ahd sandığını buraya koymuş ve sandığı açtirmiştir. Sandık açılınca, içerisinden yalnız (Evamir-i Aşere) , yani on emrin yazılı olduğu iki levha çıkmıştır.

ABD’nin Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden Elliot Friedmanın, 1987 senesinde neşrettiği, (Tevratı Kim Yazdı) ismli kitap, yahudi ve hıristiyan dünyasını karıştırdı. Profesör Friedman, Tevratı teşkil eden beş kitabın, beş ayrı ilâhîyatcı tarafından yazıldığını ve Mûsâ aleyhisselâma indirilen Tevrat kitabının asıl nüshası ile hiç bir sûrette kıyaslanamayacağını açıkladı. Hıristiyanların inandığı, (Kitâb-ı Mukaddes) in (Ahd-i atik) ve (Ahd-i cedid) kısımlarının birbirleriyle tenakuz içerisinde bulunduğunu belirten profesör Friedman, kitabında bunun misallerini zikir etmiştir. Ayrıca, Tevratın içerisindeki kitapların da birbirleri ile hatta kendi babları arasında tenakuzlarla dolu olduğuna dikkati çeken profesör Friedman, böyle bir esere (İlâhî kitap) vasfının verilemeyeceğini bildirmiştir. Tevratı meydana getiren beş kitaptaki ifade tarzları da, birbirinden tamamen farklıdır.

Prof. Elliot Friedman’a göre bugünkü Tevrat, Mûsâ aleyhisselâmdan birkaç asır sonra yaşıyan beş haham tarafından kaleme alınmış ve Azra adındaki haham bunları tek tek toplıyarak, Ahd-i Atik’in asıl nüshası olduğu iddiası ile çoğalttirmiştir. Tarih profesörü Friedman, kaleme aldığı eserinde, daha sonra şu ifadelere yer vermiştir:
(Günümüzde, Tevrat’ın üç nüshası mevcûd: Yahudiler ve protestanların kabul ettikleri ibranice nüsha, katolik ve ortodokslar tarafından kabul edilen yunanca nüsha ve samirilerce kabul edilen samiri dilinde yazılmış nüsha. Bunlar Tevratın en eski ve en itimatlı nüshaları olarak bilinmelerine rağmen, gerek aynı nüshanın içinde ve gerekse nüshalar arasında birçok yerlerinde tezadlar vardır. Hiçbir ilâhî dinde bulunmayan, insanlara zulüm telkinleri, Peygamberlerden bazılarına karşı çok çirkin ve makâmlarına yakışmayacak isnadlar vardır. Hakiki Tevratta ise, tezadlar bulunacağından söz edilemez.)

Fransız papazlarından, Richard Simon da, (Historia Critique du Vieux Testament) kitabında, Tevratın Mûsâ aleyhisselâma vahyedilen Tevrat olmadığını, sonradan farklı zamanlarda yazılarak bir araya getirildiğini belirtmiştir. Papazın bu kitabı toplattırılmış, kendisi de kiliseden kovulmuştur.

Dr. Jean Astruc de, (Conjectures il parait que Mouse s’est Servi pour composer le livre dela Genese) adlı eserinde, Tevratın beş kısmının çeşitli yerlerden derlenmiş birer kitap olduğunu yazmıştır. Jean, bir kısmındaki isimlerin değiştirilerek, iki-üç yerde tekrar edildiğine de dikkatleri çekmiştir.

Tekvînin 1. babının 11. ayeti ve devâminda, nebatların insandan önce yaratıldığı, yazılıdır. İkinci babının beş, altı, yedi, sekiz ve dokuzuncu ayetlerinde ise, insanın yaratıldığı ve o zaman yer yüzünde hiç bir nebâtın bulunmadığı, nebatatın insandan sonra yaratıldığı yazılıdır. Bu ve bunun gibi pek çok tenakuzlara, büyük hatalara dikkati çeken Jean Astruc dinsiz ilan edilmiştir.

Gottfried Eichhorn, Tekvînden başka, sonra gelen beş kitabın da, tarihleri itibarı ile ve lisan olarak birbirinden farklı olduğunu 1775 senesinde neşrettiği kitabında yazmıştır. Fakat Eichhorn ve kitapları aforoz edilmiştir.
Alman şairi ve filozof Herden [1744-1803] (Von Geiste den hebraischen Poesie) eserinde, Ahd-i atikin, (Mezmurlar) kitabının içindeki şirlerin birçok ibrani şairlerine ait olduğunu, başka başka zamanlarda yazıldığını ve sonradan bir araya cem edildiğini yazmaktadır. Ayrıca (Neşideler Neşidesi) nin de, beşeri ve müstehcen bir aşk kasidesi olduğunu, bu şirlerin Süleyman aleyhisselâm gibi bir Peygambere atf olunamayacağını da beyan etmektedir. Merak edenlerin, (Neşideler Neşidesi) kitabına göz gezdirmeleri kâfidir.

19. yüzyılda İbrani lisanı üzerindeki incelemeler artınca, Tevrattaki beş kitabın Mûsâ aleyhisselâma ait olmadığı ve Ahd-i atikteki kitapların muhtelif zamanlarda bir araya getirildiği ispat edildi. Bu hususta, Avrupalı pek çok tarihçi, papaz ve piskoposlar eserler neşretmişlerdir.

Mood İncil Enstitüsünden Dr. Graham Scroggie, (İncil Allah kelamı mıdır?) ismli kitapta (Ahd-i Atik) ve (Ahd-i Cedid)in Allah kelamı olmadığını itiraf etmektedir.

Dr. Stroggie ise, (Tekvîn kitabı, şecerelerle doludur. Kim kimden doğdu, nasıl doğdu? Hep bunlardan bahs ediliyor. Bunlardan bana ne? Bunların ibâdet ve Allahü teâlâyı sevmek ile ne alakası var? Nasıl iyi bir insan olunabilir? Kıyamet günü nedir? Kime ve nasıl hesap vereceğiz? Sâlih bir insan olmak için neler yapmak lâzımdır? Bunlardan pek az bahs olunuyor. Ekseriya, muhtelif efsaneler var. Daha gündüz anlatılmadan, geceye geçiliyor) demektedir. Böyle bir kitap nasıl Allah kelamı olabilir?

Bugün, yahudilerin (Torah) , hıristiyanların ise, (Ahd-i Atik) dedikleri kitapları okuyan bir kimse, Allahü teâlâ tarafından indirilmiş bir kitap değil, fuhuş, müstehcenlik ve ahlaksızlığı öğreten bir seks kitabı okuduğunu zanneder. Bu kitapların, Allah kelamı olmadığını anlayan batılı birçok papaz ve fen adamları, pekçok kitaplar neşrederek, hakikati herkese duyurmaya çalışmışlardır. Bunları burada zikretmeye kitabımızın hacmi müsait değildir.

TALMUD

Yahudilerin Tevrattan sonraki kudsi kitaplarıdır. (Sözlü emirler) dedikleri kitaptır. Talmud, iki kısımdan meydana gelmiştir. Bunlar Mişna ve Gamaradır:

Mişna: İbranice tekrar demektir. Sözlü emirlerin, kanun haline getirilmiş ilk Hâlidir. Yahudi îtikadına göre, Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma, Tur dağında Tevrat kitabını (Yazılı emirleri) verdiği gibi, bazı ilimleri, yani (Sözlü emirler) i de söyledi. Mûsâ “aleyhisselâm”, bu ilimleri Harun, Yuşa ve Eliazara “aleyhimüsselâm” bildirdi. Bunlar da, kendilerinden sonra gelen Peygamberlere bildirdiler. Eliazar, Şuayb aleyhisselâmın oğludur [Mîr’at-i kainat]. Uzeyr aleyhisselâma yahudilerin Azra dedikleri (Müncid) de yazılıdır.

Bu bilgiler, neslden nesle, yani hahamlardan hahamlara rivayet edildi. Milattan önce 538 ve milattan sonra 70 senelerinde çeşitli Mişnalar yazıldı. Bunlara yahudilerin adetleri, kanun müesseseleri, hahamların bir mevzudaki tartışmaları ve şahsi görüşleri de karıştırıldı. Böylece Mişnalar, hahamların indi görüş ve münakaşalarını ifade eden kitaplar haline geldi.

Yahudi hahamlarından Akiba, bunları topladı ve kısımlara ayırttı. Talebesi, haham Meir, bunlara ilaveler yaparak basitleştirdi. Daha sonraki hahamlar bu rivayetlerin, telifi ve bir araya toplanması için çeşitli usûller ve şartlar koydular. Böylece pek çok rivayetler ve kitaplar zuhûr etti. Nihâyet bunlar, Mukaddes Yehudaya (Judah Hanesiye) ulaştı. Yehuda, bu karışıklıklara son vermek için, miladın ikinci asrında, bu kitapların en sağlam kabul edilenini yazdı. Yehuda, mevcûd nüshalardan, bilhassa Meirin yazdığı nüshadan istifade ederek, kırk yılda bir kitap vücuda getirdi. Bu kitap, diğerlerini içinde toplıyan, en son ve meşhur (Mişna) oldu.

Mişnanın yazılmasına iştirak eden, fikirleri Mişnada yazılı olan, miladi 1. ve 2. asırda yaşayan yahudi hahamlara (Tannaim) yani (muallim) derler. Yehuda en son muallimlerdendir. (Hakim) diye de tabir olunurlar. (Gamara) nın toplanmasına iştirak eden hahamlara (Amoraim) yani (izahcılar) derler. Bunlar muallimlerin fikirlerinin yanlışını çıkaramaz, ancak izah edebilirler. Milattan sonra altıncı ve yedinci asırlarda, Talmuda şerh ve ilave yapanlara (Saboraim) yani (akllılar veya münakaşacılar) denildi. Talmudu şerh ve tefsir eden hahamlardan, yahudi konsillerinin başkanı olanlarına (Geonim) denilir ki fetva veren demektir. Konsil başkanı olmayanlara ise (Posekim) yani karar verenler, tercih edenler derler.

Yehudadan sonra gelen hahamlar, Mişnaya ilave ve şerhler yapmışlardır. Mişnanın lisanı, kendisinde Yunanca ve Latincenin tesiri görülen Yeni İbranice (Neo Hebrew)dir.

Mişnanın yazılmasından maksat, yazılı emir kabul edilen, Tevratı tamamlayıcı olan, sözlü emirleri tanıtmaktır. Yehudanın, yazdığı Mişnaya almadığı ve diğer hahamların yazdığı Mişnalardaki malumatlar sonradan toplandı. Bunlara İlaveler (Tosefta) denildi.

Mişnalar, Tevratlardan daha basit olup kelime ve cümle şekilleri onlardan çok farklıdır. Emirler, umumî kaideler şeklinde bildirilmiştir. Dikkat çekici misaller verilmiştir. Vaki olmuş hadiselere bâzen rastlanılır. Emirler beyan edilirken, kaynak olarak Tevratlarının âyetleri verilir. Mişna 6 kısımdan müteşekkildir: 1- Zeraim (tohumlar), 2- Moed (Mübarek günler, Bayram ve oruç günleri gibi), 3- Naşim (Kadınlar), 4- Nezikin (Zararlar), 5- Kedoşim (Mukaddes şeyler), 6- Tehera (Taharet, temizlik)dir. Bunlar altmış üç risaleye, risaleler de cümlelere taksim edilmiştir.

Gamara: Yahudilerin Filistin ve Babilde iki mühim dini mektepleri vardı. Bu mekteplerde, Amoraim (izahcılar) denilen hahamlar, Mişnanın mânâsını açıklamaya, tezadları düzeltmeye, örf ve adetlere dayanarak verilen hükümlere kaynak aramaya, olmuş veya olmamış, yani teorik meseleler üzerinde hükümler vermeye çalıştılar. Babildeki hahamların yaptıkları şerhlere (Babil Gamarası) denildi. Bu Gamara, Mişna ile beraber yazıldı. Meydana gelen kitaba (Babil Talmud) u denildi. Kudüsteki hahamların yaptıkları şerhlere de, (Kudüs Gamarası) denildi. Bu Gamara da Mişna ile beraber yazıldı. Meydana gelen bu kitaba (Kudüs Talmud) u denildi.
Filistin Gamarası, bir rivayete göre miladi 3. asırda tamamlandı.

Babil Gamarası, miladın 4. asrında başladı ve 6. asrında tamamlandı.

Daha sonra, Kudüs ve Babil şerhleri tefrik edilmeksizin Mişna ve bir Gamaraya (Talmud) tabir edildi. Babil Talmudu, Kudüs Talmudunun üç misli daha uzundur. Yahudiler, Babil Talmudunu Kudüs Talmudundan daha üstün tutarlar. Mişnanın bir-iki cümlesi, bâzen Talmutta on sayfa anlatılır. Talmudun anlaşılması, Mişnadan daha zordur. Her yahudi, din eğitiminin üçte birini Tevrat, üçte birini Mişna, üçte birini de, Talmuda ayırmak mecburiyetindedir.
Hahamlar, Talmutta, bir kimse kötü bir şeye niyet etse, onu yapmasa bile günahkar olacağını bildirmişlerdir. Onlara göre, hahamların nehy ettiği bir şeyi yapmaya niyet eden kişi, necis, pis olur. Bu îtikatların [inançların] kaynağı olan Talmuda müslümanlar (Ebül-Encas=Necasetlerin babası) demiştir. (Hebrew Literature sayfa 17). Yahudiler, Talmuda inanmayanı, onu kabul etmeyeni, yahudi saymazlar. Bunun için yahudiler, sadece Tevratı kabul eden ve ona bağlanan Karaim yahudilerini yahudi kabul etmezler.

Yahudi din adamları, Kudüs ve Babil Talmudları arasında büyük farklar, tezadlar olduğunu itiraf etmekten sakınırlar.

Babil Talmudu, ilk defa miladi 1520-1522 de, Kudüs Talmudu ise, 1523 senesinde Venedikte basıldı. Babil Talmudu, Almanca ve İngilizceye, Kudüs Talmudu da, Fransızcaya tercüme edilmiştir.

Babil Talmudunun % 30’unu, Kudüs Talmudunun % 15’ini hikayeler ve kıssalar teşkil eder. Bu hikayelere (Hagada) derler. Yahudi edebiyatının esasını bu hikayeler teşkil eder. Mekteplerinde bunları okuturlar. Yahudi mekteplerinde, hatta üniversitelerinde Tevrat ve Talmudun öğrenilmesi ve öğretilmesi mecburidir.
Hıristiyanlar, Talmuda düşman olup ona şiddetle hücum etmektedirler.

Hıristiyanların, yahudilere yaptıkları zulmleri, işkenceleri, kitabımızın çeşitli yerlerinde bildirdiğimiz için, burada zikir etmiyeceğiz. Ancak, hıristiyanların yahudilere Talmudla ilgili yaptıkları zulmlerden kısaca bahs edelim:
Fransa, Polonya ve İngiltere gibi, hıristiyan beldelerde, Talmudlar toplattırılmış ve yakılmıştır. Yahudilerin evlerinde bile Talmud bulundurmaları yasak edilmiştir. Talmud hükümlerini açıklayan en mühim kişiler, Yahudi dönmeleri Nicolas Donin ile Pablo Christianidir. Pablo Christiani, miladi on üçüncü asırda, Fransa ve İspanyada yaşamıştır. 1263 senesinde İspanyanın Barcelona şehrinde yapılan münazarada hahamlar, Talmudun katı prensiblerine ve yazılarına karşı varid olan suallere (Cevap veremediler) , bunları müdafeadan âciz kaldılar.
(El-Kenz-ül-Mersüd fi Kavaid-it-Talmud) kitabının beyanına göre, Talmutta, Îsâ aleyhisselâmın Cehennemin derinliklerinde, zift ve ateş arasında olduğu, hazret-i Meryemin asker Pandira ile zina ettiği, kiliselerin necaset dolu [pislik] olduğu, papazların kelblere [köpeklere] benzediği, hıristiyanların öldürülmesi lazım olduğu gibi hususlar yazılıdır.

927 [m. 1520] de Papanın izini ile Babil Talmudu, üç sene sonra da Kudüs Talmudu basılmış, bundan otuz yıl sonra yahudiler için felaketler zuhûr etmiştir. 9 Eylül 1553 de Romada ele geçirilen bütün Talmud nüshaları yakılmıştır. Bu hâl, diğer İtalya şehirlerinde de tatbik edilmiştir. 1554 senesinde Talmud ve diğer İbranice kitaplara sansür konulmuştur. 1565 de Papa, Talmud kelimesinin kullanılmasını dahi, yasak etmiştir.

1578-1581 seneleri arasında Talmud, Basel şehrinde yeniden basılmıştır. Bu baskıda, bazı risaleler çıkarılmış, hıristiyanlığı kötüleyen birçok cümleler kaldırılmış, birçok kelimeler de değiştirlimiştir. Bu tarihten sonra, Papalar yine Talmudları toplatmışlardır.

Endülüs Emevi Sultanlarının 9.su II. Hakem, haham Joseph Ben Masesa emrederek, Talmudu Arapcaya tercüme ettirmiştir. Okunduktan sonra, bu tercümeye (Keseye konan pislik) ismi verilmiştir. II. Hakem, 366 [m. 976] da vefât etti.

Karaim yahudileri, Talmudu reddetmiş ve bunu bidat kabul etmişlerdir.

Talmuda göre kadın, dini mekteplere alınamaz. Çünkü hafif akıllıdır ve ona din eğitimi şart değildir. (Kim kızına Tevrat öğretirse, ona kötü bir şey öğretmiş olur) cümlesi haham Eliazerindir. (Mişna, Naşim (kadınlar), Sotak kısmı 216). Yahudi haham Mûsâ bin Meymun, bundan maksadın Tevrat değil, Talmud olduğunu zikir etmiştir.
Talmud, müneccimliğin insan hayatına hüküm eden bir ilim olduğunu bildirmektedir. Talmud, (Güneş tutulması, milletler için kötü bir alâmettir) demektedir. [Evil-Sign] Ay tutulmasının ise, yahudiler için kötü bir alâmet olduğu yazılıdır. Talmud, sihir ve kehanetlerle doludur. Birçok şeyleri ifritlere (Demons) bağlamışlardır. Haham Rav Hunr (Her birimizin sağında onbin, solunda onbin ifrit [şeytan] bulunur) demektedir. Haham Rabba ise, (Havradaki vaaz sırasında zuhûr eden izdiham, ifritler sebebi iledir. Elbiselerin eskimesi, ifritlerin sürtünmelerindendir. Ayakların kırılması, yine ifritler sebebi iledir) demektedir. Talmutta, şeytanların, öküzlerin boynuzlarında raks ettikleri, şeytanın Tevrat okuyanlara zarar veremeyeceği, Cehennem ateşinin, Beni İsrailin günahkarlarını yakmıyacağı yazılıdır.

Yine Talmutta, Beni İsrailin günahkarlarının on iki ay Cehennemde yanacağı, Kıyameti inkâr edenlerin ve diğer milletlerden olan günahkarların elim bir azap içinde ebedî olarak kalacakları, orada vücutlarının kurtlarının ölmiyeceği ve ateşlerinin sönmiyeceği yazılıdır.

Yine bazı hahamlar Talmutta, ruh cesetten ayrıldıktan sonra, hesap olmadığını, günahlardan cesedin mesul olduğunu, ruhun cesetten mesul olmasının mümkün olmadığını yazmışlardır. Başka bir haham da, yine Talmutta buna itiraz etmiştir.

Talmutta, (Hahamlardan bâzıları, insan ve karpuz yaratmaya kâdirdir) diye yazılıdır. Bir hahâmin, bir kadını dişi merkeb haline getirdiği, üzerine bindiği, onunla çarşıya gittiği, sonra da başka bir hahâmin, onu eski haline çevirdiği, Talmudun rivayetlerindendir. Talmutta, hahamların harikulade işleri, yılanlar, kurbağalar, kuşlar ve balıklara ait pekçok efsane ve kıssaları yazılıdır. Yine Talmudun beyanına göre, ormanda bir yırtıcı hayvan olup Rum kayseri bunu görmek istemiş, bu hayvan Romaya 400 mil yaklaşınca kükremiş ve Roma şehrinin duvarları yıkılmıştır. Yine Talmudun beyanına göre, ormanda bir yaşında bir öküz, Tur dağı kadar imiş. Çok büyük olduğu için, bunları kurtarmak Nuh aleyhisselâma çok zor gelmiş ve bunlardan sadece birini boynuzlarından gemeye bağlamış. O zamanın Bashan (Bolan) beldesinin maliki olan (Avc), vücudu çok büyük olduğu için, gemeye binememiş, o da öküzün sırtına binmiş. Bu melik Avc, dünya kadınlarından biri ile evlenen bir melekten doğan Amalikalılardan imiş. Ayağı 40 mil uzunluğunda imiş. Akıl ve mantığın asla kabul edemeyeceği daha nice safsatalar…

Yine Talmudun bildirdiğine göre, Titus mabede girmiş, kılıcını çekerek mabedin perdesini parçalamış ve perdeden kan akmış, onu cezalandırmak için, bir sivrisinek gönderilmiş ve beynine girmiş. Titusun beyninde sinek güvercin gibi oluncaya kadar büyümüş. Titus ölünce kafası açılmış, sivrisineğin bakırdan bir ağzı ve demirden ayakları olduğu görülmüş imiş.

Hahamların öğrettiği şeylere itiraz edenlerin cezalandırılacağı, bir yahudi, bir yabancı yanında bir yahudinin aleyhine şahitlik yaparsa, lanetleneceği, bir yahudinin yabancıya karşı yaptığı yeminin hükmü olmadığı, yine Talmudun beyanlarındandır.

Talmudun Hoşem hamişpat, Yoreh deah, Sultan Arah kısımlarında, (Yahudi olmayan kimselerin kanını akıtmak Allaha kurban takdim etmektir), (Yahudilik maksat ve gayesi için işlenen bütün günahlar, gizli olmak şartı ile mubahtır), (Yalnız yahudi olanlara insan gözü ile bakılır. Yahudi olmayanlar birer hayvandır), (Allah dünyanın bütün servetini sadece yahudilere tahsis etmiştir), (Hırsızlık etmeyiniz emri sadece yahudiler içindir. Diğer milletlerin canları ve malları helaldir), (Yahudi olmayanların ırzı, namusu helaldir. Zina etmiyeceksin emri yahudiler içindir), (Yahudi olmayanın, malını çalan ve işini elinden alan bir yahudi, iyi bir iş yapmıştır), (Emirlerimizi, yahudi olmayan birine haber vermek, bütün yahudileri katl edilmeleri için ihbar etmekle aynıdır. Yahudi olmayanlar, kendileri için öğrettiğimiz şeylerden malumat sâhibi olunca bizi sürgün ederler), (Ziraatten daha aşağı bir iş yoktur) gibi cümleler vardır.

Talmutta, yahudilerin bekledikleri Mesih için, (Mesih, yahudi olmayanları, harp arabalarının tekerlekleri altında ezecektir. Büyük harp olacak ve insanların üçte ikisi ölecektir. Yahudiler gâlip olacak, mağlub olanların silahlarını yedi sene yakacak olarak kullanacaklardır.

Diğer milletler yahudilere itaat edeceklerdir. Mesih hıristiyanları kabul etmiyecek ve onları tamamen imha edecektir. Bütün milletlerin hazineleri yahudilerin ellerine geçecek, yahudiler çok zenginleşecekler. Hıristiyanlar yok edilince, diğer milletlerin gözleri açılacak, onlar da yahudi olacaklardır. Böylece yahudiler dünyaya hâkim olacak, dünyanın hiç bir yerinde yahudi olmayan kimse kalmayacaktır) demektedir.

TENBİH 1 Görülüyor ki hıristiyanlar ve yahudiler, her zaman müslümanlara saldırmış, kitapları ile radyo ve televizyonları ile ve devlet kuvvetleri ile İslamiyeti yok etmeye çalışmışlardır. Bu saldırılarının başarılı olması için, önce İslam ilimlerini, İslam âlimlerini yok etmişler, gençlerin dinden habersiz, câhil yetişmelerini sağlamışlardır. Hıristiyan misyonerlerinin ve hâin komünistlerin tuzaklarına düşerek, onların hilelerine, yalanlarına aldanan, İslamiyetin meziyetlerini, üstünlüklerini ve ecdadının şanlı, şerefli başarılarını öğrenmekten mahrum bırakılan müslüman evlatlarından bâzıları, zamanla söz ve yazı sâhibi oldular. Ötede beride, cahilce, ahmakça konuşmaya başladılar. Mesela, (Dedelerimiz çöl kanunlarına tâbi olmuş, İslâmin akllara, fikirlere vurduğu kara zincirler içinde hareketsiz kalmış, ilk çağ hayatı yaşamışlar. Öldükten sonra, dirilmek varmış. Cennetlerde nimetler, eğlenceler, Cehennemde ateşte yanmak varmış gibi telkinler altında dünyadan soğutulmuş, tanrı dedikleri, ne olduğu belirsiz birisine tevekkül ederek, tembel, miskin, hayvan gibi yaşamışlar. Biz onlar gibi gerici değiliz. Üniversiteyi bitirdik. Avrupa ve Amerika medeniyetini, bunların fende, teknikteki ilerlemelerini takip ediyoruz. Zevk ve eğlence içinde yaşıyoruz. Namaz, oruç gibi şeylerle zamanımızı öldürmüyoruz. İlerici, aydın kimsenin camide, Mekkede işi ne? Oğlan, kız bir arada, çalgı, şarki içki kumar,……, gibi zevkler, eğlenceler bırakılıp da, namaz, oruç, mevlüt gibi can sıkıcı şeylerle ömür çürütülür mü? Cenneti, Cehennemi kim gitmiş, kim görmüş. Yaşadığımız tatlı hayat, bir vehim, bir hayal için terkedilir mi?) diyorlar. Halbuki özendikleri, övündükleri dünya hayatı geçip gitmekte, hayal olmakta, sevdiklerinden ayrılmaktadırlar. Bu zavallı kimselerin, imrendikleri, aydın, ilerici, modern dedikleri Avrupalı, Amerikalı devlet, siyaset, fen adamlarının ve benzemeye özendikleri milyonlarca batılının, öldükten sonra dirilmeye, Cennete, Cehenneme, Allahü teâlâya ve Peygamberlere inandıklarını, her pazar günü akın akın kiliselere giderek ibâdet ettiklerini, bu kitabımızdan öğrenerek, insafa gelmelerini, aldatılmış olduklarını anlamalarını dileriz.

TENBİH 2 – Hıristiyanların ellerinde bulunan dört İncil kitabının Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş olan İncil olmayıp, papazların yazdığı tarih kitâbi oldukları, yahudilerin okudukları Tevrat ve Talmudun da, hahamların uydurdukları yazılarla dolu olduğu, bu kitabımızda vasikalarla ispat edilmiştir. Kurân-ı Kerîm ise, Allah’ın sevgili peygamberi olduğu, sayısız mucizelerle meydanda olan Muhammed aleyhisselâmın getirdiği Allah kelamı olduğu, güneş gibi meydandadır. Aklı ve ilmi olan hıristiyanların ve yahudilerin bu hakikatları anlayarak seve seve müslüman olduklarını gazetelerde her gün okuyoruz.

MEDENİYET NEDİR?
(İlericilik, gericilik)

Müslümanların öğrenmeleri farz olan bilgilere (İslam ilimleri) denir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: (Din bilgileri), (Fen bilgileri). Din bilgilerinden birisi, ahlak ilmidir.

İslamiyetin bildirdiği güzel ahlak sâhibi olan ve zamanının fen bilgilerinde yani İslâmin iki bilgisinde yükselmiş olan millete (Medeni) denir. Fende ilerlemiş, ağır sanayi kurmuş, fakat İslam ahlakından mahrum olan millete, (Zalim) yani gerici, eşkiya, diktatör denir. Fen ve sanatta geri ve İslam ahlakından mahrum olanlara (Vahşi) , âdi denir. (Medeniyet) tâmir-i bilad ve terfih-i ibattır. Yani, şehirler yapmak ve insanlara hizmettir. Bu da, fen ve sanat ve güzel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanat ile güzel ahlakın birlikte olmasına (Medeniyet) denir. Medeni insan, fen ve sanati, insanların hizmetinde kullanır. Zâlimler ise, insanlara işkence yapmakta kullanır. Görülüyor ki hakiki müslüman, medeni, ilerici bir insandır. Hıristiyan, yahudi ve komünist [yani dinsiz], gerici, şaki ve zavallı bir kimsedir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler