Sual: Bir fıkıh kitabında Hadîka’dan naklen diyor ki: (Ehl-i kitabın dârülharbde kesmiş oldukları, aksi sâbit olmadıkça, temiz kabul edilir. Mecûsînin, kitapsız kâfirlerin etli yemeklerini yimek, onların kestiği kat’î bilinmediği için, tenzîhen mekrûhtur. Şimdi kasaptan alınan etler de böyledir.) Şimdi bizim kasaplardan veya marketlerden aldığımız etleri yememiz tenzîhen mekruh mudur?

Cevap: Yukarıdaki ibareden anlaşılan şudur: Dârülharbde kasap eğer putperest, dinsiz veya mürted ise, bunun sattığı eti yemek tenzîhen mekruhtur. Çünki kendisinin kesme ihtimali vardır. Dârülharbde eti satan kasab Müslüman veya Ehl-i kitab ise hiç mekruh değildir. Kaldı ki o kitap yazıldığı zaman, eti satan kasaplar keserdi. Şimdi şehir ve kasabalarda et satan kasap ve marketlerin, o etin kesimiyle hiç alâkası yoktur. Kendileri kesmeyip mezbahadan alırlar. Kanunen de böyledir. Bu sebeple bugün Türkiye’deki Müslüman veya Ehl-i kitap kasap ve marketlerden alınan etlerde bir kerahet mevzubahis değildir. Böyle olmayanlardan da, kendilerinin kesmediği kati olduğu için et almak veya ikram ettikleri etli yemekleri yemek mübahtır.

 

Sual: Piyasada satılan etlere itibar edebilir miyiz? İslamiyete uygun kesilip kesilmediğini bilmiyoruz. Kesen kimsenin müslüman veya ehli kitap olduğundan emin değiliz. Kesen kişi keserken besmele okudu mu okumadı mı bilmiyoruz. Böyle durumlarda nasıl hareket etmek gerekir.

Cevap: Kitaplı kâfirlerin, kendi kitaplarına göre ve kendi dilleri ile Allahü teâlânın ismini söyleyerek kestiklerini ve kadının, çocuğun ve cünüp olanın kestiğini yemek câizdir. Besmele çekmesi unutularak kesileni ve avlananı yemek câizdir. Şâfiî mezhebinde Besmelesiz kesileni yemek de câizdir. Mâlikî mezhebinde, Besmelesi unutulan da yenmez.

İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Hazar ve ibaha) kısmında diyor ki (Bir mürted, bu eti yahudiden satın aldım derse, inanılır ve yenir. Mürted olduğu bilinen kimseden aldığını söylerse yenmez. Çünkü, Muamelatta, mesela alış verişte, îman ve adalet aranmaz. Çocuğun, kitaplı ve kitapsız kâfirlerin sözüne inanılır.

Sofradakiler, içeri gelen kimseyi yemeye çağırsalar, âdil bir müslüman da, yedikleri eti mürted kesti veya içtiklerinde şarap karışık derse, çağıranlar âdil ise, oturur. Âdil değilseler oturmaz. İkisi âdil ise, yine oturur. Biri âdil ise, teharri eder, yani araştırır. Karar veremezse, oturup yer ve içer ve suları ile abdest alır.

Temiz ve necis şey bulunan kaplar karışık olup temizleri fazla ise, zaruret olsa da, olmasa da, temizlerini araştırıp bunlardakini yer, içer ve abdest alır. Temizlerin adedi müsavi veya az ise, yalnız zaruret halinde, abdest için temizlerini araştırıp kullanır. Kasaptaki hayvanlardan meşru kesilmiş olanı, zaruret halinde araştırıp alır. Zaruret yoksa, meşru kesenler çok ise, araştırıp alır. Müsavi ise, almaz. Elbise, kumaş da böyledir. Kısacası, temiz adedi çok ise, iki hâlde de araştırır. Müsavi veya az ise, zaruret olmadığı zaman temizleri araştırmaz. Zaruret halinde, yalnız abdest için, kapların temizlerini araştırmaz. Diğerlerinde araştırarak, temiz zannettiklerini kullanır. Çünkü, abdest yerine, teyemmüm edebilir. Setr-i avret ve yemek, içmek için ise, başka yapacak şey yoktur. Görülüyor ki temizleri çok ise, hep araştırıp seçer. Çok değilse, yalnız zaruret halinde ve abdestten gayrısı için araştırır.

 

Sual: Vatandaşlarının Ehl-i Kitap olmadığı bir ülkede yeme-içme hususunda dikkat edilecek noktalar nelerdir?

Cevap: Çin, Japonya gibi ülkeleri kasdediyorsanız, bunlarda ve bugün dünyanın her yerinde Ehl-i kitap ve Müslüman vardır. Etin ve yemeğin kitapsız kâfir tarafından kesildiğini görmemiş ve gören bir salih Müslümandan da işitmemişseniz, alıp yiyebilirsiniz. Araştırmak gerekmez.

 

Sual: Yurt dışındayız ve tavuğu Türkler kesmiyor. Kesenler müslüman değil. Bu tavuklar yenir mi?

Cevap: Ehl-i kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) kestiği yenir. Kesenin Müslüman veya Ehl-i kitab olmadığı iyi bilinmedikçe yenir. Sormak, araştırmak lâzım değildir. Vesvese etmemelidir.

 

Sual: Satın aldığımız etin kesiminden şüphe ediyorsak ne yapmamız gerekir?

Cevap: Seyyid Ahmed Hamevi, Eşbah şerhi, 3. kaidesinde diyor ki “Şek, şüphe üç türlü olur: Aslı haram olan, aslı mubah olan, aslı bilinmeyen şeyde olur. İslamiyete uygun kesenlerin ve mürtedlerin bulundukları yerde, kesilmiş bir koyun görünce, bunun İslamiyete uygun kesilmiş olduğunu bilmek lâzımdır. Çünkü, aslı haram olup helal olması şüphe edilmektedir. Kesenler içinde mürted az ise, alıp yemek câiz olur. [Kasaptan satın alıp yemek de câiz olur.] Bozuk renkli, bulanık suyun temiz olduğu kabul edilir. Çünkü, suyun aslı temizdir. Necis olması ise, şüphelidir. Kazancının çoğu haramdan olanın verdiği malın haramdan olduğu yakın olarak, kesin olarak bilinmediği zaman, bu malını satın almak haram olmaz, mekruh olur”. 147. sayfada diyor ki “Malının çoğu helal olanın hediyesi alınır ve yenir. Çoğu haram ise, helal diyerek verdiği alınır. Verirken söylemedi ise, araştırıp zannına göre amel eder. Satın alınan mallar da böyledir.”

Kitapsız kâfirin, mürtedin kesip sattığı et alınmaz. Bunu müslüman kesti derse, helal olduğunu haber vermiş olur ki buna inanılmaz. Alkolsüz bira demek de böyledir. Çünkü bira meşhur olan alkollü bir içkinin ismidir. Bu sözleri, bevlin necis olmadığını söylemek gibidir. Necis olmayan şeye bevl dememek, alkolsüz olan içkiye de bira dememek lâzımdır. Mecelle’nin 9. maddesi, “Bir şeyin sıfatları devam eder. Bunları değiştirdik diyenin sözü kabul olunmaz”. 10. maddesinde, “Bir zamanda mevcûd olan şeyin devamı kabul edilir. Aksini ispat etmeleri lazım olur.” 42. maddesinde, “Meşhur olana itibar olunur. Maglub ve nadıre olunmaz” ve 46. maddesinde, “Mâni ve muktadi birlikte olunca, mâni tercih olunur” denilmektedir. Müslümandan satın alınan eti, mürted kestiğini, sonradan, âdil bir müslüman haber verse, yemek ve yedirmek câiz olmaz. Fakat parasını geri alamaz.

Merakıl-felah kitabında ve bunun Tahtavi şerhinde, (Artıklar) faslından sonra diyor ki “Bir âdil kimse, bu eti mecusi kesti derse, başka bir âdil de, müslüman kesti derse, yemesi helal olmaz. Yani haramlığı devam eder. Çünkü, kesilmiş görülen hayvanın haram olması asldır. İslamiyete uygun kesilmiş olduğu tehakkuk edince helal olur. İki haber ters düşünce, helal olması tehakkuk etmeyip, anlaşılmayıp, haramlığı devam eder. Şek, şüphe etmek, iki haberin birbirlerine ters düşmesi gibidir. Aslı haram olan şeyde şek olunursa, mesela, müslümanların ve mecusilerin yani kitapsız kâfirlerin karışık bulundukları bir şehirde kesilmiş görülen hayvan, müslümanın kestiği bilinmedikçe helal olmaz. Zira, hayvanın haram yoldan ölmesi asıldır. İslamiyete uygun kesilmiş olduğu ise şüphelidir. Şehirde müslümanlar çok ise, helal kabul edilir”.

Makamat-i Mazhariye’de, kerâmet faslında diyor ki “Gulâm Hasan’ı görünce, kâfir taamı yemişsin. Kalbinde küfür zulmeti hâsıl olmuş, buyurdu. Evet, Hindunun verdiğini yedim dedi”. Küfür ve haram alâmetleri bulunan yemekler, kalbi karartır ve kabirde çürümeye sebep olur.

 

Tavsiye Yazı –> Yeme-İçmeye Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler