Sual: Mısırlı Reşid Rıza, Muhaverat isimli kitabının önsözünde, (Tarihi aç da, Ehl-i sünnet, Şia ve Hariciler arasında, hatta Ehl-i sünnet mezhebinde olanlar arasında meydana gelen dövüşmeleri oku! Şâfiîlerle Hanefiler arasındaki düşmanlık, moğolların müslümanlar üzerine hücum etmesine sebep oldu) diyor. Bu söz doğru mudur?

Cevap: Mezhepsizler ve dinde reformcular, Ehl-i sünnetin 4 mezhebine saldırabilmek için, hile yoluna sapıyorlar. Bunun için, Cehenneme gidecekleri hadis-i şerifte bildirilen 72 fırkanın Ehl-i sünnete saldırılarını, çıkardıkları kanlı olayları yazıyorlar. Sonra da, Ehl-i sünnetin 4 mezhebi birbiri ile dövüştüler diyerek, alçakça yalan söylüyorlar. Halbuki hiçbir zamanda ve hiçbir yerde Şâfiîlerle Hanefiler arasında tek bir çatışma olmamıştır. Nasıl çatışırlar ki ikisi de Ehl-i sünnettir. İkisi de aynı şeylere inanmaktadırlar. Birbirlerini hep sevmişler, yardımlaşmışlar, hep kardeşçe yaşamışlardır. Birbirleri ile dövüştüler diyen mezhepsizler, bir misal verebilseler ya! Veremezler. Misal olarak, Ehl-i sünnetin 4 mezhebinin elele vererek, mezhepsizlerle yaptıkları cihatları yazıyorlar. Müslümanları, bu yalanlarla aldatmaya çalışıyorlar. Şiî ismi ile Ehl-i sünnet olan Şâfiî ismi birbirine benzediği için, Hanefilerin mezhepsizler ile yaptıkları savaşları yazarak, Hanefiler, Şâfiîlerle çatıştı diyorlar. Mezhepsizler, bir mezhebi taklit eden müslümanları kötülemek için, ilmi kelimelere yanlış mânâ vererek iftira ediyorlar. Mesela, mezhep bilgilerini açıklamaya ve bunları ispat etmeye Taassup diyorlar.

Papazların yazdığı Müncid lugat kitabını da kendilerine şahit göstererek, “Taassub, ilmi, dini ve akli olmayan amillerin tesiri altında bir görüşe bağlanmaktır” diyorlar. Taassub, mezhep kavgalarına sebep oldu diyorlar. Halbuki İslam âlimlerine göre taassup, haksız yere düşmanlık etmek demektir. Yani, bir mezhebe bağlanmak, bu mezhebin, sünnete ve raşid halifelerin sünnetlerine uygun olduğunu savunmak, taassup değildir. Hak olan başka mezhepleri kötülemek taassuptur. 4 mezhebi taklit edenler, hiçbir zaman böyle taassup yapmadı. Hiçbir asırda mezhep taassubu olmadı.

72 sapık fırkanın hepsine bidat ehli denir. Bu mezhepsizler, Emevi ve Abbasi halifelerini Ehl-i sünnetin hak yolundan ayırmaya çalıştılar. Bunu başaranlar, kanlı hadiselere sebep oldular. Mezhepsizlerin sebep oldukları bu zararları önlemek için İslam âlimlerinin halifelere nasihat vermelerine, onları Ehl-i sünnetin 4 mezhebinden birini taklit etmeye çağırmalarına mezhep taassubu demek, İslam âlimlerine karşı çirkin bir iftiradır. Biraz Arabî öğrenmiş birinin, tarih kitaplarını karıştırıp, tesadüf ettiği çeşitli hadiseleri, kendi açısından değerlendirmesi, bunları mezhep taassubunun zararlarına vesika olarak gençlerin önüne sürmesi, 4 mezhebe saldırmanın yeni bir taktiği oldu. 4 mezhebe karşı olanlardan bir kısmı, kendilerini haklı göstermek için, ben mezheplere karşı değilim. Mezhep taassubuna karşıyım diyorlar. Fakat, taassuba yanlış mânâ vererek, mezheplerini savunan fıkıh âlimlerine saldırıyorlar. İslam tarihindeki kanlı hadiselere bunlar sebep oldu diyorlar. Böylece, gençleri mezhepsiz yapmaya uğraşıyorlar.

Kamusü’l-alam’da diyor ki “Selçuki sultanlarından Tuğrul Bey’in veziri Amid-ül-mülk Muhammed Kündüri, [mutezile mezhebinde idi. Ehl-i sünnet mezhebine] minberlerde lanet okutmak için ferman çıkarmış, bunun için Horasandaki âlimlerin çoğu başka yerlere hicret etmişlerdir”. İbni Teymiyye gibi mezhepsizler, bu hadiseyi, “Hanefiler ile Şâfiîler birbirlerine düşmüş, minberlerde Eş’arîlere lanet edilmiş” şekline soktular. Bu yanlış yazıları, vesika olarak etrafa yayıyorlar. İmam-ı Süyuti’nin kitaplarından da yanlış tercümeler yaparak gençleri aldatıyorlar. Ehl-i sünnetin 4 mezhebini yıkarak, mezhepsizliği yaymaya çalışıyorlar.

Mezhep taassubundan İslam tarihinde kardeş kavgaları olmuş, bunun misallerinden biri de şu imiş: Hicri 617 tarihinde Rey şehrini ziyaret eden Yakut, burasının da harab olduğunu görünce, rast geldiği kimselere, bunun sebebini sormuş. Hanefiler ile Şâfiîler arasında taassup başgösterdi. Harp başladı. Şâfiîler galip geldi. Şehir harab oldu demişler. Bunlar, Yakut’un (Mucem-ül-büldan) kitabında yazılı imiş. Halbuki Yakut-i Hamevi, bir tarihçi değildir. Rum çocuğu idi. Esir alınıp, Bağdat’ta bir tüccara satılmıştı. Efendisinin işlerini görmek için, çeşitli şehirlere gitti. Efendisinin vefatından sonra, kitap ticareti yaptı. Gittiği yerlerde gördüklerini, işittiklerini yazarak, (Mucem-ül-büldan) kitabını meydana getirdi. Bunun ticaretinden de çok kazanc sağladı. Rey şehri, Tahran’ın 5 kilometre cenubunda olup şimdi harabe halindedir. Hicretin 20. senesinde hazret-i Ömer’in emri ile Urve bin Zeyd-i Tai “rahime-hümallahü teâlâ” tarafından fetholunmuştu. Ebû Cafer Mensur zamanında imar edilmiş, büyük âlimlerin kaynağı ve medeniyet merkezi olmuştu. 616 senesinde Cengiz kâfiri, bu İslam şehrini de, tahrib ve ahalisini şehit ve kadınları, çocukları esir etti. Yakutun gördüğü harabeleri, bir sene önce Moğol ordusu meydana getirmişti. Yakut’un sorduğu mezhepsizler, bu cinayeti, Ehl-i sünnete yüklemiş, Yakut da, buna inanmıştı. Bu da, Yakut’un tarihçi değil, cahil bir turist olduğunu göstermektedir. Mezhepsizler ve dinde reformcular, 4 mezhepten birini taklit edenleri ve yüce fıkıh âlimlerini kötülemek için, ilmi ve tarihi vesika bulamayınca, acem hikayelerine dayanan yazılarla ve sözlerle saldırmaktadırlar. Böyle hikayeler, Ehl-i sünnet âlimlerinin üstünlüklerini, kıymetlerini sarsmaz. Aksine, mezhepsiz din adamlarının cahil ve sapık olduklarını ortaya koymaktadır. Din adamı değil, din düşmanı olduklarını göstermektedir. Din adamı görünüp, müslümanları aldatmak, böylece 4 mezhebi içerden yıkmak gayretinde oldukları anlaşılıyor.

Moğolların İslam memleketlerine yayılmasını ve Bağdat’ı yıkıp kana boyamalarını, Hanefi-Şâfiî çekişmelerine bağlamak çok iğrenç, pek alçak bir yalan ve iftiradır. Tarihin hiçbir devrinde Hanefi-Şâfiî çatışması olmamıştır ve olamaz. Bu iki mezhebin imanları aynıdır. Birbirlerini severler. Kardeş olduklarına inanırlar. Amelde, ibadette olan ufak tefek ayrılıklarını da, Allahü teâlânın rahmeti bilirler. Kolaylık olduğuna inanırlar. Bir mezhepteki müslüman, bir işi yaparken sıkışık hâle düşerse, bu işi öteki 3 mezhepten birine uyarak yapıp sıkıntıdan kurtulur. 4 mezhebin kitapları, bu kolaylığı söz birliği ile tavsiye etmekte ve misallerini yazmaktadır. 4 mezhep âlimlerinin, kendi mezheplerinin delillerini, vesikalarını açıklamaları, yazmaları, birbirlerine çatmak, (Haşa) kötülemek değildir. Bunları, Ehl-i sünneti mezhepsizlere karşı savunmak ve kendi mezhebinde olanların güvenlerini sağlamak için yazdılar. Hem böyle yazdılar. Hem de, sıkışınca, başka mezhebi taklit ediniz dediler. Mezhepsizler ve mülhidler ve zındıklar, Ehl-i sünnete saldıracak başka sebep bulamadıkları için, Ehl-i sünnet âlimlerinin haklı ve yerinde olan yazılarını ele alarak, bunlara yanlış mânâ veriyorlar.

Tatarların, moğolların, İslam memleketlerine yayılmalarına gelince, tarihler bunun sebeplerini açıkça yazmaktadır. Mesela, meşhur (Kısas-ı enbiya) kitabının 896. sayfasından başlıyan yazılarının hülasası şudur:

(Abbasi devletinin son halifesi Müstasım, dinine çok bağlı ve sünni idi. Veziri olan ibni Alkami ise mezhepsiz olup halifeye sâdık değildi. Devlet idaresi bunun elinde idi. Abbasileri devirip, başka devlet kurmak istiyordu. Moğol hükümdarı Hülagü’nün Bağdat’ı almasını, kendisinin de ona vezir olmasını istiyordu. Onun Irak’a gelmesini teşvik etmeye başladı. Hülagü’den gelen mektuba sert cevap yazarak onu kızdırdı. Şiî olan Nasirüddin-i Tusi, Hülagü’nün müşaviri idi. Bu da, onu Bağdat’ı almaya teşvik ederdi. İşler, iki sapık elinde dönüyordu. Hülagü Bağdat’a yürütüldü. 20.000’e yakın halife ordusu, 200.000 Tatarın oklarına karşı duramadı. Hülagü, Bağdat’a, neft ateşleri ve mancınık taşları ile saldırdı. Elli gün muhasaradan sonra, İbni Alkami, sulh için diyerek, Hülagü’nün yanına gitti. Onunla anlaştı. Halifeye gelip, teslim olursak, serbest bırakılacağız dedi. Halife buna aldandı. 1258 senesinin, Muharremin 20. günü Hülagü’ye gidip teslim oldu. Yanındakilerle beraber idam edildi. 800.000’den ziyade müslüman kılınçtan geçirildi. Milyonlarca İslam kitabı Dicle’ye atıldı. Güzel şehir, harabeye döndü. (Hırka-i saadet) ve (Asa-yı nebevi) yakılıp külleri Dicle’ye atıldı. 524 senelik Abbasi devleti yok oldu. İbni Alkami Ehl-i sünnete yaptığı hiyanetinin cezasına çabuk kavuştu. Kendisine hiçbir vazife verilmeyip, zillet içinde o sene öldü). Görülüyor ki Moğolların İslam memleketlerini yıkmalarına mezhepsizlerin Ehl-i sünnete olan hıyanetleri sebep olmuştur.

Hanefiler ile Şâfiîler arasında hiç çekişme olmamış, 4 mezhepte bulunan müslümanlar birbirlerini kardeş gibi sevmişlerdir. Reşid Rıza’nın Ehl-i sünnete yaptığı bu alçak iftirayı, S. Kutub denilen mezhepsiz de tekrar etmiş ise de gereken cevab vesikalarla verimiştir.

 

Tavsiye Yazı —> Fıkıh Tarihine Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler