Abdullah-ı Dehlevî hazretleri dâimâ şehîd olmayı arzû ederdi. Fakat buyurdu ki: Mürşidim ve üstâdım Mazher-i Cân-ı Cânân’ın “kuddise sirruh” şehîd edilmesinden dolayı insanların başına çok sıkıntılar geldi. Üç sene kıtlık olup, binlerce insan öldü. Yine onun şehîd edilmesi sebebiyle, insanlar arasında kavga ve çekişmelerde ölenler, herkesin bildiği gibi yazıya sığmayacak kadar çok oldu. Bu sebeble şehîd olmaktan vazgeçtim. Bu satırları yazan Abdülganî bin Ebî Sa’îd derim ki: Hadîs-i şerîfde: “Allah indinde dünyânın batması bir mü’minin öldürülmesinden dahâ ehvendir.” buyuruldu. Cemel, Sıffîn, Hurre ve Kerbelâ vakalarının ve yüzlerce yıl süren benî ümeyye ve benî hâşim harblerinin sebebi, Emîrü’l-mü’minîn Osmân bin Affân’ın “radıyallahü anh” şehîd edilmesidir.

Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin son hastalığında, bâsur ve kaşıntısı arttı. Bu sırada Luknov’de bulunan babam Ebû Sa’îd Fârûkî’ye kısa zamânda birçok mektûblar yazıp gönderdi. Benden sonra yerime siz geçiniz, buyurdu. Bu mektûpları gördüm. İleriki bölümde babam Ebû Sa’îd hazretlerini anlatırken bir iki mektûbu orada nakledeceğim. Ebû Sa’îd hazretleri bu haberler üzerine çok şaşırdı. Çoluk çocuğunu Luknov’de bırakarak süratle Dehlî’ye geldi. Huzûruna gelince: Sizinle karşılaştığım vakit, çok ağlayacağım diyordum. Fakat öyle bir vakitte geldiniz ki, ağlayacak tâkatim de yok buyurup, çok ihsânlarda bulundular. Hastalandığında vasiyetini yazdırmak âdeti idi. Bu sefer de yazdırdı ve hem de söz ile söyledi ve buyurdu ki: Devâmlı zikrediniz. Büyüklere bağlılığınızı muhâfaza ediniz. Güzel ahlâklı olup, insanlarla iyi geçininiz. Kazâ ve kader husûsunda nasıl ve niçini bırakınız. Yol kardeşleri ile birlikte olmayı lâzım biliniz. Fakr kanâat, rızâ, teslim, tevekkül ve ferâgat üzere olunuz. (… Allahdan dahâ doğru sözlü kim olabilir.) (Nisâ sûresi: 87)

Cenâzemi âsâr-ı nebeviyyenin (mukaddes emânetlerin) bulunduğu Delhî’deki büyük câmiye götürünüz. Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” şefâat isteyiniz. Cenâze namâzımı da orada kılınız. Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” âid olan mukaddes emânetler sebebiyle teberrük hâsıl olsun.

Yine buyurdu ki: Hâce Behâeddîn Nakşibend “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: Benim cenâzemin önünde Fâtiha, kelime-i tayyîbe ve âyet-i kerîme okumak büyük iştir. Siz şu iki beyti okuyunuz, buyurmuşlardı:

Şiir:

Müflîs olarak senin kapına geldim,

Allah için güzelliğinden birşey isterim.

Rahmetini boş zembilime doldur,

Ben bunu bekliyorum çünki rahmetin boldur.

Ben de cenâzemin önünde bu şiirin ve aslı arabî olan şu şiirin güzel sesle okunmasını istiyorum:

Şiir:

Kerîmin huzûruna azıksız geldim,

Ne iyiliğim var, ne doğru kalbim,

Bundan dahâ çirkin hangi şey olur?

Azık götürürsün, O ise kerîmdir.

Cumartesi günü idi. Mevlevî Kerâmetullah Sâhibe, çabuk Meyân Sâhibi (Şâh Ebû Sa’îdi) “rahmetullahi aleyh” çağırınız, buyurdu. Hemen çağırdı. Şâh Ebû Sa’îd hazretleri içeri girince Abdullah-ı Dehlevî hazretleri bakışlarını ona çevirdi ve 22 Safer 1240 [m. 1824] senesinde kuşluk vakti murâkabe hâlinde iken, bu sıkıntılarla dolu dünyâdan ayrıldı. Vefât haberini duyan binlerce insan toplandı. Cenâze nemâzı büyük câmide kılındı. Şâh Ebû Sa’îd imâm oldu. Cenâzesi, hocası Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin medfûn bulunduğu kabrin sağ yanına defnolundu. Şimdi orada bulunan üç kabr-i şerîfden biri de Şâh Ebû Sa’îd hazretlerinin kabridir. Şâh Ebû Sa’îd hacdan dönerken Tunek’de vefât etti. Cenâzesi oradan getirilip, Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin kabrinin yanına defnedildi. Bu duruma göre Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin kabri ortadaki kabirdir.

Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin vefâtı için: “Nevverullahu madca’ahû (Allahü teâlâ kabrini nûrlandırsın)”, “Can be Hak Nakşibendi Sânî dâd (ikinci Nakşibend Hakka can verdi)” cümleleri târîh olarak düşürüldü. Şâh Raûf Ahmed de gâyet güzel bir rübâî söyledi. Şöyledir:

Zamânın kayyûmu şâh Abdullah-ı Dehlevî,

Vefât etdi, açıldı ona Cennât-ı kerîm.

Kalbimden vefâtına târih aradım buldum,

Fî ravhın ve reyâhîn ve Cennâtin naîm.

[Bu yazı Hüvelgani Risalesi‘nden alınmıştır]

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler