Sual: Vehhabilerin Fethü’l-mecid kitabının 354. sayfasında, “Enfal sûresinin 64. âyetinde, (Allah sana ve sana tâbi olanlara yetişir. Ondan başkasına ihtiyacımız yoktur) buyurdu. İbni Kayyım ve İbni Teymiyye böyle olduğunu bildirdiler. Bu âyete, sana, Allah ve sana tâbi olanlar yetişir demek yanlıştır dediler. Allahtan başka kimse kâfi olamaz. İki âyet önce, seni aldatmak isterlerse, Allah sana elbet kâfidir. Seni, kendi yardımı ile ve müminlerin yardımları ile kuvvetlendirdi denildi. Kâfi olmak ile kuvvetlendirmek kelimelerini birbirinden ayırdı. Kâfi olmayı yalnız kendisi için, kuvvetlendirmeyi ise, hem kendisi için, hem de kulları için kullandı. Müminler de, Allah bize kâfidir, yetişir derler. Allah ve Peygamber bize kafidirler diyen olmamıştır. Yalnız Allah kâfi olur ve yalnız Ona tevekkül olunur” diyor. Vehhabi kitabının ayet-i kerimeye verdiği mana doğru mudur?

Cevap: İmâm-ı Beydavi “rahime-hullahü teâlâ”, tefsir âlimlerinin baş tacı olup [m. 1285] de Tebriz’de vefât etmiştir. Bu büyük âlim, “Bu âyet-i kerime Bedr gazasında Bida denilen yerde nazil oldu. Yahut, Mekke’de 33 erkek ve 6 kadın îman etmişti. Sonra hazret-i Ömer de îman edince, bu âyet-i kerime geldiğini Abdullah ibni Abbas “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” haber verdi” diyerek, âyet-i kerimenin “Allahü teâlâ ve müminler sana kâfidir” demek olduğunu bildirdi. Hüseyni tefsiri de böyle yazıyor. Celâleyn tefsiri, müminlerin kâfi olduğunu açıkça bildiriyor. İmâm-ı Rabbânî “rahime-hullahü teâlâ” 2. cildin 99. mektubunda buyuruyor ki “Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât”, İslamiyetin, hazret-i Ömer’in yardımı ile kuvvetlenmesini ve yayılmasını, Allahü teâlâdan istedi. Hak sübhânehu ve teâlâ, sevgili Peygamberine, hazret-i Ömer’le yardım etti ve Enfal sûresinde meâlen, (Ey Peygamberim! Sana Allah ve senin izinde olanlar, yardımcı olarak yetişirler) buyurdu. Abdullah ibni Abbas hazretleri, bu âyet-i kerimenin, hazret-i Ömer imana gelince indiğini haber verdi “radıyallâhu anhüm”.”

Muhammed Hadimi, Berika kitabının 1053. sayfasında diyor ki “İmâm-ı Muhammed “rahime-hullahü teâlâ” Câmiu’s-sagir kitabında, Peygamber hakkı için veya bir Velînin ismi hakkı için diyerek, duâ etmek, tahrimen mekruhtur buyurdu. Hidaye kitabı bunu açıklarken, çünkü, mahlukların Allahü teâlâ üzerinde hakları yoktur dedi. Fakat, Allahü teâlânın sevdiği bir kuluna verdiği hakkı düşünerek böyle duâ etmek mekruh değildir denildi. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimiz, (Ya Rabbi! Sana duâ edenlerin hakkı için ve Muhammed aleyhisselâmın hakkı için) diyerek duâ etti. Bezzaziye fetvasında da câiz denildi”. İşte bunun gibi herkese, her yerde, her zaman, her işlerinde, yalnız Allahü teâlâ kâfidir. Ondan başka yardımcı yoktur. Ondan başkasından yardım istemek şirktir. Fakat, Allahü teâlânın verdiği hakkı düşünerek, duâ etmek câiz olduğu bildirilmiştir. Allahü teâlâ, Peygamberleri “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât”, sâlih kulları ve fen adamlarını ve çeşitli madde ve kuvvetleri, iş, para ve makâm sahiplerini, kendi yaratmasına sebep kılmıştır. Bu sebeplere yapışmak ve Allahü teâlânın yaratmasını, bu sebeplere sarılmaktan beklemek câiz olur. Bunlar, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olarak bize kâfidir, yetişirler demek iyi olur. Bunun içindir ki derin tefsir âlimleri, yukarıdaki âyet-i kerimeyi “Allahü teâlâ ve yanındaki müminler, sana kafidirler” olarak açıklamışlardır.

Fethü’l-mecid kitabının da, 381. sayfasında yazılı, İmâm-ı Ahmed’in ve Müslim’in “rahime-hümallahü teâlâ” Ebû Hüreyre’den “radıyallahü teâlâ anh” bildirdikleri hadis-i şerifte, “Rubbe eş’asin medfû’un bil-ebvâbi lev akseme alellahi le ebirrehu” buyuruldu. Yani sözlerine kulak asılmayan nice kimseler görürsünüz ki bunlar, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ bu sevgili kullarının hatırı için, o şeyi hemen yaratır. Bu hadis-i şerif, tasavvuf ilminin ve Rehber arayıp onun gönlünü kazanmaya çalışmanın doğru olduğunu gösteren vesikalardan biridir. Bu hadis-i şerife dayanarak, Berîka ve Hadîka kitaplarında, söylenilmesi yasak olan 60 sözün 23.sünde diyor ki “Ya Rabbi! Şu Peygamberin veya ölü yahut diri sâlih, Velî, âlim kulunun hürmeti, senin ona ihsan ettiğin kıymeti hürmetine senden istiyorum” demek câiz, yani helal olduğu, Bezzaziye fetvasında yazılıdır. Münye kitabından ve başka eserlerden anlaşıldığına göre, böyle duâ etmek müstehaptır. Birçok ariflerin talebesine, “Allahü teâlâdan bir şey isteyeceğiniz zaman, benden isteyiniz! Allahü teâlâ ile aranızda, şimdi ben vasıtayım” dedikleri kıymetli kitaplarında yazılıdır. Ebül-Abbas-ı Mürsi “rahime-hullahü teâlâ” talebesine, “Allahü teâlâdan bir şey isteyeceğiniz zaman, İmâm-ı Muhammed Gazâlînin “rahime-hullahü teâlâ” hürmeti için isteyiniz!” buyururdu. Bunlar, birçok kitaplarda ve mesela Hadîka ve Hısnü’l-hasin’de yazılıdır.

 

Tavsiye Yazılar —> Şefaat Hak mıdır?

Mevlid okutmak bid’at midir?

İbni Teymiyye muteber bir alim mi?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler