Sual: Sünnet ile farz namaz arasında dua etmek, tesbih çekmek, üç İhlâs okumak günümüzde yapılan bid’atlardendir. Bursa’daki Ulu Câmi’de sünnet namazından sonra müezzin sesli olarak 3 kere ihlâs-ı şerif ve ardından Sübhane Rabbike âyetini okuyor ve sonunda el-Fâtiha diyor. Sünnet ile farz arasında bir şey okunmayacağını biliyoruz. O halde bizim Fâtiha okumamamız mı gerekir? Bu yüzden Ulu Câmi gibi çok mukaddes bir mabedde cemaatle namaz kılmamamız mı daha uygun olur?

Cevap: Sünnet ile farz arasında konuşulmaz, dua ve tesbih söylenmez. Sünneti ıskat eder diyenler bile vardır. Ancak Hindüvanî gibi bazı âlimler kısa dua ve tesbihler okunabileceğini, ihtiyaç varsa az konuşulabileceğini söylüyor. Sünnet ile farz arasında üç ihlâs-ı şerif okumak; Fatiha okumak, salâvat söylemek bid’attir. Fıkıh kitaplarında sünnet ile farz arasında 15 âyet-i kerime okuyacak kadar beklenir, sonra farza kalkılır buyuruluyor. Bazıları bunu o kadar âyet-i kerime okunur diye zannetmiş olsa gerektir. Nitekim üç ihlâs-ı şerif, subhane rabbike.. de söylenince 15 âyet oluyor. Müezzin Fâtiha dediği zaman, cemaatin Fâtiha okuması gerekmez. Okusa da bir şey lâzım gelmez. Câhillikle yayılan bid’atleri değiştirmek bazen çok zor olabiliyor. Buna bakmamalı, câmiye gitmelidir. Câmiye gidilmezse, hem cemaatle namaz sünnet-i müekkedesi terk edilmiş olur; hem de çok sevap ve hizmet etme imkânları elden kaçırılır. Müezzinin ameli, cemaate zarar vermez.

 

Sual: Kutlu doğum haftası bid’at midir?

Cevap: Hazret-i Peygamber’in doğum gününü kutlamak, mevlid okumak ve okutmak sünnettir. Bu gün bellidir (12 Rebiülevvel) ve kamerî takvime göre tayin olunur. Milâdî takvime göre kutlamak abestir. Hele buna ibadet havası vermek, böylece sevab kazanmayı ummak ise bid’at olur. İbadet olarak ortaya çıkan ve sünneti değiştiren şeyler bid’at oluyor. Kutlu Doğum Haftası, mevlid kandilini yerine ikame edilmek üzere bir ibâdet olarak yapılmıyor. Ama yine de Mevlid Kandili varken ve dinî hâdiseler kamerî (hicrî) takvime göre kutlamak bir gelenek iken, bunu bir tarafa bırakmak doğru görünmüyor.

 

Sual: İlahiyat Fakültesi’nde talebeyim. Aliyyü’l-Kari’nin Fıkh-ı Ekber şerhini okurken burada Şeyh Abdülkadir Geylanî’nin kurtulamayan fırkalar arasında Hanefîleri de saydığı yazıyor. Bu ibare beni şaşırttı. Ne demek istendiğini anlayamadım.

Cevap: Bahsettiğiniz ibare kitabın 132. Sahifesinde geçiyor. Şeyh Abdülkadir, burada Kaderiye taifesinden bahsediyor. Kaderiye, Mutezile’nin bir başka adıdır. 72 bid’at fırkasından birisidir. Kaderi inkâr ettikleri için bu isimle anılmışlardır. Mutezile mezhebinin o asırdaki mensupları, fıkıh olarak Hanefî mezhebine bağlıydı. Nitekim Zemahşerî, Zâhidî gibi Mutezile âlimleri, fıkıhta Hanefî mezhebini taklid ederdi. Şeyh’in bahsettiği bütün Hanefîler değil, Mutezile itikadındaki Hanefîlerdir. Hatta kitabı hazırlayan, meselenin aslından haberdar olmadığı için, işgüzarlık edip bir de dipnot koymuş. Şeyh Abdülkadir’in Ganiyye kitabının Günyetü’t-Tâlibîn adıyla Türkçeye tercemesinde buranın tercüme edilmeyip atlandığını, bunun ilim ve tercümede sadakat anlayışına uymadığını söylemiş.

 

Sual: Hurufilik Bâtınilikten mi doğdu? Elmalı’da kabri bulunan Abdal Musa Hurufi miydi?

Cevap: Evet. Abdal Musanın Hurufi babası olduğu Kâşifül-Esrar kitabında yazılıdır.

 

Sual: Siftah açmak hakkında bilgi verir misiniz? Halk arasında, sabah siftah yaptığımızda parayı yere atmak, sakala sürmek hurâfe mi, yoksa dinimizde böyle bir şey var mı?

Cevap: Yere atmak paraya kıymet vermemeyi, sakala sürmek ise bereket ve kanaati ifade eder. Dinimizde yok ise de gelenek olmuştur. Mahzuru yoktur.

 

Sual: Bazı Aleviler Müslümanız dediği halde, İslâmiyet ile alâkası olmayan ibâdetler yapıyorlar. İslâmiyet, bunlara ve cemevleri yapılmasına izin verir mi?

Cevap: İslâmiyete göre idare olunan yerlerde, müslümanız diyenler, câmiden başka mâbed yapamaz. Dinin bildirdiği ibâdetlerden başka şeylere ibâdet adını veremez. Aksi takdirde mürted sayılır. Türkiye laik bir memlekettir. Herkes istediği mâbedde ibâdet edebilir. Müslümanlar câmiye, Aleviler cemevine gider. Kimse karışamaz.

 

Sual: Dinimiz anne babaya hürmette kusur etmemeyi emrettiği halde, Yavuz Sultan Selim hangi sebeple babasına savaş açıp padişah olmak istemiştir?

Cevap: Dini korumak ana-baba hakkından önce gelir. Yavuz Sultan Selim, Şiî tehlikesinin Anadolu halkını tehdit ettiğini ve babasının yumuşak siyasetinin menfi neticeler doğurduğunu yakından gördü. Bu bakımdan İslâm tarihindeki hizmeti çok büyüktür.

 

Sual: Kesikbaş hikâyesinin aslı var mıdır?

Cevap: Masaldır.

 

Sual: Zikre yeni başlayan sesli mi yapmalıdır?

Cevap: Zikr sesli veya sessiz yapılabilir. Zikredenin tercihine kalmıştır. Ancak Nakşî büyükleri, cehrî (sesli) zikri bid’at olarak görmüş, tasvib etmemiştir. Nitekim Kur’an-ı kerimde “Allahı yalvararak ve gizli olarak zikredin” buyurulmaktadır (A’râf: 54). Ancak âdet hâline getirmeksizin, irade ve ihtiyar ile olmadan, dert ve hüzün ile içten gelen yüksek sesle zikr etmenin yasak olmadığı bildirilmiştir.

 

Sual: Aşure günü neler yapılır? Sadece aşure pişirip dağıtmak bidat mıdır?

Cevap: Aşure günü, her zaman almadığı yiyecek maddelerini alıp evine götürmek çok sevaptır. “Bu gün çoluk çocuğunun geçimini bol yapan kimsenin geçimi sene boyu bol olur” hadis-i şerifi ile tavsiye edilmiştir. Bu gün, Yahudilere benzememek için, bir önceki veya sonraki gün ile beraber iki gün olmak üzere oruç tutmak Hazret-i Peygamber tarafından tavsiye edilmiştir. Bugün aşure pişirmeyi ibadet sanmak yanlıştır, İslâmiyette ibadet olarak bildirilmediği için bid’attir. Aşure veya başka bir atlı pişirmek, eşe-dosta ikram etmek sevabdır.

 

Sual: Şia tek kişi mi; yoksa birden fazla kimseye mi şia deniyor?

Cevap: Şia taraftar demektir. Kur’an-ı kerimde de bu manada kullanılmıştır. İslâm tarihinde Hazret-i Ali’nin halifeliğini müdafaa edenlere bu isim verilmiştir. Bunların itikadı ile karşı taraftakilerin itikadı aynı idi. Hepsi Ehl-i sünnet sayılmaktadır. Zamanla bunlar arasında siyasî kanaatlerini dinî referanslara dayandırmak için hadîs uyduran ve icmayı reddeden bir taife türedi. İtikadı Ehl-i sünnete uymayan bu kitleye de Şia dendi. Şia topluluk ismidir. Şia’ya mensup olana Şiî denir.

 

Sual: Şair Fuzuli hakkında malumat verebilir misiniz? Şiî veya âsi olduğuna dair bilgi var mıdır?

Cevap: Şair Fuzuli, Caferî Şiasındandır. Ehl-i sünnet değildir. Fakat mutedildir. Hakkındaki bütün ciddi kaynaklarda bu açıkça geçer. Âsi olduğuna dair bir şey duymadım. Gerçi Ehl-i bidat olmak Allaha isyan olarak değerlendirilebilir. Bununla beraber Ehl-i sünnet arasında da içli şiirleri çok tutulmuş, divanı okunagelmiştir. Hakkında “İsmi gibi Fuzuli’dir” tabirini kullanan nice tasavvuf ehli, şiirlerinden zevk almıştır. Su kasidesi emsalsizdir.

 

Sual: Ehl-i sünnet olmayan fırkaların, meselâ Şiîlerin öbür dünyadaki hâle nasıl olacaktır? Onlar da mümin midir?

Cevap: İmanla ölmüş iseler, itikadlarındaki bozukluk kadar cehennemde kalıp veya affedilip sonra cennete gideceklerini akaid kitapları bildiriyor. Çünki 73 fırka hadîsi ümmetim diye başlıyor.

 

Sual: Bid’at işleyen her kişi bid’at ehli midir?

Cevap: Âlimlerin icma’ından bilerek ayrılan kişi bid’at ehli olur. Âlimlerin icma’ına uymayan bir inanış veya ameli ortaya çıkaran ve yayan kişi bid’at ehli olur. Âlimlerin ihtilaf ettiği bir meselede bid’at denilen bir şeyi işleyen kişi bid’at ehli olmaz. Bir âlimin bid’at dediğine, bir başkası mübah, sünnet, hatta vâcib diyebilir. Bilmeden veya yanlış bilerek bid’at işleyen kişi de bid’at ehli sayılmaz. Bugün için bid’at ehli Şiî ve Vehhabîler ile, Mehdi’ye, Mesîh’e, kabir azabına, miraca inanmayanlar gibi kimselerdir.

 

Sual: Şiîlerden ya da diğer bid’at sahiplerinden seyyid olan var mıdır?

Cevap: Seyyid (evlâd-ı resulden) olmak, günah işlemeye, bid’at ehli olmaya engel değildir. Bid’at da neticede bir günahtır. Mesela İran’da siyah sarıklı olanlar seyyid olarak bilinir. Seyyid Sıbgatullah Hizanî’ye, “Bid’at ehli seyyidlere nasıl davranalım?” diye sormuşlar. Zâtına hürmet, sıfatlarını sevmemek lâzımdır, buyurmuş (Minah). Nasıl fâsık kötü amelinden dolayı sevilmez, ama imanından ve başka iyiliklerinden dolayı sevilirse, aynen böyledir.

 

Sual: Rastladığım bir videoda Allahü teâlâ kastedilerek söylenen ”Ete kemiğe büründüm, Mahmud diye göründüm” cümlesinin Ehl-i Sünnet’e uygun bir te’vili var mıdır?

Cevap: Aslı, “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” şeklindedir. Vahdet-i vücudçu bir telakkiyi gösterir. Ben yokum, Allah var demektir.

 

Sual: Evde veya bir insana ait olan arazide cenaze namazı kılanları işittim. Bu bid’at değil midir? Cenaze namazı kılmak için belli bir mekân var mıdır?

Cevap: Cadde, meydan gibi umumi yerlerde ve mülk arazide cenaze namazı kılmak mekruhtur. Zira birincide ammenin, ikincisinde hususi şahısların hakkı vardır. Cenaze namazını özürsüz camide kılmak tenzihen mekruhtur. Mescid-i Haram müstesnadır. Cenazeler için hazırlanmış olan ve içinde cenaze namazı kılınması mu’tâd bulunan hususî mescit ve namazgâhlar da müstesnadır. Nitekim şiddetli yağmur gibi bir özre mebni cenaze cemaat mescidi içine dahi alınabilir. Cenaze namazını mezarlıkta kılmak dahi lâyık olmaz. (Nimet-i İslam)

 

Sual: Fetâvâ-yı Hindiyye’de, “cemaatle birlikte sesli, Kâfirûn sûresini sonuna kadar okumak mekruhtur, çünkü bu bid’attir” denilmektedir. Müslümanların bazı sûre ve âyetleri beraber okumaları mekruh mudur?

Cevap: Hayır. Mekruh (bid’at) olması muayyen hâle mahsustur. O da bunun bu şekilde okunmakla sevab elde edileceğine inanmaktır. Bu maksatla olmadıkça, beraber okumanın mahzuru yoktur.

 

Sual: Bazıları kabristana gider, orada geceleyip, kabirdekiler için koyun keser ve çocuk ister. Bunun dinen hükmü nedir?

Cevap: Koyun kesip sevabını kabirdeki mübarek zatın ruhuna hediye eder ve bu mübarek zatı vesile kılarak Allahtan çocuk ister. Böyle istigase ve tevessüle, yani dualarının kabulü için aracı yapmaya Ehl-i sünnet izin verir.

 

Sual: Mektubat-ı İmam-ı Rabbânî’de II. Cilt 19. Mektupta “sünnet” kelimesi tek başına kullanıldığı için şeriat mânâsında mıdır? Öyle olunca burada kullanılan bid’at da itikaddaki bid’at midir?

Cevap: Bid’at her zaman sünnettin zıddı değildir. Bid’at hem itikadda, hem amelde, hem âdette olabilir. Birincisi küfr veya haram, ikincisi tahrimen mekruh, üçüncüsü müah veya lâzımdır. Bid’at bir bütündür. Amelde bid’at de itikad ile irtibatlıdır.  Çünki sünnette yeri omayan bir şeyin dinden olduğuna itikad etmektedir.

 

Sual: Fudayl bin İyad hazretlerinin “Bid’at sahibini gördüğünde yolunu değiştir” gibi sözlerini ana yola te’vil etmek gerekli midir?

Cevap: Dârülislâmda böyle yapılırsa, bid’at sahibi uyanır, niye bana böyle yapıyorlar der, umulur ki kendindi ıslah eder. Dârülharbde veya fitne zamanında bu mümkün değildir. Yine de bid’at sahibinden kaçmalıdır ki kendisine zararı olmasın.

 

Sual: Hıdırellez gününün aslı nedir?

Cevap: Halk, Hızır ile İlyas aleyhisselâmın yerde ve denizde insanlara yardım etmek üzere dolaştığına, bu gün buluştuklarına, hatta mantar közleyip yediklerine inanır. Halk inanışıdır; dinî bir ciheti yoktur. Dinî cihet atfetmek doğru değildir, bid’at olur.

 

Sual: Zamanımızda kâfir, bid’at ehli ve fâsıklara karşı tavrımız nasıl olmalıdır?

Cevap: Herkese güler yüz ve tatlı dille davranmalıdır. Kimseyi kendisine düşman etmemelidir.

 

Sual: Sitenizde icma’ ile kabul olunan bir hususu reddeden bid’at ehli olur diye yazıyor. Bir din kitabında ise “İcmâ’ ile bildirilmiş olan bir şey, dinde zarurî olan şeylerden ise, yani câhillerin bile işittiği, her yere yayılmış bilgilerden ise, bu şeye inanmak da, uymak da farzdır. Böyle icmâ’a inanmayan kâfir olur” diye yazıyor. İzah eder misiniz?

Cevap: Reddedenin bid’at ehli sayıldığı icma’, zaruri bildirilen şeyler üzerindeki icma’ değildir. Zaruri şeyler üzerindeki icma’, zaten âyet ve hadislerle kat’i bildirilmiş hususları teyid eden icma’dır. İnkârı küfrdür. Beş vakit namazın, zekâtın, orucun, haccın farziyeti gibi icma’lardır.

 

Sual: Namazında el açıp Hazret-i Ömer’e lanet okuyan Şiî’nin namazı bozulmaz mı? Böyle ifrata gidenlerin imanına şüphe ile bakmak doğru mudur?

Cevap: Delilleri varsa küfre nisbet edilmezler.

 

Sual: Mehdi hakkında aktardığınız bir hadisi okudum. Mehdinin başı üstündeki bir buluttan seslenecek bir melekten bahsediyor. Allah aşkına, Allah’ın hiç peygamberine vermediği bu lûtfu başka bir insana verebileceğini iddia eden bu sözü peygambere atfedenlere uyarak nasıl bize yansıtırsınız?

Cevap: Bahsettiğim husus bir hadis-i şerif ile sâbittir. Muteber din kitaplarında yazan hadis-i şeriflere itibar ederiz. Muhaddis değiliz. Bu hadis-i şerif, bizden çok yüksek hadis ve fıkıh âlimleri tarafından görülüp değerlendirilmiş ve kitaplara yazılmıştır. Müslümanın bundan şüphe etmekten Allah’a sığınması lâzımdır. Bu bir ahkâm hadisi değil ki haramı ve helali bildirsin. İbadetlerin faziletinde, ahbâr ve kısâsta, yani haber ve kıssaların izahında zayıf hadislere itibar edilmesi ilmî bir kaidedir.

Kaldı ki bu hadis-i şerifte bir üstünlük bildirilmiyor. Muhammed aleyhisselâm mucize gösterir. Mehdi gösteremez. Herkes Mehdi’nin gerçek olup olmadığını nasıl anlayacaktır? Bu bir kerâmettir. Ehl-i sünnete göre kerâmet haktır. Evliyânın kerâmeti, aynı zamanda Muhammed aleyhisselâmın mucizelerinden sayılır. Allah, Muhammed aleyhisselama vermediği bazı üstünlükleri İsa aleyhisselâma verdiğini Kur’an-ı kerimde bildiriyor. İsa aleyhisselam babasız doğmuştur. Diri bir şekilde göğe yükselmiştir. Annesi de bütün kadınların efendisi ilan edilmiştir. Bu, İsa aleyhisselamın, Muhammed aleyhisselamdan üstün olduğu şeklinde hiç anlaşılmamıştır.

Dinî hususlarda akıl yürütmek, kıyas yapmak doğru değildir. Nasıl bildirilmişse öyle inanmak bir vicdan meselesidir.

 

Sual: Cuma namazında hatib minbere çıkmadan evvel müezzinin yüksek sesle “İnnallahe ve melâiketehu..” âyet-i kerimesini okuması bid’at mıdır?

Cevap: İhtilaflıdır. Dürrü’l-Muhtâr’da diyor ki: İmam Ebu Hanîfe, imam hutbe okumak üzere minbere çıktıktan sonra konuşmayı mekruh görür. İmameyn’e göre, hutbeden evvel veya sonra konuşmakta beis yoktur. Bu izaha göre mutad terkıyye İmam-ı A’zam’a göre mekruh, İmameyn’e göre mekruh değildir. İbni Âbidin burayı şerhederken diyor ki: Mutad terkıyyeden murad; “İnnallâhe ve melâiketehü yusallûne ale’n-nebiyy, yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve’s-sellimû teslîmâ” [Şüphesiz Allah ve melekler Nebi’ye salât ederler. Öyleyse ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm ediniz!] âyet-i kerîmesi ile müttefekun aleyh olan “Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına sus dersen muhakkak gevezelik etmiş olursun” meâlindeki hadîs-i şerifi okumaktır. Allâme İbni Hacer Tuhfe namındaki eserinde bunun bid’at olduğunu söylemiştir. Çünkü ilk devirden sonra ortaya çıkmıştır. Bazıları “Lâkin bu bid’at-i hasenedir. Zira âyet-i kerime herkese mendub olan salât ve selâmı çok yapmaya teşvik etmektedir. Bâhusus bugün bu çok lâzımdır.” demişlerdir.

 

Sual: Ehl-i sünnet itikadında bulunmayan kimselerin tevbesinin kabul olmayacağına dair bir yazı okudum. Tevbenin kabul olması itikat ile alakalı bir mevzu mudur?

Cevap: Ehl-i bid’at olan kimse, kendisini doğru yolda bilir. İtikadının bozuk olduğunun farkında olmadığı için buna tevbe etmek de aklına gelmez. Kasdedilen budur. Yoksa mürted bile olsa şartlarına uygun yapılan tövbe kabul olur. (Berika)

 

Sual: Abdestte boynu, gırtlağı mesh etmek lâzım mıdır?

Cevap: Enseyi, boynu meshetmek sünnettir. Boğazı, gırtlağı meshetmek bid’attir. (Nimet-i İslâm)

 

Sual: Bugün bazı bid’atleri işleyen ve bid’at ehli olarak vasıflandırılan kimselere ne gözle bakmak gerekir?

Cevap: Büyük kısmı iyi niyetli, saf ve câhil kimselerdir. Kendileri gibi cahil, ama uyanık kimselere aldanmışlardır. Bid’at ehli (bid’at sahibi) demek, bid’atini yaymak için uğraşan kimse demektir. Bunlara aldanarak bid’at işleyeni sevmemek değil, ona acımak, nasihat vermek lâzım olduğu kaynaklarda bildirilmiştir.

 

Sual: Bir kişi ehl-i sünnet itikadına tâbi olup, amelde bid’at işliyorsa, bu kişi için ne söylenebilir?

Cevap: Amelde bid’at işlemek tahrimen mekruhtur. Bunu bilerek işleyenin hükmü budur. Bid’at olduğunda ittifak varsa, bunu ortaya çıkaran bid’at ehli sayılır. Meselâ mest üzerine meshe inanmayıp, çıplak ayağa meshe inanmak, amelde bid’at olduğu halde, buna itikad eden bid’at ehli olur. Çünki bu amelin dinden olduğuna itikad etmektedir. Bid’at olduğu iyi bilinmeyen işi işleyen kimseye bid’at ehli denemez. Bilmemek bazen özürdür. Bilmeyen, işlediği iş için değil, bunun mahzurlu olduğunu öğrenmediği için mesuldür. Meşhur farz ve haramları bilmemek dârülislâmda özür değildir.

 

Sual: Cemaat ile namazdan sonra müezzinin yüksek sesle tesbihat yaptırması uygun mudur?

Cevap: Cemaatle namaz kılındıktan sonra herkesin âyetülkürsî ve tesbihleri kendisinin yapması sünnete uygundur. Müezzinin yüksek sesle yaptırması ancak cemaat tesbihleri bilmiyorsa câiz, aksi takdirde bid’attir. Alâ resûlinâ salavat, ardından subhanallahi velhamdülillahi velâ ilahe illallahü vallahü ekber demek; tesbihin her 33 devrinin başında zülcelâli, zülkemâli, zülkudreti demek bid’attir. Farzdan hemen sonra salaten tüncinâ okumak da böyledir. Müezzinlik, ezan ve ikamet okumak demektir ki sevabı çoktur.

 

Sual: Müceddid olan âlim, mezhepte mi, yoksa meselede müctehid midir?

Cevap: Müceddid, dine girmiş bid’at ve hurâfeleri temizler. Dini aslî hüviyetine döndürmekle uğraşır. Müceddidin müctehid olması gerekmez.

 

Sual: Nehcü’l-Belâga kitabı muteber midir?

Cevap: Nehcü’l-Belâga, Şiî mezhebinden Şerif Radî’nin yazdığı ve Hazret-i Ali’nin sözlerini toplamak iddiasındaki bir kitaptır. Radî, itidalli Şiilerden olmakla beraber, Ehl-i Sünnet bu kitabı muteber tutmaz.

 

Sual: Sahabelerin dereceleri nassla mı sâbittir? Şu halde, bazı sünnî âlimlerin Hazret-i Ali’yi Osman’dan üstün bilmesi; ya da Ammar, Mikdad gibi sahabilerin Hazreti Ali taraftarları olarak görülmesi; Ehlibeyt imamlarindan Zeyd bin Ali’nin ilk üç halifeyi hürmetle anmakla beraber, en üstün sahabi olarak Hazret-i Ali’yi bilmesi nasıl izah edilir?

Cevap: Hazreti Ebu Bekr ve ardından Ömer’in bütün insanlara olan üstünlüğü sübûtu veya delâleti kat’î olmayan nasslarla bildirilmiş ve sahabe-i kirâmın kat’î icma’ı ile sâbittir. Bunlardan sonra Hazret-i Osman ve Ali’nin geldiği ise bunun kadar kat’i olmayan zannî bir icma’ ile sâbittir. Bunu böyle itikad etmeyen bid’at ehli sayılır. Te’vili olmaksızın Ebu Bekr veya Ömer’e söğen, yani onların imanına dil uzatan din dairesinden çıkmış kabul edilir. Te’vili varsa, mübtedi sayılır. Bu sıraya böylece itikad edip, ancak insanlık veya akrabalık hasebiyle bunlardan birini öncekinden çok sevmek, zarar vermez. Ammar, Mikdad gibi sahabîler, halifelik zamanında Ali’nin yanında yer aldılar. Yoksa bunlar Ali’yi ilk üç halifeden üstün bilmiş değildir. İmam Zeyd’e “Ebu Bekr, Ömer ve Osman hakkında ne dersin?” diye sorulmuş; “Hepsini hayırla anarım” deyince de bir grup kendisinden ayrılmıştır. Zeyd bunlara ayrılmış mânâsına Râfıdî demiştir ki İmamiyye Şia’sının esasıdır. Zeydîler, ilk üç halifeyi meşru kabul etmekle beraber, halifeliğe Ehl-i Beytten birisini daha uygun görür. İmam Zeyd’in böyle itikad ettiği malum değildir. Sonra gelen Zeydîlerin rivayetidir. Ehl-i sünnet, Zeyd’in böyle söylediğini kabul etmez.

 

Sual: Doğum günü kutlamak câiz midir? Câiz ise mumlu pasta bulunması câiz midir?

Cevap: Doğum günü kutlamak Müslüman âdetidir. Bunda mumlu pasta ise gayrımüslimlerden gelmiştir. Ancak âdettir; dinî bir şey değildir. Câizdir.

 

Sual: Sunnipath adındaki bir siteye Vehhabîlerin arkasında namaz kılınıp kılınamayacağı sorulmuş; sitede de “Bid’at ehli arkasında namaz kılmak yalnız kılmaktan efdaldir” diye cevap gelmiş; kaynak olarak da Dürrü’l-Muhtar verilmiş. Bu fetvânın aslı var mıdır?

Cevap: Bid’at ehli olmayan cemaat varsa, bid’at ehlinin arkasında kılınan namazdan cemaat sevabı alınır, ama mekruh da olur. Dürrü’l-Muhtar’da böyle yazıyor. Bid’at ehli olmayan cemaat yoksa, mekruh olmaz. Tergîbü’s-Salât’ta da böyledir.

 

Sual: Mevlid okumak bid’at midir? Mevlid okuyup para almak câiz midir?

Cevap: Mevlid okumak ve okutmak sünnettir. Resulullah aleyhisselâm zamanında sahabe-i kiram onun doğumu hâlinde olup biten hârikulâde hâdiseleri anlatıp dinlerdi. Süleyman Çelebi’nin yazdığı Vesiletü’n-Necât kitabının okunmasının âdet olması, mevlidin sonradan ortaya çıktığını göstermez. Her cemiyette farklı mevlid kasideleri vardır. Mevlidin bid’at olduğunu söyleyenlerin, Vehhabîlerin tesirinde kalmış oldukları anlaşılıyor. Mevlid ibadet olduğu için, önceden pazarlık etmeden para almak câizdir.

 

Sual: Sahabe-i kiramdan birine, mesela Hazret-i Muaviye’ye söven ve kâfir diyen mürted olur mu?

Cevap: Bu sözün batıl da olsa te’vili ve delili varsa, bid’at sahibi olur. Zira sahabe-i kiramın hepsi âdildir. Bunlara sövmek veya tekfir etmek câiz değildir. Ancak te’vili ve delili yoksa, bu sözü küfr olur.

 

Sual: Bid’at ehline karşı nasıl davranmak gerekir?

Cevap: Herkese güler yüz ve tatlı dil ile muamele yapmak; kimseyi kendisine düşman edinmemek dinin icaplarındandır. Bid’at ehliyle görüşmemek, selâmını almamak, ona güler yüz göstermemek dârülislâma ait hükümlerdir. Bid’at ehlinin böylece yanlışını anlayıp intibaha gelmesi umulur. Kaldı ki bir kimsenin bid’at ehli olup olmadığını anlamak herkes için kolay değildir. İlim sahibi olmak lâzımdır. Çoğu kendi cemaatine veya şeyhine mensup olmayanları bid’at ehli görmektedir.

 

Sual: Piyasada dolaşan ve Sakal-ı şerif denen hatıraların ziyareti ve öpülmesi meşru mudur? Bunların hakikaten Hazret-i Peygamber’e ait olduğu nereden bellidir?

Cevap: Hazret-i Peygamber traş olduğunda, Sahabiler saç ve sakal kıllarını paylaşır; hatıra olarak saklarlardı. Hasta oldukları zaman bu kılı suya koyup bu suyu içerlerdi. Vefat ettiklerinde gözlerinin üzerine konmasını vasiyet ederlerdi. Sahabe-i kiramın tatbikatı delildir. Bu bakımdan sakal-ı şerif ziyareti meşrudur. Resulullah aleyhisselâmı hatırlamaya ve kalbin rikkatine vesile olur. Bugün elde bulunan sakal-ı şeriflerin bazısının şeceresi vardır. Hepsine hüsn-i zan etmek lâzımdır. Maksat Resulullah’ı hatırlamaktır, sakal değildir. Öpmek lâzım değildir. Hatta sırayla öpülürse, sıhhî bakımdan muvafık olmayabilir. Önüne gelip hürmetle bakar, salavat getirir.

 

Sual: Kerâmete inanmamanın hükmü nedir?

Cevap: Kerâmetin hak olduğu icmâ ile sâbittir. Kur’an-ı kerimde Belkıs ve Meryem kıssalarında kerâmete işaret vardır. Kerâmetin hak olduğunu inkâr bid’attir. Böyle inanan, Ehl-i sünnetten çıkmış olur.

 

Sual: Allahü teâlâ zaman ve mekândan münezzeh olduğuna göre, Müşebbihe ve Mücessime fırkaları neden küfre düşmüş olmuyor?

Cevap: Bâtıl da olsa bir tevile dayandıkları için Müşebbihe ve Mücessime gibi Allahü teâlâya mekân isnad eden fırkalar küfre nisbet edilmez; bid’at fırkası olarak mütâlaa edilir. Nitekim bazı müteşâbih âyet-i kerimeleri kendilerine göre te’vil etmektedirler. Tevilsiz olarak böyle inanmak küfre sebebiyet verir.

 

Sual: Kıyamete yakın İsâ aleyhisselâmın ineceğine dair hadîsleri inkâr küfr müdür?

Cevap: Lafzan değilse de, ma’nen mütevâtirdir. Bu mevzuda metni farklı, fakat mânâsı aynı çok sayıda hadîs-i şerif vardır. Bir delile istinaden inkârı, meselâ “Bu bir şahs-ı manevîdir,” aslında İsa aleyhisselâm inmeyecektir, Hıristiyanların Müslüman olacağı manasına gelir” demek veya “Nüzûl-i İsa ile alâkalı hadîsleri, sonradan Müslüman görünen Hıristiyanlar uydurmuştur” demek, en azından kişiyi bid’at ehli yapar. Delilsiz inkâr ise, küfre sürükler.

 

Sual: El ile, baş eğerek selâm vermek câiz midir?

Cevap: Şer’î selâm “Selâmün aleyküm” demekten ibarettir. Baş eğerek, eli göğse koyarak, parmağı başına kaldırarak verilen selâm, şer’î selâm değildir. Bunun şer’î selâm olduğuna inanmak bid’attir. Ancak selâmün aleyküm derken eli göğse koymak veya parmağı başa götürmek, eğer bunların selâm vermenin şartı olduğuna inanılmıyorsa, câizdir. Nitekim Berika’da sesle selâm vermeden eğilmek, baş ile işaret etmek mekruhtur, diyor. Uzak olup, selâmı işitmesi mümkün olmayan kimseye, eli başa götürerek selâm vermek câizdir ve bu sırada sessizce selâmün aleyküm denir.

 

Sual: Muaviye’yi sevmiyorum diyenin hükmü nedir?

Cevap: İslâmiyet, eshab-ı kiramın hepsini, ayırmaksızın sevmeyi emretmektedir. Kur’an-ı kerimde meâlen, “Allah onlardan râzıdır; onlar da Allah’tan râzıdır” buyurularak buna işaret edilmektedir. Muaviye bin Ebi Süfyan, eshab-ı kiramın önde gelenlerindendir. Vahy kâtibidir ve Resulullah’ın kayınbiraderidir. İslâmiyete çok hizmeti olmuş büyük bir sahabidir. Zamanı, İslâm tarihinin altın çağlarındandır. Bunu sevmemek, kötü bilmek, günahtır. Fakat umumiyetle bu kişilerin bid’at sahibi olduğu görülmektedir. Muaviye bin Ebi Süfyan’ı iyi bilmek, bu zamanda Ehl-i sünnetin neredeyse alâmetlerinden olmuştur.

 

Sual: Kabir azabını inkâr küfür müdür?

Cevap: Bir delile dayanarak veya delilleri tevil ederek inkâr ederse ehl-i bid’attir. Delilsiz inkâr, küfrdür.

 

Sual: Yılbaşında hediyeleşmek caiz midir?

Cevap: Evet. Zira dinî bir gün değildir.

 

Sual: Mezhepleri kabul etmeyen, kabr azabına inanmayan, tevessülün şirk olduğunu söyleyen dinden çıkar mı?

Cevap: Bunlar, bâtıl da olsa bir delile istinaden söylenirse, küfr değil, bid’at olur. Bunu söyleyen ehl-i bid’at sayılır.

 

Sual: Mektubat-ı Ma’sûmiyye’de (1/11) “Âdet olarak, riyâ, gösteriş olarak değil de, Allah rızâsı için fakirlere yemek, sadaka verip, sevablarını meyyitin ruhuna göndermek, iyi olur ve büyük ibâdet olur. Fakat bunun belli gün veya gecede yapılması için güvenilir bir haber yoktur” buyuruluyor. Fıkıh kitaplarının cenâze bahsinde ise, “Ölü evinden yemek, helva dağıtılması mekrûh ve çirkin bir bid’atdir. Birinci, üçüncü, yedinci gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabr başında yemek dağıtmak ve hâfızları, hocaları, mevlidcileri toplayıp, okutup yemek vermek mekruhtur” diyor. Bu iki ifadeye göre, meyyitin ruhu için nasıl yemek verilmelidir? Bid’at olan sadece bunları belli günlerde yapmak mıdır? Yoksa hemen defnden sonra kabri başında veya ölü evinde dağıtmak da mı bid’attir?

Cevap: İkinci ifadeye göre, ta’ziye zamanlarında, yani hemen sıcağı sıcağına ölü evinden yemek verilmesi uygun değildir. Zira hadis-i şerifte ölü evine başkalarının yemek getirmesi tavsiye edilmiştir. Aksi takdirde, sünnete muhalif oluyor. Birinci ifade ise, her zaman ölünün ruhu için yemek ve sadaka verilebilir; ancak zaman tayin etmemelidir, diyor. Ölü evine uzaktan taziyeye gelen misafirlere, evde yemek ikram edilmesi ise buna girmez; caizdir.

 

Sual: Millî marş okunurken hazır ol vaziyetinde durmak bid’at sayılır mı?

Cevap: Dinde yenilik çıkarmak veya meşru temeli bulunmayan bir ameli ibadet kasdıyla yapmak bid’attir. Dinle alâkası olmayan şey bid’at olmaz. Millî marş okunurken ayakta durmak kanunî ve örfî bir husustur.

 

Sual: Namaz üç vakittir diyen küfre düşer mi?

Cevap: Delili varsa, icma’ya karşı geldiği için bid’at ehli olur. Delilsiz söylemek küfre düşürür.

 

Sual: Şevkânî’nin eserleri okunabilir mi?

Cevap: Şevkânî, Şia’nın Zeydiyye koluna mensup ise de, Zeydiyye dışında modernistliğe yakın, hatta İbni Teymiyye’yi andıran görüşleri vardır. Bazı eserleri ilim ehline faydalı ise de, işin ehli olmayana okunması tavsiye edilmez.

 

Sual: Mum söndü iddiası nasıl ortaya çıkmıştır? Meşhur bir ansiklopedide Bektaşî âyini olduğu söyleniyor.

Cevap: Çerağ gülbankı da denilen bu hâdisenin, cinsî serbestliği ile tanınan Kabala Yahudiliğinden (Sabatayistlerden) Bektaşî-Kızılbaş topluluklarına geçtiği veya Antik Çağ cinsî misafirperverliğinden kalma bir âdet olduğu yahud böyle bir âdetin hiç bulunmadığı söylenmiştir.

 

Sual: ”Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür.” sözü ne kadar haklıdır?

Cevap: el-Lâmezhebiyye kantaratü’l-lâdiniyye sözü, son asrın büyük âlimi Zâhid el-Kevseri’ye aittir. Haklı olup olmadığının takdiri size bize kalmamıştır. Mezhepsizliğin, yani bir mezhebe bağlı bulunmayı reddederek, herkesin âyet ve hadîslerden kendi anladığına uymasını müdafaa eden cereyanın, müslümanları nereye getirdiği, yani mezhepsizliğin, dinsizliğe köprü olduğu bu asırda bizzat müşahade edilmiştir.

 

Sual: Mekruhu beğenmenin, güzel demenin hükmü nedir?

Cevap: Şer’en sâbit olan sünnet veya mekruhları, mekruh olduğunu inkâr etmeden beğenmemek küfrdür. Mütevâtir değilse, yani her nesilde yalan üzerinde ittifak etmesi mümkün olmayan bir ekseriyet tarafından rivayet edilmiş değilse, sünneti inkâr küfr değildir. Mütevâtir sünneti eğer lafzan yani sözleri itibariyle) mütevâtir ise inkâr küfr; manen (mana itibariyle) mütevâtir ise inkârı bid’attir.

 

Sual: Namaz arasındaki tekbirlerde, kalkarken ya da otururken, imamın ses tonunda değişiklik yapması, yavaşça veya sesli bir şekilde söylemesi caiz midir?

Cevap: Caizdir, cemaat böylece imamın sonra ne yapacağını biliyor, hata yapmıyor. Müminlerin güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir. Her bid’at kötü değildir. Bu, bir ibadet değildir.

 

Sual: Zekâtın ehl-i kıble olan bidat sahibine verilmesi caiz midir?

Cevap: İmanı varsa, zekât sahih olur. Ancak bid’at sahibine yardım etmek sebebiyle beklenen sevab alınamaz.

 

Sual: ‘Allah kâinatı altı günde yarattı, sonra arşa yayıldı’ meâlindeki müteşâbih âyetlere İmam Ebu Hanife mana vermemiş iken, sonraki Hanefî âlimlerinin bunları te’vil etmesinin sebebi nedir?

Cevap: Kur’an-ı kerimde bazı müteşâbih âyetler vardır. Bunların mânâsını ancak Allah bilir ve râsih ilimli âlimler anlar. Bu gibi müteşâbih âyetlere, selef ulemâsı, ezcümle İmam Ebu Hanife hazretleri mânâ vermemiş; Allah’ın eli, yüzü, istivâsı mealindeki âyetleri okur ve inanırız; fakat bunların manasını bilmeyiz, mânâ vermeyip geçeriz, demiştir. Hatta İmam Gazali Allah’ın eli vardır yüzü vardır istifa eder bile demeyi uygun görmemiştir. Çünkü insanların eli, yüzü gibi el anlaşılma ihtimali vardır. El, yüz gibi ifadeler bir uzuv gibi değil; Allahu tealanın sıfatı olarak anlaşılmalıdır. Bunu bir uzuv gibi anlamak  Müşebbihe’ye girer ki bid’attir. İnsan eli gibi inanmak ise küfrdür. İlk zaman bunları izaha ihtiyaç yoktu. İnsanların imanı saf idi. Sonra gelenlerden bozuk itikatlı olanlar, bunlara yanlış mânâ verdiği için, Ehl-i sünnet âlimleri insanların imanını korumak için bu âyetleri te’vil etmişler, dine uygun mânâ vermişlerdir. İstivâyı, hâkimiyet; eli, kudret; yüzü, rıza olarak te’vil etmişlerdir. İmam Gazâlî’nin el-İlcâm kitabı bu mevzuya dairdir. Kendilerine Selefî diyen Vehhabî mezhebinin sâlikleri, bu te’villeri kabul etmezler. Ancak kendileri bu sefer beşerî te’villere düşmekten de kurtulamazlar. Bu sebeple selefin yolundan ayrılırlar.

 

Sual: Arkadaşlarıma mehdi ve mesih inancının İslâmiyet’te yeri olmadığını, tek kurtarıcının Allah olduğunu söylüyorum. Kabul ettiremiyorum. Ne yapmalıyım?

Cevap: Mehdi ve Mesih hakkında çok hadis-i şerifler vardır. Metinleri muhtelif olsa bile mânâ itibarıyla mütevâtirdir. İnanmayan, eğer ilmî delillere istinad ediyorsa en azından bid’at ehli (sapkın) sayılır. Değilse, küfre düşer.

 

Sual: Miraç hâdisesine ruh hâli diyen küfre girer mi?

Cevap: Böyle diyen sahâbiler ve âlimler de olduğu için küfre düşürmez; ama müslümanların miracın ruh ve beden ile beraber olduğu üzerindeki icmâya karşı geldiği için bid’at olur.

 

Sual: Bid’at ehli olmak şehâdete engel midir?

Cevap: İmanı olan, zulmen öldürülür ise şehid olur. Bid’at, neticede bir günahtır.

 

Sual: Her itikad fırkasının dayandığı deliller vardır. Müslüman bu fırkalardan hangisinin doğru olduğunu nereden bilecektir?

Cevap: Her fırka (mezheb), kendi itikatlarını terviç için Kur’an ve sünnetten delil bulmuştur. Ama bunlara selef-i sâlihin daha evvel icma’ yoluyla bir mânâ vermiştir. Bu icma’ya aykırı itikat bid’attir. Kur’an-ı kerim böyle buyuruyor. Ehl-i sünnet ve cemaat, adı üstünde doğru yoldur. Hazret-i Peygamber ve sahabilerinin üzerinde bulunduğu yoldur. Diğerleri bâtıldır. Ancak şüpheli meselelerde, yanlış mânâ vererek de olsa âyet ve hadîslere dayandıkalrı için tekfir edilmezler. Ama açık meselelerde âyet ve hadîse dayansalar da mümin sayılmazlar. Tenasüh (reenkarnasyon) gibi.

 

Sual: Bazı modernistler, Kur’an manen Allah’a, lafzen peygambere aittir, diyor. Bu inanışın hükmü nedir?

Cevap: Mutezile, Kur’an-ı kerimin kelimelerinin mahlûk olduğunu söyler. Bu, bid’attir. Ama kelimelerinin tamamen beşerî olduğunu söylemek küfrü müstelzimdir.

 

Sual: Bid’at fırkalarının muhalefeti icma’yı bozar mı? Mesela Caferilerin caiz kabul ettiği mut’a nikâhına helâl diyen dinden çıkar mı?

Cevap: İcma’dan icma’ya fark vardır. Mut’a nikâhı haramdır; ama kendince bir delile istinaden helal kabul etmek küfr değildir. Zira delili açık değildir.

 

Sual: Saygı duruşunun ve tabuta karanfil atmanın dinen mahzuru var mıdır?

Cevap: Mecbur kalınınca yapmak caiz olur. Tabutun ve kabrin üzerine çiçek, çelenk vs atmak, koymak bid’attir. Müslüman âdeti değildir, kaçınmalıdır. Kabrin üzerine çiçek ve yeşillik dikmek sünnettir.

 

Sual: Dört hak mezhebi inkâr etmek küfr müdür?

Cevap: Eğer bir delili varsa, küfr olmaz ise de, bid’at olur. Zira icma’ya muhalefet vardır.

 

Sual: Vehhabîler Allah’ın gökte olduğuna inanıyorlarsa, neden küfre düştükleri kabul edilmiyor?

Cevap: Kur’an-ı kerim ve hadis-i şeriflerde buna dair hükümleri te’vil ettikleri için küfre düşmüyorlar; icmâdan ayrıldıkları için ehl-i bid’at oluyorlar.

 

Sual: İbn Hazm, Ehl-i Sünnet midir?

Cevap: Hayır. İcmâya muhalif sözleri vardır.

 

Sual: Vehhabilerin ‘Allah göktedir’ demesi veya Ehl-i sünneti küfre nisbet etmesi küfür değil midir?

Cevap: Şüpheli nassı, yani ‘Allah yer ve göklerin nurudur’ ve ‘Allah arşın üzerine istiva etti’ gibi âyet-i kerimeleri yanlış da olsa te’vil ettikleri için küfre düşmez; icmâya aykırı hareket ettiği için bid’at ehli olur. Ehl-i sünneti küfre nisbet etmesi, tasavvuf, istigâse, tevessül, kabir ziyareti, ölünün ruhu için adak gibi muayyen bazı amellerin, dine aykırı olduğunu vehmetmelerinden ileri geliyor. Muayyen (belli) bir müslümanı, hiç bir dinî te’vil olmadan, Müslümanlığından veya dine uygun bir amelinden dolayı küfre nisbet eden, kendisi küfre düşer.

 

Sual: Suudi Arabistan ile İran’ın husumeti nereden geliyor?

Cevap: Vehhâbîliğin manevî olarak kendini mensup saydığı İbni Teymiyye’nin, Şiîlik üzerine ağır reddiyeleri vardır. Bu ve başka coğrafî ve siyasî sebeplerle iki devlet arasında şiddetli bir husumet vardır. Bunda İran’ın Hicaz üzerinde hâkimiyet rekabetinin; ayrıca Vehhâbîlik ile Şiîlik arasında ifrat ve tefrite varan itikat farklılıklarının da rolü vardır. İranlı hacılar defalarca hac zamanında nümayişler yapmış; bazılarında can kaybı yaşanmıştı.

 

Sual: Nikâh kıyılırken yaşlı bir dede, ‘Nikâhta eller dizin üstünde açık bir şekilde durur’ dedi; imam da ‘Bunlar bid’attır, eskiler hep böyle söyler’ dedi. Bunun bir sebebi var mı?

Cevap: Âdettir. Belki bilmediğimiz bir sünnete müsteniddir. Hemen itiraz etmemelidir.

 

Sual: Vehhab Allahü tealanın ismi olduğuna göre, Vehhabi demek doğru mudur?

Cevap: Malum mezhebin kurucusunun adı Muhammed bin Abdilvehhab olduğu için, bütün Müslümanlar bu mezhebe Vehhabilik adını vermiştir. Meşhur olan isim budur. Nice ulema, bu tabir ile onları anmıştır. İbni Abidin’de, Nimet-i İslam’da da böyledir.  Caiz olmasa anmazlardı.

 

Sual: Kabir azabına inanmayan bir arkadaşım var. Kur’an-ı kerimde bununla alakalı bir hüküm bulamadığını söylüyor. Bu kaidenin delili nedir?

Cevap: Kabir azabı haktır. İnkâr eden, en hafif tabirle Ehl-i sünnetten çıkar. Yalnız Kuran diyen birinin, kabr azabına inanmaması şaşırtıcı değildir. Taha suresinin 124. âyet-i kerimesi ve müteaddid hadis-i şerifler bunun delilidir.

 

Sual: Mâlikî Mezhebinde, bid’at ehli olduğu bilinen imama uymanın namazı hiç sahih yapmayacağı doğru mu? Amelde bidat mi itikadda midat mi? Bunun Hanefi’de hükmü nedir?

Cevap: İtikadda bidat kast ediliyor. Mesela Şiî’nin arkasında namaz kılınmaz.

 

Sual: Said Nursî Vehhabiliği müdafaa etmiş midir?

Cevap: Hayır. Hafife alarak yanlış teşhisde bulunmuştur. Vehhabiliğin, Şiîlikten farklı olarak, İslâmiyetin içinden zuhur ettiğini; yok olup gideceğini söylemiştir.

 

Sual: Evliyanın kerametini inkar etmek veya keramete inanmamak bir müslümanı Ehli Sünnet dairesinden çıkarır mı?

Cevap: Evet. Ama müşahhas bir hadisenin keramet olduğunu kabul etmemek böyle değildir.

 

Sual: Müceddid ne demektir?

Cevap: Allah her yüz yılda dini yenileyen, dine sokulan bid’at ve hurafeleri temizleyen, dini bozmak isteyenlerle mücadele eden bir müceddid gönderir. Hadisi şeriftir.

 

Sual: Namaz sonrası cemaatle birlikte tesbihat yapmak bid’at mıdır?

Cevap: Bid’attir. Ancak cemaate öğretmek niyetiyle müezzinin yüksek sesle tekrar etmesi caizdir.

 

Sual: İlk üç halifeyi sevip, halifeliklerini meşru gördüğü halde, Hazret-iAlinin bunlardan fazilet bakımından üstün olduğunu söylerse ne lazım gelir?

Cevap: Bidat ehli olur. Ancak üstün olduğuna inanmayıp, sadece muhabbeti fazla ise, yani daha çok seviyorsa, bu insanın elinde olmadığı için, mazurdur.

 

Sual: Peygamber efendimiz bir hadisinde her bid’at dalalettir ve başka bir hadisinde de ümmetim dalalet üzerine birleşmez. Bir mevzuda ihtilaf olduğunu gördüğünüzde, sevâd-ı azama  (büyük çoğunluğa)  tâbi olun, buyuruyor. Bu husus, hoparlörün bid’at olmadığını göstermez mi?

Cevap: Bunlardan kasıd, müctehid âlimlerdir. Sıradan insanların bir hususta ittifak etmesi onun doğru olduğunu göstermez. Zamanımızda insanların çoğunun ittifak ettiği ve güzel bulduğu pek çok şey vardır ki İslâmiyete aykırıdır. İbadet yaparken hoparlöre ihtiyaç yoktur. Hele imam ile cemaat arasında mekân birliği yokken, hoparlöre uyanın namazı sahih olmaz.

 

Sual: Bir cemaatin müntesibleri şeyhlerine olan tâbiyetlerinin nişanı olarak sakal bırakmasa doğru mudur?

Cevap: Şeyhe veya hocaya değil, şeriate uyulur. Şeriate uymayan zaten şeyh veya hoca olamaz. Sakal bırakmak farz değil, sünnettir. Demek ki bu zamanda bırakmamak uygundur, bunu hocamız böyle takdir etmiş diyerek sakal bırakmamak caizdir.

 

Sual: Kuran-ı kerimden veya hadis-i şeriflerden aklına göre hüküm çıkarmak ne demektir?

Cevap: Bir şeyin haram, helal, farz veya müstehab olduğunu âyet ve hadislerden anlamak ancak müctehid âlimlerin salahiyetindedir. Avama düşen bunlara tâbi olmaktır. O zaman Kur’an ve sünnete uyulmuş olur.

 

Sual: Padişahlar için yapılan tılsımlı gömlekler İslâmiyete uyuyor mu?

Cevap: Bunlar duadır. Muska gibidir. Mahzuru yoktur.

 

Sual: Cuma selası bid’at midir?

Cevap: Cuma günü ve gecesi sela vermek bid’at değildir. Cenaze için sela vermek ihtilaflıdır.

 

Sual: Ölünün sene-i devriyesini yapmak uygun mu?

Cevap: Uygundur. Aynı gün yapılmaması iyidir. Mevlid okunur; Yasin, tebareke ve amme okunur. 40 bin kelime-i tevhid okunur. Hatim indirilir. Yemek verilir; sadaka dağıtılır. Ruhuna hediye edilir.

 

Sual: Bıyık kazımak caiz midir?

Cevap: Özürsüz kazımak mekruh; sünnet niyetiyle kazımak bid’attir.

 

Sual: Minberin üç basamak olması sünnet ise, Sultanahmed, Ayasofya gibi camilerde minberler niye bu kadar yüksektir?

Cevap: Üç basamak zaten vardır. Bununla sünnet yerine geliyor. Cemaat kalabalık olduğu için yüksek minberler yapılmıştır. Sahabe zamanından kaldığı için bu da sünnettir.

 

Sual: Hanefi bir kimse bir kabzanın altında 3 numara ölçüsünde sakal tıraşı bıraksa bunun hükmü nedir?

Cevap: Özür varsa mekruh değildir.

 

Sual: Bid’at ehlini tahkir caiz mi?
Cevap: Caiz ve lazım ama, açıktan değil. Kimseyi düşman edinmemelidir. Sevilmeyecek olanı sevmemek lazımdır; ama iğbirarını (sevmediğini) bildirmek lazım değildir. Herkese müdârâ (idare etmek), şarttır.

 

Sual: Şevâhid’de anlatıldığı üzere, bir ganimet taksiminde kendisine az verildiğini düşünen Necidli biri “Ey Muhammed Allah’tan kork” diyor. Resulullah, “Ben Allah’tan korkmazsam, kim korkar?” diye cevap veriyor. Hâlid bin Velid bu kişiyi öldürmek için izin istiyor; ama verilmiyor. Resulullah sonradan “Bu adamın neslinden bir kavim gelecek; Kur’an-ı kerim okuyacak; ama okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecektir” (Yani münderecatı ile amel etmeyeceklerdir) Ok yaydan çıkar gibi dinden çıkacaklardır” diyor. Buna rağmen Peygamber efendimiz bu adamın öldürülmesine neden mani olmuştur?
Cevap: Bu hadis-i şerif, Hâricîlere ve Vehhabilere işaret ediyor. Resulullah, maslahat için böyle davrandı. Aksi takdirde münafıklar kendisine inananları öldürtüyor, derlerdi. İman ettiğini söyleyene, kılıç çekilmez.

 

Sual: İslâmda soyadı olur mu?
Cevap: İslâmiyette isim, baba ve dede ismi esastır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Ahirette müminler kendi isimleri ve babalarının isimleriyle çağrılacaktır”. Aile ismi ve lakap kullanmanın da mahzuru yoktur.

 

Sual: Cuma günü haricinde diğer günlerde tırnak kesmenin uygun olmadığı, çarşamba tırnak kesilirse kötü ahlaklı olunacağı, salı kesilirse kıtlık, cumartesi kesilirse kaşıntı hastalığına yakalanacağını söyleniyor. Böyle bir hadis var mıdır?
Cevap: Tırnak kesmek sünnettir ve temizliktir. Hayırlı iş geciktirilmez. Her zaman kesmek caizdir.

 

Sual: Namazlardan sonra tesbihatta salavat getirmek bid’at mıdır?
Cevap: Namazdan sonra salavatın yeri Hanefî’ye göre duanın başı ve sonudur. Namaz bitince Allahümme entesselam… deyip ayetülkürsi okunur ve tesbihler çekilir. Hadis-i şeriflere değil, fıkıh kitaplarına tâbi olmak lazımdır. Şâfiî mezhebinde namaz bitince de salavat getirilir. Bu sebeple bid’at denemez.

 

Sual: Cemaatül İslamiyye fırkası ile Tebliğ-i cemaat fırkası aynı mıdır? Bunlar ehli sünnet midir?

Cevap: El-cemaatü’l-İslamiyye bidat fırkasını, 1941 senesinde, Hindistan’da Mevdûdî isminde bir mezhepsiz kurmuştur. 1988 tarihli (Eş-şakikan) ismindeki kitapta Humeyni’yi metheden yazıları mevcuttur. El-cemaatü’t-tebliğiyye fırkasını da, 1926 senesinde Muhammed İlyas Dehlevî kurmuş, 1944’de ölmüştür. Ömer Rıza Doğrul’un ingilizceden türkçeye tercüme ettiği (Asr-ı saadet tarihi) başka olup (El-Fâruk) kitabının müellifi olan, Hindistanlı Şibli Numani’nin (Es-siretünnebeviye) kitabının tercümesidir. Yusuf 1974’de öldü. Şibli Numani 1914’de öldü.

Ehl-i sünnetten ayrılmış olanlar, yukarda bildirdiğimiz isimler altında gizlenerek, kendilerini müslüman tanıtıyorlar. Müslüman olmayanlarla münakaşa ederek, İslamiyetin hak din, biricik saadet yolu olduğunu anlatıyorlar. Bunu anlayanlar, hemen müslüman oluyorlar. Fakat, bu zavallıları aldatarak, kendi bozuk fırkalarına çekiyorlar. Nobel mükafatı almış olan fizikçi Abdüsselam Kadyanidir. 1980 senesinde, cenub Afrikada, hıristiyanlarla mücadele ederek, onları İslamiyete cezb eden, Ahmed Didad da, ehl-i sünnet değildir. Bu mezhepsizler, yeni müslüman olanların, Ehl-i sünnetin hak yoluna, ebedî saadete kavuşmalarına mâni olmaktadırlar.

Tavsiye Yazı –> Bidat İtikadı Üzere Olmak

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler