Sual: Dinimizin nafaka mevzusu hakkında hükümleri nelerdir?

Cevap: Nikaye kitabının Fârisî şerhinde buyuruyor ki:

Nafaka, insanın yaşayabilmesi için lazım olan şey demektir. Bu da, yiyecek, giyecek ve ev olduğu Hadika’da ve İbni Âbidin’de, nafaka babında ve hac bahsi başında da yazılıdır. Yani mutbah masrafı ve giyim eşyası masrafı ve ev kirası ile ev eşyası masrafıdır. Bu masraflar, şehrin adetine, piyasaya ve akraba ve arkadaşlara göre ayarlanır. Zamana ve hâle göre değişir. Her memlekette başkadır.

[Temin etmesi farz olan nafakayı fıkıh âlimleri üçe ayırmışlardır. Birincisi, bedeni ve ruhu besleyen gıda ve hastalıklardan koruyan devalardır. Ruhun ve kalbin gıdası ve devası, ilimdir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve fen bilgileri. Din bilgileri, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitabından öğrenilir. Bunlardan îman ve fıkıh bilgileri, her memlekette vardır. İslâmın gizli düşmanları, bilhassa ingiliz casusları, İslamiyeti içerden yıkmak için, uydurma din kitapları yazıp dünyanın her yerine gönderiyorlar. Gençlerin bu yaldızlı kitapları okuyup aldanmamaları çok mühimdir. Bu kitaplar kalplere, ruhlara gıda olmakta, İslam bilgilerini doğru olarak bütün memleketlere yaymaktadır. Müslüman evlatları, fen bilgilerini de, müslüman fen adamlarının kitaplarından öğrenmeli, İslamiyeti fenne düşman gibi gösteren masonların ve zındıkların kitaplarını okuyup aldanmamalıdır.]

Nafakayı veya bunların parasını vermek, 5 sebeple farz olur:

1 — Zevcesi zengin olsa bile bunun nafakasını vermek, zevc üzerine farzdır. Zevcesi kâfir ise, nafakası yine farzdır. Nafaka, nikahtan sonra hemen farz olur. Zevc ve zevce fakir iseler, fakir nafakası verir. Zengin iseler, zengin nafakası vermesi lâzımdır. Zengin nafakasında, zevceye, ev işlerini yaptırması için bir hizmetçi de tutması lâzımdır. İkisinden biri zengin olup öteki fakir ise, orta hâl nafakası verir.

İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki (Nafaka, İslamiyette, taam, kisve ve sükna demektir. Kitapların çoğunda, yalnız taam mânâsına kullanılmak adet olmuştur. Fakir olan zevcin, zengin olan zevcesine, orta hallilere adet olan nafaka vermesi lâzımdır. Fakir nafakası verip, aradaki farki zengin olunca öder. Zevce, zevcinin gücü olup da, nafaka vermediğini şikayet ederse, hakim nafaka tayin edip vermesini emreder. Yine vermezse, zevci hapsedip malını satarak, zevcesinin nafakasına sarf eder. Malını bulamaz ise, fakir olduğu anlaşılıncaya kadar habste bırakır. Boşanmalarına karar vermez. Fakir olup veya gaib olup nafakanın üçünü de veremediği için de, aralarını ayırmaz ve habs de etmez. Şâfiî mezhebinde, zevce isterse, hakim fakir olan zevcinden ayırır. Hanefi hakim, aralarını ayırabilmek için, Şâfiî olan bir hakimi kendine vekil yapar. Ayrılmak isteyen kadının dilekçesini buna verir. Zevce ve zevc mahkemeye getirilir. Zevce, nafaka vermediğini iki şahit ile ispat eder ve zevc nafaka vermeye gücü yettiğini ispat edemezse, aralarını ayırır. Gaib olan zevcin fakir olduğu anlaşılamayacağı için, ayırmaz. Hanbeli mezhebinde, gaib olan zevcinden nafaka almadığını ispat eden zevceyi de hakim ayırır.

Hanefi mezhebindeki hakim nafaka vermeyen fakiri ayırmaz ise de, aylık veya senelik nafaka parası tesbit edip, zevce zengin ise, kendi malından kullanmasını, fakir ise, zevci ölmüş olsaydı, buna ve küçük çocuklarına nafaka vermeleri farz olan zevcin ve zevcenin mahrem akrabalarına, buna şimdi ödünç vermelerini veya veresiye mal satmalarını emreder. Ödünç vermeyenleri veya satmayanları hapseder. Böylece, zevcenin anası, babası, amcası, erkek kardeşi ve çocukların amcaları, erkek kardeşleri veya kendisi vermiş olduklarını, zevc zengin olunca bundan alırlar. [Ödünç, veresiye verecek zengin akraba yoksa, Beytülmal, yani devlet ödünç verir. Bu da vermezse, erkekle karışık olmayan kadın işinde çalışır. Mesela, hastahanede yalnız kadın hastalara bakar. Kadın ölüsünü yıkar. Süt annelik, ebelik, kızlara hocalık yapar.] Hakim, bunları da zevcine ödetir. Talak iddeti zamanında, nafaka sâkıt olmaz. Kadının iddet zamanı bitince, nafaka kesilir.

[Zaruret olmadan boşayarak evini barkını, yuvayı yıkmak, huzuru, saadeti kaçırmak ve boşadığı kadına mehr parasını ödemek, bir erkek için kolay şey değildir. Kadın, zevcine yemek hazırlıyarak, çamaşırını yıkayarak, yırtıklarını dikerek, çocuklara din ve ahlak bilgisi vererek, zevcinin rahat ve mesut yaşamasını sağlar. Tatlı sözleri ile zevcini neşelendirir. Zevcesini boşayan erkek, bu nimetlerden mahrum kalır. Çünkü, boşama adeti olana kimse kızını vermez. Boşanılan kadının nafakasını vermek, babasına, babası yoksa, zengin akrabasına farz olur. Zengin akrabası yoksa, İslamiyete tâbi olan kadına, Beytülmalın, yani hükümetin maaş vermesi lazım olur. İslamiyetin bu emri yapılmazsa, kadın çalışıp kazanmaya mecbur olur. Görülüyor ki İslam dininde, kadın değil, erkek acınacak haldedir. Kız olsun, dul olsun, evli olmayan fakir kadına babası bakmaya mecburdur. Bakmazsa habs olunur. Babası yoksa veya fakirse, zengin akrabası bakacaktır. Bunlar da yoksa, devlet maaş bağlayacaktır. Müslüman kadının çalışıp kazanmaya hiç ihtiyacı yoktur. İslam dini, kadının bütün ihtiyaçlarını erkeğin sırtına yüklemiştir. Erkeğin bu ağır yüküne karşılık, mirasın hepsinin yalnız erkeğe verilmesi lazım iken, Allahü teâlâ, kadınlara burada da ihsanda bulunarak, erkek kardeşlerinin yarısı kadar da miras almalarını emir buyurmuştur.  Zevc, zevcesini, evin içinde veya dışında çalışmaya zorlayamaz. Kadın arzu ederse ve zevci izin verirse, erkek bulunmayan yerlerde, mesture olarak çalışması câiz ise de, kazandığı kendi mülkü olur. Hiç kimse, bunları ve mirastan eline geçeni, kadından zorla alamaz. Kendisinin ve çocukların ve evin herhangi bir ihtiyacına sarf etmesi için zorlanamaz. Bunların hepsini zevcin alıp getirmesi farzdır. Şimdi, komünist memleketlerde, kadın da, erkeklerle birlikte, boğaz tokluğuna, hayvanlar gibi, en ağır işlerde zorla çalıştırılıyor. Hür dünya dedikleri hıristiyan memleketlerde ve İslam ülkeleri denilen Arap memleketlerinde, (Hayat müşterektir) denilerek, kadınlar da, fabrikalarda, tarlalarda, ticarette, erkekler gibi çalışıyorlar. Çoğunun evlendiklerine pişman oldukları, mahkemelerin boşanma davaları ile dolu olduğu, günlük gazetelerde sık sık görülmektedir. Kadınlar, İslam dininin kendilerine verdiği kıymeti, rahatı, huzuru, hürriyeti ve boşanma hakkına mâlik olduklarını bilmiş olsalar, bütün dünya kadınları, hemen müslüman olurlar ve İslamiyetin her memlekete yayılması için çalışırlar. Fakat, ne yazık ki bu hakikatleri anlayamıyorlar. Allahü teâlâ, bütün insanlara, İslam dininin ışıklı yolunu, doğru olarak öğrenmek nasip eylesin!]

Bahrü’r-raık’da diyor ki (Zevcin, zevcesine nafakayı temlik etmesi farzdır. Zevcenin aldığı nafaka, mülkü olur. Bunu satabilir. Hediye ve sadaka verebilir. Zengin olan zevc nafaka vermezse, hakim bunun malını satıp nafakayı verir. Evini satmaz. Açıkta malı yoksa, bunu hapseder. Kisve, senede 2 dır’ ve 2 himar ve 2 milhafedir. Milhafe, kadının sokağa çıkarken giydiği bir şeydir. [Şimdi buna ferace, saya, manto deniyor.] Bunların biri yazlık, biri kışlıktır. Şimdi, bunlara iç donu, cübbe [kalın manto], yatak, yorgan da ilave etmek lâzımdır. Kış mevsiminde, dır’ yünden, manto ve himar ipekten olur. [Himar, baş örtüsüdür.] Ayakkabı, mest sokağa çıkmak için olduklarından, nafakaya dâhil edilmemiştir. Fakat, zamanın ve memleketin adetine göre dâhil edilirler. Dır’ göğsü açılabilen uzun gömlektir. Kamis, omuzu açılabilen uzun gömlek [yani entari]dir. Memleketin adetine göre, kadına lazım olan gıda, elbise ve ev eşyasının hepsi nafakaya dâhil olur. Zevcin bunları getirmesi lâzımdır. Lazım olduğu zaman getirmezse veya hıyanet ederse, zevce, zevcinin parası ile kendi satın alıp getirir. Yahut, vekil tutar. Bu vekil satın alır. Lazım olan şeylerin kadında bulunması, bunların nafakadan düşmesine sebep olmaz. Kadın kendi malını kullanmaya zorlanamaz. Kullanırsa, zevc bunların parasını zevcesine öder. Her şeyi erkeğin getirmesi lâzımdır. Kadını çalışıp kazanmaya zorlaması haramdır. Naşize olan, yani zevcinden kaçan zevceye nafaka verilmez. Geri gelince, nafaka da başlar. 3 günlük yoldan uzakta olan zevce, mahremi olmadığı için, zevcinin yanına gitmezse veya zevc, zevcesini böyle uzağa götürmek ister, o da gitmezse, naşize olmaz. Zevc, kendi mülkü olan veya kiraladığı yahut ariyet olarak aldığı evde zevcesini oturtur. Sâlih komşular arasında barındırması lâzımdır. Sâlih komşuları olmayan ev, şeri mesken değildir).

[Hindiye’de diyor ki: (Ev zevcenin mülkü olup zevcini evine sokmazsa, nafakası verilmez. Beni evine götür derse, zevc de götürmezse, kendi evine sokmadığı için nafakasını kesemez. Zevcinin gasp ettiği evde oturmak istemeyen kadının nafakası kesilmez. Kadın, namaz kılmayan zevcinden ayrılmaz. Zamanımızda, zevc, zevcesini başka memlekete götüremez. Zevc 3 günden uzak memlekette olup yol parası göndererek, zevcesini yanına çağırır, o da mahremi olmadığı için gidemezse ve zevcin evinde hastalanan kadının nafakaları kesilmez. Şahitsiz nikah ile yapılan izdivacda nafaka lazım olur. Zevce, yemek pişirmek için ücret isteyemez. Pişirmeye de zorlanamaz ise de, zevci ona peynir, zeytin gibi şeyler getirir. Kadının zevcine karşı temiz ve ziynetli olması vâcibdir).

Bezzaziye’de diyor ki: (Babası hasta olup bakacak kimse bulunamazsa, zevcinden izinsiz gidip hizmet eder. Zimmi baba da böyledir. Zengin olan oğul, zengin olan babasına bakmaya mecbur değildir). Hediyeleşmeleri sünnettir. Anaya, babaya karşı gelmek, sert konuşmak, kalplerini incitmek haramdır. İslam kadını, her zaman bir milhafe ile örtünmüştür. Bu da, geniş manto demektir. İki parça olan çarşaf sonradan ortaya çıkmıştır. Şimdi çarşaf adet olan yerlerde çarşafla, manto adet olan yerde geniş manto ve kalın baş örtüsü ile örtünmelidir. Mubah olan şeylerde adete uymamak fitneye sebep olur. Haram olur].

Zevcin izni ile zevcesi babasının evinde olunca, hasta olunca nafakası kesilmez. Zevcinin evinde kendisini teslim etmezse, nafaka kesilmez. Borcu olduğu için hapsedilmiş olan ve düğünden önce hasta olan ve başkası ile hacca giden kadına nafaka verilmez. Hacca zevci ile giden kadına, evdeki nafaka verilir. Seferi nafaka verilmez ve yol parasını vermek vâcib olmaz. Cenaze masrafı nafakaya dâhildir. Vefât eden kadının cenaze masrafını zevci verir. Kadının mirasını alanlar vermez.

Zevc nafaka vermezse veya fakir olup hapiste, firarda olup vermezse, hakim zevcesini ayırmaz. Zevcin ve zevcenin zengin olan mahrem akrabasına, buna zevci adına ödünç olarak veya veresiye satarak vermelerini emreder. Vermeyeni hapseder. Parayı, malı veren, sonra zevcden ister. Ödemezse, habsolunur. Mahkeme kararı olmadan, ödünç veya veresiye alırsa, zevcden istemez. İmâm-ı Şâfiî “rahmetullahi teâlâ aleyh”, hakim zevceyi ayırır dedi. Kocasından nafaka alamayan Hanefi bir kadın, boşanmak isterse, Şâfiî mezhebindeki hakime başvurur.

Geçmiş zamanın nafakası, zevcden istenemez. Ancak, her ay vermeyi sözleşirlerse veya hakim emretmiş ise, almadığı aylıkları, ölünciye kadar istiyebilir. Zevc, birkaç ay veya yıl için peşin verdiği nafakayı, zevce bu müddet bitmeden ölürse, geri alamaz. İmâm-ı Şâfiî “rahmetullahi teâlâ aleyh”, zevc hesap ederek, geri kalan zamana düşen nafakaları geri alır dedi.

Zevcin akrabasından hiç kimsenin evde bulunmasını istememek, zevcenin hakkıdır. Zevce izin verirse, zevc mahrem akrabasını evinde bulundurabilir. Fakir nafakası için, kilidi olan bir oda, mutbah ve hala yetişir. Zevc, zevcesinin ana, baba ve kardeşlerini bile eve sokmıyabilir. Fakat görmelerine ve konuşmalarına mâni olamaz. Bunlardan sâlih olanlarına, haftada bir kere, gelip oturmaları için mâni olmaması iyi olur. Diğer akrabasının da, senede bir kere gelip oturmalarına mâni olmamalıdır. [Zevcesinin sâlih olan akrabasını, kendi de davet eder. Karşılar. Anasının, babasının ellerini öper. Yiyecek, içecek ikram eder. Onlarla sohbet eder. Emr-i mâ’rûf ve nehy-i münkerde bulunur. Başka şehrden gelmiş olanlarına, gece kalmalarını söyler. Onların kalplerini kazanmaya, hayırlı dualarını almaya çalışır. Kendisinin ve zevcesinin akrabasından fasık olanlar [kötü kimseler], zevcesinin dinini, ahlakını bozmak isteyenler varsa, onları evine almaz ve evlerine gitmez. Onlarla görüşmez ve zevcesini görüştürmez. Fakat, onlara da ve hiçkimseye sert davranmaz. Hatta, münakaşa etmez. Fitne çıkmasına sebep olmaz. Dinlerine ve dünyalarına zarar gelecek şeylerden sakınır. Herkese karşı, güler yüzlü olmalıdır.

Ukudü’d-dürriye’de diyor ki: (Zevc sefere çıkmak isteyince, zevcesi, nafaka vermeyeceğinden korkarak, bir aylık nafakası için, kefil göstermesini hakimden istiyebilir. Sefere çıkmayan zevcinden kefil istiyebilmesi için, nafaka miktarının, hakim tarafından veya ikisi aralarında anlaşarak tesbit edilmiş olması lâzımdır). Behcetü’l-fetava’da diyor ki: (Zeyd kızını Amre tezvic edip, Amr zevcesini çağırmadığı için, zevcesinin babası evinde kaldığı zamanın nafakasını verir). Feyziye’de diyor ki: (Zevci zengin olan kadın, oğlundan nafaka istiyemez. Baliğ ise de, farz olan ilimleri tahsil ettiği için fakir olana, zengin olan babası bakar). Bahrü’l-fetava’da diyor ki: (Zevci nafaka bırakmadan, başka diyara giden kadın, zevcinin emânet bırakmış olduğu maldan nafaka vermesi için, emânet bulunan kimseyi zorlayamaz. Hakim vasıtası ile alabileceği, Hindiyye’de yazılıdır. İnsan, hayvanına nafaka vermesi için, İmâm-ı Ebû Yusufa göre cebr olunur.)

Bain ve ric’i talakla boşanan kadının, iddet zamanında, nafakasını zevcin vermesi farzdır. Mürted olmak veya üvey oğlunu şehvetle öpmek gibi suç ile ayrılarak veya kocası ölerek iddet bekleyen kadına nafaka vermesi farz değildir. 3 talakta boş olan kadın, iddet zamanında mürted olursa, nafaka verilmez.

[Şimdi, hayat müşterektir diyenleri işitiyoruz. Bu sözleri doğrudur. Fakat, bu sözün mânâsı, onların anladıkları gibi değildir. Yani, kadın da gitsin, para kazansın demek değildir. Bunun mânâsı, erkek gitsin, çalışsın, kazansın. Lüzumlu şeyleri, dışardan alıp getirsin. Kadın da, her gün zevkınde gezmeyip, boş vakit geçirmeyip, ev içindeki kadınlık vazifelerini yapsın demektir. Erkeğin vazifesi, dışardaki işleri, kadının vazifesi içerdeki işleri yapmaktır.]

2 — Fakir çocuğun nafakasını yalnız babası verir. Babası fakir ise, babasına ödetmek üzere, zengin olan anası verir. Anası da fakir ise, zengin olan dedesi verir. Çocuk zengin ise, kendi malından nafakalanır. Malı olmayan yetimin anası, dayısı ve amca çocukları zengin olsalar, nafakasını anası verir. Babası gaib, anası fakir, amcası zengin olan çocuğun nafakasını amcası verir. Yakın asebe gaib veya fakir olunca, uzak olanı verir. Anadan başkası, çocuğa verdiği nafakayı babasından istiyemez. Anası, çocuğunu emzirmeye zorlanamaz. Para ile emzirecek başka kadın bulunamazsa, ananın emzirmesi vâcib olur. Anaya ücret verilmez. Boşanan anayı, iddetten sonra, para ile süt anası tutmak câiz olur. Ana ücret ile yabancı kadın parasız emzirmek istese, çocuk yabancıya emzirtilir.

Erkek çocuğa, baliğ oluncaya kadar nafaka verilir. Kız çocuklara evleninciye kadar ve baliğ olan hasta oğula iyi oluncaya kadar babası bakar. Bunlar zengin ise, kendi malları ile nafakalanırlar. Veled-i zinaya babası nafaka vermez.

(Lakit), geçim sıkıntısı veya namus korkusu ile terkedilmiş çocuk demektir. Çocuğu terketmek günah, görünce alıp ölümden kurtarmak şehirde sünnet, tenha yerde ise farzdır. Kuyuya düşecek amayı kurtarmak da böyledir. Darülİslamda bulunan çocuk, hür ve mümin olur. Nafakası ve sultan nikahını yapınca mehr parası çocuğun malından veya akrabasından alınır. Bunlar yoksa, Beytülmal verir. Çocuğu başkası bundan zorla alamaz. Benim çocuğumdur diyen bir adâmın sözü kabul edilir. Kadın söylerse, iki şahit istenir. İlim öğretilir. Sonra sanata verilir. Bulunduğu yerin mülki amirinden izin almadan sünnet ettirilemez ve malı satılamaz ve izinsiz yapılan masraflar, çocuğa teberru, yani hediye olur.

3 — Zengin olan çocukların, fakir olan ana babalarına nafaka vermesi farzdır. Kız ve oğlan çocuklar eşit miktarda verir. Anaya, babaya bakmak, bunlar öldükte daha çok miras alacak olana farz değildir. Bunlara daha yakın olana ve onların parçası olana farzdır. Oğlunun oğlu ile kızı bulunan anaya, babaya yalnız kızları bakar. Halbuki mirası kız ile torun yarı yarıya alır. Kızının çocuğu ile erkek kardeşi bulunana, torunu bakacaktır. Halbuki mirasın hepsini erkek kardeş alır. Kızlarının çocuklarına hiç miras düşmez. Hazanetü’r-rivayat sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki (Anadan babadan birine iyilik edince öteki incinirse, babaya hürmet, saygı, itaat etmeli, anaya hizmet ve yardım ve ihsan etmelidir. Babanın oğluna kızması, bağırması câizdir. Baba, çocuğuna vereceği emri, onun yapmıyacağını anlarsa, onu isyan günahından korumak için, emretmemeli, bunu yaparsan iyi olur demelidir). Fetava-i Hayriye sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki: (Kazandığı, geçimini karşılayabilen fakir kimsenin, fakir babasına nafaka vermesi farz değildir. Fakir olan anasını, babasını kendi evine alıp, birlikte geçinirler. Zevceyi dövmek, eziyet etmek, nafakasını tam vermemek, onsuz başka şehre yerleşmek haramdır. Büyük günahtır. Kıyamet günü, bunun suali çok çetin, azâbı da, pek elim olacaktır. Hakim tarafından tazir olunması, cezalandırılması lâzımdır. Gücü yettiği hâlde, üç cins nafakadan birini vermezse, habs olunur)].

4 — Akıl ve baliğ olmayan oğlan ve her yaştaki evlenmemiş veya dul kız ve hasta veya kör adam fakir olup babaları yok ise, nafakalarını vermek, zengin olan zi rahm-i mahremleri üzerine, miras miktarı ile farz olur. Farz olması için, mahkemede dava açması lazım olduğu, Fetava-i Hayriye’de yazılıdır. Her biri, o gün için alması lazım gelen miras miktarlarına göre ortaklaşa verirler. Bunlar, neseb (soy) bakımından nikahı ebedî haram olan yedi kişidir. Bunlardan zengin olanları, fakir olan zi rahm-i mahremlerine ortaklaşa bakmaya mecburdurlar. Bir kimsenin dayısı ve amcasının oğlu olsa, bunun nafakasını, dayısı verecektir. Çünkü, bu kimse kadın farz edilirse, dayısı mahremdir. Amcası oğlu ise na-mahrem olur. Na-mahremin nafaka vermesi farz değildir. Mahrem, miras almasa da, nafakayı mahrem verir. Fakir olan küçük çocuğun anası ve kız kardeşi ve amcası zengin olsalar, nafakanın üçte birini anası, yarısını kardeşi, gerisini amcası verir. Fakir bir kimsenin, zengin bir kız kardeşi ve baba bir kız kardeşi ve ana bir kız kardeşi varsa, bu kimseye üç kız kardeşi ortaklaşa bakar. Nafakanın 5’te 3’ünü kız kardeşi, 5’te 1’ini baba bir kız kardeşi, 5’te 1’ini de, anadan kız kardeşi verir. Çünkü, bu kimse ölseydi, mirası bu oranda paylaşırlardı. Behcetü’l-fetava’da diyor ki (Küçük çocuğun, anası ve iki kız kardeşleri ve amcası bulunsa ve hepsi zengin olsa, nafakayı altıda birer anası ve amcası verir. Kardeşleri de altıda ikişer verirler).

Başka dinden olan, yani müslüman olmayan zi rahm-i mahrem akrabaya nafaka vermek farz değildir. Fakat, zimmi olan anaya, babaya, çocuklara ve zevceye nafaka vermek farzdır. Zevcden ve fakir çocukları olan babadan başka hiçbir fakirin nafaka vermesi farz değildir. Zevceden başka, hiçbir zengine nafaka verilmesi farz değildir. Kurban kesmek nisabına mâlik olan kimse zengindir. Bu nisaba mâlik olmayana fakir denir. Baba kendi nafakası için oğlunun malını satabilir. Fakat, binayı, toprağını satamaz. Ana ise, nafaka yapmak için oğlunun malını satamaz.

[Bir kadının, kızın, anası, babası ve mahrem akrabası yok ise veya mevcûd olup fakir iseler ve Beyt-ül-mal, yani devlet de yardım etmez ve kimse ve hayır cemiyeti imdad etmezse, bu kadın, kendinin, çocuklarının ve hastalık, ihtiyarlık sebebi ile çalışamayan fakir ana, babasının nafakalarını temin etmek için çalışmak zorundadır. Erkekle karışık olmayan kadın işlerinde çalışır. Erkek bulunmayan iş yok ise, sıhhatini, dinini, namusunu, müslümanlık haysiyetini ve şerefini koruyacak kadar farz olan nafaka kazanmak için, yabancı erkeklerin bulunduğu yerde örtülü olarak çalışması câiz olur. Bu nafakayı kazanmasında mâni olunması, ikrah olur. Böyle ihtiyaçtan fazla, orada kalması câiz olmaz. Dar-ül-harpte zâlimler, çalışırken, başını, kollarını açması için ikrah ederlerse, zorlarlarsa, açmazsan, burada çalışma, git derlerse, örtülü olarak çalışacak başka yer bulamayınca, kolları açık çalışması, Ebû Yusuf kavline göre câiz olur. Kadının kulaklarından sarkan saçlarını örtmesi farz değildir diyen âlimlerin de mevcûd olduğu, (İbni Âbidin)de ve (Hindiye)de yazılıdır. Haraç olduğu zaman, bu zayıf kavl ile amel etmek câiz olur. Başında bulunan saçları örtmenin farz olduğu söz birliği ile bildirildi ise de, bunun açılması, ikrah olunmak sebebi ile câiz olur. Böyle ikrah olunan kadın, her zaman, erkekle karışık olmayan veya örtülü çalışacak yer aramalıdır. Bulunca, orada çalışması lazım olur. Saçlarını, kollarını sokakta, gidip gelirken hep örtmelidir. Müslüman erkekle evlenince, bunun nafakasını zevci temin etmeye mecburdur. Zengin olmadığı için, anasına, babasına ve çocuklarına nafaka vermesi lazım gelmez ise de, zevcinin izini ile çalışıp onlara bakması lâzımdır. Öğrenmesi farz ilimleri öğrenmek de, nafaka kazanmak gibidir.]

5 — Kölenin, cariyenin nafakasını vermek, efendisine farzdır. Efendisi nafaka vermezse, kölesi, çalışıp kazandığından kendine nafaka yapar. Köle ve cariye çalışamayacak hâlde ise, hakim, efendiye, bunları satmasını emreder.

İbni Âbidin 5. cilt, 223. sayfada buyuruyor ki:

(Avret yerini örtecek ve soğuktan, sıcaktan korunacak kadar giyenmek farzdır. Pamuk, keten ve yün kumaş iyidir. Erkek kamisi, yani entarisi ve paltosu bacağın ortasına kadar, kolları parmak ucuna kadar uzun olması sünnettir. Kol ağzı bir karış olmalıdır. Orta halli giyenmeli, şöhretten sakınmalıdır. Nimeti göstermek için iyi ve kıymetli giyenmek müstehaptır. Bayramlarda, topluluklarda, güzel, süslü giyenmek mubahtır. Her zaman böyle giyenmek iyi değildir. Övünmek için, gösteriş için giyenmek mekruhtur. Beyaz ve siyah giyenmek müstehaptır. Resûlullahın entarisi, gömleği ve donu beyaz pamuk bezdendi. [Mekkeyi feth ettiği gün, mübarek başlığının ve paltosunun siyah olduğu, İbni Âbidin, 5. cildi, 481. sayfasında ve (Mecmaul-enhür)de yazılıdır.] Yeşil giyenmek sünnettir. Domuzdan başka yırtıcı hayvan leşlerinin postları, derileri dabaglanınca temiz olur. Besmele ile öldürülenlerin postları ve derileri temizdir. Derileri üzerinde namaz kılınır. Bunlarla yapılan elbiseleri, kürkleri ve kürklü paltoları, başlıkları giymek erkeklere câizdir. Kadınların erkekler gibi giyenmeleri, erkek işleri yapmaları câiz değildir. Erkeklerin, donu, pantalonu ayaklarını örtecek kadar uzatması mekruhtur. Namaz dışında, pis elbise giymek mekruhtur). [El, ayak, parmak, burun, diş, göz, kalp ve başka uzuvlar bozulunca, kopunca yerlerine maden, plastik koymak, diri ve ölü insandan organ nakletmek câiz olduğu, Hindistan âlimlerinin neşrettiği (El-muallim) mecmuası, 1406 nushasında yazılıdır. Çünkü, bir organı kurtarmak, hayatı kurtarmak gibi zaruridir. Diri insanın organını, etini yemek câiz değildir. Kanını nakletmek câizdir. Kadınların ve erkeklerin traşta, tuvalet yapmakta ve giyenmekte birbirlerine benzemeleri haramdır. Erkeklerin yanak üzerine saç uzatarak kadınlara benzemelerinin haram olduğu Hadika 558. sayfasında yazılıdır. Kadının, insan saçını, kendi saçı arasına örerek birleştirmeyip de, kendi saçına iplikle, bez şeridle bağlamasının ve hayvan kılları eklemenin haram olmadığı, İbni Âbidin 5. cildi, 238., Hadika 2. cildi, 579. ve Fetava-i Kübrâ’nın 174. sayfalarında yazılıdır. İnsan ve hayvan kılından ve naylon gibi ipliklerden yapılmış olan, (Peruk) denilen takma saçları ve kirpikleri kullanmak câiz olduğu anlaşılıyor ise de, ihtiyaç ile ziyneti birbirine karıştırmamalıdır. İhtiyaç için câiz olan şeyi, süs, gösteriş için takmak câiz değildir. Erkekler arasında başını açmak zarureti olduğu zaman, kadının başını ve kendi saçlarını peruk takarak örtmesi câiz ve lazım olur. Zaruret olunca, avret yerlerini mümkün olan her şeyle örtmek lâzımdır. Günahı yalnız saçını vermiş olana ve bakanadır. İnsanın saçını ve herhangi bir organı satması haramdır. Peruk takarak sokağa çıkmak, zaruret olmadan câiz değildir. Çünkü, kadınların yabancılara süslenmeleri haramdır. Zaruret ne demek olduğu, Mecelle’nin 22 ve 42. maddeleri şerhlerinde bildirilmiştir.]

Uyunü’l-besair kitabının 119. sayfasında diyor ki (İnsanın kullandığı şeyler 5’e ayrılır. Bunlar zaruret, ihtiyaç, menfaat, ziynet ve fuduldür. Kullanılmadığı zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak zaruret olur. Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate sebep olursa, ihtiyaç denir. [Faydası, menfaati olmayıp, yalnız gösteriş için kullanılan şeye, ziynet denir.] İhtiyaç olunca, orucu bozmak câiz olur. [Bahrü’r-raık’da diyor ki (Bir ibâdete başlayınca, bunu özür olmadan bozmak haramdır. Farz olan orucu bozmak için 8 özür vardır: Hastalık, sefere çıkmak, ikrah yani zalimin zorlaması, kadının hamile olması, çocuk emzirmek, açlık, susuzluk ve ihtiyarlık). Kitapta bildirilen ihtiyaç, bu 8 özürden biri demektir.] Buğday ekmeyi, koyun eti, yağlı yemek, menfaattir. Tatlı yemek, ziynettir. Mubahları kullanmakta taşkınlık, fuduldur. Zaruret olunca, yalan yere yemin etmek câiz olmaz. Tariz söylemek, yani iki manalı kelime söyleyip yemin edilir. Aç kalanın ölmayecek kadar leş yemesi, zaruret olur. Abdest alırken elbiseye su sıçraması, hayvan idrar yaparken, üstündekinin elbisesine sıçraması zarurettir. Mecnunun birden fazla evlenmesi câiz değildir. Çünkü ihtiyacı olmaz).

[Haram işlemek veya kullanmak, yalnız zaruret miktarı câiz olur. Mubah olan şeyleri, farzları yapabilecek kadar kullanmak zarurettir ve farzdır. İhtiyacı karşılamak için kullanmak, sünnettir. İhtiyaçdan fazla olan şeyin menfaati varsa, menfaati için kullanmak câiz olur. Menfaati olmadığı zaman, zararı da yoksa, ziynet olur. Vakar, hürmet ve sevgi hâsıl etmek ve çok şükretmek niyeti ile ziynet eşyasını kullanmanın müstehab olduğu, İbni Âbidin ve Bahr son ciltlerinin sonunda ve Muhammed Bağdâdî’nin Hadika’sının 115. sayfasında yazılıdır. Hadika 2. cildinin 582. sayfasında diyor ki (Mubahlarda, şehrin adetine uymamak şöhret olur. Bu ise, tahrimen mekruhtur. Saç, sakal boyamak böyledir). Ziynet eşyasını kullanmak da böyledir. Darülharpte, yani Fransa gibi, kâfirlerin yaşadıkları memleketlerde, İslamın vakarını, şerefini korumak ve şöhretten, fitneden sakınmak vâcibdir. Zararlı olan şeye fudul, abes ve malayani denir. Bunu kullanmak tahrimen mekruh, farza mâni olursa, haram, yani büyük günah olur.

Bahrü’r-raık’da, orucu bozmayan şeyleri bildirirken diyor ki (Erkeğin tedâvi için sürme çekmesi câizdir. Ziynet için çekmesi câiz değildir. (Cemâl) ve (Ziynet) kelimelerini birbirleri ile karıştırmamalıdır. Cemâl, çirkinliği gidermek, vakar sâhibi olmak ve şükretmek için, nimeti göstermek demektir. Gösteriş için, övünmek için, nimeti göstermek, Cemâl olmaz, kibir olur. Nefsin zayıf, azgın olduğunu gösterir. Cemâl ise, nefsin terbiye edilmiş, olgun olduğunu gösterir. (Allahü teâlâ cemildir. Cemâl sahiplerini sever) hadis-i şerifi, Cemâl sâhibi olmayı methetmektedir. Cemâl için yapılan bir şey, ziynete de sebep olursa, zarar vermez. Cemâl için, temiz, güzel giyenmek mubahtır. Kibir için giyenmek ise, haramdır. Böyle giyinince, halinde, başkalarına karşı davranışında bir değişiklik olması, kibr alâmeti olur). Görülüyor ki Cemâl, çirkinliğe, başkalarının iğrenmelerine, hakaret etmelerine sebep olacak şeyleri yapmamak, bunları izale etmektir. Ziynet, başkalarını imrendirecek, onlara üstünlük sağlayacak, öğünecek şeyleri yapmaktır. Cemâl için, bulunduğu yerde adet olan şeylerden, haram olmayan en iyilerini kullanmalıdır.]

Erkeklere ipek giymek haram olduğu bildirilmiştir. Elbisede ve başlıkta 4 parmak genişliğinde ipek veya altın şeridlerin bulunması câizdir. Şeridler uzun ve sayıları çok olabilir.

Erkeklerin de her renk elbise giymeleri câiz ise de, kırmızı, sarı elbise giymeleri tenzîhen mekruh denildi. Başlık ve takkenin kırmızı ve sarı renklerde dahi mekruh olmadığı söz birliği ile bildirildi. Resûlullahın “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ayakkabısının siyah olduğu, (Şirat-ül-İslam) şerhinde yazılıdır.

(Dürr-ül-muhtar)ın ve bunun (Tahtavi) ve İbni Âbidin haşiyelerinin son ciltleri sonunda diyor ki (Tecemmül etmek, yani en güzel elbise giymek müstehaptır. Helal şeylerle ziynetlenmek mubahtır. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe dörtyüz altın kıymetinde cübbe giyerdi. Talebelerine güzel giyenmelerini emrederdi. İmâm-ı Muhammed nefis elbise giyerdi. İmâm-ı Âzam buyurdu ki İmâm-ı Ömerin yamalı hırka giymesi, Emir-ül-müminin olduğu içindi. Güzel giyinseydi, memurları da güzel giyenirler, fakirleri, milletten zulüm ile mal alırlardı. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” bin dirhem gümüş kıymetinde cübbe giyerdi).

Büyüklere haram olan şeyleri, çocuğuna yaptıran kimse, haram işlemiş olur.

Hadika’da, bütün bedenle yapılan günahların 15.’sinde diyor ki çocuğunu ve nafaka vermek lazım olan akrabasını aç bırakarak ve İslam terbiyesinden mahrum ederek zayi etmek günahtır. Analardan, baba ve dedelerden ve çocuklardan, torunlardan başka olan yakınlara, (Akraba) denir. Zengin kimsenin fakir ve çalışamayacak hâlde olan akrabasına nafaka vermesi vâcibdir. Çalışabilen erkek büyük akrabaya, fakir olsalar da, nafaka verilmez. Fakir olan yetim çocukların ve dul kadınların nafakaları, sağlam olsalar da, zengin akrabasına vâcib olur. Küçük çocukların anneleri ve amcaları bulunsa, yahut anneleri ve ağabeğleri olsa, zengin iseler, çocukların nafakalarını, miras oranında, ortaklaşa verirler. Babanın, çocuklarına ilim, edep ve sanat öğretmesi farzdır. Önce, Kurân-ı Kerîm okumasını öğretmelidir. Sonra imanın ve İslâmin şartlarını öğretmelidir. [Çocuk Kurân-ı Kerîm okumasını ve din bilgisini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunları öğrenecek vakit bulamaz. Din düşmanlarının tuzaklarına düşerek, onların yalanlarına, iftirâlarına aldanır. Dinsiz ve İslam ahlakından mahrum olarak yetişir. Dünyada ve ahirette felaketlere sürüklenir. Cemiyete ve millete zararlı olur. Kendine ve başkalarına yapacağı kötülüklerin günahları, anasına babasına da yazılır. Çocuğunu, din bilgilerini öğretmeden önce, kâfirlerin, hıristiyanların mekteplerine göndermenin büyük zararları, (İrşad-ül-hiyara fi-tahzir-il-müslimin min medârisin-Nasara) kitabında uzun yazılıdır. Bu kitap, Ahmed Zeyni Dahlanın (Hülâsa-tül-kelam) kitabının ikinci cüzi ile birlikte, bastırılmıştır.]

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler