MUKADDİME

Okuyanların duâları ve teşekkürleri bizim en büyük kazancımızdır. Bu mektuplar ve takdirler bizi daha fazla çalışmaya teşvik etmektedir.

Ne acıdır ki son zamanlarda, İslam âlimlerinin kitaplarını okuyup anlayabilen ve anladıklarını herkesin anlayabileceği gibi yazanlar azalmıştır. Hele din bilgilerinin mütehassısları hemen hemen kalmamıştır. İslam dini, dünyanın en mütekamil [en üstün], en mantıki ve en son dini olduğundan, tek doğru din olup bütün dinleri nesh edip, hükümlerini yürürlükten kaldırdığından, onun hakkında bir kitap yazabilmek için, yazanın yüksek tahsilli, yani ilim sâhibi olması, Arabî, fârisî ve bir ecnebi lisanı bilmesi, en yeni tabiî ve fenni bilgiler yanında, İslam ilimleri ile de, mücehhez olması lâzımdır. Yazılarımızın hiçbiri bizden, bizim kafamızdan çıkmış değildir. Hepsi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Yazdığımız kitapları büyük bir dikkat ile din büyüklerinin ve fen mütehassıslarının eserlerinden almaktayız. Hiçbir zaman, taassup sâhibi olmadık. Elimize geçen bütün mektupları dikkat ile incelemekte ve bunlara ilim ve mantık yoluyla cevap vermekteyiz. Bunlarla öğünmiyoruz. Çünkü, yaptığımız iş, İslam âlimlerinin, dünyanın her tarafında neşrettikleri kıymetli eserleri okumak, incelemek, sıralamak, karşılaştırmak, öğrendiklerimizi akıl ve mantık süzgecinden geçirerek herkes tarafından rahatça okunur ve anlaşılır bir şekilde neşretmekten ibarettir. Neşrettiğimiz eserlerde, kendiliğimizden ilave ettiğimiz hiçbir şey yoktur. Büyük bir zahmet ve meşakkat ile topladığımız bütün bu bilgileri, okuyucumuzun önüne seriyor ve ona bunları kolayca okumak ve öğrenmek fırsatını veriyoruz. Bunlardan bir netice çıkarmak, okuyucuya aittir.Bizim vazifemiz, ona bu malzemeyi hazırlamaktan ibarettir. Bunu da seve seve ve karşılığında hiçbir dünya menfaati beklemeden yapıyoruz.

İslam dini, en doğru, en mantıki hak din olmasına rağmen, Onun daha fazla intişar etmesi için, şimdi pek az gayret sarf edilmektedir.Hıristiyanların, hıristiyanlığı neşr için kurdukları teşkilatlar gâyet çok olup pek büyüktürler. Bu kitapta eserlerinden faydalandiğimiz ve ilerde kendisinden ayrıca bahs edeceğimiz kıymetli din alimi, Harputlu İshak efendinin “rahime-hullahü teâlâ”  1877 senesinde yayınlanan (Diya-ül-Kulûb) ismli eserinde bu hususta şu bilgi vardır:

(1804 senesinde kurulan İngiliz (Bible House = İncil Evi)ismindeki protestan cemiyeti, İncili 204 lisana tercüme ettirmiştir. 1872 senesine kadar, bu cemiyet tarafından basılan kitapların adedi, hemen hemen 70 milyona varmıştır. O zaman zarfında, bu cemiyetin hıristiyanlığı neşretmek için sarf ettiği para, 205.313 İngiliz altını idi ki bugünkü para ile [bir ingiliz altını 220.000 Türk lirası kıymetinde iken] 45 milyar lirayı tutmaktadır.) Bu cemiyet, bugün dahi, faaliyette olup dünyanın birçok yerlerinde revirler, hastahaneler, konferans salonları, kütüphaneler, mektepler, hatta sinema salonları gibi eğlence yerleri, spor tesisleri kurmakta, buralara devam edenleri hıristiyanlığa teşvik için fevkalede gayret sarf etmektedir. Katolikler de, aynı sûrette çalışmaktadır. Bunlar, aynı zamanda, fakir memleketlerdeki gençlere iş bulmakta, ahaliye yiyecek, ilaç yardımı yapmakta ve böylece onları hıristiyanlığa teşvik etmektedir.

Bugün, bazı müslüman memleketlerinde, mesela Pakistan’da, Güney Afrikada, Suudi Arabistanda bazı ufak cemiyetler olduğu gibi, Avrupa memleketlerinde ve Amerikada da, küçük İslam merkezleri vardır. Bunlar, İslami neşriyat yapmaktadır. Fakat çeşitli fırkalarca desteklenen bu merkezlerin neşriyatı, birbirlerini kötülemekte, dinimizin emrettiği İslam vahdetini bozmakta, bölücülük yapmaktadırlar. Birçok imkansızlıklara rağmen, bütün dünyada bizim mütevadi [alçak gönüllü] neşriyatımız okunmakta, bu sayede fırka-i naciyedeki [doğru yolda olan Ehl-i sünnet mezhebindeki] müslümanların adedi her sene artmaktadır. Bundan 100 sene evvel müslümanlar hıristiyanların ancak üçte biri kadarken, bugün bu miktar hemen hemen %50’ye varmıştır. Çünkü müslümanlar, akidelerine sâdık kalmakta ve evlatlarını müslüman olarak yetiştirmektedirler. Hıristiyan aleminde ise, gençler, hıristiyanlığın, yeni fen bilgilerine ve modern fen buluşlarına muhalif olduğunu görerek, dinlerine itimatları kalmamakta ve dinsiz olmaktadırlar. Ayrıca, komünist devletler, dini büsbütün kaldırmakta, yasak etmektedir. Bunların bazılarında, mesela aşırı komünist olan Arnavutluk’ta (Dinsizlik Müzesi) kurularak, bütün dinlerle alay edilmektedir. Yukarıda, bildirdiğimiz pek büyük hristiyan dini teşkilatların mevcûd olduğu İngiltere’de de, hiçbir dine inanmayanların, ateistlerin, nüfusun %30’unu bulduğunu, İngiliz neşriyatı haber vermektedir.

O hâlde, bir tarafta bütün gayretlere rağmen hristiyanlık zayıflarken, bizim yayınlarımız, niçin fazla takdir buluyor? Bunun sebebi aşikardır. İslam dini en medeni, en mantıki ve en doğru dindir. İnsaflı [tarafsız] ve kültürlü her insan, müslümanlığı açık tarzda bildiren kitaplarımızı okuyunca, bu dinin en son hak din olduğunu, bütün modern bilgi ve anlayışlara uyduğunu, içinde hiçbir hurafe bulunmadığını, (Teslis = Üç tanrı) inancı gibi akıl ve mantığın kabul edemeyeceği bir akideye değil, bir tek Allaha inandığını görerek, Ona îman etmektedir. Çünkü, dikkat ile tetkik edilecek olursa, şimdiye kadar dünyaya gelmiş olan (Tek Allaha îman) esasına bağlı dinlerin, birbirinin devamı olduğu ve biri bozulunca, Allahü teâlânın, onu düzeltmek için, yeni bir Peygamber “aleyhisselâm” gönderdiği, bu dinlerin sonuncusunun ise, en ilmi ve en mükemmel bir din olan, İslam dini olduğu görülür. Bu arada, kendisinden yukarıda bahsettiğimiz ve ilerde de birçok kereler ismi geçecek olan, Harputlu İshak efendinin İslamiyet ile hristiyanlığı mukayese etmesi de, bu iki dinin îman esaslarının, aslında birbirlerinin aynı olup hristiyanlığın sonradan yahudiler ve papazlar tarafından tahrif edildiğini, değiştirildiğini göstermektedir.

Üzerinde durulması icap eden mühim bir mevzu da, hristiyanlık ile İslamiyetteki ahlak esaslarının mukayesesidir. Bugün bir hıristiyan, 3 tanrı yerine, tek Allaha ve son peygamber olan Muhammed aleyhisselâma inanırsa, müslüman olur. Bugün, aklı başında olan hıristiyanlar da, üçlü tanrı îtikadını [inancını] reddetmekte, bunu te’vil için, muhtelif tefsirler ortaya koymakta ve tek Allaha inanmaktadır. Bu hakikati gören birçok hristiyan, seve seve müslüman olmuşlardır. Din, ruhun gıdasıdır. Dinsiz bir insan, kafasız bir gövdeye benzer. Bir vücudun nasıl nefes almak, yemek ve içmek ihtiyacı varsa, ruh da tam bir asalete erişmek, tertemiz olmak, huzura kavuşmak için, dine muhtaçtır. Dinsiz bir insan bir makineden, bir hayvandan farksızdır. Din, insana Allah’ını tanıtan, onu fenâlık yapmaktan koruyan, onun yolunu açan, dimağını ferahlatan, derdli zamanlarda onu teselli eden ve ona maddi ve mânevî kudret veren, cemiyet içinde ona hürmet, şeref, itibar ve muhabbet kazandıran ve ahirette de ebedî, sonsuz Cehennem ateşinden koruyan en büyük amildir.

İslamiyetin en büyük düşmanı ingilizlerdir. Çünkü, ingiliz devletinin esas siyaseti, dünyadaki bilhassa Afrika ve Hindistan’daki tabiî servetleri sömürmek, oralardaki insanları, hayvan gibi çalıştırıp, bütün kazançları ingiltereye nakletmektir. Adaleti, sevişmeyi ve yardımlaşmayı emreden İslam dinine kavuşanlar, ingilizlerin zulümlerine, yalanlarına mâni olmaktadır. Buna karşılık, ingiliz hükümeti, (Müstemlekeler nezareti) kurarak, akla, hayale gelmeyen hâin planlarla, askeri ve siyasi kuvvetleri ve yalan ve iftirâları ile İslamiyete saldırmaktadır. Bu nezaretin idare ettiği, kadın ve erkek binlerce casustan biri olan, Hempher’in 1713 senesinde başlayan çalışmalarına ait itirafları, insanlık için yüzkarası olan bu planların bir kısmını açıklamaktadır. Bu itiraflar, 1991 de, Arabî, İngilizce, Rusça ve Türkçe neşredilmiştir.

Çok mühim ilave: Peygamberler vasıtası ile Allah tarafından bildirilmiş olan yaşamak yoluna (Din) denir. İnsanların yaptığı yaşamak yoluna (Kanun) denir. Din, anadan, babadan ve kitaptan öğrenilir. Dinsiz insan olamaz. Her insan, dininin emirlerine uygun olarak yaşar. Dinine uyanın, dünyada rahat yaşayacağına ve ahirette Cennete giderek, sonsuz saadete kavuşacağına, başka dinde olanların, dünyada sıkıntı çekeceklerine ve ahirette Cehennem ateşinde sonsuz yaşayacaklarına inanır. Herkes, dinini övmektedir. Propagandalarla, reklamlarla herkesi kendi dinine çağırmakta, böylece kendi dininin doğru olduğuna inanmakta ve herkesi inandırmaktadır. İnsanın dünya ve ahiret saadeti, dinine bağlı olduğu için, insan, anasından, babasından öğrendiği dinine bağlı kalmamalı ve propagandalara ve reklamlara aldanmamalı, mevcûd dinlerin hepsini incelemeli, doğru olduğunu anladığı dine sarılmalıdır.

Ölüm vardır, gâfil olma, sakın meyl etme dünyaya!
Kapılma mal-ü emlake, sakın aldanma dünyaya.
Çalış emr-i ilâhîyi yettikçe icraya!
Gelenler hep sefer eyler, muhakkak dar-ı ukbaya!
Yüzün dön, iltica eyle, Cenâb-ı Zât-i Mevlaya!
Bu dünya bir köprüdür, her gelen bir bir geçer durmaz!
Hani aba-ü ecdadın, ne oldu, kimseler sormaz.
Hani annen, baban nerede, bu dünya kimseye kalmaz.
Gelenler hep sefer eyler muhakkak dar-ı ukbaya.
Yüzün dön, iltica eyle, Cenâb-ı Zât-i Mevlaya!
Ecel bir gelir, ondan aceb kurtulan var mı?
Hiç ölmem diyenler ölmüş, bakın hiç kurtulan var mı?
Hani şahlar ve sultanlar, bakın hiç nişan var mı?
Gelenler hep sefer eyler muhakkak dar-ı ukbaya,
Yüzün dön, iltica eyle, Cenâb-ı Zât-ı Mevlaya.
______________________

 

İSLAMİYET BİR (VAHŞET) DİNİ DEĞİLDİR

 

MÜSLİMANLAR CAHİL DEĞİLDİR

 

DİNLER, AKİDELER ve DİN İLE FELSEFENİN FARKI

Allahü teâlâ birdir. Ona giden yol da birdir. Din, Allahü teâlâyı tanıtan yol olduğuna göre, dünyada tek bir din olması gerekir.Halbuki bugün dünya yüzünde birbirinden farklı dinler ve muhtelif akideler vardır. Fakat dikkat edilecek olursa, tek Allah’ın gönderdiği, mûsevîliğin ve iseviliğin ve müslümanlığın aynı îman esasları üzerine kurulduğu meydana çıkar. Bu üç din birbirine bağlı zincir halkaları gibidir. Allahü teâlâ, asırlar geçtikçe, bozulan, değiştirilen mûsevîliği ve iseviliği düzelterek ve temizliyerek en son ve hakiki şekli olan (İslam) dinini göndermiştir. Esasen, bu kitabın birçok yerlerinde tekrarladığımız gibi, (İslamiyet) kelimesinin 2 mânâsı vardır. Allahü teâlâya teslim olmak mânâsına geldiği gibi, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği son dine de denir. (Ehl-i kitap) ise, diğer iki dine mensub olan kimselere verilen isimdir. Bunlar şimdi, bozuk olan Tevrat ve İncile Allah kelamı diyorlar. Îsâ ve Mûsâ aleyhimesselama Allah’ın peygamberi demekle beraber, resimlerine, heykellerine secde ederek, kendilerine şefaat etmeleri için yalvarıyorlar. Onlarda (Ülûhiyet sıfatı) bulunduğuna inanan (Müşrik) olur. Allahü teâlânın (Sıfat-i zatıyye) ve (Sıfat-i sübûtiyye)sine (Ülûhiyet sıfatları) denir.

Bu 3 büyük dinin Allahü teâlâ tarafından nasıl gönderildiğini aşağıda anlatmaya çalışacağız. Bunların esaslarını açıklıyacağız. Bu 3 büyük dinin yanında, bir de Allah mefhumu kalmamış ve yalnız ahlak kaidelerine bağlı olan dinler de vardır. Bunlar, ittihatçıların ortaya çıkardıkları yol olup bizim mevzuumuzun dışında kalmakla beraber, dünyada büyük bir insan kütlesinin inandığı din olarak mevcuttur. Onun için, asıl mevzua girmeden evvel, bunlar hakkında da, malumat vermeyi lüzumlu bulduk. Önce bunları ele alacağız.
Bunların arasında Müşriklik, Brahmanlık, Mecusilik ve Budistlik başta gelmektedir. Bu 4 din, bundan kısa bir zaman evvel, 1,5 milyar insanın îtikadını [inanışını] teşkil ediyordu. Çünkü, Hindliler, Burmalılar, Lagoslular, Japonlar, Çinliler, Malayalılar, Koreliler ve bunlara komşu olan birçok memleketler, bu fikirlere bağlı idiler. Osmanlılar, Avrupalılar ve Amerikalılar arasında da, adedleri az olmakla beraber, bunlara rastlamak kabildi. Fakat bugün, komünizm propagandası yüzünden ve genç Çinlilerin kendilerini hiçbir dine bağlı saymamalarından ötürü, bu dine bağlı olan insanların adedi, en son milletler arası istatistiklere göre, 400 milyona düşmüştür. Şimdi bu dinleri yakından inceliyelim ve ansiklopedilerden faydalanarak, bunlarda insana nasıl bir yer verildiğini görelim.

BRAHMA DİNİ

 

BUDİSTLİK

 

MUSEVİ DİNİ VE YAHUDİLER

 

İSEVİ [NASRANİYET] DİNİ VE HIRİSTİYANLAR

 

İSLAMİYET

 

İSLAMİYETTE FELSEFE VAR MIDIR?

Yukarıda, muhtelif dinlerin îman esaslarını ve hükümlerini kısaca inceledik. Şimdi de biraz İslam dininde felsefe var mıdır? Bunu inceleyelim:

 

SONSÖZ

Zannediyoruz ki bu yazıları dikkat ile okuyan bir kimse, Müslümanlığın ve Hıristiyanlığın mukaddes kitaplarından hangisinin hakiki Allah kelamı [sözü] olduğunu hiç tereddüt etmeden anlayacak, Kurân-ı Kerîmi mukaddes kitap, İslam dinini de hak din, Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemi de hak Peygamber olarak kabul edecektir. Burada bir fikir akla geliyor: Madem ki İslam dini hak dindir. En büyük kudret sâhibi olan Allahü teâlâ, bütün insanları hidayete kavuşturamaz mıydı? Yani, bütün insanları müslüman yapamaz mıydı? Bunun cevabını, Allahü teâlâ, Kurân-ı Kerîmde vermektedir. Secde sûresi 13. âyetinde meâlen, (Biz dileseydik, bütün insanları hidayete eriştirirdik. Fakat, insanlardan ve cinlerden kâfir olanlarla Cehennemi dolduracağımı vaat ettim, söz verdim) buyurulmuştur ve Mâide sûresi, 48. âyetinde meâlen, (Allah isteseydi sizleri, tek bir ümmet yapardı. Fakat, itaat edeni isyan edenden ayırmak istedi) buyurulmuştur. Demek oluyor ki Allahü teâlâ insanları tecrübe etmektedir. Onlara en büyük silah olan (akıl)ı vermiş, onlara en mükemmel rehber olan Kurân-ı Kerîmi ve en büyük yol gösterici olarak son Peygamberini “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” göndermiş, emirlerini ve nehylerini bildirmiş, bunlara göre hareket etmeleri için de, insanlara irâde ve ihtiyar vermiştir. Yunus sûresi, 108. âyetinde meâlen, (De ki: Ey insanlar! Rabbinizden size hakikat [Kurân-ı Kerîm] gelmiştir. Hidayete [Doğru yola] giren ancak kendi kazancı için girmiş, dalâlete düşen [sapıtan] de, kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin vekiliniz değilim!) buyurulmuştur.

O hâlde, kendi yolumuzu kendimiz seçmek, kendi hareketlerimizi kendiliğimizden Allahü teâlânın kitabına uydurmak zorundayız. Bunun için de, her şeyden evvel, ruhumuzu beslemeliyiz. Ruhun gıdası (din)dir. Ruhunu beslemeyen dinsiz insanların bir âdi hayvandan farkları yoktur. Bu gibi insanlarda, sevgi, acıma, şefkat, anlayış ve merhamet kalmaz. Böyle olanları, en kötü maksatlar için kullanmak, çok kolaydır. Çünkü, bunları kötü işlerden koruyacak inandıkları, itaat ettikleri, teslim oldukları, yüksek bir varlık kalmamış, inançları kaybolmuştur. Bu gibi insanlar, korkunç bir canavar gibidirler, nerede, kimlere, ne şekilde kötülük yapacakları belli olmaz. İnsanlık alemini mahveden en deni, en fenâ işler, böyle kimselerden zuhûr eder.

Bu gibi insanları tekrar doğru yola sokmak güçtür. Fakat imkansız değildir. Bunlara büyük bir sabır ve sebat [direnme] ile İslam dininin esaslarını -onların anlayacağı bir tarzda- telkin etmelidir. Allahü teâlâ, din telkini için Peygamberine “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” emir vermiştir. Nahl sûresinin 125. âyetinde meâlen, (Ey Muhammed! Rabbinin yoluna hikmet ile güzel öğütlerle çağır! Onlarla en güzel şekilde tartış! Doğrusu Rabbin, yolundan sapanları daha iyi bilir) buyurulmuştur. Unutmayın ki bildiğiniz iyi ve doğru şeyleri bilmeyenlere en güzel tarzda öğretmek, üzerinize farzdır, Allahü teâlânın katî emridir. Bu vazifeye, (Emr-i mâ’rûf) denir. Bu bir ibâdettir. İlmin zekatı, bilmeyenlere ilmi öğretmekle ödenir. Bu, çok hayırlı bir iştir. Dinimiz, âlimin mürekkebini, şehitin kanından efdal tutmakta, hayırlı iş görmeyi nâfile [fazla] ibâdetten üstün saymaktadır.

Müslümanlar nasıl düzelirler?

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler