Fıkıh ilmi dört büyük kısma ayrılır: (İbadat), (Münakehat), (Muamelat), (Ukubat). (Dürr-ül-muhtar) 3. cüzde buyuruyor ki:

Döverek, kolu keserek, recm ederek, yani öldürünceye kadar taş atarak veya öldürerek yapılan cezalara (Ukubat) denir. Ukubat, arkadan gelenler demektir. Günah işledikten sonra yapıldıkları için, bu isim verilmiştir. Ukubat, (Had) ve (Tazir) ve (Kısas) olarak üçe ayrılır: (Had) miktarı, İslamiyette kesin olarak bildirilmiş olan cezadır. (Tazir) cezası çeşitli olup hakimin dilediği kadar verilir. Had, şüphe ile affolur. Tazir ise, şüphe ile lazım olur. Çocuğa had cezası verilmez. Tazir cezası verilir. Had cezasını yalnız hakim verir. Tazir cezasını zevc ve günah işleyeni gören her müslüman yapabilir. Had için kadın şahit dinlenilmez. Had zanlısı habs olunur. Tazir zanlısı habs olunmaz. Had cezası mahkemeye düştükten sonra şefaat ve affolunamaz. Tazir cezası tövbe ile sâkıt olur. Hakimin duymadığı günahın had cezası da tövbe ile sâkıt olur.

Beş günah için had cezası vardır: Zina, şarap içmek ve alkollü içki ile sarhoş olmak, kazf, sirkat, yol kesicilik. Had cezaları, suç işleyince değil, hakim karar verince vâcib olur. Had, günahın temizlenmesine sebep olmaz. Günahtan kurtulmak için tövbe etmesi de lâzımdır. Had, lügatte men’ demektir. Kapıcıya hattad denir. Çünkü, herkesin içeri girmesine mâni olur.

1 — ZİNA YAPARKEN YAKALANANIN HADDİ: Mükellef olan ve konuşabilen müslim veya gayr-ı müslim kimse, Dar-ül-İslamda, tehtid edilmeden arzusu ile sarhoş iken veya ayık iken, zina yapar, yakalanırsa, kadın ve erkeğe had cezası lazım olur. Dört erkek şahitin birlikte ve hakim huzurunda zina halinde gördük demeleri ile veya kadın ve erkeğin, dört kere itiraf etmeleri ile anlaşılır. İkisinden biri inkâr ederse, had lazım olmaz. İkrardan sonra vazgeçerlerse, sâkıt olur. [Ölüm cezaları, habs ve dayak cezaları, mahkeme tarafından emredilir ve yalnız devletin bu iş için tayin ettiği memurlar tarafından yapılır. Hakim kararı olmadan, kimse kimseyi öldüremez, dövemez. Malına, canına, ırzına, namusuna, şerefine dokunamaz. Kâfirlere dahi dokunamaz. Harbi, cihatı devlet yapar. Devletin, kumandanın emri olmadan, kimse harp yapamaz. Kâfire bile saldıramaz. Bunların hepsi büyük günahtır. Hatta, müminin kalbini incitmek, Kâbeyi birkaç kere yıkmaktan daha büyük günahtır. Zina yapanları, o esnada dört şahitin birlikte görmeleri, olacak şey değildir. Ancak, umumî yerlerde, açıkça yapılınca görebilirler. Bunun içindir ki Osmanlılarda, 600 sene içinde, bir kere zina şahitliği yapılmamış, bu sebep ile hiç kimse taşlanarak öldürülmemiştir. Buradan anlaşılıyor ki gizli yapılan günahı, başkalarına söylemek de, ayrı bir günah olur. Bu ceza, zina yapıldığı için değil, bu çirkin işin yayıldığı içindir. Fuhşa mâni olmak içindir.]

Muhsan olan, yani evli olan müslüman erkek ve kadının, boşanmış, dul olsalar bile had cezaları, bir meydanda ölünciye kadar taşlamaktır. Önce şahitlerin hepsinin taş atmaları şarttır. Şahitlerden birisi ölerek, gaib olarak veya hazır olup da, herhangi bir sebeple taş atmazsa, had sâkıt olur. Kendi ikrarları ile ise, önce hakimin taş atması lâzımdır. Sonra ahali, herkes atar. Ölünce, yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır.

Muhsan olmayan kimsenin had cezası, 100 sopa vurmaktır. Sopa, budaksız olmalıdır. Yaralıyacak kadar kuvvetli vurulmaz. Erkek, önce soyulur. Bir peştemal ile bırakılır. Ayakta iken başından, yüzünden ve kasıklarından başka, her yerine vurulur. Kadının çamaşırları soyulmaz. Palto, manto gibi kalın elbisesi çıkarılır ve oturtularak döğülür. Dayaktan sonra, hakim dilerse, bir sene şehrden çıkarır. Taşlama ve döğme birlikte yapılmaz.

Zimmiye ukubat cezalarının üçü de yapılır. Yalnız içki haddi yapılmaz. Dar-ül-İslamdaki harbiye ise, yalnız kul hakkı bulunan kazf haddi ve kısas yapılır.

Zimmi, müslüman kadın ile zina etse, recm olunmaz, döğülür. Yatağında bulduğu kadını, zevcesi sanarak zina yapana ve harbi ile zina eden zimmi kadına ve harbi kadınla zina eden zimmi adama had lazım olur. Bu ikisinde harbilere lazım olmaz. (Fetava-i Hindiye)de diyor ki (Ücret karşılığı zina yapana [mesela genel evdeki fahişe ile zina yapana], İmâm-ı Âzama göre had vurulmaz. Mehr-i misl vermesi lazım olur. İkisi de şiddetli tazir olunur ve tövbe edinceye kadar habs olunurlar. İmameyne göre, ikisine de had cezası yapılır. Şartsız olarak mal vererek zina yapana da had yapılır. Şu parayı al! Bunun karşılığı senden faydalaneyim derse, had yapılmaz. Çünkü, mut’a nikahı olur. Bu nikah şüpheli olduğu için had lazım olmaz. Senin mehrin budur deyip para verirse, had icap etmez). Fakat hepsi haramdır. Büyük günahtır. Zinanın had cezası yapılmayan kısımlarının da haram olduğu (Berika)da yazılıdır. Kadının aldığı ücret haramdır [Şir’a]. (Pédèraste) olana, yani livâta yapana had lazım olmaz, habs ve darb ile tazir olunur. Adet eden öldürülür. Livâta yapılmak için tehtid olunan, öldürmekten başka yol ile kurtulamayınca, öldürmesi câiz olacağı (Fetava-i Hayriye)de yazılıdır. Dar-ül-harpte zina haddi yapılmaz.

El ile istimna [Masturbation], zevk için olursa haramdır. Tazir olunur. Sükûnet bulmak için câiz, zina tehlikesi olursa, vâcib olur [İbni Âbidin, orucu bozan şeyler]. Cennette livâta yoktur. Cennette habis iş yoktur.

[Hıristiyan memleketlerinde, kadınlar, kızlar, başları, kolları, bacakları açık geziyorlar. Erkekleri fuhşa, zinaya sürüklüyorlar. Evde, zevcesi yemek pışırirken, çamaşır yıkarken ve evi temizlerken, erkeği sokakta veya iş yerinde hoşuna giden çıplak bir kadınla zevk, safa, hatta zina yapıyor. Akşam evine düşünceli ve yıpranmış olarak geliyor. Kötü hayallere dalarak, vaktiyle beğenmiş, sevmiş, seçerek almış olduğu zevcesinin yüzüne bile bakmaz oluyor. Evdeki yorgunluğunu gidermek için, alaka ve neşe bekleyen zevcesi, haklarına kavuşamayınca, asabi buhranlar geçiriyor. Aile yuvası bozuluyor. Sokaktaki kadına bakan erkek, onu kirli çamaşır gibi bırakıyor. Bir başkası ile anlaşıyor. Böylece, her sene, binlerce kadın ve erkek ve çocukları perişan oluyor. Ahlaksız ve anarşist oluyorlar. Cemiyet, millet çürümeye, çökmeye sürükleniyor. Açık, kokulu, süslü dolaşan kadınların, gençlere ve millete zararları, alkollü içkilerden ve uyuşturucu zehirlerden daha çok ve daha korkunç oluyor. Allahü teâlâ, kullarının dünyada felakete, ahirette de şiddetli azaplara yakalanmamaları için, kadınların, kızların örtünmelerini emretti. Ne yazık ki nefslerinin, şehvetlerinin esiri olan bazı kimseler, Allahü teâlânın emirlerine gericilik, kâfirlerin şaşkın, çılgın işlerine ilericilik diyor. Bu ilericilerden bazısı, meslektaşları vasıtası ile bir diploma ele geçirmiş. Köşe başlarını paylaşmışlar. Baykuş gibi ötüyorlar. Her fırsatta İslamiyete saldırıyorlar. Bu kahramanlıkları(!) ile tarihi düşmanımız olan hıristiyanlardan, yahudilerden ve komünistlerden alkış ve maddi yardımlar toplayarak güçleniyor, binbir hiyle ile gençleri aldatıyorlar. Allahü teâlâ, kendilerine akıl versin! Hakkı batıldan ayırmalarını nasip eylesin!]

2 — İÇKİYE HAD CEZASI: Bir damla şarap içen müslümana had cezası yapılması lazım olur. Yarıdan fazla su katılmış olanı içen ve başka içkileri içen, sarhoş olursa had lazım olur. İspirtonun, şarap gibi kaba necaset olduğu söz birliği ile bildirildi. Fakat, buna şarabın veya başka içkilerin hattının yapılmasında ihtilaf olundu. (Müslim)deki hadis-i şerifte, (Sarhoş eden her içki şarap gibi haramdır) buyuruldu. Her içkinin damlasını içmek haramdır. Sarhoş olarak görülen veya ağzı şarap kokan bir kimsenin içki içtiği iki şahitin haber vermesi ile veya kendinin ayık iken bir kere söylemesi ile anlaşılırsa, buna, ayıldıktan sonra had vurulur.

İçki haddi, 80 sopa vurmaktır.

Benc, yani ban otu [jüskiyam] mubahtır. Çünkü ottur. Fakat bununla sarhoş olmak haramdır. Çoğu sarhoş edenin, azı haram olması, mâyi yani akıcı, sıvı cisimler içindir. Fazlası sarhoş eden safran, anber gibi katı cisimlerin az miktarına haram diyen bir âlim yoktur. Bunlara ve benc otuna necis, habis diyen de olmamıştır. Fazlası zehrli otların azını kullanmak câiz, çok miktarını kullanmak haramdır.

İçki ve zina hadleri yapıldıktan sonra, suçun tekerrürü ile tekrar yapılır. Vaktinde haber vermesi mümkün olan, bir aydan fazla eski bir suçun ihbarı, yalnız kazf haddi için ise, kabul edilir. Suçlunun ikrarı her zaman kabul edilir.

3 — KAZF HADDİ: Kazf, fırlatmak, atmak demektir. İslamiyette muhsan olan erkek veya kadına zina lafı atmak olup büyük günahtır. Kazf edilen kimsenin istemesi ile kazf edene had vurulur. Ölüye kazf edene, babasının veya çocuğunun istemesi ile had vurulur. İsbatı ve miktarı, içki haddi gibidir. Müslümanı kazf eden harbi de had olunur. Birisi birisine ya zani derse, [veya türkçesini söylese] o da, sensin derse, ikisine de had vurulur.

4 — SİRKAT HADDİ: Sirkat, başkasının bir şeyini gizlice almak demektir. Başkasının az veya çok malını, haksız olarak ve rızası olmayarak almak, yani çalmak veya gasp etmek haramdır. Mükellef olan, yani akıllı ve baliğ olan erkek, kadın, köle, efendi, müslüman veya zimmi, gören ve konuşabilen bir kimse, on dirhem halis gümüş parayı veya değerinde olan ve her dinde mütekavvim olan ve durmakla bozulmayan bir malı, müslüman veya zimmi olan sâhibinin mülkünden, yani başkalarının izinsiz olarak açmaları veya girmeleri câiz olmadığı yerden, Dar-ül-İslamda, hepsini bir defada gizlice alırsa ve mal sâhibi de dava ederse, sağ eli bilek mafsalından kesilir ve kan akmaması için hemen kaynar yağ içine sokulur. Çok sıcak ve çok soğuk havalarda ve ağır hasta olunca kesilmez, habs olunur. Hava veya hasta iyi olunca kesilir. İkinci defa çalanın sol ayağı da oynak yerinden kesilir. Üçüncüsünde bir yeri daha kesilmeyip, tövbe edinceye kadar habs olunur. Buradaki dirhem,14 kırat veya 3,36 gramdır ki on adedinin ağırlığı, yedi miskal ağırlığındadır. Buna göre, sirkat nisabı, 33 gram ve 60 santigram gümüş paradır.

[Gümüş kullanılmayıp başka cins para kullanılan yerlerde yedi gram gümüşün kıymeti, bir gram altın değeri kadardır. Yani altın, aynı ağırlıktaki gümüşten, her zaman, yedi defa daha kıymetlidir. 33,6 gram gümüşün kıymeti, 4,8 gram, yani bir miskal altın olup 1 altın liranın üçte ikisi kıymetindedir. İmâm-ı Malik’e ve Ahmed bin Hanbel ve Şâfiî’ye göre “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” sirkat nisabı 3 dirhem, yani 7 gram ve 26 santigram gümüş veya rubu dinar, yani [0,87] gram altındır. Görülüyor ki [0,87] gram altından aşağı değerdeki malı çalanın kolu hiçbir mezhepte kesilmez. Kesilirse, zulüm yapılmış olur].

Et, sebze, meyve, süt, çalınca el kesilmez. Çünkü, bunlar, zamanla bozulur. Müslüman veya zimmi, müslümanın şarabını, içkisini çalarsa kesilmez. Zimmi zimminin içkisini, hınzırını, leşini çalarsa kesilmez.

Bir kişi, birkaç kimseden, bir defada nisâb miktarı çalarsa kesilir. İki kişi, bir kimseden nisâb miktarı çalarlarsa kesilmez. Çünkü, bir hırsızın hissesine nisapdan az düşmektedir. Her birine nisâb miktarı düşerse, elleri kesilir. Babasının veya kendisine bakması lazım olanın evinden çalarsa kesilmez.

Hırsızlık, çalanın bir kere söylemesi veya iki âdil erkek şahitin haber vermesi ile belli olur. Soruşturma yapıncıya kadar, sanık habs olunur. Çünkü, had sanıkları kefil ile bırakılmaz. Şüpheli, sabıkalı olanı, söyletmek için dövmek câizdir.

İkrar etmesi veya şahit ile hırsızlık anlaşıldıktan sonra, mal sâhibi, bu kimse benim malımı çalmadı veya ona hediye, emânet etmiştim veya şahitler yalan söylüyor derse kesilmez. Hakimin, böyle söylemesini teklif etmesi sünnettir. Mal sâhibi affettim derse, kesilir. Çünkü, had, Allahü teâlânın hakkıdır. Kul, bunu affedemez. Müslümanın çaldığına iki kâfir şahit olursa kesilmez. El kesilirken iki şahitin de hazır bulunması şarttır.
Kıymetli taşlar çalınca kesilir. Kıymetsiz olan, parasız ele geçebilen, odun, ot, balık, kuş, hatta tavuk, av hayvanı, kireç, kömür, tuz, saksı, cam [çünkü ikisi çabuk kırılır], ekmek, süt, her taam, içkiler, çalgılar, salib, oyun aletleri, kapı, camiden ayakkabı, Kurân-ı Kerîm, çocuk, her çeşit kitap ve köpek çalmakla, mezar soymakla, sahrada saklı malı çıkarmakla, türbeyi, umumî yerleri, vakıf ve Beyt-ül-malı soymakla, alacaklısından alacağını veya benzerini çalmakla had lazım gelmez. Mesela, alacağı altın yerine, gümüş çalması câiz olur. İmâm-ı Şâfiîye göre “rahmetullahi teâlâ aleyh” parası yerine, borclusunun eline geçireceği, aynı kıymetteki malını alabilir. Zaruret halinde Şâfiî mezhebini taklit etmek câiz olur.

Zi-rahm-i mahrem olandan, başkasının malını dahi çalarsa kesilmez. Süt ile mahrem olandan çalarsa kesilir. Zi-rahm-i mahreminin malını, başkasının evinden çalarsa kesilir.

Zevcesinden, zevcinden, zi-rahm-i mahrem kadın akrabasının kocalarından ve zevcesinin zi-rahm-i mahrem erkek akrabasından çalarsa kesilmez. Bu sonunculara (Ashar) denir. Ganimet malından, müşteriye açık olan hamamlardan ve dükkanlardan çalarsa, misafir ev sâhibinden çalarsa, bir hırsız çaldığı şeyi evden çıkarmadan yakalanırsa kesilmez.

Umumî yerlerde, mesela mescitte, trende, vapurda, otobüste sâhibinin yanında olan şeyi çalana, sâhibi uykuda iken bile olsa, had yapılır.

Elini sandığa, birisinin yakasına, cebine, koluna sokarak çalanın kesilir. Hırsız eve girip eşyayı toplasa, başkası da girip, hırsızı elinde olanlar ile birlikte yüklenip dışarı çıkarsa, yalnız hırsızın eli kesilir. Bunun gibi, namaz kılan birinin üstüne, necaset bulaşık hayvan konsa, namazı bozulmaz. Çünkü, necaset, namaz kılanın üzerinde değil, hayvanın üzerindedir.

Sağ eli kesildikten sonra, çaldığı bu malın bedelini ödemez. Mal mevcûd ise, sâhibine verilir. Satmış ise, yine sâhibine geri verilir. Sâhibi parasını müşteriye öder. Hırsızın, malı kullanması haramdır. Müşteri kullanmış ise sâhibi müşteriden kıymetini ister. Müşteri de, hırsızdan fiyatını geri ister.

Eve hırsız gelip malı götürse, mal nisâb miktarından az ise de, hırsızla dövüşmek câizdir. Malı bırakırsa dövüşülmez. Hırsızı öldürürse, yalnız diyet verir.

5 — YOL KESMEK: Kadın, erkek, müslüman veya zimmi, bir veya çok kimse, gece veya gündüz, Dar-ül-İslamda silah kuvveti ile şehirde veya şehirler arası yollarda müslüman veya zimmilere saldırırsa, bunlara katiı tarîk veya yol kesici veya eşkıya denir. Mal soymadan ve can gaybı yapmadan ele geçerlerse, dövülür ve tövbe hâli görülünceye veya ölünceye kadar habs olunurlar.

Eğer mal soymuş ve her birine, sirkat nisabı kadar düşmüş ise, had cezası olarak sağ eli ile sol ayağı veya tersleri kesilir.

Eğer mal almayıp, insan öldürdüler ise, had cezası olarak öldürülürler. Meyyitin velisi affedemez. Çünkü, had cezasını kimse affedemez. Affetmek, Allahü teâlâya isyan etmek olur.

Hem nisâb miktarı mal almış, hem de adam öldürmüş iseler, devlet reisi, altı cezadan dilediğini verebilir:

1 — Bir eli ile bir ayağını keser, sonra öldürür.

2 — Elini ayağını keser, sonra asar.

3 — Elini ayağını kesmeden öldürür.

4 — Öldürür, sonra asar.

5 — Eli, ayağı kesilmeden asılır.

6 — Yere bir direk diker. Buna, birbirlerine paralel, yatay iki direk takar. İki elini yukarıdaki iki ayağını aşağıdaki yatay direğe bağlar. Karnına süngü sokup öldürülür. Öldükten üç gün sonra çıkarılıp, akrabasına teslim edilir.

Kadın asılmaz. Mallar ele geçerse sahiplerine geri verilir. Helak olanları tazmin etmezler.

Eğer nisâb miktarı mal almış ve yaralamış iseler, el ve ayak kesilir. Yaralama cezasız kalır. Zira kesmek ile tazmin birlikte olmaz.

Eğer nisâb miktarı mal almamış ve öldürmemişler, yalnız yaralamışlar ise, hiç had yapılmaz. Nisapdan az mal aldıkları zaman öldürseler bile yine hiç had yapılmıyacağını İmâm-ı Zeylai “rahmetullahi teâlâ aleyh” bildirmektedir. Çünkü, yol kesicilerin maksadı korkutarak mal almaktır. Mal almakla beraber öldürmek de olursa, mal almak için öldürmek zorunda kaldıkları anlaşılır. Hiç mal almadan öldürürlerse, maksatlarının, mal almayıp öldürmek olduğu anlaşılır ve ölüm haddi yapılır. Aldıkları mal nisapdan az olup öldürmek de bulunduğu zaman, maksatlarının öldürmek olmadığı anlaşılarak, hiç had yapılmaz ise de, öldürdükleri için kısas veya diyet cezası verilmesi ve aldıkları malları tazmin etmeleri lazım gelir.

Yol kesenler, dövüşürken öldürülürse, yıkanmaz ve namazları kılınmaz. Sonradan had ve kısas cezaları ile öldürülünce, yıkanır ve namazları kılınır.

Eğer mal almış ve öldürmüşler, fakat yakalanmadan önce tövbe etmişler ise, veya akıl baliğ değilse veya yolculardan birinin zi-rahm-i mahremi ise veya yolculardan birkaçı, ötekileri soyarsa veya şehirde yol keserse had yapılmaz. Yaptıkları zararı tazmin ederler, öderler. Yani, katl ve yaralama varsa, velî kısas isteyebilir. Mal zayi olmamış ise geri verir, helak olmuş ise, kıymetini öder.

[(Mecelle)nin 76. maddesinde, (Mahkemede dava açandan şahit istenir. Davalı inkâr ederse, yemin ettirilir) diyor. Önce, davacıya şikayeti sorulur. Sonra, davalının vereceği cevap sorulur. Dava olunan, suçunu ikrar ederse, hakim davacıya hak verir. Dava olunan, suçu inkâr ederse, hakim davacıdan iki şahit ister. Şahitlerle ispat ederse, hakim dava olunana, şahitler için ne dersin, der. Kabul ederse, davacının haklı olduğuna karar verilir. Şahitler yalan söylüyor derse, hakim, şahitleri, güvendiği iki kişiden, önce mektupla, sonra mahkemede sözlü olarak sorar. Şahitlerin âdil oldukları anlaşılırsa, davacı mahkemeyi kazanır. Âdil oldukları anlaşılmazsa, davacıdan yeniden şahit istenir. Davacı şahit bulamazsa, kendisine dava olunandan yemin ister misin denir. İsterse, hakim dava olunana yemin ettirir. Yemin istemezse veya davacı yemin ederse, hakim davayı reddeder. Yemin etmezse, davacı mahkemeyi kazanır. Kâfir ve mürted ve münâfık, müslümana karşı şahit ve hâkim olamaz. Böyle hakimin hükmü sahih olmaz.

77. maddesinde, (Bir şeyin değiştiğini söyleyenden şahit istenir. Değişmedi diyene yemin ettirilir) diyor. Mal gasp eden, malın telef olduğunu söyleyip, değerini vermek isteyince, mal sâhibi, telef olmadı, malımı isterim derse, gasp eden kimse, iki şahit getirirse mahkemeyi kazanır.

79. maddede, (Suçunu ikrar eden, söyleyen kimse, cezasını çeker. Sözümden vazgeçtim demesi dinlenmez). 1676. ve sonraki maddelerde diyor ki (Beyine, kuvvetli delil, huccet demektir. Tevatür, yalan üzerinde birleşmeleri akla uymayan cemaatin verdikleri haberdir. Tevatürde adalet aranmaz. Tevatür İlm-i yakîn ifade eder. Tahlif, iki hasmdan birine yemin ettirmektir.

Şahadet, birinin başkasında hakkı bulunduğunu bildirmek için, hakim karşısında ve iki hasmın yanında, şahadet ederim diyerek haber vermektir. Kul hakları için iki erkek veya bir erkekle iki kadın şahadet eder. Şahitlerin çok olmasının kıymeti yoktur. Muhakeme dışında yapılan şahadet muteber değildir. Şahitlerin gördüklerini haber vermeleri lâzımdır. İşittim diyerek, şahit olmak câiz değildir.

Kul haklarında şahitlik yapabilmek için önce dava açılmış olması şarttır. Tevatür ile bilinene uymayan beyine kabul olunmaz. Beyine şahit mevcûd olması demektir. Beyine, bir hakkı bildirmek içindir. İnkar olunan şey için şahitlik yapılmaz. Şahit ile davalı arasında düşmanlık bulunmamak lâzımdır. Şahitin âdil olması şarttır. Âdil, Hasenâtı, seyiatına gâlip olan kimsedir. Şahitlerin sözleri birbirine uymazsa, şahadetleri makbul olmaz. Şahadet ettikten sonra vazgeçen şahit tazir olunur ve hüküm olunan malı tazmin eder.)]

ŞAHİDLİK: (Tercümet-ül-muhtasar) adındaki (Nikaye)nin fârisî şerhınde diyor ki: Birinin başkasında bulunan hakkını haber verene (Şahit) denir. Şahit, üzerinde hak bulunandan öğrendiği veya başkasından işittiği hakkı, mahkemede şahadet eder. İhbar üç türlü olur: a) Yukarıda bildirdiğimiz şahitliktir. b) Kendinin başkasında bulunan hakkını haber vermektir. Buna (Dava açmak) denir. c) Başkasının kendinde olan hakkını, ihbar etmektir. Buna (İkrar) etmek denir. Şahitlik söz ile olur, yazı ile olmaz. [Vakıf sonu.]

Davacının istediği zaman şahit olmak vâcibdir. Bildiğini kadıdan [yani hakimden] gizlemek câiz değildir. Had cezalarında ise, bildiğini gizlemek efdaldir. Zina için dört erkek şahit, kısas için ve diğer had cezaları için iki erkek şahit lâzımdır. Had ve kısasta kadınların şahitliği kabul edilmez. Bekaret ve veladet ve kadın aybları için bir kadın, başka haklar için iki erkek yahut bir erkek ile iki kadın şahit lâzımdır. Şahitin âdil olması ve şahadet ederim demesi lâzımdır. Büyük günah işlemeyen ve küçük günaha devam etmeyen ve Hasanasi seyiesinden çok olan müslümana (Âdil) denir. Raks ile söz ile [şarki çalgı ile] başkalarını eğlendirenin şahit olamayacağı, (Mecelle)nin 1705. maddesinde yazılıdır. Müslümanı seb’ etmek, kötülemek büyük günahtır. Adaleti giderir. Bunun için, vehhâbîlerin ve şiîlerin şahitlikleri kabul olmaz. Had ve kısastan başka şeylerde, başkasından işitmekle de şahitlik yapılır. Böyle, şahit sayısı iki kat olmak lâzımdır. Yalancı şahitlik, büyük günahtır. (Mecelle)nin 1660. maddesinde diyor ki (Ödünç vermekten veya satıştan ve kiradan, vedia, ariyet, vergi, mülk, akar ve mirastan olan şahsi alacakları için, 15 hicri sene özürsüz terkedilmiş davalar, borclu inkâr ederse, dinlenmez. Yani mürur-i zamana uğrarlar. Fakat, alacaklıların hakkı zayi olmaz. Yani, borclu ikrar edince, borcunu ödemesi her zaman lazım olur).

İki kimsenin, aralarında uyuşamadıkları kul hakkı için, bir veya birkaç müslümanı hakim tayin etmeleri câizdir. Buna, (Tahkim) denir. Hakimin âdil ve fıkıh bilgisi olması şarttır. [Ruh-ul Mecelle 1793.] Bu hakimin vereceği hükme itaat etmeleri lâzımdır. Tayin ettikleri kimsenin kadılık şartlarına mâlik olması lâzımdır. Kâfir ve fasık tahkim edilmez. Kısas ve hudutta tahkim câiz değildir. Bunun hükmü bir üçüncü şahsa şamil olmaz. Mesela, ayblı olan malın satıcıya reddine karar verirse, bu satıcı da, kendine satana reddedemez. İkisinden birinin ikrar etmesi veya nükul etmesi, yani vazgeçmesi ile veya şahitleri dinlemek ile karar verir. Kardeş, ana, baba, evlat ve zevcesi için hâkim olmak câiz değildir. Hüküm vermeden evvel, her biri hakimi azl edebilir. Verdikten sonra azl edemez, meşru ve fitneye sebep olmayan hükmünü reddedemezler. [Mecelle 1841.]

TAZİR
Tazir, edeblendirmek demektir. İslamiyette, hatten daha hafif ceza ile cezalandırmaktır. Tazir cezaları çeşitlidir. Tenbih, ihtar, tektir ve dövmek ve habs ve öldürmeye kadar gider. Suça ve şahsa uygun olanı verilir. Haddin en hafifi, kölenin cezası olan 40 sopadır. Bunun için tazir, 39 sopaya kadar olur. En azı üç sopadır. Hakim dilediği kadarını vurdurur. Âlimlere, yüksek memurlara ihtar etmek yetişir. Bazılarına, mahkemeye çağırıp tektir etmek yetişir. Kaba kimseler dayak ve habs ile tazir olunur. Mal almakla ve para cezası ile tazir olmaz. Tazirin cinsini ve cezasının miktarını hakim takdir eder. Tazirde sopa, had cezalarından daha kuvvetli vurulur. Had cezalarında, en kuvvetli sopa zinata, sonra içkide, en hafif kazfte vurulur.

Tazir, katl etmekle de olur. Bir adamı yabancı kadınla zina halinde gören kimse, bağırmakla veya dövmekle ayıramayacağını anlarsa, katli câiz olur. Kadın zinaya râzı olmuş ise, kadın da öldürülebilir. Zevcesini veya mahremini zina halinde gören, onu da, adamı da birlikte öldürür. Başka sûretle korkutmaya lüzum yoktur. Bir kadın veya oğlan, kendisini zorlıyan adamı öldürebilir. Bütün bunlarda öldürenin ispat etmesi lâzımdır ki kolay bir şey değildir. Kadını aldatıp kocasından ayıran kimse, kadını verinciye veya ölünciye kadar habs olunur.

Zulüm ile yol kesmekle, soygunculukla ve kul hakkı olan büyük günahları, hırsızlık, lutilik yapmakla meşhur olanları günah işlerken görenler, başka şey ile mâni olamadıkları zaman, öldürmeleri herkese câiz, hatta sevaptır. Hakimlerin öldürmesi ise vâcibdir.

Tazir, memleketten nefy ederek, sürerek ve evini yıkarak da olur. Halka eziyet edenler, zinayı adet eden bekarlar nefy olunur. Çalgı çalınan evin hürmeti kalmaz. Halife Ömer “radıyallâhu anh” şarkıcı kadının evine girip kamçı ile vurdu. Başı açıldı. Soruldukta, haram işlemeyi adet edindiği için, hürmeti kalmamıştır. Cariye haline gelmiştir buyurdu. Fıkıh âlimlerinden Ebû Bekr-i Belhi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, bir köye gitti. Dere kenarında, kadınlar, başları ve kolları açık toplanmışlardı. Niçin kadınların yanına geldin dediklerinde, bunların hürmetleri kalmamıştır. İmanları şüphelidir. Kâfir kadınları gibidirler buyurdu.

Her müslüman, günah işlemekte olana tazir yapar. İşledikten sonra ise, ancak hakim yapar. Müslüman, şaraba tuz kattım. Sirke yapacağım derse de, şarap şişesi kırılır. Zimmi, müslümanlar arasında şarap satınca, bunun şişeleri de kırılır. Bu şişeleri ve çalgıları kıran tazmin etmez. Hadis-i şerifte, “Günah işleyeni gören, eli ile mâni olsun. Buna gücü yetmezse, dili ile mâni olsun!” buyuruldu. Kaba avret olmayan yeri açık gezene nasihat verilir. Fitne çıkacak ise, emr-i mâ’rûf yapılmaz. Kaba avreti açık olana sert söylenir. İnad ederse döğülür. Had cezaları böyle değildir. Bunları yalnız devlet yapar. Kul hakkı karışan günahlarda da yalnız hakim tazir eder. Bunun için hak sâhibinin dava açması lâzımdır. Yabancı kadına bakmak, dokunmak, halvet etmek, şarap satmak, çalgı çalmak, fâiz alıp vermek bu günahlardandır.

[(Hadika)da dil afetlerini anlatırken diyor ki (Emr-i mâ’rûfu ve Nehy-i münkeri el ile yapmak, devlet adamlarına, dil ile yapmak, din adamlarına, kalp ile yapmak da her müslümana farzdır. El ile yapmaya (İhtisab) ve (Hisbet) denir. Dil ile yapmaya (Vaaz) ve (Nasihat) denir. Hisbet yaparak çalgıları, içki şişelerini kırmak yalnız devlet memurlarının vazifesi olduğu için, başkaları kırarsa tazmin eder, öderler. Hisbet yapmak, din adamlarına farz değil ise de, günah işlenirken mâni olmaları câizdir. Fakat, din adamı hisbet yaparken fitne uyandırmamalıdır. Yani, kendinin ve müslümanların dinine veya dünyasına zarar gelecek olursa, hisbeti terketmesi vâcib olur. Hisbet yaparken kendinde kibr, riya, sui zan, meşhur olmak düşüncelerinin hâsıl olması ve müslümanı hakaret, techil etmesi, fitne olur. Câiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. Zina ederken görünce öldürmek câiz olur denildi. Vâcib olur denilmedi. Bağırarak önlenemezse câiz olur ve öldürülünce, zina etmekte olduğunu iki şahit ile ispat etmesi lazım olur. Zina edenin ikisini de öldürmeyip, suçlarını örtmek daha iyi olur. Câiz olmak başkadır, vâcib olmak başkadır. Hadis-i şeriflere, kendine göre mânâ vererek, vâcib olmayan şeyi yapmaya kalkışmamalıdır. Fitne çıkarmamaya dikkat etmelidir. Öldürüleceğini muhakkak bilenin cihat yapması câiz olmaz. Öldürüleceğini bilenin şartlarına uygun hisbet yapması câiz olur ve ölünce şehit olur. Fakat, fitne çıkacağını bilenin hisbet yapması câiz olmaz. Zalim devlet adamlarına, Allah rızası için, dil ile emr-i mâ’rûf yapmak da böyledir)].

(Behcet-ül-fetava) sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki hür çocukları, aldatıp, yakalayıp, bunları esir diyerek, köle diyerek satan kimse, şiddetle döğülür, habs olunur. Bunu huy edinmiş ise, hakim tarafından ölüm cezası verilir.

Bir kimse, birini haksız döverse, o da bu kimseyi döverse, hakim ikisini de tazir eder. Tazire, önce dövenden başlanır. Had cezası olmayan suçlara tam karşılığını yapmak câizdir. Affetmek ise, çok sevap olur.
Hakim habsi ve bağlamayı ve döğmeyi birlikte yapabilir.

Müslümanları dili ile eli ile haksız inciten tazir olunur. Kendi oğluna, kâfire söven, kazf eden tazir olunur. Malı toplayıp, dışarıya çıkarmadan yakalanan hırsız tazir olunur. Tembellikle namaz kılmayan, kan akıncaya kadar döverek tazir olunur. Kadın irtidad ederse, 39 sopa vurarak ve hapsederek İslama gelmesi cebr olunur. Fısk ile meşhur olana veya fıskı hakim tarafından bilinen kimseye fasık diyen tazir olunmaz. Fasık diyen, onun fıskını misal ile ispat ederse yine tazir olunmaz. Mesela, yabancı kadını öptüğünü iki şahitle ispat etmelidir. Bu takdirde, fasık tazir olunur.

[TENBİH: Allahü teâlânın hakkı bulunan bir günahı işliyeni gören kimsenin, bir şahit yanında tazir yapması lâzımdır. Bir müslümana fasık diyen kimsenin tazir edilmesi, o müslümanın hakkını korumak içindir. Bu kimse, kendini, o müslümanın hakkı olan tazirden kurtarması için beyine, yani iki şahit ile sözünü ispat etmesi lazım olmaktadır.

Bir müslümana, ya zani veya bu manada türkçe çirkin şeyler söyleyen kimse, kazf haddinden kurtulmak için, misal göstermeden sözünün doğru olduğunu şahit ile ispat ederse, kabul edilir.

Öğrenmesi farz veya vâcib olan fıkıh bilgilerini öğrenmemek fısktır. Fasıkların şahitliği kabul olmadığı için, şahitlere itiraz olunduğu zaman, hakim şahitlere fıkıhtan sorar. Bilmezlerse, red olundukları gibi, tazir de olunurlar.

Müslümana, (Ey kâfir) diyen [veya, müslümana mason diyen, komünist diyen] tazir olunur. Onu kâfir îtikat ederse, kendisi kâfir olur. Müslüman, kendine kâfir diyene, efendim gibi kabul gösteren cevap verirse, o da kâfir olur.

Ey habis, ey sapık, ey facir diyen tazir olunur. Facir, kavgacı, geçimsiz demektir. Ey muhannes diyen tazir olunur. Muhannes, kadın gibi olan erkeğe denir. Hâin diyen tazir olunur. Hâin, emanete hıyanet eden, fenâlık eden kimsedir. Sefih, pelid, ahmak, mubahi, avani, luti, zındık, hırsız, deyus, kaltaban, ey şarap içici, ey faizci diyen tazir olunur. Sefih, parasını haram yerlere saçan kimsedir. Pelid, habis, kötü demektir. Ahmak, aklı az, kötü huylu demektir. Mubahi, haramlara helal diyendir. Avani, suçsuzları, iftirâ ederek mahkemeye sürükliyendir. Zındık, müslüman görünen kitapsız kâfir demektir. Deyus, zevcesinin namussuzluğunu hoş görendir. Buna kaltaban ve pezevenk de denir. Luti, pédèraste yani puşt demektir.

Ey münâfık, ey yezidi, mübtedî, yahudi, nasrani, kahbenin oğlu diyen tazir olunur. Münâfık, kâfir olduğu hâlde müslüman görünen kimsedir. Yezidi, Hazret-i Ali’ye düşman olan, şeytana tapınandır. Mübtedî, bidat sâhibi olandır. Bidat, Ehl-i sünnete uymayan her inanış demektir. Kahbe, ücretli fahişe, genel ev kadını demektir. İki imama göre “rahmetullahi teâlâ aleyhima”, kahbenin oğlu demek, zaniye oğlu demek olup had vurulur. Orospu oğlu demek de böyledir.

Namussuzun oğlu, facirenin oğlu, kâfirin oğlu, fasıkın oğlu, hırsızların yuvası, zanilerin başı, haramzade, oğlancı diyen tazir olunur. Piç diyene had vurulur.

Kendine deyus diyen veya böyle meşhur olan, bunu helal bilmedikçe öldürülmez. Şiddetle tazir olunur. Bir fasık tövbe etse ve bir daha günah işlersem, şu kimse rafızi olsun, kâfir olsun derse, günah işleyince, o kimse kâfir olmaz. Söyleyenin yemin kefareti vermesi lazım olur. Onun kâfir olmayacağını bilmezse, kendisi kâfir olur. Çünkü, başkasının küfrüne râzı olan kâfir olur.

Eşek, domuz, köpek, maymun, öküz, ayı, yılan diyen tazir olunmaz. Yalan olduğu meydanda olup kendini kötülemektedir. Kötülük, söyleyene raci olursa, tazir yapılmaz. Çünkü tazir, haram işleyene ve sözü ile hareketi ile işareti ile müslümana haksız olarak eziyet verene yapılır.

Birisine hırsız deyip de ispat edemeyen, tazir olunmaz. Birisine fahişe, orospu deyip de ispat edemeyene kazf haddi lazım olur.
Tazirin çoğunda, Allahü teâlânın hakkı ve kul hakkı birlikte vardır. Fakat kul hakkı daha çoktur. Kazfte de iki hak karışıktır. Fakat, kazfte kul hakkı daha azdır. Bunun için, hadler affedilmez. Tazir ise, incitilen kimsenin affetmesi ile sâkıt olur. Fakat, kul hakkını hakim affedemez. Bir kimse, birini çeşitli kelimelerle veya birkaç kişiyi bir kelime ile söğse, her biri için ayrı ayrı tazir olunur. Çünkü kulların hakları birbirleri yerine geçmez. Had cezaları ise tedâhul eder. Tazirde, söven inkâr ederse, yemini kabul edilerek, affolur.
Yabancı kadını öpmek ve günah işlenen yerde bulunmak gibi tazir lazım gelen bazı suçlarda, yalnız Allah hakkı bulunduğu için, tazir edilmesi afv ve yemini kabul edilmez. Bunu yalnız devlet reisi affedebilir.

Namaz kılan biri, eli ile veya dili ile insanları incitiyorsa, bunu ıslah için devlete haber vermek câizdir. Yalnız Allah hakkı olan tazirlerde, âdil bir kimsenin haber vermesi ile hakim tazir eder. Çünkü, kul hakkı karışmayan suçlarda hakim kendi bilgisi ile karar verebilir. Haber, yazı ile verilebilir.

Şarap, içki satın alan, içen ve namaz kılmayan habs olunur ve döğülür, sonra çıkarılır. Adam öldürmekle, hırsızlıkla, insan dövmekle ittiham olunan, tövbe ettiği halinden anlaşılıncaya kadar uzun süre habs olunur. Çünkü, bunun zararı herkesedir. Öncekilerin ise, kendilerinedir. Zimmiye söven müslüman tazir olunur. Zimmiye sövmek günahtır. Yahudinin, mecusinin yüzüne karşı, ya kâfir demek günahtır. Onlar kendilerini kâfir bilmiyor. Kâfir denilince inciniyorlar.

Kadının, zevcine karşı, meşru olan ziynetlerini giyinerek, takarak güzel koku sürünerek süslenmesi lâzımdır ve çok sevaptır. Bunu bildiren hadis-i şerifler, (Şiratül-İslam şerhi) 465. ci sayfasında de yazılıdır. Süslenmezse ve gusül abdesti almazsa, haksız yere evden izinsiz çıkarsa, yatağına gelmezse, küçük çocuğunu ağlayınca, döverse, zevci buna nasihat verir. Nasihati dinlemezse veya zevcine söğerse, na-mahreme yüzünü açarsa, adetten fazla malını izinsiz verirse, had cezasına girmeyen herhangi bir günahı işlerse, zevcin bunu tazir etmesi, yani açık eli veya mendil ile hafif vurması câiz olur. Başka sebeplerle hafif dahi vuramaz. [Kadının yüzü avret değil ise de, fitneye sebep olursa, örtmesi lazım olur.] Namaz kılmadığı için tazir etmez. Çünkü, namazın faydası zevc için değildir. Baba baliğ olmayan oğlunu namaz kılmadığı ve oruç tutmadığı için tazir eder. Ana ve vasi de, baba gibidir. Büyük oğul, yabancı gibidir.

Anası, babası günah işliyen çocuk, bunlara bir kere nasihat eder. Kabul etmezlerse, susar. Onlara duâ eder. Genç ve dul anası, düğünlere, fitne olan yerlere giderse, oğlu menetmez. Hakime haber verir. Hakim men’ eder.

Çocuğun, Kurân-ı Kerîmi, edepleri ve farzları, haramları, Ehl-i sünnet îtikadını öğrenmesi için babası ikrah eder, zorlar. Çocuğunu döğdüğü işlerde, yetimi de dövebilir. Çocuk ve zevce sopa ile döğülmez. El ile mendil ile vurulur. Ayakla, yumrukla vurulmaz. Kul hakkı olan suçlarda, çocuk tazir olunur. İçki zina, sirkat gibi, yalnız Allahü teâlânın hakkı olan suçlar için çocuk tazir edilmez.

Hakimin had ve tazir cezası verdiği suçlu, cezalandırılırken ölürse, kimse mesul olmaz. Zevc, zevcesini ve muallim talebesini tazir ederken ölürse, tazmin eder. Çünkü, zevcin taziri vâcib değil, mubahtır. Yani, İslamiyet erkeğin zevcesini döğmesini asla emretmemiştir. Hafif vurmasına izin vermiştir. Zevcesini aşırı döven zevc ve talebesini aşırı döven muallim tazir olunur. Haksız yere, hafif döverlerse de tazir olunurlar. Dünya menfeati için, mesela bir kız ile evlenebilmek için [veya midye gibi ve elektrikle öldürülerek leş olmuş hayvan gibi haram şeyleri yiyebilmek için] mezhebini değiştiren tazir olunur. Çünkü, müctehid olmayan kimsenin, dünya menfeati için, mezhebini değiştirmesi günahtır. Dinini ve mezhebini beğenmemiş olur.

İbni Âbidin, (Redd-ül-muhtar)ın 51. sayfasında buyuruyor ki (Bir işin, bir ibâdetin sahih olması için, dört mezhepten herhangi birine uygun olması lâzımdır. Yani, o işin sahih olması için, bir mezhepte uyulması lazım olan şartların hepsine uygun olması lâzımdır. Bir ibâdeti yaparken, şartlarından biri bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibâdet sahih olmaz. Mesela, deriden kan akarsa, Hanefi mezhebinde abdest bozulur. Şâfiî mezhebinde bozulmaz. Bir erkek, yabancı kadının derisine dokununca, Şâfiîde, ikisinin de abdesti bozulur. Hanefide ikisinin de bozulmaz. Derisinden kan aksâ ve kadına da dokunsa, her iki mezhebe göre abdesti bozulur. Bu abdest ile kıldığı namaz sahih olmaz. (Bunun abdesti, bir mezhebe göre sahih olmadığı zaman, diğer mezhebe göre sahih oluyor. Namazı sahih olur) denilemez. Bu kimse, iki mezhebi (Telfik) etmekte, karıştırmaktadır. Böyle kimseye (Müleffık) denir. Müleffıkın ibâdetinin sahih olmayacağı söz birliği ile bildirilmiştir. Bir ibâdetin bir şartı bir mezhebe, başka şartı da başka mezhebe göre sahih olursa, bu ibâdet sahih olmaz. Abdest alırken, başının bir parçasını mesheden kimse, köpeğe değdikten sonra namaz kılsa, bu namazı sahih olmaz. Çünkü, abdesti Malikiye göre sahih değildir. Köpeğe dokununca, Şâfiîye göre üstü necis olmuştur. Bunun gibi, tehtid ile zor ile yaptırılan talak Hanefide sahih olur. Boşadığı kadının kız kardeşini alabilir. Şâfiîde ise sahih olmaz. Bu adâmin, her iki mezhebe uyarak, bu kızkardeşlerin ikisi ile birlikte evli yaşaması sahih olmaz. Bunlar da (Telfik) olur. Fakat bir kimse, bir ibâdeti, bir işi, bir mezhebin bütün şartlarına uyarak yapıp bitirdikten sonra, bunu tekrar yaparken veya başka bir ibâdeti, başka bir işi yaparken, başka mezhebin şartlarına uyarak yapması, âlimlerin çoğuna göre sahih olur. İhtiyaç olduğu zaman yapmak ise, söz birliği ile sahih olur. Hatta bir mezhebin şartlarına uyarak yapılan bir işin, bir ibâdetin bu mezhebe göre sahih olmadığı, başka bir mezhebe göre sahih olduğu sonradan anlaşılsa, o mezhebe göre sahih olduğunu düşününce, o mezhebi taklit etmiş olur. O işi sahih olur. [Çünkü o ibâdeti kurtarmak için, mezhep taklitine ihtiyaç hâsıl olmuştur. Menfeati için, zevki için, çeşitli işlerini, çeşitli mezheplere uyarak yapmak telfik olur. Bir ibâdeti kendi mezhebine göre yapmasına mâni olan bir özür hâsıl olunca, bu ibâdeti başka bir mezhebi taklit ederek yapmak lazım olduğu, gusül abdesti bahsinde bildirilmişti. Başka mezhebi taklit etmesine mâni olan ikinci bir özür de hâsıl olsa ve bu özür kendi mezhebine uymasına mâni olmasa, bu ibâdeti, iki mezhebe göre de sahih olmadığı hâlde, özür ile ihtiyaç ile olduğu için, bu hâli telfik olmaz. İbadeti sahih olur.] Başka bir mezhep taklit edilirken, kendi mezhebinde mekruh veya haram olsa bile o mezhebin farzlarına ve müfsitlerine uymak lâzımdır. Kendi mezhebinin haram demesine bakılmaz). Mezhepleri telfik eden tazir olunur. (Seyf-ül-ebrâr) kitabına bakınız!

[Mâlikî mezhebinde, 9 yaşına gelmiş kızın önünden, bir sebep olmadan akan kırmızı, sarı veya bulanık kana (Hayız kanı) denir. Akmaya başlayınca, hayız olur. Devam ederse, onbeş günden azı adet olur. Fazlası istihada olur. Sonraki ayda, adeti değışırse, adetlerinden en çoğunun üç gün fazlası hayız olur. Daha fazlası ve onbeş günden fazlası istihada olur. Kürsüf kuru veya beyaz ıslak ise, hayzın kesildiği anlaşılır. 70 yaşından sonra gelen kan hayız olmaz, istihada olur. Kan, fasılalarla devam ederse, kesildiği günler temiz kabul edilir. Temizliğin asgari müddeti onbeş gündür. Onbeş günden evvel gelen kan, istihada olur. Böyle temizlik müddeti sonsuzdur. Kesilip, 15 gün sonra başlarsa hayız olur. Doğumdan evvel gelen kan, hayzdır. Karın yarılarak çocuk alınınca gelen kan nifas olmaz. Nifasın Âzami müddeti 60 gündür. 15 gün kan kesilirse, tâhir olur. Sonra gelen hayız olur.]

Kinaye, ima ile kazf eden tazir olunur. Kinaye yolu ile söven tazir olunmaz. Birinin zevcesini aldatıp, nikahlayan kimse, boşayıncıya veya ölünciye kadar habs olunur. Riya olarak vera ve takvâ gösteren tazir olunur.

Kul hakkı bulunan tazir suçları, had suçları gibi, tövbe ile affolmazlar.

(Mecelle)nin 19. maddesinde, (Birine zarar vermek ve zarar yapana karşılık olarak zarar yapmak câiz değildir) diyor. Mubah işler, başkasına zarar verirse, câiz olmaz. Malı çalınan kimse, hırsızın veya başkalarının malını çalmaya hak kazanmaz. Zararları ahkâm-ı İslamiyeye uygun olarak gidermek hakimin vazifesidir. Zarar, kendi kadar veya daha çok zararla giderilmez.

(Bahr-ül-fetava)da diyor ki (İçki satan müslüman, şiddetle tazir olunur. Yolda bir kadını kucaklıyan, öpen tazir olunur. Karşılığında had cezası bulunmayan günahları işliyen tazir olunur. Tazir cezası, yalnız don, gömlek ile ayakta iken sopa vurmak ile yapılır. Kocası ölen kadın, ittet zamanı tamam olmadan evlenirse, bunu bilerek alan kimse, şiddetle tazir olunur. Zevci uzakta olan kadın ile evlenen kimse tazir ve araları tefrik olunur. Erkek şeklinde dolaşan kadın ve kadın şeklinde gezen erkek tazir ve tövbe edinciye kadar habs olunurlar. Şarkıcı ve çalgıcı olan da böyledir. Birinin zevcesini zor ile kendi evine götüren, şiddetle tazir olunur ve kadın kocasına teslim edilir. Fahişe kadını, komşuları evden, mahalleden atamazlar. Hakim dayak ile veya habs ile tazir eder.

Sihir, büyü yapan tazir olunur. İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh” önsözde diyor ki (Öğrenmesi haram olan bilgilerden biri sihir ve kehanettir. Sihir, ilme, fenne uymayan gizli sebepler kullanarak, garib işler yapmayı sağlayan ilmdir. Sihri öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için ve hayırlı işler yapmak için öğrenmek de haramdır. [Demek ki yapılmış büyüyü çözüp yok etmek, zevc ve zevce arasında muhabbet hâsıl etmek ve harpte düşmanı mağlub etmek gibi faydalı işler için de sihir yapmak büyük günahtır. Hayırlı iş yapmak için, bu büyük günahı işlemenin câiz olmayacağı (Hadika)da, bütün bedene ait afetler kısmında yazılıdır.] Zevcin zevcesini sevmesi için (Tivele) denilen sihri yapmak, hadis-i şerif ile nehy edilmiştir. Bunun haram olduğu (Haniye) fetvasında da yazılıdır. Sihrde ayetlerden, mesur olan dualardan başka şeyler yazılıdır. Sihrbazın ve zındıkın tövbeleri kabul edilmez. Ben her istediğimi yaparım şeklinde küfre sebep olan îtikadı olmasa dahi, fitne ve fesada çalıştığı için, sahirin hakim tarafından tazir olunması lâzımdır. Taziri katl ile olur. Sihrde imanı gideren bir şey de yaparsa, kâfir olur. Kehanet, ileride olacak şeyleri haber vermektir. Arraf, falcı demektir. Çalınan şeylerin yerlerini, çalanları ve sihir yapanları haber verir. Tecrübe ile hesap ile değil, tahmin ile zan ile konuşurlar. Yahut cinden öğreniyoruz derler).

Kalbine, küfre sebep olan şey gelen, bunu söylemese ve üzülse, imanına zarar vermez. İmanının kuvvetli olduğunu gösterir. Şeyhayne “radıyallahü teâlâ anhüma” söven, mürted olur. Katl olunur. Erkeklerin ipek giymeleri helaldir diyen kâfir olmaz. Zira ihtilaflıdır. İslamiyete de müraceat edelim diyene, İslamiyet ile işim yoktur diyen kâfir olur. İmanını ve nikahını tecdid etmesi lazım olur. Müslümanın hem İslamiyete, hem de kanuna uyması lâzımdır. Mürted olup Dar-ül-harbe gidenin malları varislerine intikal eder. Beyt-ül-malın olmaz. Müslüman oldum diyen zimmi tasdik olunur. Kâfir, sünnet olmakla, müslüman olmaz. Müslüman cariyeyi satın alan zimmi şiddetle tazir olunur. Cariyeyi müslümana satması emrolunur. Müslümanların mahallesinde ev satın alan zimminin, bu evi bir müslümana satması emrolunur. Câmi civarındaki evlerini zimmilere kiraya veren müslümana, bunlardan alıp, namaz kılanlara vermesi emrolunur. Zimminin kâfir köle satın alması câizdir. Köle müslüman olursa, bunu müslümana satması lazım olur. Zimmi müslüman kadınla zina etse, yüz değnek had vurulur ve uzun zaman habs olunur. Bu kadın muhsan ise recm, değilse darb olunur. Gelini ile zina eden recm olunur).

Fuhuş söyleyen kimse tazir olunur. Çünkü, fuhuş söylemek tahrimen mekruhtur. (Hadika) kitabında, dil afetlerinin on birincisinde diyor ki fuhuş, çirkin söz demektir. Haddi aşan her şeye fahiş denir. Burada, çirkin olan işleri başkalarına açık kelimelerle anlatmak demektir. Cima için ve abdest bozmak için kullanılan kelimeleri söylemek böyledir. Bu kelimeleri söylemek fuhştur ve tahrimen mekruhtur. Çünkü bunları söylemek, mürüvvete ve diyanete uygun değildir ve hayayı, utanmayı giderir ve başkalarını gücendirir. Mürüvvet, insanlık, erkeklik demektir. Cimayı ve abdest bozmayı anlatmak lazım olduğu zaman, açık olarak söylememeli, kinaye olarak söylemelidir. (Kinaye), bir şeyi, açık mânâları başka olan kelimelerle anlatmaktır. Edebli olan, sâlih olan, fuhuş söylemeye mecbur olunca, kinaye olarak söyler. Mesela, Allahü teâlâ, Kurân-ı Kerîmde, cima için dokunmak (lems) kelimesini söylemiştir. İbni Ebiddünyanın ve Ebû Nuaymın “rahmetullahi teâlâ aleyhima” bildirdikleri hadis-i şerifte, (Fuhuş söyleyenlerin Cennete girmeleri haramdır) buyuruldu. Yani, bunun azabını çekmedikçe Cennete girmezler. (Hadika)dan tercüme tamam oldu.

(Berika) kitabında diyor ki kalp afetlerinin 36.sı, (Vekahet)dir. Vekahet, hayanın az olması demektir. Haya, çirkin şey yapmaktan, ayblanmaktan çekinmektir. Türkçede, utanmak, sıkılmak denir. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâdan haya ediniz!) buyuruldu. Allahü teâlâdan haya etmek, şehvetlerini, yani nefsin isteklerini terketmekle olur. Hayası olan, Allahü teâlâdan korkar. Onun, râzı olmadığı işlerden ve sözlerden kaçınır. Bir hadis-i şerifte, (Haya, imandandır. Fuhuş söylemek, cefadandır. İman Cennete, cefa Cehenneme götürür) buyuruldu. Haya ve îman birlikte bulunur. Biri yok olursa, diğeri de yok olur. Kadın hayası, erkek hayasından dokuz kat fazladır. Bir hadis-i şerifte, (Fuhuş insanın lekesi, haya, ziynetidir) buyuruldu. Hayanın en kıymetlisi, Allahü teâlâdan utanmaktır. Ondan sonra, Resûlullahtan “sallallâhü aleyhi ve sellem” hayadır. Daha sonra, insanlardan haya etmektir. (Berika)dan tercüme tamam oldu. Kâfirler, müslümanların imanlarını yok etmek için, hayalarını yok etmeye çalışıyorlar. Pilajlarda, futbol oyunlarında, sporlarda avret yerlerinin, edep yerlerinin açılmasına önderlik yapıyorlar. Fuhuş sözlere seks bilgisi diyorlar. Bu açıklıklara ve seks bilgilerine ilericilik ve lüzumlu, faydalı diyerek gençleri hayasız yapmak istiyorlar. Gençleri aldatmak için, medeni milletlerin yaptıklarını biz de yapacağız. Çağımıza ayak uyduracağız. Gericilikten kurtulacağız diyorlar. Kâfirler teknikte ilerledikleri, madde ve kuvvet üzerinde çok şey keşfettikleri için, kâfirlik iyidir, faydalıdır denilebilir mi? Onların ibâdetlerini, kötülüklerini biz de yapalım denilebilir mi? Bir müslüman, Allahü teâlânın yasak ettiği şeyleri, kâfirlerin yaptıklarını ileri sürerek, övemez. Bunlar faydalıdır diyemez. Haramlar hiçbir sebeple faydalı, iyi olamaz. Kâfirlerin yaptığı şeylerden İslam dininin yasak etmediklerini, hatta emrettiklerini övmek ve yapmak ise, suç olmaz. Fen bilgileri, ağır sanayi böyledir. Kâfirlere medeni etiketini koyduran da bu sahadaki başarılarıdır. Müslüman, kâfirlerin bu başarılarını över. İslam düşmanı ise, bu başarıları ileri sürerek, onların küfürlerini, ibâdetlerini, ahlaksızlıklarını ve İslamiyetin yasak ettiği zararlı, kötü şeylerini över. Allahü teâlâ, din yolunda çalışanlara ve din bilgilerini, mârifetlerini, kerâmetleri, harikaları öğretenlere rahat, huzur veriyor. Dünya bilgilerinde, fende çalışanlara da aradıklarını veriyor. Kâfir milletler, yalnız fen bilgileri üzerinde çalışıyorlar. İslam dinini insaf ile temiz bir vicdan ile incelemiyorlar. Bunun için, fende ilerliyor, büyük endüstri kuruyorlar. Fakat, küfür pisliğinden, haram ve kötü işlerinin zararlarından kurtulamıyorlar. Rahata, huzura ve saadete kavuşamıyorlar. Fende ilerledikleri hâlde, rahat yaşıyamıyorlar. Çünkü, küfürden ve haram işlemekten, hep zarar, hep ziyan, hep fenâlık hâsıl olur. Sonu hep felaket olur. İmandan, ibâdetlerden ve güzel ahlaktan ise, dâima iyilik, rahatlık hâsıl olur. Fende ilerlediklerini ileri sürerek, kâfirlerin küfürlerini, İslamiyete uymayan işlerini övmek, cahillik ve şaşkınlıktır. Müslümanlar, onlar gibi, fen bilgilerinde de çalışmaya, onlar gibi büyük fabrikalar kurmaya özenmelidir. Çünkü, İslamiyet bunu emretmektedir. İslamiyet, hem fen bilgilerinde çalışmayı, hem de güzel ahlaklı olmayı, herkese iyilik yapmayı emretmektedir. Müslümanlar, kâfirlerin, münâfıkların çıplak gezmelerini ve seks bilgisi adı altında fuhuş söylemelerini faydalı zannetmemelidir. Bunları övmenin, müslümanların hayalarını, imanlarını çalmak için bir tuzak olduğunu bilmelidir. Bir işin, bir sözün faydalı veya zararlı olduğunu anlamak için, kâfirlerin yapıp yapmadıklarına değil, dinimizin emir veya yasak ettiğine bakmalıdır.

CİNAYETLER

(Redd-ül-muhtar) sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyor ki: Cinayet, yaralamak veya öldürmek demektir.

Katl, insan öldürmek demektir. Öldürene katil, ölene maktul denir. Beş türlü katl haramdır:

1 — Amden, bilerek, istiyerek öldürmektir. Öldürmek için, bir insanın herhangi yerine, bıçak, tabanca gibi öldürücü şeyle vurmaktır. Demirden olan her şey, bıçak demektir. Her maden de demir gibidir. Ağaç, cam ve taştan yapılan sivri, keskin şeyler de demir gibidir. Ateşte yakmak, ateşi sönmüş sıcak fırında, kaynar suda öldürmek de katldir. Ensesine, kalbine iğne sokup öldürmek, ağır şeyle döverek öldürmek de iki imama göre amden katldir.

Amden adam öldürmek, küfre sebep olan şeyleri [ihtiyarı ile] söylemekten daha büyük günahtır. Çünkü, küfür sözü söylemek için, ölüm ile zorlanan kimsenin, kalbi îman ile dolu olarak söylemesi câizdir. Fakat, başkasını öldürmez isen seni öldürürüz deseler, ölümden kurtulmak için başkasını öldürmek câiz olmaz. Fakat, kalbinden mürted olmak, adam öldürmekten daha büyük günahtır. Mümini amden katl eden kimse, kâfir olmaz. Mümin olduğu için öldürürse veya öldürmek helaldir diyerek öldürürse, kâfir olur.
Bir insanı haksız olarak, amden öldüren kimseye (Kaved) lazım olur. Kaved, kısas olarak, onu da öldürmek demektir. Maktulün velilerinden biri affederse veya velî ile katil, belli bir mal, para ile uyuşurlarsa, kısas yapılmaz. Uyuşulan mal alınır. (Berika)da, (hıkt) kötü huyu anlatılırken yazılı hadis-i şerifte, (Kul haklarını ödeyen, her namazdan sonra on bir ihlas-i şerif okuyan ve katilini affederek ölen Cennete girecektir) buyuruldu. Amden katlde, kefaret lazım olmaz. Çünkü, büyük günahtır. Kefaret ise, ibâdettir. İkisi bir araya gelemez. (Buhârî)deki hadis-i şerifte, (Ekber-i kebair, bir şeyi Allahü teâlâya ortak etmek, adam öldürmek, anaya, babaya karşı gelmek, yalancı şahitlik yapmaktır) buyuruldu. Zina, sirkat ve fâiz alıp vermek de, böyle büyük günahtır.

(Tuhfet-ül-fükaha) sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki bir kimse, babasını birinin silahla öldürdüğünü görse veya babasını öldürdüğünü iki şahit yanında buna söylese, sonra: (O benim velimi öldürmüştü. Babanı kısas için veya mürted olduğu için öldürdüm) derse, çocuk böyle olduğunu bilmese, bunu öldürmesi mubah olur. İki âdil şahit, birisine, falan kimse senin babanı öldürdü deseler, o kimseyi öldürmesi mubah olmaz. Çünkü şahitlerin sözü ancak mahkemede huccet olur. Görmek veya ikrar gibi insana huccet olmaz.

2 — Haram olan katlin ikincisi, şebehe olan, yani amd ile öldürmeye benzeyen katldir. Katl aletleri ile olmayan öldürmektir. Küçük taş, küçük sopa ile döverek öldürmek böyledir. Büyük taş, büyük sopa ile öldürmek de, İmâm-ı Âzama göre, böyledir. Kuyuya atmak, dağdan, damdan aşağı atmak da böyledir. Burada kaved lazım gelmez. Büyük günahtır. Kefaret ve akılesinin ağır diyet ödemesi lazım olur. Şebeh ile öldürmek tekerrür ederse, katil öldürülür.

Herhangi bir uzvu yok etmek şebeh sayılmaz. Herhangi bir uzuv, nasıl yok edilirse edilsin, hep amd sayılır. Bunun için, her uzuv karşılığında kısas lazım olur. Uyuşurlarsa, katilin malından ödenir. Ağır diyet, yüz deve demektir. Akıle, katilin yakınları demektir. Akılenin bu diyeti üç senede ödemesi lâzımdır. Amd ile katlde uyuşulunca ve hata ile katlde de, malı [veya parasını] akıle öder.

3 — Hata ile yanlışlıkla öldürmek olup iki türlüdür:

a) Katilin yanılmasıdır: Bir adamı, av veya düşman sanarak, atıp vurmaktır.

b) Merminin yanılmasıdır: Bir hedefe, bir ava atılan merminin bir adama gitmesi veya hedeften adama sıçraması ile katldir. Elinden düşen odunun, yükün bir adamı öldürmesi de böyledir. Hata ile katlde, katilin akılesinin diyet vermesi ve kefaret lazım olur. Günahı, birinci ve ikinci katl günahlarından daha azdır.

4 — Hataya sebep olan şeyle katldir. Yüksekten üstüne düşerek veya uyuyan kimsenin yuvarlanarak bir kimseyi öldürmesi böyledir. Bunun cezası da kefaret ve diyettir. Bindiği atın insanı çiğniyerek öldürmesi, [motorlu vasıtaların çiğnemesi] de böyledir.

5 — Başka niyet ile yapılan işin, ölüme sebep olmasıdır. Mülkü olmayan yere kazdığı kuyunun veya koyduğu taşın ölüme sebep olması böyledir. Akılesinin diyet vermesi lazım olur. Kefaret lazım olmaz. Katl günahı olmaz. Başkasının mülkünde kuyu kazmak günahı olur. Hükümetin izini ile yaptı ise veya kendi mülkünde yaptı ise veya kuyu kazıldığını işittikten sonra düştü ise, bir şey lazım gelmez.

İlk dört katlde, mükellef olan katil, mirastan mahrum olur. Beşinci katlde, mahrum olmaz.

KAVED KİMLERE LÂZIMDIR? — Kanı haram olan kimseleri, Dar-ül-İslamda, amden öldürene kaved lazım olur. Yani, katil, kısas olarak öldürülür. Dar-ül-İslamda müminin ve zimminin kanı haramdır. Harbinin ve müstemin kâfirin ve zina eden muhsan kimsenin ve mürtedin kanı haram değildir. Zimmiyi amden öldüren mükellef müslümana kaved lazım olur. Zimminin malını çalan müslümanın eli kesilir. Deliyi, hastayı, çocuğu öldürene, amayı, kadını, anasını, babasını, dedelerini öldürene kaved lazım olur. Çocuğunu, torununu öldürene kaved lazım olmaz. Babanın malından diyet lazım olur. Çünkü amd ile katlde akılenin diyet vermesi lazım değildir. Muharebede, iki tarafın askeri karıştığı zaman, kâfir sanarak, müslümanı amden öldürene kaved lazım olmaz. Kefaret ve diyet lazım olur. Kâfirler arasındaki müslümanı hata ile öldürene bir şey lazım gelmez. Yılan gibi, öldürmesi câiz olan bir şekle girmiş cinniyi öldürmek câizdir. Beyaz olup düz giden yılan cindir. Bunu öldürmeden önce (Çık, git bi-izinillah) demek iyi olur.

Kaved yani katili öldürmek, yalnız kılıç ile veya silah ile yapılır. Başka türlü öldürmek câiz değildir. Kuyuya atarak, taş ile ezerek, üzerine hayvan sürerek, ateşe atarak ve başka şekillerde öldüren tazir olunur.

Mahkeme karar verdikten sonra, katili, maktulün velisi öldürür veya öldürmek için, başkasını vekil eder, Velî hazır olmadıkça, vekili öldüremez. Katili, bunlardan başka bir kimse öldürse, bu kimseye kaved lazım olur. Hata ile öldürse, akılesinin diyet vermesi lazım olur.

İki veliden biri katili affetse, ikincisi kısas yapsa, affettiğini işitmemiş ise, bir şey lazım gelmez. İşitmiş ise, katili öldürmesi haram olduğunu bilerek öldürdü ise, bu velîye kaved lazım olur. Haram olduğunu bilmiyordum derse, diyetini vermesi lazım olur.

Yaralı kimse, beni filanca yaralamadı derse, sonra ölse, varisleri, filancaya karşı dava açamaz.

Yaralı veya veliler, yaralayanı affetseler, sonra yaralı ölse, afv câiz olur.

Birisine zehr verse o da bilmeyerek içse ve ölse, zehri verene kısas ve diyet lazım olmaz. Yalnız, habs ve tazir olunur. İmâm-ı Âzama göre “rahmetullahi teâlâ aleyh”, yaralamayan şeyle öldürmek, amden sayılmaz. Zor ile içirirse, kaved lazım olur denildi. Fetva, kısas lazım olmaz, akılesi üzerine diyet lazım olur şeklindedir.

Kürekle vursa, demir kısmı yaralayıp öldürse kaved lazım olur. Yaralamadan öldürse veya ağaç kısmı yaralayıp öldürse şebeh-i amd olur. Boğazını sıkarak veya suya atarak boğsa, İmâm-ı Âzama göre şebeh-i amd olur. Boğmayı adet ederse katl edilir. Mahkemeye düştükten sonra tövbesi kabul olmaz. Bir odada hapsedip açlıktan ölse, bir şey lazım olmaz. Fetva böyledir. İki imama göre hepsinde diyet lazım olur. Toprağa gömerek öldürse, akılesi üzerine diyet lazım olur.

Bir adamı yırtıcı hayvanın önüne atsa veya yılanların, akreplerin arasına koysa ve o adam ölse, kaved ve diyet lazım olmaz. Döver, ölünciye kadar hapsederse, diyet de lazım olur denildi. Çocuğa bunları yapsa veya güneşe, soğuğa bıraksa, akılesi üzerine diyet lazım olur.

Ölüm halinde olanı öldürene kaved lazım olur.

Müslümanlara ve zimmilere kılıç çeken kimsenin katli vâcib olur. Bunu öldürene bir şey lazım gelmez. Kılıcı kınına soktuktan sonra öldürülmez.

Bir kimseye, gece veya gündüz, her nerede olursa olsun, kılıç, silah çekeni veya gece şehirde ve gündüz şehir dışında sopa ile tehtid edeni öldürene de bir şey lazım gelmez. Deli veya çocuk silah çekerse, bunu öldürene diyet vâcib olur. Saldıran hayvanı öldüren, kıymetini verir. Çocuk ve delinin amd ile öldürmesi, hata kabul edilir. Akılesi veya kendi diyet verir. Kefaret lazım gelmez. Vâris olamazlar.

Gece eve hırsız gelse, çaldığı malı götürse, ev sâhibi bağırınca bırakmazsa, arkasından gidip öldürse, bir şey lazım gelmez. Eve giren veya kapıyı, pencereyi zorlıyan hırsızı görse, bağırır. Kaçmazsa, öldürmesi câiz olur, kısas lazım olmaz.

Bir kimseye, beni öldür derse, o da metal aletlerle öldürse, katilin malından diyet lazım olur. Başka şeyle öldürse, akılesi diyet verir. Kardeşimi, oğlumu, babamı öldür deyince de böyledir.

Bir kimseye, elimi veya ayağımı kes denilse, o da kesse ve ölse, bir şey lazım gelmez. Çünkü, el, ayak mal gibidir ve bunlar için emir, sahih olur.
Velînin katili affetmesi, mal ile sulh yapmaktan daha iyidir. Mal ile uyuşmak da, kısastan daha iyidir. Kaved ve diyet, varisin hakkıdır. Velî affedince, katil dünyada kavetten ve diyetten kurtulur. Yaralının affı da böyledir.

Kavede râzı olmadıkça, katilin tövbesi kabul olmaz. Kısas yapılmakla, velilerin hakkından kurtulur. Maktul, kıyamette hakkını ister.
Kısas huduttan dokuz yerde ayrılmaktadır:

1 — Hakim kendi ilmi ile kısas yapabilir. Halbuki şahitsiz had cezası veremez.
2 — Kısas yapmak hakkı varislere geçer. Had hakkı, varislere geçmez.
3 — Kısas affolunabilir. Had affolunmaz.
4 — Katl şahitliği, zaman geçmekle kıymetten düşmez. Kazftan başka hadlerin şahitliği, bir ay sonra kabul olmaz. İçki haddinde ise, ağzından koku gidince kabul olmaz.
5 — Kısas şahitliği, dilsizin işareti veya yazısı ile kabul olur. Had için kabul olmaz.
6 — Kısas için şefaat câizdir. Had suçu mahkemeye düştükten sonra, şefaat kabul olunmaz. Daha önce şefaat etmek câiz olur. Hatten başka günahlarda, ısrar etmeyeni affetmek iyi olur.
7 — Kısas için dava açmak lâzımdır. Kazf ve sirkadden başka hadler için şahitler, dava açmadan dinlenebilir.
8 — Had cezası yapılırken hakimin hazır bulunması lâzımdır. Kısasta lazım değildir.
9 — Had suçunu söyleyen, sözünden vazgeçerse kabul edilir.

Kapıdan kafasını içeri sokup içeriye bakan kimseye taş atıp gözü çıkarsa, bir şey lazım gelmez.

Eve gireni veya zevcesinin yanına girip halvet yapanı, başka şeyle kovmak mümkün iken, öldürmek veya gözünü çıkarmak câiz olmaz.

Katlden başka şeylerde kaved: Karşılığı yapılabilen her yaralamada kısas lazım olur. Öldürmek suçundan başka yaralamalar, hangi aletle yapılırsa yapılsın amden demektir. Bunlarda, ikinci kısım olan şebeh-i amd olmaz. Kol kesen adâmin eli oynak yerinden kesilir. Ayak, burun, kulak ve göz çıkarmak da böyle kısas olunur. Her şecce, yani baş yarası için de kısas olunur. Yalnız kemik kırmakta kısas yapılmaz. Diş kırmakta kısas yapılır. Diş kıranın dişi de, kırdığı kadar eğelenir. Kadınla erkek arasında yalnız katlde kısas yapılır. Kısas lazım olan yaralamalarda, yara iyi olmadan önce kısas yapılmaz. Çünkü, bazı yaralar ölüme sebep olabilir. Bu zaman katl kısası lazım olur. Başka uzuvlarında kısas yapılmaz. Erş, yani diyet alarak para öderler. Kadınlar arasında ve müslüman ile zimmi arasında kısas yapılır. İyi olan yarada, dil, zeker kesilmesinde kısas yapılmaz. Dudak kesilmesinde kısas yapılır.

Yaralı, yaralayandan kısas veya diyet isteyebilir.

Katilin ölmesi ile veya velilerin affetmesi ile veya mal vermekle anlaşmaları ile kısas sâkıt olur. Anlaşmada, mal az olsa da sâkıt olur. Fakat hata ile öldürmede olan diyet miktarı, İslamiyette bildirildiğinden az olamaz. Fazlası da fâiz olur. Malı peşin ödemek lâzımdır. Uyuşurlarsa tecil olunur. Velilerden birinin sulh veya affetmesi ile de kısas yapılmaz. Diğer varisler, diyetten hisselerine düşeni, üç seneye kadar, katilden alırlar. Bir kaç kişi, bir kimsenin elini veya başka uzvunu kesseler, hiçbirine kısas yapılmaz. Ortaklaşa diyet öderler. Öldürseler, hepsine kısas yapılır.

Evine giren kimse, zevcesi ile bir adamı zina yaparlarken görse, adamı öldürmesi helal olur. Kadın da râzı olmuş ise, ikisini de öldürebilir. Bir kadın veya oğlanın, kendisine tecavüz edeni öldürmesi helaldir.

Hakimin kararı ile bir uzvu kısas edilen kimse, bu yaradan ölürse, bir şey lazım gelmez. Hacamat, sünnet, kan almak, iğne yapmak ehliyeti olanların ve tabibin ve baytarın öldürmesi ile de, bir şey lazım olmaz. Çünkü, vâcib olan işlerde selamet şart değildir. Mubah olan işleri yapmak ise, selamet şartı ile câiz olur. Ananın, babanın, vasinin izini ile hocanın, çocuğu, öğretmek için döğmesi vâcibdir. Terbiye için döğmeleri ise mubahtır. Vâcib olarak dövmekte, miktarı, şiddeti ve vurduğu yer, adet hârici olur ve çocuk ölürse, ödemek lazım olur. Mubah olan dövmekte, nasıl döverse döğsün, ölürse ödemek lazım olur. İki imama göre “rahmetullahi teâlâ aleyhima”, tedip de talim gibi vâcibdir. Muallimin, talebesini, babasından izinsiz döğmesi vâcib değildir. Çocuk ölürse, söz birliği ile tazmin eder. Zevcin, zevcesini tedip için döğmesi de vâcib değil, mubahtır.

Pencereden düşen çocuğun kafası şişse, doktorlar, beyin ameliyatı yaparsak çocuk ölür derse, bir doktor ise, bugün kafası açılmazsa ölür derse ve açsa ve sonra çocuk ölse, izin ile ve fennin gösterdiği gibi açtı ise, bir şey lazım gelmez. İznsiz ve yanlış açtı ise, kısas lazım olur.

Katile kısas yapmaya hakkı olan velî, maktulün varisleridir.

Babamı amden öldürdü diye huccet getiren bir kimsenin kardeşi gaib olsa, kardeşi gelinciye kadar, katile kısas yapılmaz. İhbar eden, habs olunur. Kardeşi gelince, huccet ile tekrar ispat ederse, kısas yapılır. Katil, kardeşinin affettiğini ispat ederse, kısas yapılmaz.

(Hadika)da, göz afetlerini anlatırken buyuruyor ki (Fasıklar, bidat ehli sapıklar günah işlerlerken, mâni olamayan kimsenin bunlara bakması, zaruret olmadıkça, câiz değildir. Bunun için, zulüm ile öldürülene, idam edilene, eziyet edilene bakmamalıdır. Zulüm ile ölmek ihtimali bulunduğu için, böyle ceza verilirken hiç bakmamalıdır. Hadis-i şerifte, (Bir kimse zulüm ile öldürülürken, orada bulunmayınız! Orada bulunup da, kurtarmayana lanet yağar) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki İslamiyetin emri ile öldürülürken veya döğülürken bulunmak, bakmak câiz olur. Yıldız kayarken bakmak da, göze zarar verdiği için, câiz değildir).

DİYET CEZALARI VE KEFARET

Diyet, katilin vereceği para cezasıdır. Erş ise, ölümden başka cinayetlerin para cezasıdır. Şebeh-i amd ile öldürmenin cezası ağır diyet olup 100 devedir. 25’i 2 yaşına, 25’i 3 yaşına, 25’i 4 yaşına ve 25’i de 5 yaşına basmış dişi deve olacaktır. Âlimlerin birkaçı, bin dinar altın da verilebilir dedi. 1 dinar, 1 miskal basılmış altın demektir. Hata ile öldürenin diyeti, yine 100 deve olup adı geçen yavrulardan 20’şer ve 20 de 2 yaşına basmış erkek devedir. Yahut, bin dinar altın veya onbin dirhem gümüştür. İki imama göre “rahmetullahi teâlâ aleyhima”, bu üç çeşitten, yahut 200 sığır veya 2.000 koyun, yahut don ve gömlek [ceket ve pantalon] gibi iki parça 200 elbiseden dilediğini verir.

Bu iki katlin ve hataya sebep olan şeyle öldürmenin (Kefaret)i, mümin olan bir köle azad etmektir. Bunu yapamayan, iki ay aralıksız oruç tutar. Burada fakir doyurmak kefareti yoktur. Öldürülen kadın için diyet, erkek diyetinin yarısıdır. Zimmi ve müstemin diyetleri, müslüman diyeti gibidir.

İnsanın bir uzvunu veya güzelliğini gideren cinayetlerin diyetleri de yukarıdaki katl diyetleridir. Burun, dil, zeker gibi tek olan aza için tam diyet verilir. Akıl, ruh, işitme, tat alma, koklama, görme, söyleme, elin çolak kalması, idrar tutamaması gibi duygu veya hareketlerden birinin bozulması için de tam diyet verilir. Göz, kulak, kaş, dudak, el, kadın memesi ve ayak gibi çift organların ikisi için tam bir diyet, birisi için yarım diyet verilir. Kirpik gibi dört olanın bir sırası için dörtte bir diyet, bir el veya ayak parmağı için onda bir diyet verilir. Bir diş için de, diyetin 20’de 1’i verilir. Saçı, sakalı, bir daha uzamayacak şekilde kazıtmak için bir yıl sonra tam diyet lazım olur. Bir yıl sonra, tekrar uzarsa, zor kullanarak kestiren diyet vermez. Helal olmayan bir işi yaptığı için cezalandırılır.
Saç ve sakal için kısas olmaz. Kadın dişinin diyeti, erkeğin yarısıdır.

Hamile kadına vurarak veya ilaç ile çocuğunu düşürenin akılesi tam diyetin 20’de 1’ini verir. Diri düşüp sonra ölürse, tam diyet verir.

Zevcinden izinsiz çocuk aldıran veya ilaçla veya başka sûretle ölü olarak düşüren kadının akılesi, diyetin 20’de 1’ini yani 500 dirhem gümüşü, kadının zevcine verir. Zevcin izini ile düşürürse, bir şey lazım gelmez.

(Akıle) demek, katilin cihat yaptığı arkadaşları, yardımcıları demektir. Böyle yardımcıları olmayan katilin akılesi, yardımcısı olan kabilesi ve sonra akrabasıdır. Köylüleri, şehirlileri, kabile demektir. Katilin diyeti bu yardımcılara taksim edilir ve üç senede alınır. Üç senede, bir kimseden, dört dirhemden fazla alınamaz. Kadın ve çocuk ve deli, akıleye katılmaz. Kâfir ile müslüman birbirine akıle olmaz.

Müslüman olan katilin akılesi ve varisi yoksa, diyetini Beyt-ül-mal verir. Yani hükümet verir. Beyt-ül-mal da yoksa, kendi üç senede öder. Zimminin akılesi yoksa, kendi üç senede öder. Dar-ül-harpte müslümanı öldüren müslüman, diyetini üç senede kendi malından öder. Dar-ül-harpte akıle olmaz. Acemin, yani Arabî olmayanların akılesi olmaz.

Süleymaniye Kütüphanesi (Lala İsmail) kısmında, [706] sayılı (Ebussuud efendi) “rahmetullahi teâlâ aleyh” fetvasında diyor ki (Bir evde, dükkanda ölmüş, asılmış bulunan kimsenin diyetini, İmâm-ı Âzama göre mal sâhibi, İmâm-ı Ebû Yusufa göre “rahmetullahi teâlâ aleyh” kiracı öder. Fetva, Ebû Yusuf kavline göredir).

Âlimin bir nazarı, bulunmaz hazinedir,
bir sohbeti, yıllarca, bitmez kütüphanedir.

İKRAH (KORKUTMAK) ve HİCR (YASAKLAMAK)

Mümini ve zimmiyi ikrah etmek, korkutmak büyük günahtır.

İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, 5. ciltte ve (Dürer-ül-hükkam) 949. maddede buyuruyor ki (İkrah), bir insanı, istemediği bir şeyi yapması için, haksız olarak zorlamak demektir. Birini zorlamanın ikrah olması için dört şart lâzımdır. Zorlayanın, korkudduğu şeyi yapabilecek kuvvette olması, zorlananın korkutulan şeyin muhakkak yapılacağını bilmesi, korkutulan şeyin, ölüm veya bir uzvun kesilmesi veya üzücü bir şey olması, zorlanan şeyin, yapılmaması gereken bir şey olması lâzımdır. İkrah iki türlü olur: Mülci olan ve mülci olmayan ikrah. (Mülci) tam, ağır olup insanın rızasını ve ihtiyarını yok eder. Zorlanan şeyin yapılması zaruri olur. Bu da, ölüm, bir uzvun telef olması veya bu ikisine sebep olacak habs ve dayaktır. Bütün malın telef edilmesi ile ikrah olunmanın da (Mülci) olacağı İbni Âbidinde yazılıdır. [Zaruri olan nafakayı temin etmek için çalışmaya mâni olunması ve başka çalışacak yer bulamamak korkusu, (mülci olan ikrah) sayılacağı buradan anlaşılmaktadır.] (Mülci olmayan) ikrah, yalnız rızayı yok eder ki bir günden ziyâde habs veya şiddetli dayak ile korkutulmaktır. [Böyle ikrah da, küfür-i hükmi için özür olur.] İlm, şeref sahiplerini tektir etmek, sert söylemek, bunlar için ikrah olur. Mahrem akrabanın hapsedilmesi de ikrah olur. Sultanın [Hükümetin, kanunların] emirleri ikrah demektir. İkrah ile yaptırılması istenen şey birkaç çeşittir:

1 — Yapması câiz, yapmaması ise sevap olan şeylerdir. Mülci ikrah ile küfre sebep olan söz söylemek, Resûlullahı kötülemek böyledir. Fakat, bunları söylerken Tevriye etmesi, yani Muhammed ismindeki başkasını düşünmesi, puta, heykele secde ederken, Allahü teâlâya secde etmeyi düşünmesi lâzımdır. Böyle düşünerek de bunlara secde etmesi mekruh olur. Tevriye etmek lazım olduğunu hatırlayıp da, etmezse, kâfir olur. Hatırına gelmezse mazur olur. Namaz kılmamak ve Kurân-ı Kerîmde bildirilen bütün emirler, kendinin ve başkasının malını telef ve müslümanı sövmek, iftirâ etmek ve kadının zina ile ikrahı ve livâta böyledir. Başkasının malını almak zulmdür. Zulüm, küfür gibi hiç helal olmaz. Zimminin dahi malını yemek, şarap içmekten daha büyük haramdır. İkrah eden, malı öder. Sultandan başka birinin yaptığı ikrahta, emredenin veya memurunun hazır olması lâzımdır. Livâta, zinatan daha büyük haramdır. Zevcesini boşamak da, bu çeşit ikrahtır. [Mülci olmayan ikrah ile kadının başını açmasının câiz olacağı anlaşılmaktadır.]

2 — Mülci ikrah ile yapması haram olan şeylerdir. Bir müslümanı veya zimmiyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek veya bunlara sebep olacak kadar hapsetmek ve dövmek, erkeğin zina için ikrah edilmesi böyledir. Öldürürse, kısası ikrah edene, günahı ise öldürene olur. İkrah edilmeyen bir kimse, kolunun kesilmesine izin verse, tıbbi lüzum olmadıkça, bunun kolunu kesmek günah olur. Öldürmek için ölüm ile tehtid edilse, ölecek olan izin verirse, öldürülünce günaha girer. Devlet başkanı el kesmek için ölüm ile tehtid edince, kesmesi câiz olur. Kendi elini kesmesi için ölüm ile tehtid edilenin, kendi elini kesmesi câiz olur. Kendini öldürmesi için ölüm ile tehtid edilenin kendini öldürmesi câiz olmaz.

[Buradan anlaşılıyor ki düşmanın eline geçince, ırzlarına saldırılıp, işkence yapıldıktan sonra öldürüleceklerini anlayan kimsenin, kendini ve yakınlarını öldürmesi câiz değildir. Kadının ırzına dokunulması, önceki birinci çeşitte bildirildi]. (Cihat bahsi)nde, (Harp edince öldürüleceğini, etmezse esir olacağını anlayan, düşmana saldırmaz. Düşmana zarar vereceğini bilerek saldırıp öldürülürse, câiz olur. Düşmana zarar vermeyecek ise, saldırması câiz olmaz. Müslüman fasıkları günahtan menetmek böyle değildir) buyurulmaktadır. [ (Mecelle)nin 1003. maddesine bakınız! (Mektûbât-ı Masumiye) 3. cildinin 55. mektubunda, bu hususta geniş bilgi vardır.]

3 — Mülci olan ikrah ile yapması helal, hatta farz, yapmayıp ölmesi günah olan şeylerdir. Şarap, kan içmek, leş, domuz yemek böyledir. Çünkü, mülci ikrah ile bunları yemek zaruret olur. Mülci ikrah ile başkasının malı telef edilince, ikrah eden öder. Mülci olmayan ikrahta ise, telef eden öder.

Mülci olan veya olmayan bir ikrah ile yapılan sözleşmeler [akt] sahih olmaz. Çünkü, sahih olmaları için rızaları ile yapılması lâzımdır. Mesela, malını satan veya bir şeyi satın alan, kiraya veren, hediye veren, borcunu ibra veya tecil eden, borcu olduğunu söyleyen kimse, korkudan kurtulunca, isterse bunlardan vazgeçebilir, isterse râzı olur. Zorla sattırılan malı alan kimse, bu mala mâlik olur. Çünkü, böyle bey’ fasittir. [Suç ikrar etmesi, evet demesi için karakolda polislerin ikrah, işkence yapması câiz değildir. Böyle verdiği ifadeyi, sonra reddetmek hakkı vardır.]

Mülci olmayan ikrah ile de yapılan nikah, talak, nezir, yemin, ric’at, yani boşadığı kadını tekrar alması sahih olur. İkrah bitince, nikahtan ve talaktan vazgeçebilir. Nezrden vazgeçemez. Nezir olarak verdiğini, ikrah edenden istiyemez. İkrah edilerek borclusunu affetmesi ve mürted olması sahih olmaz.

Mülci olmayan ikrah ile leş, kan, domuz yenmez. Şarap içilmez ve müslümanın malı telef edilmez. Çünkü, mülci olmayan ikrah ile zaruret hâsıl olmaz. Ölmemek için leş, domuz yenir ve kan, şarap içilir. Yemez, içmez de ölürse Cehenneme gider.

Mülci ikrah ile bu şarabı iç, şu malını sat denilse, malını satar. İkrah bitince, ister fesh eder, isterse kabul eder. Şarabı içmesi de câiz olur. Câiz olacağını bilmediği için, içmez ve satmaz da öldürülürse, şehit olur. Sultanın müsâadere etmesi, yani haksız olarak, zulüm ile para, mal istemesi ikrah olur. Bunları vermek câiz olur.

HİCR — Bazı kimseleri, bazı sözleşmelerden ve işlerden menetmek demektir. [(Mecelle)nin 941. ve sonraki maddelerine bakınız!]. Bir çocuk, satın alınan malın mülk olacağını ve satınca mülkten çıkacağını anlarsa, buna (Mümeyiz), yani akıllı denir. Mümeyiz olmayan çocukların bütün sözleşmeleri batıldır. Mümeyiz olan çocuğun zararlı olan işlerdeki sözleşmeleri, velisi izin verse de, sahih değildir. Talak vermesi, köle azad etmesi, birine borçlu olduğunu söylemesi, ödünç, sadaka hediye vermesi böyledir. Faydalı olan işler için sözleşmeleri velisi izin vermese de sahih olur. Hediye, sadaka kabul etmesi, ücret ile yaptığı işin ücretini alması böyledir. Başkasının vekili olan akıllı çocuğun, vekili olduğu kimsenin malı için ve talakı için olan sözleri kabul edilir. Zararlı da, faydalı de olabilen sözleşmelerinin sahih olması için, velisinin izin vermesi lâzımdır. Kendi malı ile bey’ ve şirası böyledir. Bunamış olan ihtiyarlar da, mümeyiz çocuk gibidir. Alışverişlerini, velileri isterse kabul, isterse reddeder. Bir malı veya canı telef ederlerse, öderler.

Hadika’da dil afetlerinin 20.sinde diyor ki: (Çocuğun kendi malını kullanması mahcur olduğu gibi, başkasına hizmet etmesi de, ancak velisinin izini ile câiz olur. Bir sabi, bir kabı havuzdan doldursa, sonra tekrar havuza dökse, kimsenin bu havuzdan su içmesi helal olmaz. Çünkü, çocuk, havuzdaki herkese mubah olan sudan doldurup aldığına mâlik olur. Bunu havuza dökünce, havuzdaki suya, çocuğun hakkı karışmıştır. Zengin olan anası, babası ve hiç kimse, bu havuzdan içemez ve kullanamaz. İçebilmeleri ve kullanabilmeleri için, bütün havuzu boşaltarak, tekrar doldurmak [veya (Mecelle)nin 1128. maddesinde bildirilen (Şirket-i mülk) kısımeti, yani dağılması hükmüne uyularak, havuzdan çocuğun döktüğü su kadar su alıp velisine vermek] lâzımdır. [Böyle yapılması (Bey’ ve şira risalesi)nin sonunda da yazılıdır. Velî kendisine verilen suyu çocuk için kullanır. Çocuğun, umumî çeşmeden alıp getirdiği su da böyledir. Velî, çocuğun malını kimseye hediye edemez. Birine hediye etmek isterse, evvela bunun kıymeti kadar parayı ona hediye eder. O da, bu para ile çocuğun malını velisinden satın alır. Bu para çocuğun olur. Velî, kendi parası ile çocuğun kullanması için aldığı şeyleri dilediğine hediye edebilir. Çocuk malını anasına babasına verse, bunların mülkü olmaz.]).

İbni Âbidinde diyor ki (İki imama göre, sefih olan yani, nafaka temin ederken, malını israf eden, yani ahkâm-ı İslameyenin ve aklın uygun görmediği lüzumsuz yere harc eden ve haramlara sarf eden akıl ve baliğ kimse de, çocuk gibi, hakim tarafından hicr edilir. Fetva da böyledir. Lüzumsuz yere hayra da verse, mesela câmi yapmakta israf etse, sefih olur. İçki zina gibi mal sarfı olmayan günahları yapana sefih denmez, fasık denir. Alışverişte fazla aldanan da sefih sayılır. İslamiyetten ayrılmak için hile-i batıla öğreten hocalar, câhil tabib ve eczacılar ve hileli iflas yapan tüccarlar, câhil hakimler, hile yapan satıcılar, ihtikar yapanlar, hicr edilir. İşlerinden men’ edilir. Câhil, fasık müftüler de hicr edilir.) (Mecmaul-enhür)de diyor ki (İki imama göre, borclu, alacaklının talebi üzerine, hicr olunur. Hakim, borcluyu hapsettikten sonra, onu hicr eder. Sonra, onun bilgisi ile onun mallarını sattırarak, nafakası lazım olanların nafakasını öder. Geri kalan ile borclarını öder. Parası yetişmezse, ihtiyacından fazla olan eşyasını satar. Bu da yetişmezse, ihtiyacından fazla olan binalarını satar. Fetva böyledir). Hicr edilmiş olan, sefih veya iflas etmiş kimsenin, nikahta ve talakta sözü geçer. Çünkü evlenmek masrafı, ihtiyaç eşyasındandır. Zekat olarak malının 40’ta 1’ini ayırması için, kadı [yani hakim], sefihe malını teslim eder. Fakat, bu arada, uygunsuz yere sarf etmemesi için, yanında emin birini bulundurur. Hacca gitmesine de mâni olunmaz. Yol parasını israf etmesin diye, emin birine teslim olunur. Baba, ced, çocuğa velî olur, sefih adama olmaz.

Reşid olmayan çocuk, baliğ olunca, malını kullanmaya hak kazanır. Fakat, rüştü yani sefih olmadığı görülmezse, 25 yaşına kadar, malı kendine verilmez. İki imama ve üç mezhebe göre, rüştü görülmedikçe, ihtiyarlasa dahi, malı verilmez. Malında tasarrufu, hakimin izin verdiği kadar sahih olur. Bir kimse reşid olduğunu söylese, alacaklıları da, sefahetten kurtulmadı deseler, iki taraf da şahit gösterse, kadı rüştünü kabul eder.

12 yaşını dolduran oğlan ve dokuz yaşını dolduran kız, baliğ olduğunu söylerse, kabul edilir. Söylemezlerse, 15 yaşını doldurunca baliğ kabul edilirler.

Ölüm hastası, küçük çocuğuna bırakacağı malını, bu çocuğun ihtiyaçlarına sarf etmesi için birini vasi tayin edince, çocuk akıl baliğ oldukta, reşid olmadıkça, vasiden malları alamaz. Vasinin, erkek çocuğu nikah yapmaya hakkı olmadığı gibi, kız çocukla mahrem olamaz. Evlatlık edinenlerin, buna dikkat etmeleri lâzımdır.

Ölüm hastası, vasiyetini yerine getirmek veya küçük çocuğuna bakmak için birini vasi tayin etse, bu da vasi olmayı kabul etse, hasta öldükten sonra, vasilikten vazgeçemez. Yetim için babasının veya ceddinin veya hakimin tayin ettiği vasi, yetimi, yalnız malını tasarruf etmek için evlat edinmiş olur. [Bir adam, bir kızı (Evlat edinmek) ile kendi kızı gibi olamaz. Her zaman kendisine yabancıdır. Büyüdüğü zaman, onun, elinden, yüzünden başka yerlerine bakamaz ve dokunamaz. Kızın, bu adamdan da örtünmesi lazım olur. Bu adam bununla evlenebilir ve oğlu ile evlendirebilir. Bununla sefere gidemez ve halvet yapamaz. Birbirlerinden miras alamazlar. Bir adâmin evlat edindiği oğlan da böyledir. Baliğ olduktan sonra, bu adâmin zevcesine ve kızına yabancı olur. Bu kızla evlenebilir. Bu oğlan evlenirse, zevcesi bu adâmin gelini olmaz. Yabancı bir kadın olur. (El-helal vel-haram)da diyor ki (Yabancı çocuğu kendi öz evladı olarak ilan etmek haramdır. Ahzab sûresinin dördüncü ayeti ile yasak edilmiştir). (Kadıhan)da diyor ki (Baliğa kız veya velisi, noksan mehr ile veya küfvü olmayana nikah için tehtid edilse, sonra bunu fesh edebilirler).

(Eşbah)da ve bunun şerhı olan (Uyun-ül-besair)de diyor ki: (Çocuğa hiçbir ibâdet, hatta, Hanefide zekat da farz değildir. Hiçbir şey haram değildir. Çocuğa tazir yapılır. Had vurulmaz. Kısas yapılmaz. Amden öldürdüğü, hata kabul edilir. Aklı olunca, îman etmesi vâcib olur denildi. Sadaka-i fıtır ve kurbanın, kendi malından vâcib olması da ihtilaflıdır. Toprağı varsa, öşür ve haraç vermesi lâzımdır. Zengin ise, zevcesinin ve akrabasının nafakalarını verir. Fâsid olmayan ibâdetlerinin sevaplarına kavuşur. Çocuğa ilim öğretenlere, iyilik yaptıranlara çok sevap verilir. Büyüklere imâm olamaz. Bir kimse, bir çocuğa imâm olunca, cemaat sevâbı hâsıl olur. Çocuk velî olamaz. Cuma ve bayram hutbesi okuması câiz olur. Sultan, yani devlet reisi olabilir ise de, milleti idare için bir Vâli tayin eder. İzin verilince dava açabilir ve yemini kabul edilir. Ezan okuması sahih ise de, mekruhtur. Farz-ı kifâyeyi yapması ile büyüklerden sâkıt olmaz. Bir şeyi yapması için çocuğa izin vermek câizdir. Çocuğun izinli olduğunu ve getirdiği şeyin hediye olduğunu söylemesi kabul edilir. Sattığı şeyi, izinli olduğunu sorup anladıktan sonra, almak câiz olur. Çocuğun [başkasının malından] getirdiği hediyeyi ve sadakayı almak da böyledir. Çocuğun izinli olduğunda şüphe edilirse, araştırmak lazım olur. Öğrenmesi için çocuğa Kurân-ı Kerîm vermek câiz olur. Kız çocuğun küpe için kulağını delmek câizdir. Çocuğa gelen hediyeyi, çocuğa zaruri lazım değilse, yalnız fakir olan anası babası yiyebilir. [Başka fakirlere de yediremezler.] Ana baba fakir değil, fakat kendilerinde bulunmayan bir şey ise, yiyebilirler ve kıymetini çocuğa öderler. Anaya babaya hediye etmek niyeti ile getirilen şeyi, kıymetsiz olduğunu bildirmek için, çocuğa hediye diyerek verilirse, anaya babaya getirilmiş olur. Bunu, zengin iseler de yiyebilirler ve dilediklerine verebilirler. Akıllı çocuk, alış verişe ve zekat vermeye vekil yapılabilir. İznli olsa dahi kefil olamaz. Çocuğun selamına cevap vermek vâcib olur. Çocuğa selam vermek câizdir. Müslüman olması sahih olup mürted olması sahih değildir. Mürted olmaya sebep olunca öldürülmez. Besmele ile kestiği yenir. Kadınlara bakması ve halveti câizdir. Küçük kız, mahrem olmayan emin kimse ile sefere çıkabilir. Çocuk kaçıran, kız kaçıran, birinin zevcesini kaçıran, bunları getirinciye veya ölüm haberleri gelinciye kadar habs olunur. Çocuğa tehlikeli iş yaptırınca çocuk ölürse, yaptıran diyetini öder. Çocuk çukura, suya düşüp ölürse, anası babası cezalanmaz. Elinden düşürüp ölürse, kefaret lazım olur ki 60 gün oruç tutar. Çocuğun anasından, babasından izinsiz herhangi bir sefere çıkması câiz değildir. Ananın babanın, günah olmayan emirlerine itaat etmesi farz-ı ayndır. (Berika)da, ayak afetleri başındaki hadis-i şerifte, (Ananın, babanın yüzüne merhamet ile bakana, makbul hac sevâbı verilir) buyuruldu. Baliğ olan çocuğun da, seferin tehlikeli olması veya kendisine muhtaç olmaları halinde, izinleri olmadan gitmesi câiz değildir. Ana baba olmazsa, ced ve cette onların yerine geçer. Bunlardan izinsiz yapılan hac mekruh olur. Ana-baba veya babanın terbiye için izin verdiği hoca, çocuğu elleri ile üç defa vurarak terbiye edebilirler. Fakir oğlunu da evlendirmek babaya vâcibdir. Çocuğun malını ona harc etmeye, babası veya dedesi velî olur. Anası olmaz. Anası, kendi yanında kalan çocuğun ihtiyacını onun parası ile satın alabilir.)

(Hadika), 2. cilt 591. sayfada diyor ki (Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, (Allahü teâlâya ve ahiret gününe inanan kadının üç günlük yola, zevci veya zi-rahm-i mahreminden biri ile gitmesi helal olur) buyurdu. Ya Resûlallah! Zevcem hacca gidiyor. Ben cihâtâ gidiyorum. Yanında bulunamayacağım denildi. Buna, (Cihatı bırak. Zevcen ile birlikte hac yap!) buyurdu. Bu hadis-i şerife göre, zevcesini hacca götürmek için, başka mahremi bulunmaz ise, zevcin cihatdan geri dönmesi lâzımdır. Çünkü, zevceyi haramdan korumak farz-ı ayndır. Kadının, mahremsiz sefere çıkması câiz olmadığı gibi, yabancı erkeklerin ve mahremleri ile giden kadınların da, bir kadını sefere götürmeleri câiz değildir. Kadının hacca gitmesi için de, yanında mahremi veya zevci bulunması lâzımdır. Kız kardeşinin zevci, yani enişte ve teyzenin zevci, kadının mahremi değildir. [Bunların mahrem olmadıkları (Nimet-i İslam)ın hac kısmında ve (Ali efendi fetvası)nda yazılıdır.] Mahremin emin ve akıl ve baliğ olması lâzımdır. Müslüman da, zimmi de olabilir. Mecusi olamaz. Müslüman bir kadın, mecusi olan mahremi ile ve emin olmayan mahremi ile ve baliğ olmamış akıllı çocuk mahremi ile sefere çıkamaz. [Böyle çocuğun bulunması, halvete mâni olamaz.] Baliğa olmamış, gösterişli kız da, kadın gibidir. Yani mahremsiz sefere çıkamaz. Hanefi mezhebinde, kadının mahremsiz sefere çıkması, söz birliği ile haramdır. Şâfiî mezhebinde, kadının mahremi olmadan, emin kadınlarla birlikte, yalnız hacca gitmesi câizdir). Hanefi kadın, Şâfiîyi taklit ederek, böyle hacca gidemez. Çünkü, mezhep takliti, ancak emrolunan bir iş yapılırken, meşakkat, sıkıntı olduğu zaman, bu sıkıntıdan kurtulmak içindir. Mahrem bir erkeği bulunmayan kadının hacca gitmesi emrolunmadı ki Şâfiîyi taklit etmek lazım olsun. Yani, mahremi olmayan kadına hacca gitmek farz olmaz.

Aşağıdaki yazı (Dürer-ül-hükkam) [176] maddesi ekinden alınmıştır:

Âdil veya hâli belli olmayan baba, mükellef olmayan çocuğunun bina ve her malını, piyasa fiyatına veya aldanarak kendine ve başkalarına satabilir, parasını çocuğa ve fakir ise, kendine de nafaka yapar. Fasık ve israf eden baba, satamaz. Çocuk baliğ olunca, müşteriden bunları geri alabilir. Fakat, iki kat fiyatla satması sahih olup semeni âdil birine emânet verilir. Fakir baba, gaib olan büyük oğlunun yalnız menkul mallarını, kendi nafakası için satabilir. Binasını, toprağını satamaz. Baba yoksa, vasi de yoksa, babanın babası satabilir. Vasi, çocuğun yalnız menkul mallarını, yalnız başkalarına satabilir. Vasi, meyyit tarafından tayin edilmiş ise, çocuğun malını %50 karla kendine de satabilir. Hakim tarafından tayin edilmiş ise, kendisi hiç satın alamaz. Ama, yetim çocuklarının nafakaları için, menkul mallarını satabilir. Terekede menkul mal varken, vasi, meyyitin deyni için, bina ve toprak satamaz. Deynden fazla malını da satamaz.

Meyyitin borcunu bir varisi ödese, bunu terekeden alabilir. Meyyitin borclarını varisler öderse, alacaklılar, terekeden ödenmesini istiyemezler. Borclar, terekeden fazla olunca, varisler, tereke kadarını ödeyip, terekeyi kurtarırız diyemezler. Vâris olmayan biri, bütün borcları ödeyip, tereke malları, alacaklılardan zorla alamaz.

Borc, terekeden çok ise, dayin, yani garim, yani alacaklı bir ise, terekenin hepsi ona verilir. Çok iseler, tereke, alacakları ile orantılı olarak, hepsine dağıtılır. Vakıf alacağının, diğer alacaklardan önceliği yoktur. Taksimden sonra, başka bir garim ortaya çıksa, yeniden hepsine bölünür. Varisler, kendi malları ile meyyitin borclarını ödemeye zorlanamaz.

İki şey vardır ki bunların hasreti,
kimler olursa olsun, yakar herkesi.
Göz kan ağlasa, haklarını ödeyemez,
birisi gençlik, biri de, din kardeşi!

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler