EY OĞUL İLMİHALİ

ÖNSÖZ

Zamanımızda her eline kalem alan, kendini İslam alimi sanıp, din kitabı yazmaya kalkışıyor. İslam bilgilerinden haberi olmadığı için, aklına geleni yazıyor. Çenesi kuvvetli olanlar, kürsülerde zan ve hayal ile konuşuyor. Bugün gençlik, kahraman ecdadından kendisine miras kalan mukaddes dinini öğrenmek isteyince, uydurma tefsirleri, İslam düşmanlarının kin ve garez ile İngilizce, Yahudice veya diğer dillerde yazdıkları kitaplardan çevrilmiş İslam tarihlerini ve cahiller veya din satarak para kazanmak isteyen münafıklar tarafından hazırlanmış kitap ve mecmuaları okumak, yahut din ile alakası olmayan gazetelerden dini bilgi edinmek mecburiyetinde kalıyor. Halbuki dinimizde, Beni İsrailin Peygamberleri gibi, çok miktarda ve çok yüksek âlimler yetişmiş ve bunların yazdıkları binlerle kitap, İslamiyeti bütün dünyaya anlatmış ve tanıtmıştır. Doğru olan İslam bilgilerine (Ehl-i sünnet) yolu denir. Birbiri ardınca piyasaya çıkarılan ve yaldızlı kelimeleri ile revac bulan zehirli kitap ve mecmuaları okuyarak, müslümanlığı yanlış ve bambaşka anlamaktan din kardeşlerimizi ve müslüman yavrularını korumak için, Süleyman bin Ceza’nın, Hanefi mezhebindeki büyük İslam âlimlerinin kitaplarından derlemiş olduğu ve (Ey Oğul) ismini verdiği ilmihalin yeniden tab’ ve neşrini lüzumlu gördük. Huccet-ül-İslam İmam-ı Gazali “rahime-hullahü teâlâ”nin (Eyyühel veled) ismindeki (Ey Oğul) kitabı başkadır. Onu ulemadan Mustafa Ali efendi “rahime-hullahü teâlâ” tercüme etmiş ve (Tuhfetüssuleha) ismini vermiştir. Ayrıca Hadimi merhum da “rahime-hullahü teâlâ” şerh etmiştir. İmam-ı Gazali’nin (Eyyühel-veled) kitabının tercümesi, İstanbul’da basılmıştır.

Süleyman bin Ceza hazretlerinin hicri kameri 960 [m. 1552] senesinde telif ettiği bu kitabı şimdi basılırken, bazı yerlerinin aydınlatılması için, başka kitaplardan yaptığımız ilaveler köşeli bir parantez [ ] içine yazılmış veya (Tenbih) ler ilave edilmiştir. Bu kitabı okumak nasip olan bahtiyarların, içinde ismi geçen büyüklerin ruhaniyetlerinden müstefid olmaları için duâ  eyleriz.

 

 

EY OĞUL İLMİHALİ

Elhamdü lillahi Rabbil âlemin. Vessalatü vesselâmü alâ Resûlina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecma’în.

1 – Ey Oğul! Senin için, 360 hadis-i şerif, 44 haber ve dinimizin direği olan namazın 7 şartı, 5 rüknü, 7 vacibi ve 14 sünneti, 25 müstehabı ve 14 müfsitini, hanefi mezhebi âlimlerinin kitaplarından toplayıp, sana beyan ettim. Bunlarla amel edip, feyiz-ü necata dâhil olasın!

2 – Bil ki 1090 adabı sen ve senin gibi müslüman evlatları için topladım. Bunlar ile amel edersen, sana yeter. Eğer tembellik eder de Allahü teâlâya âsî olur, bunları terkedersen, dünyada esaret ve rezalete, ahirette azâba duçar olursun.

Bunlarla amel edip, din kardeşlerine de tavsiye edersen, senin için faydası olur. Sana hayır duâ  ederler. Hak teâlâ, dualarını kabul eder. Zira kul, kulun duâsı ile affolunur.

BİRİNCİ BAB

3 – Ey Oğul! [Namazın ve] bütün ibadetlerin kabul olmaları için, önce insanın Ehl-i sünnet itikadında olması ve ibadetlerin sahih olmaları, sonra, ihlas ile yapılmaları ve insanın üzerinde kul hakkı bulunmaması şarttır. İbni Hacer-i Mekkinin “rahime-hullahü teâlâ” (Zevacir)  kitabında 231. sayfada yazılı hadis-i şeriflerde, (Ya Sad! Duanın kabul olması için helaldan yi! Bir lokma haram yiyenin, 40 gün ibadetleri kabul olmaz)  [Yani sevap verilmez] ve (Haram cilbab ile yani gömlek ile kılınan namaz kabul olmaz)  ve (Üzerinde haramdan cilbab bulunan kimsenin ibadetlerini Allahü teâlâ kabul etmez)  [Cilbab, kadınların giydiği çarşaf olmadığını, bu hadis-i şerifler de göstermektedir.] (Yalnız bir lirası haramdan olan on lira ile alınmış elbise ile kılınan namaz kabul olmaz)  ve (Gayr-ı müslime zulüm edenden, Kıyamet günü, onun hakkını ben istiyeceğim)  ve (Kâfir dahi olsa, mazlumun duâsı red olmaz)  buyuruldu. [O hâlde, ey müslüman! İbadetlerinin kabul olmasını istiyorsan, hırsızlık etme! Hile ve hıyanet yapma! İşçinin ücretini, teri kurumadan önce ver! Kiraladığın malı, umumi yerleri tahrip etme! Borcunu çabuk ve tamam öde! Nakil vasıtalarının ücretlerini noksansız öde! Hükümete, kanunlara, amirlere karşı gelme! Vergi kaçakçılığı yapma! Darülharpte, yani kâfir memleketlerinde de ve kâfirlere karşı da, bu haklara riâyet eyle! Fitneyi uyandırma! Fitne çıkarmak, ortalığı karıştırmak, felakete sebep olmaktır, haramdır. Müslümanlığın güzel ahlakını herkes senden öğrensin. Hakiki müslüman hem İslamiyete uyar, günah işlemez, hem de, kanunlara uyar, suç işlemez. Fitne çıkarmaz. Hiçbir mahluka zarar vermez. (İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olanıdır)  ve (İmanı üstün olanınız, ahlakı güzel olanınızdır!)  hadis-i şeriflerini hiç unutmaz.] Şiir:

Fitneye mâni olan bir yalan,
İyedir, sebep olan doğrudan!

ABDEST BAHSİ

 

GUSÜL BAHSİ

 

MEST ÜZERİNE MESH BAHSİ

 

TEYEMMÜM BAHSİ

 

EF’AL-İ MÜKELLEFİN

 

TAHARET BAHSİ

 

NECASETTEN TAHARET BAHSİ

 

NAMAZIN ŞARTLARI

 

NAMAZIN EDASI

 20 – Peygamberimiz “aleyhissalatü vesselâm” buyurdu ki:

(Evinizi kilise gibi eylemeyiniz! Namaz ile ziynetleyiniz.)  Diğer bir hadis-i şerifte buyurdu ki: (Benim camiimde  [Medine’deki] 2 rekat namaz kılmak, başka camilerde 1.000 rekat namazdan daha hayırlıdır.)  Yine buyurdu ki: (Her kim sabah namazının sünnetini evinde kılsa, benim camiimde kılmaktan efdaldir.)

 

SABAH NAMAZI

ABDESTTE VE NAMAZDA VESVESE

 

CAMİ ADABI BAHSİ

23 – (Dürer) de diyor ki (Hayzlı ve cünüp olanın camie girmesi haramdır. Abdestsiz olanın girmesi mekruhtur.)

Camiye evvela sağ ayağın ile gir! Şu duâyı oku: “İlâhî bize rahmet kapısını aç”  içeri gir. İçerde şayet adam varsa, selam ver, adam yoksa, yine şu şekilde selam ver: (Esselamü aleyna ve alâ ibadillahissalihin”  ve 3 kere, (Sübhanellahi velhamdülillahi ve lailahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyil azim)  diyerek otur, tesbih ve tehlil eyle. [Tesbih ve tehlil okumak tehıyet-ül-mescid namazı kılmak olur.]

Müezzin ezanı bitirince, şu duâyı oku: (Allahümme rabbe hazihittavetit tammeti vessalatil kaimeti ati Muhammedenil vesilete vel fadilete vettereceterrefiate veb’ashü mekamen mahmudenillezi veadtehu inneke la tuhlifül miad. La havle vela kuvvete illa billahil’aliyil’azim) . Namaz başlayınca imama uymaya niyet ettikten sonra uy ve arkasında dur.

Aleyhissalatü vesselâm buyurdular ki: (Hak teâlâ rahmetini imama indirir, imamın arka, sağ ve sol tarafına da indirir.)  Bunun için, imamın arkasına, sağ veya soluna durmaya gayret eyle!

Her namazda imamın, ilk, yani iftitah tekbirine yetişmeye çok ceht eyle! Resûlullah buyurdu ki: (Cebrâil “aleyhisselâm” bana gelip dedi ki: Ya Muhammed “aleyhisselâm”! Hak teâlâ buyurdu ki Habîbime müjde eyle, eğer denizler mürekkeb olsa, bütün ağaçlar kalem olsa ve yer gök ehli katib olsalar ve kıyamet gününe kadar yazsalar, imam ile beraber alınan iftitah tekbirinin sevâbının onda birini yazmaya kudretleri kâfi gelmez!)

 24- Cemaat ile namaza saftan ayrı yerde durma! Çünkü namazın mekruh olur. Şayed safta durulacak yer yoksa, o zaman imamın arkasına yakın bir yerde durursun. İmam tekbir alınca, sen de hemen tekbirini al, daha evvel niyetini yaparsın.

İki ellerini kulağına kaldırıp baş parmaklarını kulaklarının yumuşağından ayırırken tekbirini al. Yani, “Allahü ekber”  diyerek ellerini bağla! Sağ elini sol elinin üzerine koy ve göbeğinin altına bağla. Gözlerini secde yerinden ayırma! Adab ve erkan üzere, hudu ve huşû ile Allah huzurunda durur gibi dur. Kendin camide, kalbin başka yerde olmasın. İmamın okuduğu Kuranı dinle, imam Fâtihayı bitirince, yavaşça Âmin de. Yanındaki duymasın. İmam rükua gidince, sen de “Allahü ekber”  diyerek onunla beraber rükua git. Fakat, burada çok ehemmiyetle üzerinde durulacak bir nokta vardır. O da şudur: İmamdan evvel, rükua gitme, imamdan evvel rükudan kalkma! İmamdan evvel secdeye gitme! İmamdan evvel secdeden kalkma! Secdede tesbihleri oku! Habîb-i kibriya bir hadislerinde buyurdu ki: (Her kim imamdan evvel rüku veya sücuda gitse veya imamdan evvel kalksa, kıyamet gününde onun başı merkep başı gibi olur.) İmam rükua gidince sen de, “Allahü ekber” diyerek rükua git ve tesbihlerini yap [yani oku]! İmam “Semi’allahü limen hamideh” deyince sen de “Rabbena lekel hamd” diyerek doğrul! Ayakta dikilmeden evvel secdeye gitme! İmam secdeye gidince, sen de “Allahü ekber”  deyip imamın arkasından secdeye git! Secdede tesbihleri oku! İmam secdeden başını kaldırınca, sen de “Allahü ekber” deyip başını kaldır. 2 ellerini dizlerinin üzerine koy. İmam 2. defa olarak secdeye gidince, sen de 2. olarak “Allahü ekber”  deyip secdeye git. Tamam oturmadan hemen 2. secdeye gitme. Secdede yine tesbihlerini oku! İmam secdeden kalkınca, sen de arkasından “Allahü ekber” deyip kalk. 2. rekatı da aynen bu şekilde ifa eyle. İmam tehiyyata oturunca sen de otur! Tehiyyat, salavat ve bildiğin dualardan oku. İmam efendi, selam verirken sen de beraber “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” deyip selam ver ve (Allahümme entesselam ve min kesselam tebarekte yazel celali vel ikram) de ve hemen Ayetel-kürsüyi oku!

AYETELKÜRSÜNİN FAZİLETİ

Bakara sûresindeki (Allahü la ilahe illa hu…) âyetinin tamamına (Âyet-el kürsü) denir. Bu âyet-i kerimeyi ihlas ile okuyanın, insan ve hayvan haklarından maada ve farz borçlarından başka günahları affolunur. Yani tövbeleri kabul olur.

Resûlullah efendimiz buyurdu ki: (Her kim farz namazı bitirir bitirmez yerinden kalkmadan bir kere Ayetelkürsüyi okuyup, 33 kere Sübhânallah, 33 kere Elhamdülillah, 33 kere Allahü ekber derse, hepsi 99 olur. Bir kere de Lailahe illallahü vahtehu la şerike leh lehülmülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir derse, Hak teâlâ o kişinin günahlarını affeder.)  Allahü teâlâ hazretlerinin affettiği günahlar, yalnız kendisi ile o kulu arasında olan, tövbe etmiş olduğu günahlardır. İnsanların ve hayvanların haklarına tövbe ettikten sonra helallaşmak da lazımdır.

Habîb-i kibriya diğer bir hadis-i şeriflerinde buyurdu ki: (Hak teâlâ hazretlerinin Zâtına mahsus olarak 3.000 ismi vardır. Bunların içinden terazide en ağır geleni “Sübhânallahi ve bi hamdihi Sübhânallahil’azîmi ve bi-hamdihi”dir. Her kim, bunu namazdan ve tesbihlerden sonra, on kere okursa her harfine on sevap verilir.)  Sonra, imam ve cemaat ile beraber kollarını, bir miktar ileriye uzatıp ve göğüs hizasına kaldırıp, avuçları tam açık olarak semaya çevirip duâ  et ve âmin de. Duâ  bitince ellerini yüzüne sürüp, “Velhamdü lillahi rabbil âlemin”  de ve salavat ile Fâtiha-i şerife oku. İbni Abidin “rahime-hullahü teâlâ”, 341. sayfada diyor ki (Namazdan sonra, duâ  ederken, eller göğüs hizasında ileri uzatılır. Avuçlar semaya karşı açılır. Çünkü sema, duanın kıblesidir. 2 el birbirinden aralık tutulur. Duadan sonra, 2 eli yüze sürmek sünnettir.)

(Fetava-yı Hindiye)  5. cildinde diyor ki (Namazdan sonra duâ  ederken kolları çeşitli şekillerde tutmak bildirildi. Bunlar arasında efdal olanı, avuçları semaya karşı açmak ve birbirinden uzak tutmaktır. Kolları göğüs hizasına kaldırmak müstehaptır. Duadan sonra iki eli yüze sürmek sünnettir.)

MUSAFAHA (EL SIKMAK)

25 – [Musafaha her zaman yapılır. Yalnız namazlardan sonra musafahayı adet mekruhtur. Muhammed Hadimi “rahime-hullahü teâlâ” (Berika)  kitabının 1220. ci sayfasında diyor ki (Hadis-ül-camide (İki erkek veya iki kadın müslüman karşılaştıkları zaman, musafaha ederlerse, ayrılmadan önce, günahları mağfiret olunur)  buyuruldu. Musafaha etmek, sünnet-i müekkededir. Musafaha ederken birbirine sarılmak, öpüşmek caiz değildir.) Kadınların birbirleri ile yabancı erkeklerin göremeyecekleri yerlerde, musafaha etmeleri caizdir.]

Ey Oğul! Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Her kim bir mümin kardeşini ziyaret eylese, bunların her birerlerine Cennette birer derece verilir.)  [Yalnız bu ziyaret Allah rızası için olacak, başka maddi ve şahsi bir menfaat mukabili olmamak şartı ile.] Ve yine Resûl-i ekrem “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdular ki: (Her kim bir mümin kardeşini ziyaret eyleyip musafaha ederek 3 kere elini sallasa, ellerini ayırmadan her ikisinden Hak teâlâ razı olur. Ağaçtan yapraklar döküldüğü gibi, o şahslardan günahlar öylece dökülür.)

 Musafaha ettikten sonra, ölülerin, hocaların ve sair geçmişlerinin ve bütün ehl-i imanın afvı için duâ  etmek lazımdır. Bu arada, Peygamber “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimize salatü selam getirmek şarttır.

26 – Ey Oğul! Camiden dışarı çıkarken, “İlâhî bana fazlınla rahmet kapısını aç!”  deyip sol ayağınla dışarı çık. Çıkarken inşaallah bundan sonraki namaza da geleceğim diye niyet eyle!

Çünkü Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (İyi ameller ancak niyete bağlıdırlar.)  Niyetsiz ibadet olamaz. Bir insan iyi bir amel işlemeye niyet etse, fakat o işi işlemek nasip olmasa, o kimseye niyetinin sevâbı yazılır.

Yine buyurdu ki: (Namaz, dinin direğidir, kim namazını kılarsa, dinini yaptı, kim namaz kılmazsa, dinini yıkmıştır.)  Zira namaz bütün ibadetlerin en faziletlisidir. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Namazı cemaat ile kılmak, yalnız kılmaktan 27 derece efdaldir.)

 Diğer bir hadislerinde: (Özürsüz, evinde  [yalnız] namaz kılan kişinin borcu ödenir, namazının sevâbı noksan kalır)  buyurmuşlardır. Namaz kılacağın vakit, vaktin evvelinde veya hiç olmazsa ortasında kılmak gerektir. Daha sonra kılarsan borç ödenirse de, sevâbı olmaz. Vakit çıktıktan sonra kılınan namaz, kaza niyetiyle kılınır. Resûl-i ekrem “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Miraç gecesinde bir kısım insanların haline vakıf oldum. Baktım ki onlar şiddetli bir azapla muazzeb oluyorlar. Cebrâil aleyhisselâma sordum, bu taife kimlerdendir?  [Yani ne için azap görüyorlar?] Cebrâil aleyhisselâm cevapen: “Bunlar namazlarını vaktinde kılmayanlardır” buyurdu.)

 Bir kişi namaz kılmayıp farziyetine de inanmaz ise, yani borcunu ödemeye niyet etmezse, ittifaken kâfirdir. Bir kimse bir vakit kılıp bir vakit kılmazsa (özürsüz olarak) hiç kılmayan ile birdir. Zira o, namazı maskaralığa almış olur. Namazı maskaralığa almak -haşa sümme haşa- Allahü teâlâyı maskaralığa almaktır. Binaenaleyh, bütün ibadetler gibi, namazı da daima ve muntÂzaman eda eylemelidir!

 

CEMAATİN FAZİLETİ

 

DUANIN KABUL OLMASI İÇİN ŞARTLAR

 

 45 – Tenbih: Kuran-ı kerim okunanın edebi

 

46 – İMAM OLMANIN ADABI

 

49 – İmamdan evvel rüku ve sücuda gitme. İmamdan evvel hiçbir rükne gitmeye kalkışmamak lazımdır. İmam oturarak kılarsa sen ayakta kıl!

50 – Namazlarını özürsüz terketme ki münafıklardan olmayasın. Resûl-i ekrem buyurdu ki: (Eğer kadınlarla, memede olan çocuklar olmasa, yerime bir imam koyup, şehri gezer, namaza gelmeyenlerin evlerinin yakılmasını temin ederdim.)  Yine Resûlullah buyurdu ki: (Namazlarınızı ihlas üzerine kılınız! Çünkü yanınızda bulunan melekler, sizin amel, namaz ve taatinizi alıp göklere giderler, göklere giderken, muhtelif melekler, bu ibadetleri görürler:

1. kat gökteki melekler, yalancıların ibadetini geçirmezler.

2. kattaki melekler, namaz kılarken dünya işi ile kalbi meşgul olan kimsenin namazını geçirmezler.

3. kattaki melekler, namazını beğenenlerin namazını geçirmezler.

4. kattaki melekler, kibiredenlerin, yani kendini beğenenlerin namazını geçirmezler.

5. kattaki melekler, hasüdlük edenlerin namazını geçirmezler.

6. kattaki melekler, kalbinde şefkat ve merhameti olmayanın namazını geçirmezler.

7. kattaki melekler ise, hırs ve tamaı olanların namazını geçirmeyip geri döndürürler.) Bu hâli Habîb-i kibriya beyan buyurdukları zaman, bütün Ashâb-ı güzin ağladılar.

Resûl-i ekrem büyük Ashâbdan Muaz hazretlerine buyurdular ki: (Ya Muaz! Ayıbları gizle, kimsenin aybını yüzüne vurma! Farzlardan başka kıldığın namazları ve ibadetleri kimseye söyleme! Dünya işini ahiret işinden büyük görüp, evvel yapma! Hiç kimseye hor bakma! Kimsenin gönlünü kırma, herkesle hoş geçin. Eğer bu şekilde hareket etmezseniz elem verici azâba uğrarsınız.)

 

NAFİLE NAMAZLAR BAHSİ 

 

EZAN BAHSİ

 

YOLCULUKTA NAMAZ

 

MÜBAREK GÜN VE GECELER BAHSİ 

81 – Malumun olsun ki Hak teâlâ her şeyden evvel aklı yaratmıştır. Ve ona ilim, zeka, hulus, doğruluk, cömertlik, tevekkül, korku, ümit hasletleri vermiştir. İşte, bu akIlla müşerref olan kimseler, yaratılışlarındaki gayeyi, yani Cenab-ı Hakk’ın ülûhiyet ve Vahdâniyetini tasdik ederek, Onun rızasına kavuşurlar. En-Naziat sûresi 40. âyet-i kerimesinde meâlen, (Cenab-ı Hakk’ın huzurundan korkup, nefsini  [gayrı meşru] nefsani arzulardan men’ eden kimselerin varacakları yer muhakkak Cennettir)  buyuruldu.

Cenab-ı Hak akldan sonra, nefsi yaratmıştır. Buna, cehil, şehvet, tamakarlık, yalan, harislik, gazab, zulüm, murdarlık, fesadlık ve şirk gibi aşağı duygular vermiştir.

Bundan evvelki 2 âyet-i kerimede meâlen, (Her kim benim emrimi tutmayıp nefsine uyarsa, varacağı mahal Cehennemdir)  ve (Zulüm edip, yalnız dünya hayatını seçen kimsenin varacağı yer, Cehennemdir)  buyurulmuştur. Şu hâle göre herkesin, aklına danışıp iş yapması icap eder. Şayed aklına danışmadan iş yaparsa, nefsine uymuş olur ve nihayet varacağı ebedî mevki Cehennem olmuş olur. Aklı elden bırakmayıp, nefs ve şehveti terketmek icap eder. Çünkü, nefs ve şehvet, insanlar için en büyük düşmandır. Akılları erip tam olarak düşünenler, Allahü teâlâya iman eder. Akıl ile hareket etmeyip, nefsine uyanlar, her zaman dalalettedirler ve Cenab-ı Hakka varan yolu hiçbir zaman bulamazlar.

Aklı olup düşünmeyen ve gözü olup Hakkı görmeyenler ve kulağı olup hakikati işitmeyenler için Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerîmin Araf sûresi, 179. âyetinde meâlen, (Onlar ancak 4 ayaklı hayvanlar gibidir, belki de hayvanlardan daha fenadır)  buyurmaktadır. Müslüman evladı olup da, daima nefsinin arzusuna koşanlar da böyledir. Bunların yalnız ismi müslümandır.

İMAN BAHSİ

 

TEVHİD FASLI

 

ALLAH RIZASI

 

HAMD ETMEK FAZİLETİ

 97 – Bir gün İbrahim aleyhisselâm buyurdu ki: (Elhamdü lillahi kable külli ehad, vel hamdü lillahi bade külli ehad, el hamdü lillahi alâ külli hal.)

 Hak teâlâ hazretleri buyurdu: (Ya Cebrâil! Benim dostuma benden selam söyle! O 3 kelamı 3 defa söyledi, ben azimüşşan da, 40 defa kabul olunmuş nâfile hac sevâbını kendisine verdim. Her kim bu duâyı okursa, aynı sevâbı kendisine ihsan ederim.)  Hazret-i Enes’in duâsı: (Bismillahillezi la yedurru maasmihi şey’ün fiil Erdı ve la fissema ve hüvessemiul âlim.)  Bu duâ sabah ve akşam 3 kere, Besmele ile okunur. Bununla birçok belalardan kendisini muhafaza etmiş olur.

98 – Aksırdığın zaman, (El hamdülillah)  de! Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Bir insan aksırdığı zaman “El hamdülillah” derse, Hak teâlâ o kimseyi 70 türlü beladan muhafaza eyler. Bir kimse, 4 kelimeyi yüz kere sabah ve yüz kere de akşam okursa, o kimseden sevgili bir Zât Hak huzurunda olamaz.)  Bunu Sultan-ı Enbiya “sallallâhü aleyhi ve sellem” böyle buyurmuşlardı. O 4 kelime şudur: (Sübhanellahi velhamdü lillahi ve lailahe illallahü vallahü ekber.)  Hamd, bütün nimetleri yaratan ve gönderen Allahü teâlâ olduğuna inanmak ve söylemektir.

Yine çok büyük fazilet ve derecelere vesile olan ve Cenab-ı Hak huzurunda çok kıymetli bir tesbih (Sübhanellahi ve bi hamdihi sübhanellahil azim) dir. Bunu günde yüz kere okumalıdır.

İMAN DUÂSI

Muhammed Tirmizi’den “rahime-hullahü teâlâ” [209-279] rivayet olunur ki her kim sabah namazının, sünneti ile farzı arasında şu duâyı sessizce okursa, imanla ruhunu teslim eder: (Ya hayyü ya kayyum ya zel celal-i vel ikram. Allahümme inni Eselüke en tuhyiye kalbi bi nuri marifetike ebeden ya Allah, ya Allah, ya Allah celle celalüh.)  

99 – Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Ey ümmet-ü Ashâbım, sizler sabahları kalkarken şu duâyı okuyun: Sübhanellahi ve bihamdihi sübhanellahil azim.)  Bu duâ , okuyanın o günkü günahlarına kefaret olur.

Yine buyurdu ki (Her kim bu duâyı günde 10 kere okursa, Hak teâlâ o kimseye 40.000 sevap ihsan eder: Eşhedü en lailahe illallahü vahtehü la şerike lehu ilahen vahiden sameden lem yettehiz sahibeten vela veleden velem yekün lehu küfüven ehad.)

 100 – Sultan-ı Enbiya “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Bulunduğunuz toplantıdan kalktığınız zaman, bu duâyı okuyun:“Sübhanek-allahümme ve bi hamdike, eşhedü en lailahe illa ente vahteke la şerike leke ve estağfirüke ve etubü ileyke.” O meclisteki günahlar affolunur.)

 Kalbini öldürmemek için şu duâyı oku! Çünkü, bu duâ , Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” tavsiye ettiği bir duadır. (Ya hayyü ya kayyum ya bediassemavati vel erdı ya zel celali vel ikram, ya lailahe illa ente-Eselüke en tuhyiye kalbi bi-nuri marifetike ya Allahü ya Allahü ya Allah celle celalüh.)

 Sultan-ı Enbiyanın “sallallâhü aleyhi ve sellem” ölüm zamanında dahi okuduğu duâ :

“Sübhanellahi ve bi hamdihi estağfirullahe ve etubü ileyh.”

 Sokağa ve pazara çıkınca okunacak duâ : (Lâ ilâhe illallahü vahtehü la şerike leh lehülmülkü ve lehülhamdü yühyi ve yümitü ve hüve hayyün la yemutü biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir.)

 

İstiğfarların büyüğü:

Habîb-i kibriya buyurdu ki (Bu duâyı okuyan kimse, duâyı sabahleyin okursa ve akşama kadar ölürse, şehit derecesine vasıl olarak ölür. Akşamleyin okursa, yine sabaha kadar ölürse, aynı şekilde aynı dereceye ulaşır. Duâ  şudur: Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene alâ ahtike ve vaadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehu la yağfirüzzünube illa ente. La ilahe illa ente sübhâneke inni küntü minezzalimin.)

 Peygamberimiz aleyhisselâm buyurdu ki (Ya Eba Hüreyre! Her kim, günde 25 defa bu duâyı okursa, Hak teâlâ, o şahsı abidler zümresinden yazar.)  Duâ  şudur: “Allahümmagfir li ve li- valideyye ve li-üstaziyye ve lil müminine vel müminat vel müslimine vel müslimat el ahya-i minhüm vel emvat bi-rahmetike ya erhamerrahimin.”

TECDİD-İ İMAN DUÂSI

Ya Rabbi! Hin-i bülugumdan bu ana gelinceye kadar, İslam düşmanlarına ve bidat ehline aldanarak, edindiğim yanlış, bozuk itikatlarıma ve bidat, fısk olan söylediklerime, dinlediklerime, gördüklerime ve işlediklerime nadim oldum, pişman oldum, bir daha böyle yanlış inanmamaya ve yapmamaya azm, cezm ve kasıt ettim. Peygamberlerin evveli Âdem aleyhisselâm ve ahiri bizim sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmdır. Bu iki Peygambere ve ikisi arasında gelmiş geçmiş Peygamberlerin cümlesine iman ettim. Hepsi haktır, sadıktır. Bildirdikleri doğrudur. (Amentü billah ve bi-ma cae min indillah, alâ muradillah, ve amentü bi-Resûlillah ve bi-ma cae min indi Resûlillah alâ murad-i Resûlillah, amentü billahi ve Melâiketihi ve kütübihi ve Rüsülihi velyevmil-ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel-basü badelmevti hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.)

Tecdid-i iman duâsı: (Allahümme inni üridü en ücettidel-imane vennikaha tecdiden bi-kavli la-ilahe illallah Muhammedün resûlullah) .

102 – Resûlullah her yeni elbise giydiği zaman bu duâyı okurdu: (Elhamdü lillahillezi kesani ma uriye bihi avreti.)

 [Büyük İslam alimi, 14. hicri asrın müceddidi, Seyyid Abdülhakim Efendi İstanbul’un çeşitli camilerindeki vaazlarında ve Medreset-ül-mütehassısindeki ve Vefa lisesindeki derslerinde ve hususi sohbetlerinde, (Temiz ve yeni elbise giyiniz! Mevki ve hürmet sahibi olan kimseler gibi giyininiz! Helal olan elbiseleri ve yemekleri ve şerbetleri lüzumu kadar kullanınız! Gittiğiniz yerlerde ahlakınızla, sözlerinizle İslamın vekarını, kıymetini gösterdiğiniz gibi, giyenmenizle de saygı ve ilgi toplayınız! Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedeninizi, nefslerinizi rahat ve hoş tutunuz!) buyururdu. Seyyid Abdülhakim efendinin bu tavsiyeleri, Muhammed bin Süleyman-ı Bağdâdî’nin “rahime-hümallahü teâlâ” (Hadikatü’n-nediye)  kitabında da uzun yazılıdır. Bu kitap, Arabî olup 1397 [m. 1977] senesinde, İstanbul’da ofset yolu ile bastırılmıştır.]

İHLAS SURESİNİ OKUMANIN FAZİLETİ

103 – Ey Oğul! Sûre-i ihlası çok oku! Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki(Kıyamet gününde, bir çağırıcı çağırır ve der ki Hak teâlâ hazretlerini zikir edenler ve ihlas sûresini çok okuyanlar gelsinler. Cennetteki makamlarına vasıl olsunlar.)

 Bu sûre-i şerifeyi Besmele ile 1.000 kere okuyan diş ağrısı görmez olur.

Tenbih:  Hazret-i Ali “radıyallâhu anh” diyor ki: Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Bir meclisin, yani bir dersin, bir kitabın, Kur’ân-ı Kerîm okumanın sonunda Sübhane Rabbike Rabbil izzeti ama yasifun ayetini, sonuna kadar okuyana kıyamette çok sevap verilir.)  Dinde derinleşmemiş birkaç kişinin, tercüme suretiyle yazdığı kitaba, akılları ile de ilaveler yaparak müslümanları şaşırttıkları ve çok günaha girdikleri görülmektedir. Mesela, (Sübhane Rabbike)  yerine (Sübhane Rabbina)  demek daha iyidir diyorlar. Zira duâ  olarak okunduğu için (Bizim Rabbimiz) diyerek cemaati de karıştırmalıdır, diyorlar. Bunlar çok aldanıyor. Çünkü, (Sübhane Rabbike)  âyet-i kerimesi duâ  değildir, tesbihtir. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” bu ayeti okuyunuz diyor, değiştiriniz demiyor. Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki (Peygamberimizin “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” bir hatasını bütün ibadetlerime değişirim.) Mukarreblerin, yani Allahü teâlânın sevdiği insanların hatası, ebrarın, yani iyi insanların Hasenâtından kıymetlidir. Bunlar, haşa, âyet-i kerimeyi düzeltmek, daha iyi yapmak mı istiyorlar? Kur’ân-ı Kerîmdeki bir kef harfi, bütün ibadetlerden daha kıymetlidir. Bunu değiştirmek küfre bile sebep olur.

104 – Her sabah Haşr sûresinin sonunda olan ve (Hüvellahüllezi)  ile başlayan 3 ayeti okumak da büyük sevap kazandırır ve eğer akşama kadar ölürse, şehit derecesi ile ölür.

105 – Amme sûresini güneş doğarken okuyan kimse, bütün afetlerden emin olur.

[Hakiki İslam alimi, büyük velî, Abdullah-i Dehlevi “kaddesallahü sirrehül’azîz”, 90. mektubunun sonunda buyuruyor ki (Peygamberimizin “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” bildirdiği âyet-i kerimeleri ve duaları, belli vakitlerinde okumalıdır. Bunlar ve nâfile namazlar, ihlas ile huzur-ı kalp ile okunmazsa, sahih olmazlar, faydaları olmaz. Bunun için, bizler, farzlardan ve müekked sünnetlerden başka hiçbir şey okumayıp, nâfile ibadet yapmayıp, önce her an Allahımızı zikir ederek ve haramlardan ictinab ederek, kalplerimizi ve ahlakımızı temizlemeye çalışmalıyız!) 71. mektupta diyor ki (Zamanımızda, her yeri küfür, fısk ve bidat kapladı. Bu zamanda, Allahü teâlânın, her an hazır ve nazır olduğunu kalbe yerleştirmek çok güçleşti. Fakat, kalp hastalığından kurtulmaya yine çalışmak lazımdır. Bir kuş, semaya çıkmak için uçar da, semaya kavuşamazsa da, diğerlerinden yüksek olur ve kedilerin şerrinden azad olur.) Abdullah-i Dehlevi, Hâlid-i Bağdâdî’nin mürşididir. 1240 [m. 1824] de Delhide vefat etti. İsmi silsile-i aliyede Sıbgatullah-i Hizani’den önce yazılıdır. Sıbgatullah-i Arvasi, Gavs-i Hizani ismi ile meşhurdur. Seyyid Taha’nın halifesi, Seyyid Fehimin mürşidlerindendir. Hizanda medfundur. Abdurrahmân-ı Tagı’nin mürşididir. Abdurrahmân-ı Tagı’nin kabri Nurşin’dedir.]

SALAVAT FASLI

106 – Bir kimse Cuma günleri çok salavat-i şerife getirirse, Hak teâlâ o kimsenin 100 hacetini reva kılar, bunun 30’u dünya, 70’i ahiret hacetidir.

Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki (Her kim günde 100 defa,  [mânâsını düşünerek,] salavat-i şerife okursa, kıyamet gününde güneşin sıcaklığından kurtulup, Arşın gölgesi altında benimle beraberdir. Ve her kim benim için bir salavat-ı şerife getirirse, rahmet melekleri onun günahlarının affolması için duâ  ve istiğfar ederler.)

 107 – Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” üzerine çok salavat-ı şerife getir! Zira bir hadis-i şerifte buyurdu ki: (Yanında ismim anılıp da, üzerime salavat-ı şerife getirmeyenlere yazıklar olsun. Bir de, Ramazan-ı şerife kavuşup, onu kemal-i tazim ile karşılayıp razı etmeyen ve ana-babasının birine veya ikisine kavuşup da, onların rızalarını almayanlara da yazıklar olsun.)

 108 – Bil ki her kim bir fakire, onun gönlünün dilediği şeyi yedirse, Hak teâlâ hazretleri, o kimseye Cennet-i alada bin derece verir ve Cennette kendisine birçok nimetler ihsan eder.

109 – Fakirlere tasadduk etmeyi unutma! Ehline ve çoluk çocuğuna ve akrabana verdiğin şeyler de, sadaka yerine geçecekler. Ebû Emamenin “radıyallahü teâlâ anh”, Resûlullahtan “sallallâhü aleyhi ve sellem” rivayet ettiği hadis-i şerifte, (Ehline ve akrabasına ihsan etmekten büyük derece ne olabilir?)  buyuruldu. Önce, ehline, evladına helal yedirmeli, helal giydirmeli, sonra artan paranın zekatını vermeli, ondan sonra da sadaka vermelidir.

110 – Sana nasihat şudur ki bu 4 huy ile huylan. Zira muhsinler [yani iyiler] zümresinden olursun.

1- Genişlikte [zenginlikte] zekat, darlıkta sadaka vermek.

2- Gazab zamanında gazabını ve hırsını yenmek.

3- Başkasının aybını görünce, onu açmayıp, kapatmaya çalışmak.

4- Hizmetçiye, ehline, evlat ve akrabaya ihsan ederek onları hoş tutmak.

111 – Susamış kimseye su vermek de çok sevaptır. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma sordu: Yer yüzüne insen ne iş yapardın?

Cebrâil aleyhisselâm buyurdu ki: Ya Rabbi! Yapacağım amel, sence malumdur. 4 şey yapardım:

1- Susamış kimselere su verirdim.

2- Çoluk çocuğu fazla olana yardım ederdim.

3- İki dargın arasını bulurdum.

4- Müslümanların ayblarını kapatırdım.)

 Yine Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Susamış bir kimseye su içirenlerin amel defterine 70 senelik sevap yazılır. Eğer su bulunmadığı yerde içirirse, İsmail aleyhisselâm evladından birini kâfir elinden kurtarıp azad etmiş gibi sevap verilir.)

 112 – Her zaman çok iyilik yap! Hak teâlâ hazretleri hayırlı iş yapan kullarını çok sever. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Bir kimse bir fakire bir lokma taam verse, lokma o kimseye 5 şey ile müjde eder:

1- Bir tane idim, beni çoğalttın.

2- Ben küçük iken, beni büyüttün.

3- Düşman iken, beni dost ettin.

4- Fani, yok olmak üzere iken, beni Bâkî, sonsuz kalıcı ettin.

5- Şimdiye kadar sen beni muhafaza ederdin. Bundan sonra ben seni muhafaza ederim.)

 113 – Sadaka ve zekat vermekle mal eksilmez, artar. Abdurrahmân ibni Avf “radıyallâhu anh”, Peygamberimiz aleyhisselâmdan işiterek buyurdu ki 3 şeye yemin ederim:

1- Zekat vermekle mal eksilmez, çoğalır.

2- Zulüm edilen kimse, zalime hakkını bağışlarsa, Hak teâlâ, kıyamet gününde bu kulun derecesini yükseltir.

3- Daima isteyici olan kimseyi, Hak teâlâ fakirlikten kurtarmaz.

114 – Ebû Hüreyre “radıyallâhu anh”, Peygamberimizden “aleyhisselâm” şöyle işittim, diyor: (İnsanlar tasattuk ettiği şeyi, Allah rızası için verirse, Hak teâlâ hazretlerine verilmiş gibi sayılır ki mukabilinde bin sevap,  [diğer bir rivayete göre ikibin sevap] alır.)  Bir kimseye ödünç verir isen, iyilikle ver ve iyilikle al! Ödünç verilen adam fakir ise ve namaz kılıyor, haramlardan sakınıyorsa, veren kimse, verdiğini ona bağışlarsa kıyamet günü Arş-ı a’lânın gölgesinde gölgelenecek ve Cennette büyük bir dereceye nail olacaktır.

Tenbih:  Sadaka vermek nâfile ibadettir. Zekat vermek ve borç ödemek, birinin hakkını iade etmek ise, farzdırlar. Üzerinde farz borcu olanların sünnetleri ve nâfileleri kabul olmaz. O hâlde, bir kuruş zekatı veya bir kuruş borcu olan kimsenin sadakaları kabul olunmaz. Milyonlarca sadaka verse, binlerce hayır yapsa, zekatını vermedikçe veya borcunu ödemedikçe, hiçbiri kabul olmaz, yani hiç sevap kazanamadığı gibi, zekat ve borç günahından da kurtulamaz. Zekat hakkında, 212. ci maddede geniş bilgi verilmiştir.

115 – Bir kimseye ödünç vermek, tasadduk etmekten daha hayırlıdır. Zira, Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Ödünç vermek, tasadduk etmekten 18 derece daha faziletlidir.)

 Bir kişiye bir iş yaptırdığın vakit, hemen ücretini ver! Şayed vermeyip, hakkı kıyamet gününe kalacak olursa, kıyamet günü, o şahsın davacısı, Allahü teâlâ hazretleri olacaktır. Birbirinize iş gördüğünüz zaman, ödünç alıp verdiğiniz vakit, güzel muamele yapın! Birbirinizin gönlünü kırmayınız. Zira iyilik yapacağınız yerde, günah işlemiş olursunuz. Ödünç alan, ödemek niyetiyle almalıdır. 3 sebeple ödünç alınır:

1- Çok fakir olup çalışmaya kudreti olmayanın nafakasına sarf edecek kadar ödünç alması.

2- Bulunduğu yerin adetine göre, kira ile veya mülk olarak, korunacak bir mesken temin etmek için.

3- Evlenmek için.

Bu şeyler için Allahü teâlâya tevekkül ederek ve ödemeye niyet etmek şartı ile borç alanlara, Allahü teâlâ çabuk ödemek nasip eder. Çok borç almayınız ki rahat olasınız. Zira, borcu alan, köle gibi olur, gece gündüz üzüntülü olur.

FAİZ BAHSİ

ALIŞ-VERİŞTE YALAN SÖYLEMEK FASLI

117 – Bir kimse, alış verişinde yalan söylerse, Allahü teâlânın rahmetinden mahrum kalır. Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Kıyamet günü Allahü teâlâ hazretleri 3 kısım insanlara rahmet nazarı ile bakmaz:

1- Alış verişinde yalan söyleyerek fahiş fiyatla mal satana.

2- Gelişi güzel her şeye yemin edene.

3- Kendisinde su olduğu hâlde, başkasına vermeyene.)

 118 – Susuz olana su vermeyen insanlara kıyamet günü, Allahü teâlâ buyuracak ki siz benim suyumu kullarımdan esirgediniz. Şimdi, sizden rahmetimi uzak ettim.

119 – Bir şeyi satın alan pişman olup geri getirse, o malı geri al! Zira, geri almaktan ziyan olmaz. Allahü teâlâ bereketini ihsan buyurur, on mislini verir.

120 – Ey Oğul! Kile terazi ve arşını yanlış ve hileli kullananlar hakkında, Allahü teâlâ, “Mütaffifin sûresinde” meâlen, (Alıp satarken noksan ölçenlere şiddetli azap vardır)  buyurdu.

121 – Kul hakkından kork! Borcun varsa onu ödemeye çalış. Bir kuruş borcu olanın cenaze namazını Habîbullah kılmamıştır. O borcu ödemedikçe, insan Cennete giremez. [Zevce istediği zaman, erkeğin (Muaccel mehri) ni hemen vermesi, onu boşadığı zaman da, (Müeccel mehr) i ona hemen ödemesi lazımdır. Zevc, zevcesine olan müeccel mehr borcunu ayırmalı, öldükten sonra zevcesine verilmesi için vasiyet etmelidir. Vasiyet etmedi ise, ölünce miras taksim edilmeden evvel mehrin hepsinin mirastan zevcesine hemen ödenmesi lazımdır. Zevcesini boşayınca, mehrini ödemeyen, dünyada habs, ahirette azap olunur. Zevc mehr borcunu zekat, fıtra ve kurban nisabına katmaz. Zevce nisâb hisabına katar. Fakat, nisâb miktarı teslim aldıktan bir sene sonra elinde kalırsa, yalnız o senenin zekatını verir. Akrabasına ve emri altında olanlara din bilgilerini öğretmek de kul borcudur.] Hadis-i şerifte, (Bir kişi borçlu olsa ve vermek azminde olsa, Allahü teâlânın yardımı onunla beraberdir)  buyuruldu.

[(Hadika) da, ayak afetlerini anlatırken diyor ki (Hayvanın ve kâfirin hakkı için de, kıyamette azap yapılacaktır. Dünyada helallaşılmadı ise, ahirette kâfirin hakkından kurtulmak daha zor olur. Hayvan hakkından kurtulmak ise, bundan da zor olur.) Bunun için, Darülharpte de, kâfirlerin mallarına, canlarına, ırzlarına dokunmaktan çok sakınmalıdır. Onların kanunlarına da uymalı, fitne, fesad çıkarmamalıdır.]

VÜCUT EMANETİ [NİMETİ]

122 – Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (El, insana bir emanettir, onunla haram olan şeyi tutma! Ayağın sana bir emanettir. Onun ile haram yere gitme! Tenasül aleti sana bir emanettir, onunla zina etme!)  Bunun gibi bedendeki bütün azalar birer emanettir. Bu nimetleri meşru şekilde ve meşru yerlerde kullanırsan, emin kimselerden olur, Cenab-ı Hakka karşı tam şükür yapmış olursun. Bu emanetleri gayr-ı meşru yerlerde kullanan insan, Allahü teâlâya isyan etmiş ve hiyanet etmiş olur.

Tenbih:  Hastayı tedavi etmek sünnettir. Tedavinin, ilaç ile sadaka vermekle ve duâ  ile yapılacağı bildirildi. Tecrübe edilip, tesirlerinin kati olduğu anlaşılan aşıları, serumları ve mikrop öldüren ve benzerleri ilaçları kullanmak farz olduğu (İbni Abidin) in “rahime-hullahü teâlâ”, (Hazar ve ibaha)  kısmından anlaşılmaktadır. (Sular babı)nın sonunda da diyor ki (Haram olan ilacın tesiri kati ise ve şifa verecek helal ilaç yoksa, domuz etinden başka haram ilacın kullanılması caiz olur. Şifa tesiri zannî ise, caiz olmaz.) Oruç bahsinin sonunda diyor ki (Müslüman hasta, müslüman tabib bulamadığı zaman, kâfir tabibe gidip tedavi olması caizdir. Kâfir tabibin sözü ile ibadetini terk ve tehir etmesi [ve haram olan ilaç kullanması] caiz değildir.) (Fetavayı Hindiye) nin Kerahiyet kısmının 18. babında diyor ki (Şifanın Allahü teâlâdan geldiğine inanan hastanın ilaç kullanması caizdir. İlacdan şifa beklemek caiz değildir. Allahü teâlânın şifayı yaratması için, ilacı sebep yaptığına inanmak lazımdır. Domuz habis olduğu için ve insan muhterem olduğu için, ikisinin organlarını ilaç olarak kullanmak caiz değildir. Diğer hayvanların caizdir. İlac kullanmayıp ölmek günah değildir. Gıda almayıp ölmek günahtır. [Tesiri kati olan ilaç, gıda gibidir.] Faydası kati olan şeyleri kullanmamak haramdır. Kadın sütünü ilaç olarak kullanmak caizdir. Kadının sakız çiğnemesi, söz birliği ile caizdir. Erkeğin çiğnemesi ihtilaflıdır. Hastaya ve hayvan sokana, şifa için Kur’ân-ı Kerîm okumak veya kağıta yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp, bu suyu içmesi, bu su ile ağrıyan yeri yıkaması caiz diyen âlimlerin sözleri muteberdir. Meşhur dualar ile muska ve ilaç caizdir. Nazar için tütsü yapmak, kurşun dökmek caiz diyenler vardır. Bağa, bahçeye, tarlaya, nazar değmemek için, bazı şeyler asmak caizdir. Çocuk olmaması için erkeğin tedbir alması caiz olur. 4 aylık çocuğunu aldıran kadın cezalandırılır. Daha önce aldırması caizdir.)

Sual:  Şeri nikahı bulunan bir ailenin çocuğu olmaz ise, (Suni ilkah) ve (Tüb bebek) denilen usûl ile çocuk olmasına teşebbüs etmek caiz midir?

Cevap:  Bir erkekle kızın şeri nikah yaparak, Allahü teâlâdan çocuk taleb etmelerini tergib ve teşvik buyuran hadis-i şerifler çoktur. Çocuğu olmayan zevceynin, Silsile-i aliyeyi vasıta yaparak, duâ  etmeleri ve meşru sebeplere teşebbüs etmeleri lazımdır. Zevceynin menileri alınıp, bir tüpe konuluyor. Tüpte ilkah vaki olduktan sonra, zevcenin rahmine konuyor. Buna (Suni ilkah)  ve (tüb bebek) deniyor. Bunun caiz olacağı anlaşılmaktadır. Ancak, buna zaruret olmadığı için, bu işi zevceynin kendilerinin yapmaları, tabib, hemşire, ebe gibi yabancıların, bunların avret mahallerini görmemeleri ve suni ilkahın, nikahsız olan erkekle kız arasında yapılmaması lazımdır.

Abdülaziz Dehlevi “rahime-hullahü teâlâ” 1386 [m. 1966] senesinde, Efganistan’ın Kabil şehrinde basılan fârisî tefsirinde, Bakara sûresinin faziletlerini bildirirken diyor ki Abdullah bin Ahmed bin Hanbel “rahime-hullahü teâlâ”, (Zevaid-i Müsned) inde ve Hakim ile Beyheki “rahime-hümallahü teâlâ” (Deavat)  kitaplarında, Übeyübni Kab “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?)  buyuruldukta, cin çarpması dedi. (Kardeşini buraya getir)  buyuruldu. Kardeşi gelip oturdu. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, şu âyetleri okuyup, hastaya üfledi. Hemen iyi olup kalktı: Fâtiha, Bakara sûresi başından 4 âyet, (Ve ilahüküm) den başlıyarak, (Yakılun) e kadar, iki 163 ve 164. âyetleri, Ayetel-kürsü, (Hâlidun) e kadar, Bakara sûresi sonundaki (Lillahi) den başlıyan 3 âyet, (Âli-i İmrân)  sûresinin (Şehitallahü) ile başlıyan tek 18. ayeti, (Araf)  sûresinin (İnne-Rabbeküm)  ile başlıyan tek 54. ayeti, (Müminûn)  sûresinin (Fe-teâlâllahü) ile başlıyan tek 116. ayeti, Cin sûresinin (Ve ennehu teâlâ)  ile başlıyan tek 3. ayeti, Saffat sûresinin başından 10 âyet, Haşr sûresinin sonunda (Hüvallahü)  ile başlıyan 3 âyet, (İhlas)  ve (Muavvizeteyn)  sureleri. [Seyyid Ahmed “rahime-hullahü teâlâ” bu âyetleri toplayarak (Ayat-i hırz)  risalesi yazmıştır. Ayat-i hırz, (muhafaza edici âyetler) demek olup Arabî (Teshil-ül-menafi)  tedavi kitabının 1982 İstanbul baskısı sonuna, ilaveli olarak yazılmıştır. Abdest alıp, 7 istiğfar ve 11 salavat okuyup hastanın sıhhatına niyet ederek, güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra, günde 2 defa hasta üzerine okuyup, işaret bulunan yerlerde, hastaya üfürmeli, şifa buluncıya kadar [40 gün kadar] devam etmeli. Her defası sonunda, bir Fâtiha okuyarak, sevâbını Peygamber efendimizin “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ve Behaüddin-i Buhari, Ahmed Rifa-i ve imam-ı Rabbânînin ruhlarına hediye etmelidir. Bir nüsha [Muska] yazıp, yanında taşırsa, sihrden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hâsıl olur.

(Hizb-ül-bahr)  okumak da, derdlerden kurtulmak için pek faydalıdır. Bunu Ebül-Hasan Şazili hazırlamıştır.]

Dariminin (Müsned) inde, Abdullah ibni Mesut “radıyallâhu anh” diyor ki (Evde, Bakara sûresi başından (Müflihun) a kadar 5 âyet okunduğu gece, şeytan o eve giremez.)

Meyit defnedilince, baş tarafında, Bakara sûresinin başını, ayak tarafında sonunu okumak emrolundu.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki (Bir evde, şu 33 âyet okunduğu gece, yırtıcı hayvan ve eşkıya, düşman, sabaha kadar canına, malına zarar yapamaz:  Bakara başından 5 âyet, Ayetelkürsü başından (Hâlidun) e kadar 3 âyet, Bakara sonunda (Lillahi) den sûre sonuna kadar 3 âyet, (Araf)  sûresinde (İnne Rabbeküm) den (Muhsinin) e kadar, 55’ten itibaren 3 âyet, (İsra)  sûresi sonundaki (Kul) den 2 âyet, Saffat sûresi başından (Lazib) e kadar 11 âyet, Rahman sûresinde (Ya maşerelcin) den (Fe iza) ya kadar 2 âyet, Haşr sûresi sonunda (Lev enzelna) dan sûre sonuna kadar, Cin sûresinde başından (Şatata) ya kadar 4 âyet.)

7 kere Fâtiha okuyup, derd, ağrı olan uzva üflenirse, şifa hâsıl olur. (Tefsir-i Azizi) den tercüme tamam oldu.

Abdullah-ı Dehlevi, 117. mektubunda buyuruyor ki (Her işte, Piran-ı kibarın ervah-ı tayıbesini vasıta yaparak, Allahü teâlâya iltica ve duâ  etmelidir. [Bunun için (Silsile-i aliyye) yi okumalıdır.] Bunların vasıtası ile dini ve dünyevi muradları ihsan eder.). Âyet-i kerimenin ve duanın tesir etmesi için, okuyanın Ehl-i sünnet itikadında olması, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yememesi ve okunan kimseden karşılık istememesi şarttır.

[İlac almak, âyet-i kerime ve duâ  okumak, üflemek ve yanında taşımak, insanın ömrünü uzatmaz, ölüme mâni olmaz. Eceli geciktirmez. Ömrü olanın dertlerini, ağrılarını giderip, sıhhatlı, rahat ve neşeli yaşamasına sebep olurlar. Kalp nakli ve beyin, böbrek, ciğer gibi ameliyatlar, aşılar, serumlar, ölüme mâni olmaz. Ömrü olanlara faydalı olur. Eceli gelen çok kimsenin ameliyat esnasında öldüklerini bilmeyen yoktur. Duanın kabul olması için, istenilen şeyin sebebine yapışmak lazımdır. Allahü teâlâ, her şeyi sebep ile yaratır. Tedbir almak, sebebi aramak lazımdır. Duâ  edince, Allahü teâlâ sebebe kavuşturur ve sebepte tesir, kuvvet yaratır. Evliyaya, sevdiklerine sebepsiz de verir. Buna (keramet)  denir. Sebebe yapışmadan duâ  etmek, Allahü teâlânın adetine uymamak olur.

Duâ , Allahü teâlâdan bir şey istemek demektir. Duâ, 2 türlüdür: 1- Lafzi duâ , 2- Fiili duâ .

1– Lafzi duâ , Allahü teâlâdan lafz ile söz ile istemektir. Bu duanın kabul olması için şartlar vardır. Bu şartlar, duâ  edenin müslüman olması, ihlas sahibi olması, namazlarına devam etmesi, fasık olmaması, yani haram işlememesi, üzerinde kul hakkı bulunmaması gibi şeylerdir. Bu şartlar bulunmayanların duaları kabul olmuyor. Sıkıntı içinde yaşıyorlar.

2– Fiili duâ , istenilen şeyin sebebine yapışmaktır. Allahü teâlâ, her şeyi, bir sebep ile yaratmaktadır. Allahü teâlâdan bir şey isteyenin, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapması lazımdır. Mesela, bir yeri ağrıyanın, ağrı kesici bir ilaç kullanması lazımdır. Bu ilacı kullanması, fiili duâ  etmek olur. Fili duanın kabul olması için, sebebin tesirinin kati olması, iyi bilinmesi lazımdır. Lafzi duâ  ile fiili duâ  birbirine uygun değilse, fiili duâ  kabul olur. Müslümanın, iyi ve caiz olan şeylerin sebeplerini bilip, duâ  için, bu sebepleri yapması lazımdır. Bu sebepler yapılınca, Allahü teâlâ, istenilen şeyi yaratır. Çünkü, sebepleri yapılan şeyi yaratması, adetidir. Aç olanın bir şey yemesi, fiili sebebe yapışmak, fili duâ  etmek olur. (Duâ  ediniz, kabul ederim)  buyurulması, fiili duâ  etmeyi emretmektedir.]

123 – Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Bir kişi geldi, Lokman hakim hazretlerine sordu:

– Ya Lokman! Sen bu mertebeye nasıl eriştin?

Lokman hazretleri buyurdu ki: Ben bu mertebeye 3 şeyle eriştim:

1- Emaneti yerine vermekle,

2- Doğru söylemekle.

3- Malayaniyi  [yani faydasız sözü] terketmekle.)

 124 – Müminûn sûresinin 8. âyetinde meâlen, (Emanetleri güzelce kullanıp, yerli yerine ifa edeni, korktuğundan emin kılıp, Cennetime koyarım)  buyuruldu.

Tenbih:  Kitabın çeşitli yerlerinde, insanı Allahü teâlânın rahmetine kavuşturacak dualar, iyi işler yazılıdır. Bunlar övülmekte, yapılmaları teşvik edilmektedir. Unutmamalı ki Ahirette Allahü teâlânın rahmetine kavuşabilmek için, iman ile ölmek lazımdır. Kur’ân-ı Kerîmde ve hadis-i şeriflerde açık bildirilenlere uygun imanı olmayan ve haramlardan sakınmaya ve İslamın 5 şartını yapmaya ehemmiyet vermeyen kimse rahmete kavuşamaz. Ehl-i sünnet itikadında olmayana (Bidat ehli)  denir. Bunun yaptığı ibadetleri sahih olup da, borcdan, azabından kurtulur ise de, vaat edilmiş olan sevaplarına kavuşamaz. Ahirette, dünyada yapmış olduğu iyiliklerin, hayrat ve Hasenâtının karşılığına kavuşamayacaktır. Dünyadaki iyiliklerinin karşılıklarına kavuşmak isteyenin, hemen tövbe etmesi, imanını düzeltmesi lazımdır.

125 – Hak teâlâ buyurur ki ey kulum, ben acıktım, beni doyurmadın. Kul cevaben der ki: Ya Rabbi! Bütün alemleri doyuran sensin! Ben seni nasıl doyurabilirim? O zaman Cenab-ı Hak buyurur ki falan fakir kulum aç idi, sen ise bol bol rızklar içinde yüzüyordun. O fakir kulumu doyursaydın, benim rızamı kazanmış olacaktın. Yine Allahü teâlâ buyurur ki ey kulum, ben susamıştım. Bana niçin su vermedin? Kul aynı şekilde: Ya Rabbi! Bütün alemlere su veren sensin, benim seni sulamaya kudretim var mıdır? Allahü teâlâ buyurur ki falan kulum susamıştı, eğer onu sulamış olsaydın, benim sevgi ve muhabbetimi kazanmış olacaktın. Yine bunun gibi, çıplak olanı giydirmek için bu sual-cevap varid olur. Yine bunun gibi, ben hasta idim de, benim hal ve hatırımı gelip sormadın. Ya Rabbi, seni nasıl ziyaret edebilirdim? Allahü teâlâ buyurur ki falan kulum hasta idi, onu ziyaret edeydin, orada benim rızamı bulacaktın.

NİMETLERE ŞÜKÜR FASLI

126 – Hak teâlâ hazretleri buyurdu ki: (Ya Musa! Bir kimse kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerimin şükrünü eda etmiş olur. Bir kulum rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.)  İnsanlara lâyık olan, her zaman kendisine verilen rızkları Allahü teâlâdan bilmektir. Buna, (Hamd etmek)  denir. Ve bunlara mukabil gece gündüz şükür ve tesbih ile tahmid eylemektir. Musa aleyhisselâm bu kelamları işitince, (Ya Rabbi! Bütün kelamların hakikattir) dedi.

BAYRAM FAZİLETİ

127 – Bayram günü aile çoluk çocuk ve yakın akrabana güzel ve güler yüzlülükle muamele eyle! Ramazan ayında ayırmış olduğun zekatını, bayram günlerinde fakirlere ver! Oruç tutamayan, fıtrasını verir (Feyziye). [Sadaka-i fıtrını bir kişi için yarım sa’ buğday olarak hesap edip, kendinin ve fıtra nisabına mâlik olmayan küçük çocuklarının fıtralarını buğday olarak veya kıymeti kadar altın, gümüş, müslüman fakirlere bayramın 1. günü bayram namazından evvel ver. Namazdan sonra ve Ramazanda vermek de caizdir. [(Tergibüssalat)  da ve (Nimet-i İslam)  da diyor ki (Zekat nisabı miktarı kadar her nev’ malı bulunan kimseye zengin denir. Bayramın birinci günü, fecir tulu ederken zengin olan müslümanın fıtra vermesi vâcip olur. Bu vakitten önce vefat eden veya fakir olan kimsenin ve sonra iman eden veya doğan ve zengin olanın vermesi vâcip olmaz. Önce iman edenin ve sonra fakir olanın fıtra vermesi lazımdır. Bayram namazından evvel vermek efdaldir. Nisaba mâlik olduktan sonra, sene dolmadan fakir olanın, zekat vermesi ise, affolunmaktadır. Sadaka-i fıtr vermek, Şâfiîde, Ramazanın son günü, güneş gurub ederken vâcip olur.)] Sa’ (8) rıtl mercimek alan bir hacim ölçüsüdür. 1 rıtl 130 dirhem veya 91 miskaldir. 1 miskal hanefide 4,8 ve Şâfiîde 3,45 gramdır. Yarım sa’ buğday hanefide 1748 gramdır. Şâfiîde 1 sa’ 694 dirhem veya 1680 gramdır. 1 dirhem-i şer’i, hanefide 14 kırat veya 3,36 gramdır. Şâfiîde, 16,8 kırat veya 2,42 gramdır. 1 kırat, hanefide 0,24 gram, Şâfiîde 0,144 gramdır. 1 Osmanlı altını 1,5 miskal, 7,2 gramdır. Kurban nisabı, fıtra nisabının aynıdır. Bu nisaba, her nev’ mal dâhil olur.]

128 – İlim meclisine gitmenin fazilet ve derecesi çok büyüktür. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Bir kimse din âlimlerinin ve salihlerin  [yani İslamın 5 şartını devam üzere yapanların] yanına gitse, her bir adımına Hak teâlâ, kabul olmuş nâfile bir hac sevâbı ihsan eder. Zira, âlimleri ve salihleri Hak teâlâ sever. Allahü teâlânın evi olsaydı, bu kimse o evi ziyaret eyleseydi, ancak bu sevâbı kazanırdı.)

 129 – Peygamber “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimiz buyurdu ki: (Ya âlim, ya müteallim  [yani talebe] veyâhut bunları dinleyici ol!  [Kitaplarını oku!] Bu üçünden olmayıp dördüncüsünden olursan,  [yani hiçbirinden olmazsan] helak olursun.)  [İlmihal kitabı okumayan dinini öğrenemez. Dinini öğrenmeyenin dini, imanı gider. Din düşmanlarının yalanlarına aldanıp kâfir olur.]

130 – Birbirine dargın olanları barıştırmaya çalış! Hazret-i Musa aleyhisselâm, Allahü teâlâya sordu: Ya Rabbi! Birbiri ile dargın olan iki kişiyi barıştıran ve Senin rızanı bulmak için zulmetmeyen kimseye ne ecîr verirsin? Hak teâlâ buyurdu ki (Kıyamet gününde onlara selamet verir, korktuğu şeylerden emin eder, umduğu şeylerle şereflendiririm.)  Rivayet edilir ki Musa aleyhisselâma Cenab-ı Hak sordu: (Ya Musa, sana Peygamberlik vermeme sebep olan şeyi biliyor musun?)  Musa aleyhisselâm hayır dedi. Hak teâlâ buyurdu ki (Sen 1 gün koyun bekliyordun. 1 koyun sürüden ayrılarak kaçtı. Sen onu sürüye katmak için arkasından yürüdün. Bir hayli yol gittin. Hem sen ve hem de koyun yoruldu. Nihayet koyunu yakaladığın zaman, koyunu tutup şöylece hitab eddin: Ya koyun, ne zorun vardı da, böylece hem kendini ve hem de beni zahmete soktun ve her ikimizi de yordun? Halbuki o anında son derece yorgun ve hiddetli idin. İşte, o hiddetli ve gazablı zamanında hırsını yenip rıfk ile  [yani güzellikle] muamele ettiğin için, sana Peygamberlik derecesini ihsan ettim.)

 131 – Fakirlere merhamet ile muamele eyle! Zenginlere ise zenginlikleri için tevazu gösterme! Din düşmanlarını, İslamiyeti beğenmeyenleri, namaz kılmayanları sevme ki kıyamet gününde selamet ve saadet bulasın.

Bir çocuk gördüğün zaman, bunun günahı yoktur, benim günahım vardır. Binaenaleyh bu çocuk benden daha faziletlidir. Bir yaşlı müslüman gördüğün zaman, bu benden daha fazla ibadet eylemiştir, binaenaleyh benden daha faziletlidir. Bir İslam alimi görünce, ben cahilim, bu benden ziyade alimdir, öyle ise, benden daha faziletlidir. Bir cahil görünce, bu bilmeden günah işler. Fakat ben bilerek işlerim, öyle ise, bu benden efdaldir. Bir kâfir görsen, olur ki dünyadan iman ile gider. Benim imanla gidip gitmeyeceğim ise, belli değildir. Şu hâlde, benden daha faziletlidir diye düşünmelisin! Müslümanlara karşı kibir yapmazsan, Hak teâlâ indinde yüksek derecelere vasıl olursun.

132 – Peygamberimiz “aleyhisselâm”: (O kimseye bakma ki dinde senden aşağıdır, zira kendini beğenip, helak olursun. Dinde senden yukarısına bak ki senden hayırlıdır. Malı çok olana bakma ki Allahın kısımetine gazab edersin. Şu kimseye bak ki yiyeceğini zahmet çekerek alın teri ile hazırlar, o zaman da, Hak teâlânın sana verdiği nimete şükredersin)  buyurdu.

133 – Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki (Bir kimsenin dünyası selametli olursa, dini eksik olur.)  [Yani, dünya lezzetlerine kavuşmak için, İslamiyetin dışına taşan kimse, ahiret lezzetlerine kavuşamaz.] Yine buyurdular ki (Ya Eba Hüreyre! İslamiyetten çıkana doğru yolu göster, cahile ilim öğret ki sana şehitlik mertebesi verilir.)  [Çocuklarına Ehl-i sünnet itikadını, farzları, haramları öğretmeli, tanıdıklara din kitabı vermelidir.]

134 – Çok mal ve mevki sahibi olunca, kalbini karartıp Allahü teâlâyı unutma ve malına, rütbene güvenip de, ibadetten geri kalma! Malı az olan, daha fazla Allahü teâlâyı hatırlar ve Ona daha fazla bağlanır.

Tenbih:  Müslümanlıkta çok mal ve mevki sahibi olmak fenâ değildir. Alkollü içkileri satmakla ve çalgı, şarkı ücreti ile ele geçen ve sirkat, yalan, gasp, rüşvet ve faiz ile toplanılan mallar, paralar, az olsalar da, habistir. Bunları kullanmak haramdır. Helaldan kazanılan ve zekatı verilen mal, para, ne kadar çok olursa olsun, makbuldür. Cenab-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîmde, helal olan malı hayır diye isimlendirmiştir.

İmam-ı Gazali “rahime-hullahü teâlâ” (Kimya-i saadet)  kitabı, 3. faslında buyuruyor ki: Kendini ve ailesini ve çocuklarını kimseye muhtaç ettirmeyecek kadar çalışıp helalden kazananlara cihat sevâbı verilir. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” bir sabah oturmuştu. Sahabeden, kuvvetli bir genç, erkenden dükkanına doğru geçti. Birisi, (Yazıklar olsun buna ki Allah için biraz burada sizi dinlemeyip geçti) deyince, (Böyle söyleme! Eğer kendini, ana-babasını ve ehl ve evladını muhtaç etmemek için gitti ise, Allah yolundadır. Eğer ziynet için, zengin olup müslümanlara gösteriş niyetinde ise, Cehennem yolundadır)  buyurdu. Bir hadis-i şerifte, (Doğru olan tüccar, kıyamette Sıddıklarla ve şehitlerle beraberdir)  ve bir kere de, (Allahü teâlâ, sanat sahibi mümini sever)  buyurdu.

Bir kimse, Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” meclisine 40 gün devam eylese, kalbi nurlanır. Çünkü, İslamiyetin emrettiği ilimler kalbin ışığıdır. [İlmi olmayan kimse, şeytana ve İslam düşmanı olan kimselere ve gazetelerine aldanır. Ehl-i sünnet itikadında olmayan din adamlarının yazılarını okuyanın kalbi kararır.] Allahü teâlâ, sana fazla mal verirse bahil olma! Din uğruna sarf et! Halis müslümanların yazdığı doğru ilmihal kitaplarını al, dağıt! Cihat sevâbına kavuşursun. Peygamberimiz “aleyhisselâm” bir gün, (Ya Eba Hüreyre! Müminlerin büyüğü, benden sonra o kimsedir ki Allahü teâlâ ona mal verir, o da gizli ve aşikare Hak yoluna harcar ve yaptığı iyilikleri kimsenin başına kakmaz)  buyurdu.

135 – Mahlukatın hepsine merhamet eyle! Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Yer yüzündeki mevcûdata merhamet eyleyin ki göklerdeki mahlukat size merhamet eylesin. Sıddıkların nişanı odur ki sadaka verirken gizli verir, bir belaya uğradığı zaman, bağırıp çağırmaz, kimseye şikayet eylemez ve o belayı herkesten gizler ve bir günah işlediği zaman ardından hemen sadaka verir ki günahına kefaret olsun.)

 136 – Fazla konuşma, kimse ile münakaşa etme! Her zaman sükut etmeye devam eyle ki iki cihanda selamet bulasın. Hak teâlâ hazretlerini çok zikir edersen, kalbin ölmez ve şeytana da galip gelmiş olursun. Hak teâlâ hazretlerini çok zikreyleyenlerin kalplerine hikmet akar.

137 – Peygamberimiz “aleyhisselâm” Ebû Hüreyre’ye “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki (Bir kimse Hak teâlâ hazretlerine Nuh aleyhisselâmın ömrünce ibadet eylese, kendisinde 3 haslet bulunmayınca yaptığı ibadetten bir fayda edinemez.)

1) İlmi ile amel etmek.

2) Yediği yemeğin helal olması ve helalı da israf etmemesi. [Besmelesiz kesilen hayvanlar ve kitapsız kâfirlerin [müşriklerin] kestikleri necistir. Bunları yemek haramdır. Bunları Besmele ile kesen de bulunduğu takdirde, satın alınan etin Besmelesiz kesildiği kati bilinmedikçe, yemesi helal olur. Balık tutanın müslüman olması ve Besmele ile tutması şart değildir.]

3) Allaha âsî olmaktan kaçınmak. [Ehl-i sünnet itikadını öğrenmeyen, imanı bunlara uygun olmayan ve haramları ve farzları bilmeyen ve bunlara uymayan kimse, Allahü teâlâya âsî olur.]

BAZI HARAMLAR

138 – İbadetleri, mesela Kur’ân-ı Kerîmi, mevlid, ezan okumayı, imamlığı, duâyı para karşılığı yapmak, bunlarda pazarlık etmek alana da, verene de haramdır. Bunları Allahü teâlânın rızası için yapmalı, hediye verilirse, kabul etmelidir. Hediye veren hasis olmamalı, çok vermelidir. Ne kadar çok verirse, o kadar sevâbı çok olur. Dünya işleri için çok verip, Allahü teâlânın rızası için az vermekten daha fenâ bahillik, hasislik olmaz. İmam, müezzin ve diğer ilmeyenin ihtiyacı Beytülmalden temin edilir. Nisaba mâlik olsalar bile ilim öğrenen ve öğretenlere zekat ve öşür vermek efdaldir.

[(Mektubat-i Masumiyye)  2. cilt, 36. mektubunda diyor ki (Farz ve sünnet olan amelleri, zikri, hayratı, Hasenâtı ve duâ , âyet-i kerime okumayı sevap kazanmak için yaparken, kimseden izin almaya lüzum yoktur. Bunları, şifa için, bir ihtiyacın hâsıl olması, bir müşkülün hallolması için okurken, tesir etmeleri, mürşidin, üstadın izin vermesine bağlıdır.) [Mürşidlerin kitaplarından öğrenip okumak, izin almak olur.] İmam-ı Rabbânî, 3. cilt 25. ve 34. mektuplarında buyuruyor ki (Zikir etmek çok sevaptır. Fakat, kalbi tathir etmesi için, zikri izin ile yapmak lazımdır.) İzin alan, izin verenin vekili olur. Bunun okuması, vekil edenin okuması gibi tesirli, faydalı olur.]

İbni Abidin buyuruyor ki: (Büyüklerin giymeleri ve içmeleri ve yemeleri haram olan şeyleri çocuklara giydirmek, yedirmek ve içirmek de haramdır. Abdest havlusu ve burun mendili kullanmak günah değildir. Kur’ân-ı Kerîm ile ve duâ  ile olan mıskaları yapmak ve kullanmak caizdir ve insanı korurlar. Kur’ân-ı Kerîm, maddi ve manevi her derde şifadır ve her harfi mübarektir ve muhteremdir. İnsanlara, hayvanlara ve eşyaya nazar değer.)

139 – Takvanın en yüksek mertebesi Allahü teâlânın farz ettiğini işleyip, haram kıldığını terketmektir.

140 – Mümin kardeşlerini sevindirmeye çalış! Zira Peygamberimiz, (Bir kimse, bir mümin kardeşini sevindirirse, Hak teâlâ o kimsenin kalbini kıyamet gününde ferahlandırır)  buyurdu. Yine, (Bir kimse, bir masum çocuğu sevindirirse, Hak teâlâ o kimsenin şirkten başka geçmiş günahlarını affeder)  ve (Her kim dünyada bir mümin kardeşinin işini görürse, Hak teâlâ, o kimsenin 70 işine kolaylık ihsan buyurur. O 70 işin 10 tanesi dünyada, 60 tanesi kıyamet günündedir. Bir kimse, bir mümin kardeşinin aybını kapatırsa, Allahü teâlâ o kimsenin bütün ayblarını kıyamet günü kapatır!)  buyurdu.

141 – Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (İnsanın işlediği hayırlı amel daimi olmalı, daimi olarak işlenen amel, insanı maksadına ulaştırır.)

 

ZÜHD VE TAKVA FASLI

 

ANA-BABAYA İTAAT FASLI

 

Hocaya hürmet

 

SILA-I RAHM BAHSİ

155 – Müslüman olan ve dinini kayıran akrabasını ziyaret eden bir kimseye, 70 nâfile hac sevâbı verilir. Gönül almak ziyareti çok sevaptır. İtikadı bozuk olan, mezhepsiz olan akrabayı ziyaret etmek sevap değildir.

156 – Oğluna ve kızına edep ve İslam harfleri ile Kur’ân-ı Kerîm okumasını ve ilim öğret! Komşu, akraba ve mahremlerini ziyaret eyle! Mektupla hal ve hatırlarını sor! Mahrem olmayan, yani yabancı kadınlarla görüşme!

157 – Çocuklarını küçük iken okut! Her şeyden evvel, Allahü teâlânın razı olduğu, emrettiği şeyleri öğret! İyi bir mümin olmaları için gayret et! Büyüdükten sonra, edep zor olur. Onların ve ehlinin, yani zevcenin suçlarını affeyle. Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki (Sadakanın en faziletlisi, çoluk çocuğuna yedirip giydirdiğindir.)  Oğlunu, kızını ve ehlini, haramdan, günahtan ve fenâ arkadaşlardan koru!

Kızın, ilk mektebi bitirdikten sonra, para kazanması için, onu bir işe verme. Zevcenin ve kızlarının ihtiyaçlarını temin etmek için, babanın çalışıp kazanması farzdır. Kız çalışırken, başı, kolları açılınca, babası da günaha girer. Onu hemen evlendir. Allahü teâlâ, onun rızkını kocasına gönderir. İster zengin, ister fakir olsun, Allahü teâlânın emrini tutan, aslı belli kimseye ver! Damadını çok mehr ve çok çeyiz [eşya] vermeye mecbur kılma! Kızını ihtiyar adama verme ve din ile alakası olmayana, ilim-i hâlini bilmeyenlere, haramlardan sakınmayanlara verme!

Tenbih:  Oğlunu, kızını 15 yaşını geçince evlendir ki haramdan korunsunlar. Bu zamanda evlenmeyen gençlerin haramdan kurtulması imkansızdır. Evladını Cehennemden korumak istersen, çabuk evlendir! Fakirlikten korkma! Allahü teâlâ, onlara da mal verir. Hemen sen tevekkül üzere ol! Oğluna kız al, dul alma! Zira insanın muhabbeti, ilk gördüğünde olur.

NİKAH FASLI

 

SÜT KARDEŞLİK

 

158 – Kâfirin, mürtedin yemini muteber değildir.

Ey müslüman! Oğlun dinini öğrendikten ve namaza başladıktan sonra, onu bir sanata ver veya ticarete alıştır! Sanat ve ticaret öğrenmesi için, müslüman, namazını kılan, edebli, ahlaklı bir usta yanına gönder! Oğlunun çok zengin olmasını değil, edebli, iyi huylu, namazını kılar ve haramdan kaçar olmasını düşün ve temenni et! Dinimiz sanat ve ticareti emrettiği gibi, şimdi bütün dünya milletleri de, bu ikisine çok ehemmiyet veriyor ve bu yolda çocuklarını çekirdekten yetiştiriyorlar. Avukatlık, eczacılık, her nev’ ihtiyaç eşyasını yapmak, birer sanattır. Sen de, sanat ve ticaret hakkındaki İslamiyetin emirlerini oğluna öğret ki harama düşmesin!

 

CUMANIN ADABI HAKKINDADIR

 

KOMŞULUK VE MAHALLE ADABI

ALİMLER İLE SOHBET ADABI

164 – Ehl-i sünnet itikadında olan ve haramlardan sakınan âlimleri ziyaret et ve sohbetlerinde bulun! İtikadları, inançları bozuk ve mürai ve din cahili olanlardan veya İslamiyete uymayanlardan sakın, yanlarına uğrama! Zira [mezhepsizler ve] mürailer din hainleridir. Hak teâlâ, hadis-i kudside buyurur ki (Dostlarımı insanlar içinde gizlerim, onları kimse bilmez.)  Şayed bu şahısların sözleri, hareketleri ve ibadetleri Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” kitaplarında yazılı olanlara uygun ise, o zaman sohbetlerine devam eyle ve nasihatlerini ve dualarını almaya çalış!

165 – Dinini bilen, namaz kılan, haramlardan sakınan, zevcesini, kızlarını açık gezdirmeyen ve erkek, kadın birlikte toplanmayan âlimlere (İslam alimi)  denir. Onların yanlarında adab üzere otur, onlardan istifade fazladır. Onlardan ibret ve nasihat ve feyiz almaya çalış! Feyiz alınca, kalbin nurlanır. Etrafa nur saçarsın. Onların yanında oturunca, fazla konuşma, konuşunca da hesaplı konuş! Onların din bilgisi fazla olanları, büyük bir hazinedir. Bunların kalbini kırma, duâsını almaya çalış ve yanlarından ayrılırken selamla ayrıl, hal ve hatırlarını sor! 2 kişi konuşurlarken sözlerine karışma! Birisi aksırıp (Elhamdülillah) derse, ona (Yerhamükellah) demek çok sevaptır. Yolda giderken büyüklerin ve âlimlerin önünden yürüme!

[(Fetava-yı Hindiye), 5. cilt, 379. sayfada diyor ki (Herkesle müdara ederek sohbet etmelidir. Yani, hep tatlı dilli ve güler yüzlü olmalıdır. İyi ve kötü, sünni ve sapık herkes ile karşılaşınca, böyle olmalıdır. Fakat, kötülere ve mezhepsizlere müdahene etmemeli, onun sapık yolundan razı olduğunu zannettirmemelidir.) Müdara, İslamiyetin dışına çıkmadan, gönül almaktır. Müdahene, birinin gönlünü alırken, İslamiyetin dışına çıkmak, günaha girmektir.]

HAKİM VE DAVACILAR FASLI

166 – Mahkemeye bir işin düşünce, hakim karşısında davacı ile veya davalı ile kavga etmeye kalkışma! Ne sorulursa o kadar cevap ver! Şayed şahit olarak gidersen, hiç kimsenin tesiri altında kalmadan ve kimseden korkmadan Allah rızası için doğru konuş! Zalimlere doğru söyleyip de, müslümanın malını, canını, namusunu yıkmaktan sakın! Olur olmaz bir iş için hemen mahkemeye koşma! Daima uzlaşmak ve uyuşmak tarafını tercih eyle! Hem kendin uğraşmazsın ve hem de müslümanı affetmek sevâbını kazanırsın. Zaten sulh, hükümlerin en büyüğüdür.

Herkesin şahsiyet ve makamına göre konuşmak lazımdır. Bir köylü ile konuştuğun gibi, bir ilim adamı ile de aynı şekilde konuşma! Herkesin anlayabileceği gibi konuş ve her şahsın yaşına, ilmine ve salahiyetine göre konuş! Konuşurken dikkatli bulun, gelişi güzel konuşma! Mahkeme ve hükümet memurları ile konuşmaya mecbur kalırsan, daha evvel müslümanlara danış! Meşveret sünnettir ve çok sevap ve çok faydalıdır. Onlarla müdara ile ve güle güle konuş, sert söyleme ve sana geldikleri zaman, onlara yemek veya bir şey ikram et! Memurlarla latife etme, kendine hürmet ettir!

ARKADAŞLIK VE DOSTLUK

167 – Din kardeşini ziyarete gideceğin zaman, onun müsaid bir zamanını öğren, kendisinden bir vaat, yani bir söz al ve o zamanda ziyarete git! Geç kalma! Evine gireceğin zaman, kapı açık olsa bile ondan izin iste ve izin verdikten sonra içeriye gir, içeri girince, sağa sola bakma. İçerde çalgı, içki kumar varsa ve hele kadın erkek karışık oturuluyorsa, bir bahane ile oradan ayrıl! Salih bir kimse yemek ikram ederse, yavaş ve adabı vechile yi! Fazla konuşma, dostunda fazla eğlenme, giderken, tevazu ile selam ile ayrıl!

Tanıdığın bir müslüman, sana gelince, elinden geldiği kadar iyi ve tatlı karşıla, yemek ikram eyle! Kapıya çık, kendisini karşıla! Selam verince, selamını al ve kendisine güzelce iltifatta bulunup: Efendim safa geldiniz, hoş geldiniz, diyerek odanın baş tarafına oturmasını teklif eyle! Sen aşağı tarafta otur! Dinden, ibadetten, haramların zararlarından ve Evliyanın “kaddesallahü teâlâ esrârehümül aziz” hayatlarından anlat! Bir şeyler öğret! Yemek yerken onu utandırmamak için, sen de çok yi! Giderken, onu uğurla ve selam söyle ve duâ  eyle!

168 – Evine gelip geçici salih bir misafir gelirse, onun hizmetini iyice yap! Hemen yemeğini ver, belki acıkmıştır. Yanında fazla da oturma. Belki yorgundur. Yatmadan önce, kıbleyi, halayı, seccadeyi ona göster. Abdest suyunu, abdest havlusunu ve diğer ihtiyaçlarını temin eyle! Sabah olunca, sabah namazına kaldır. Ve cemaat halinde beraber kılınız! Erkence yemeğini hazırla, gideceği yol belki uzundur. Giderken kendisine bir din kitabı hediye eyle! İslamiyette, kız ile oğlanın arkadaş olmaları, konuşmaları caiz değildir.

Kimseye sui zannetme, varsa akıl-u şuurun
Dünya var imiş, ya ki yok imiş, ne umurun!

 

LÜZUMLU BİLGİLER

 

YEMEK YEME ADABI

SU İÇMEK ADABI

170 – Su içerken bir solukta içme, 3 defada iç! Terli iken soğuk su içme, uyku arasında su içme, çok su içme! Bunların hepsinin vücuda zararları vardır. Bir toplantıda su istendiği zaman, baş taraftan su vermeye başla, sağdan dolaş! Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Su içeceğiniz vakit, ayakta içmeyiniz! Vücudunuza zararlıdır. Yalnız abdestten artan su ve zemzem-i şerif ayakta içilebilir.)

 171 – Pazar yerinde gezerken kimseyi rahatsız etme! Sokaklarda sümkürme, kimse ile alay etme! Yürürken ve insanlara karşı yemek yeme! Kimse ile kavga eyleme, dostla da, düşmanla da münakaşa etme! Sattığın eşyayı geri getirirlerse reddetme! Yalan söyleme! Haram yeme, kimseyi aldatmaya kalkışma!

Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Bir kimse çarşıya girince “Lâ ilâhe illallahü vahtehu la şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümit ve hüve hayün la yemutü biyedihil hayır ve hüve alâ külli şey’in kadir” okusun, bin günahı affolur.)

 Dükkanını Besmele ile aç ve kapa! Yenecek bir şey aldığın zaman, açık olarak tutup eve getirme, bir şeye sar ve örtülü şekilde yiyeceğini eve götür! Eve gidince, çocukları herhangi bir şeyle sevindir! Dükkanına geç git ve erken kapa! [Diğer zamanlarında ilmihal öğren ve öğret!]

172 – Bir kimse ile yolda arkadaş olursan, onun yürüdüğü kadar yürü. Onunla konuşurken, sağa sola bakma! Ondan ayrılırsan erkence yanına dön, onu bekletme! Arkadaşın hakkını gözet, onu gücendirme! Namazları onunla cemaat yaparak kıl. Ayrılırken onunla helallaş!

173 – Bir hastanın ziyaretine gittiğin zaman, kapıya varınca, içeri girmeye müsaade iste! Besmele ile gir, sağ tarafına otur, içeri girince selam ver, hal ve hatırını sor! Hastalığına bir ilaç biliyorsan söyle. Kelime-i şehâdet getirerek ona duyur ve acil şifalar dile! Hastanın yanında fazla oturma! Bir ihtiyacı varsa yap! Ayrılırken kendisine acele sıhhat bulması için duâ  eyle!

174 – Cenazeye yalnız gitme! Mecburiyet hâsıl olursa, yalnız gidersin. Cenaze sahibine selam vererek, Allahü teâlâ sabır versin diyerek teselli eyle! Cenazenin defni için yardım eyle! Cenazeyi mevtanın sağ omuzundan başlıyarak taşı ve yürüyerek git. Cenazeyi taşımak adabı (Saadet-i Ebediye ) kitabında uzun yazılıdır. Peygamberimiz, cenazeye yürüyerek gidip, binerek döndüler. Bunun sebebini sordular, cevapen, (Cenaze giderken melekler de beraber gider, onun için yürümelidir ve bir vasıtaya binmekten haya etmelidir)  buyurdu. [Cenazeyi kâfirler gibi taşımak, çelenk koymak, resmini ve matem işaretleri takmak günahtır.]

175 – Aileni güzelce idare eyle! Tatlı nasihat ederek, Allahü teâlânın emirlerini ona öğret! Gusül abdesti almasına, namaza devam etmesine çok dikkat et! Her ihtiyacını, idaresini helalden temin eyle! Ona haram lokma yedirme! Onu tarlada, fabrikada çalıştırma! Onun kazandığı, onun mülkü olur. Rızası olmadan elinden almak, sana haramdır. Ailene kızınca, döğüp seni boşarım gibi kelimeler kullanma ve kahbe dahi deme; ağzına ve gözüne söğme, kâfir olursun. Ona rıfk ile muamele eyle. Onu döğme! Sopa ile hiç kimseyi dövmek caiz değildir. Evine çalgı, içki sokma! Her kadını evine kabul edip, ailenin zihinlerini tahrib eyleme! Ailenin sırrını başkasına açma, ondan ödünç para alma!

 

DUALAR VE ZİKİRLER

 

KADINLARIN HAYIZ VE NİFAS HALLERİ

 

182 – Akşam, sabah Amentüyü okuyarak imanını yeniden tazele! Amentü, imanın altı şartını bildirmektedir. Amentünün mânâsını da ezberle ve çoluk çocuğuna da ezberlet! Çünkü, ne zaman öleceğiniz belli değildir. Daima kelime-i tevhid oku ve inanılması lazım gelen 6 şeyi iyi öğren ve tasdik ve ikrar eyle ve onlara da öğret! Bunları bilmeyenlerin imanı gider.

Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Bir kimse, bir müslümanı İslamiyete muhalif işten doğru yola teşvik ederek ikaz eylerse, kıyamet gününde Hak teâlâ hazretleri, o kimseyi Peygamberlerle beraber haşreder.)

Tenbih:  Bir müslümanı İslamiyete muhalif işten vazgeçirmeye, (Nehy-i anil münker)  denir.

Bir müslümana Allahü teâlânın emrini öğretmeye ve yaptırmaya, (Emr-i bil maruf)  denir. Emr-i maruf ve nehy-i münker çok sevaptır. (Vicdanlara tecavüz etmemeli, Evliyalar kimseye karışmazdı) diyenler var. İmam-ı Rabbânînin mahdum-i mükerremi olan kayyum-i Rabbânî, Halife-i ilâhî allame-i na mütenahi Muhammed Masum “kaddesallahü sirrehül’azîz” 1079 [m. 1667] senesinde vefat etmiştir. Bu büyük âlim, 3. cilt (Mektubat) ının 1. cildi 29. mektubunda böyle söyleyenlere çok güzel cevap vermektedir.

183 – Ey Oğul! 1 hastanın 3 hâli vardır:

1- Bir melek gelerek ağzının tadını alır.

2- Bir melek de kuvvetini alır.

3- Bir melek de gelip günahlarını alır.

Hasta iyi olunca, ağzının tadını alan melek, yavaş yavaş geriye verir. Kuvvetini alan melek de, geriye verir. Günahlarını alan meleğe gelince, bu, Allahü teâlâya sorar. Bu günahı ne yapayım? Allahü teâlâ, hadis-i kudside buyurur ki: (Benim rahmetim gazabıma sebkat etmiştir. Binaenaleyh, hasta kulumun günahını affettim!)  Hastalık, derd, keder, günahları götürmez. Bu acılara sabır etmek, günahları götürür.

Sana iyilik yapana iyilik yap, fenalık yapanı, zulüm edeni affeyle, onlara nasihat et! Sapık inançlı, fenâ huylu kimselerden kaç! Onunla arkadaşlık yapma!

184 – Ey Oğul! Sultan-ı Enbiya “sallallâhü aleyhi ve sellem”, Ebû Hüreyre’ye buyurdu ki: (Hastanın hâlini sormak için 2 kilometre git, küs olan kimseleri barıştırmak için 4 kilometre yürü, 6 kilometre de, bir din kardeşini ziyaret etmek için git, bu kadar da, ilim adamından bir mesele öğrenmek için git!)  [Bir mil iki kilometredir.]

185 – Her insana elinden geldiği kadar iyilik et! Müslümanların ilim öğrenmelerine ve ibadetlerine yardım et! En büyük yardım, onlara Ehl-i sünnet itikadını, helalları, haramları, farzları öğretmek ve hatırlatmaktır. Bunları Allah rızası için yap! Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Allahü teâlâya Cebrâil aleyhisselâm gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri ve mürtedleri, Allah için kötü bilmedikçe, hiç bir ibadetiniz, hayrat ve Hasenâtınız kabul olmaz!)  Allahü teâlânın en çok sevdiği ibadet, hubb-i fillah ve buğz-i fillahtır. Yani, müslümanları sevip, onlara yardım ve hayır duâ  etmek ve din-i İslamı beğenmeyenleri, İslamiyete ve müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemek ve imana, hidayete kavuşmaları için duâ  etmektir.

Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Ya Eba Hüreyre! Benim ile Arş gölgesinde gölgelenmek istersen, her gün 100 kere salavat-ı şerife getir! Mahşerde benim havzımdan içmek istersen, mümin kardeşinle 3 günden fazla dargın durma! Fakat, şarap  [veya diğer alkollü içkileri] içen ve haram yiyenler ile konuşma, kendini onlardan çek!)

 186 – İslam bilgilerinin [yani din ve fen bilgilerinin] tahsiline çok ehemmiyet ver! Peygamberimiz “aleyhisselâm” bir hadis-i şeriflerinde, (İlmi beşikten mezara kadar tahsil ediniz),  diğer bir hadis-i şerifte, (İlmi arayınız, velev ki Çin’de olsa)  buyurdu. [Yani dünyanın bir kenarında ve kâfirlerde olsa dahi arayınız demektir.]

İslam bilgileri ikiye ayrılmıştır: Din bilgileri ve fen bilgileridir. Önce din, sonra fen bilgilerini öğrenmek lazımdır.

Rivayet olunur ki imam-ı Ahmed ibni Hanbelin “rahime-hullahü teâlâ” [164-242 Bağdat’tadır] yanına gelip, ondan nasihat isteyen bir kimseye şöyle nasihat etmiştir:

(Hak teâlâ hazretleri senin ve bütün âlemin rızkına kefildir. Rızk için [elinden geldiği kadar çalıştıktan sonra] düşünmeye hiç lüzum yoktur. Çünkü, Hak teâlâ tarafından bütün rızklar taksim edilmiştir. Çalışarak, hissene düşen rızkı arayıp bulursun. Bir sadakanın yerine on misli ile mukabele edildikten sonra, çalışana karşılığı verileceğine hiç şüphe yoktur. Cehennem azâbı hak olduktan sonra, günah işlemeye cesaret edilir mi? Bütün işler, Hak teâlânın takdiri iledir. Sen fakir olup başkalarının zenginliğine canının sıkılmasının ne faydası olur?)

Bunları dinleyip kabul eden kimseye, nasihat olarak bu kadar yeter. Dinlemeyenlere bunun gibi bin türlü nasihat eylesen faydası olmaz. Çünkü nasihatların hemen hepsi bunların içinde toplanmiştir.

187 – Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Hak teâlâ, çalışan bir kuluna rızkı az verse, o kul ağlayıp bağırmasa ve böylelikle fakirliğine sabır eylese, Hak teâlâ hazretleri, meleklerine karşı, bu kul ile iftihar eyler ve buyurur ki ey benim meleklerim! Sizler şahit olun, bu kulumun her bir lokmasına Cennet-i alada bir köşk ve bir derece ihsan eylerim.)

 188 – İnsanlara daima iyi muamelede bulun! Gördüğün küçük, büyük her müslümana müslüman selamı ver! İnsanlarla iyi geçin ki öldükten sonra seni yad etsinler ve hayır duâ  ile ansınlar. Bir kimse, bir mümin kardeşine, (Selamün-aleyküm)  diyerek müslüman selamı verse, on sevap yazılır. (Esselamü-aleyküm ve rahmetullah)  derse, 20 sevap yazılır. (Ve aleyküm selam)  diye cevap verene, on sevap yazılır. Selam verene, cevap vermek farzdır.

(Merakı’l-felah) da, namazın müfsitlerine başlamadan diyor ki: (Başı veya bedeni eğerek selam vermek mekruhtur. Yalnız el ile selam vermek ve eli başına kaldırarak vermek de mekruhtur. Ağız ile ve el ile birlikte vermek mekruh değildir. Gelen büyüğe karşı ayağa kalkmak, gelen böyle yapılmasını sevmezse, mekruh değildir. Severse, kendisine mekruh olur. Şerrinden korkup kalkana mekruh olmaz. Giderken kalkmak da böyledir. Âlimin ve âdil sultanın [salih olan hükümet adamlarının], ananın, babanın elleri öpülür.)

189 – İşlerinde acele etme ve hemen karar verme! Acele ile verilen kararlara şeytan karışır. Hadis-i şerifte, (Acele şeytandandır. Teenni Rahmandandır)  buyuruldu. Nefsin istediği bir şey hatırına gelince, şeytan, (fırsatı kaçırma, hemen yap) der. O da, yapar. Kalbe gelen şeyi yapmaktan Allahü teâlâ razı olur mu düşünmeli, sevap mı, günah mı olacağını anlamalı. Günah değil ise, yapmalıdır. Böylece, teenni etmiş, yani acele etmemiş olur. Yalnız 5 yerde acele etmek lazımdır:

1- Misafirin gelince, önüne yiyecek getir!

2- Hasbel beşer bir günah işleyince, hemen tövbe, istiğfar eyle!

3- Her 5 vakit namazını, vakit geçmeden, acele, yani erken kıl!

4- Kız veya oğlan çocuklarına, din bilgilerini ve namaz kılmasını öğret! Buluğa erişince, geciktirmeden evlendir!

5- Ölen şahsın defnedilmesinde acele eyle! [Fakat bunun için, 5 vakit namazın sonundaki ayetel kürsü ve tesbihleri terketme!]

190 – Hiçbir günahı işleme! Allahü teâlânın gazabı hangi günahta olduğu belli değildir. Sevap olan işlerin hepsini işlemeye çalış! Zira, Hak teâlânın rızasının hangi amelde olduğu belli değildir.

191 – İki günahtan çok kork! Birisi, emrinde olan insanlara zulmetme! En büyük zulüm, onların İslam bilgilerini öğrenmelerine, ibadet yapmalarına mâni olmaktır. İkincisi, din ve dünya yolunda hain olma! Her günahtan kork! Bir kimse, bir günah işlemek istese, fakat Allahü teâlâdan korkarak ondan vazgeçse, Hak teâlâ o kimseye Cennet-i alada bir köşk ihsan eder. Bir müslüman, sana zarar verirse, sen ona iyilik et! Hiç kimsenin ayblarını yüzlerine vurma!

192 – Elinden geldiği kadar yolları ve sokakları, camileri tamir et ve düzen içinde sakla, temizliklerine dikkat eyle!

 

194 – Gıybet günahından kendini çok koru! [Gıybet, bir müslümanın gizli günahlarını ve açık kusurlarını arkasından söylemek demektir. Pervasızca ve aşikare yapılan günahları ve bilhassa dini bozmak, müslümanlığı değiştirmek isteyen dinde reformcuları meydana çıkarmak gıybet değildir. Bunları müslümanlara haber vermek lazımdır.] Gıybet yapmakla, günahların arttığı gibi, sevapların mahv olur. Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki (Gıybet yapmak, zinâdan daha ağır bir günahtır.)

 195 – Sakın, yalan söyleme ve yalan yere yemin etme! Zira, yalan yere yemin edenlerin nesli kesilir. [Yemin hakkında, Arapça (Fetava-i Hindiye)  kitabında geniş bilgi verilmiş, hangi sözlerin yemin etmek olduğu ve hangi sözlerin yemin olmadığı uzun bildirilmiştir.] Riya, gösteriş yapma! Yalan yere sofuluk satma! Nasıl isen, öyle görün! Sende olmayan bir şeyi var gibi gösterip, kendine bühtan eyleme! Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Kendini âlim gösteren cahiller, Cehenneme gideceklerdir.)

 Bir müslümanın aybını meydana çıkarmaya çalışma, kimsenin gizli hallerini araştırma! Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Miraç gecesi bir takım insanlar gördüm ki çok feci ve elim bir şekilde kendi kendilerine azap ederler. Cebrâil aleyhisselâma sordum ki ya Cebrâil, bunların günahı nedir? Niçin böyle kendi kendilerine azap ederler? Cebrâil aleyhisselâm dedi ki bunlar başkalarının ayblarını meydana çıkaranlardır.)

 Musa aleyhisselâm, Tur-i Sina’da Hak teâlâya sordu ki (Ya Rabbi! Başkalarının ayblarını meydana çıkaranların cezası nedir?) Hak teâlâ buyurdu ki (Tövbesiz giderlerse, yerleri Cehennemdir.)  İmam-ı Gazali buyuruyor ki günahların büyüğü 3 tanedir. Bunlar:

1- Bahilliktir.

2- Hased yapmaktır.

3- Riyadır.

Bahil, hasis, cimri demektir. Bahillik şudur ki bir kimse bir iş için sana muhtaç olur da sen kıskanıp, o şeyi ona öğretmezsin. [Bahillerin en fenası müslümanlara emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayanlardır. Onlara dinlerini öğretmeyenlerdir. Veya yanlış öğretenlerdir.] Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurur ki: (Bahil olanlar, her ne kadar zahid olsalar da Cennete giremezler.)

 Hased ise, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. [Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek hased olmaz. Buna gıbta etmek, imrenmek denir. Günah değildir.]

Sultan-ı Enbiya “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Hased, ateşin odunu yediği gibi, Hasenâtı  [yani iyilikleri] yer.)

 Riya ise, namaz, oruç, sadaka ve yol, camii şerif yaptırmak gibi hayırlı amelleri, insanlar görsün de beğensinler diye yapmaktır. İşte böyle bir maksatla yapılan işlerin hepsi riya faslına dâhildir. Riya, küçük şirktir. Tövbe etmedikçe, katiyen affolunmaz. İlmi ile amel etmemek, amelinde salah ve ihlas olmamak ve din âlimlerine, ibadet edenlere, ezana, mübarek günlere kıymet vermemek de şakavet alâmetidir.

196 – Ey Oğul! Şakilerin alâmeti sende bulunmasın! Bu alâmetlerin evveli, zulmetmektir. Zulüm 3 kısımdır:

1- Allahü teâlâya âsî olmak.

2- Zulüm eden kimselere yardım etmek.

3- Kendi emri altında bulunanlara, eza, cefa etmek. Onların ibadet yapmalarına mâni olmak.

Bu 3 fili işliyenlerin varacağı yer, nihayet Cehennemdir.

Tenbih:  Allahü teâlâya âsî olmak 2 türlüdür:

1- Allahü teâlânın emirlerini, yani farzları yapmamaktır. Farzları, vazife kabul etmeyenler kâfir olur. Vazife bilip, tembellikle yapmayanlar, yani kaza etmek, ödemek fikrinde olanlar, Hanefi mezhebinde, kâfir olmaz. Fakat en büyük günah olur.

2- Hak teâlânın men’ ettiğini, yani haramları yapmaktır. Haramdan kaçmayı vazife bildiği hâlde, nefsine uyarak yapan ve sonra üzülenler kâfir olmaz. Haram işliyen müslümanlara (fasık),  âsî denir. Haram işlemeyenlere ve farzları yapanlara (salih)  [iyi insan], mütteki denir. İttikanın, yani haramdan kaçmanın sevâbı, farzları yapmanın sevâbından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. Haramların miktarı çok değildir. Mesela, adam öldürmek, gıybet [arkadan çekiştirmek], zina etmek, kadınların, kızların başları, kolları, bacakları açık sokağa çıkmaları, hırsızlık, yalan, içki içmek, kumar oynamak, altın, gümüş kullanmak, erkeklere de kadınlara da haramdır. Yalnız ev içinde süs için takmak kadınlara caizdir. Erkeklere yalnız gümüş yüzük caizdir. Gümüşten başkası haramdır.

Geçti gençlik, tatlı bir rüya gibi, ey çeşmim zar!
Beni mecnun etti girye, meskenim olsun mezar!

 197 –

198 –Şafii mezhebinde abdest ve namaz

199 –  Maliki mezhebinde abdest ve namaz

200 – Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Bir müslümanda 3 şey bulunmazsa, ehl-i Cennettir:

 1- kibir,  2- Hased,  3- Hıyanet.

 Her musibete ve belaya sabır etmek, şikayet etmemek lazımdır. Zira, sabrı bulunmayan insanların dinleri kolaylıkla helak olur. Derd ve bela çekenlere sevap olmaz. Derd ve belalara sabredenlere, bunları Allahü teâlâdan bilip, Ona yalvaranlara sevap vardır.

201 – Bir müslüman:  Dünyada aziz, ahirette said olmasını isterse, kendisinde şu 3 huy bulunsun:

1- Mahlukattan hiçbir şey beklememek.

2- Müslümanları [ve zimmi kâfirleri, ölmüş iseler de] gıybet etmemek.

3- Başkasının hakkı olan bir şeyi almamak.

Allahü teâlâ 3 şeyi çok sever:

1- Cömertlik.

2- Korkmadığı kimsenin yanında doğruyu söylemek.

3- Gizli yerlerde de Allahü teâlâdan korkmak.

Allahü teâlâ, Tur-i Sinata, Musa aleyhisselâma buyurdu ki: (Bir kimseye, Hak teâlâdan kork deseler, o kimse de Allahtan korkmayı bana mı öğretiyorsun, sen Allahtan kork derse, en fenâ insan odur.)

 202 – Kimsenin günahını başına kakma! Müslüman olsun, kâfir olsun, bir kimsenin hakkını alıp da tövbe etmeyip onunla helallaşmazsan, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” sana lanet eder. Ana-babanın ve dinini öğreten hocasının meşru olan emirlerine âsî olanlar da mel’undur. Allahü teâlânın rızasının gayrine, mesela falanca kimseye diyerek kurban kesenler de bu lanet halkasına dahildirler. Kızına zina ettiren, çıplak gezdiren, evlatlarına imanı, haramları öğretmeyen babalar ve analar ve Allahü teâlâdan başkasına ibadet ve secde edenler de mel’undurlar.

[Abdülgani Nablüsi “rahime-hullahü teâlâ” (Hadika) da el ile yapılan günahları anlatırken diyor ki: (Zor ile gasp edilen ve rüşvet olarak alınan, çalınan mallara ve kendinde emanet olan malları ticarette kullanarak elde edilen kara ve Dar-ül-harpte yani kâfir memleketlerine gidenin [tüccarın, seyahın], kâfirlerden, rızaları olmadan aldığı mala, (Mal-ı habis)  denir. Bunları kullanması haram olur. Sahiplerine geri verilmeleri, sahipleri bilinmiyorsa, fakirlere sadaka verilmeleri lazım olur. Başkasının [ve yetimin] mülkünü, ondan izinsiz kullanmak haramdır.) Müslüman, Dar-ül-harbdeki kâfirlerin bile mallarına, canlarına, ırzlarına dokunmaz. Nakil vasıtalarının ücretlerini öder. Kimseye hiyanet etmez.]

Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Bir kimse, birine su verse ve o da, ona karşı bir temenna etse, eğilse, Allaha ortak koşmak olur.)  Yine buyurdu ki: (El kaldırarak selam vermek ve Allahtan başkasına yemin eylemek de şirktir.)  Mesela, (babanın canı için) diyerek yemin etmemelidir.

[Yukarıdaki hadis-i şerifte, el kaldırarak selam vermenin şirk olduğu bildirildi. Hanefi mezhebinin büyük âlimleri yani ictihad makamına yükselmiş olan âlimler buna benzeyen hadis-i şerifleri karşılaştırmışlar, hanefi mezhebinin usûl ve kavaid-i mezhebiyesine göre incelemişler. Bu hadisin mensuh olduğunu anlamışlardır. Uzakta olana, yalnız el kaldırarak selam vermenin mekruh olduğunu, söz ile ve el ile birlikte selam vermenin kerahetsiz caiz olduğunu anlamışlardır. Bunun gibi, İbni Abidinde namazın mekruhları sonunda yazılı hadis-i şerifte, (Namazlarınızı nalın ile kılınız. Yahudilere benzemeyiniz!)  buyuruldu. Halbuki fıkıh âlimleri, ayakları örtülü kılmanın sünnet, ayakları açık olarak kılmanın mekruh olduğunu bildirdiler. Yine bunlar gibi, Hadika’nın 2. cildi, 581. sayfasında, (Saçını, sakalını siyaha boyayanlar, Cennet kokusunu bulamazlar)  hadis-i şerifini bildirdikten sonra, âlimlerin hepsi, siyaha boyamak mekruhtur dedi. Caiz diyenler de oldu. (Mebsut) da böyle yazılıdır. Hazret-i Osman ve hazret-i Hüseyin ve Ukbe bin Âmir ve İbni Sirin ve Ebû Bürde ve başkaları “rahime-hümullahü teâlâ” siyaha boyarlardı diyor. Hadika, 2. cilt, 582. sayfada diyor ki (Saç, sakal boyamakta, bulunduğu yerdekilerin adetlerine uyulur. Bulunduğu şehrin adetine uymamak, şöhret olur. Tahrimen mekruh olur.) (Mişkat) daki hadis-i şerifte, (Müşriklere muhalefet edip, sakalınızı uzatınız!)  buyuruldu. Halbuki Hadimi “rahime-hullahü teâlâ” (Berika) nın 1229. sayfasında, (Sakalı kazımak sünnete muhalefet olur. Emr-i vücubi olsaydı, haram olurdu. Sakalı bir kabza [bir tutam] uzatmak sünnettir. Bundan kısa yapmak ve kazımak caiz değildir. Bazı kimseler, sakalını kazıyanın veya kısaltanın imam olması caiz olamaz. Yalnız kıldığı namaz da mekruh olur. Bu kimse mel’undur, diyorlar. Bu sözlerini (Tahavi) den aldıklarını bildiriyorlar. Böyle sözler doğru değildir) diyor. Ehl-i kitaba [yani yahudilere, hıristiyanlara] ve müşriklere, muhanneslere [yani kötü oğlana] benzemek şiddetle men’ olunmaktadır. Tahtavinin, (Merak-ıl-felah) haşiyesi 185. sayfasında, (Ehl-i kitaba benzemenin dereceleri vardır. Yemek, içmek gibi adet olan zararsız şeylerde benzemek caizdir. Kötü, zararlı şeylerde teşebbüh kasıt ederek benzemek haramdır. Teşebbüh kasıt etmezse caiz olur) diyor. Kâfirlerin dinlerine mahsus olup kâfirlik alâmeti olan şeylerde, kasıt olmadan da benzemek küfür olur. Faydalı dünya işlerinde benzemek caiz, hatta sevap olur.]

203 – Hiç kimseye lanet eyleme. Zira, lanet ettiğin adam lanete müstehak değil ise, yaptığın lanet sana döner.

Hayvanata dahi lanet eyleme! Zira, melekler, sana lanet ederler. Namazı terkedene, yüzüne karşı da, arkasından da lanet edilir. Zira, farz olan namazı özürsüz terkeden, 4 kitapta da mel’undur. Elinden geldiği her zaman emr-i maruf eyle, yani İslamiyetin emirlerini söyle, fenâ şeylerden men’ et! Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Ahlak-ı zemime  [yani fenâ ahlak] olan 4 şeyden vazgeç, onlardan çok sakın:

1- Çok mal toplayıp, yememek.

2- Hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya sarılmak.

3- Bahil olmak  [yani, cimri olmak].

4- Haris olmak.)

 İnsanda haya olmak, iman nişanıdır. Hayasızlık, küfrü mucibdir. Haya, evvela Allahü teâlâya karşı olur.

204 – Herhangi bir işini, bahil, yani hasis kimselere danışma! Çünkü, seni sonra insanlar arasında rezil ve rüsva eyler. Salih kimse ile meşveret et! Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için çalışana (Salih kul)  denir.

SABIR FASLI

205 – Sabır, derd ve elemi şikayet etmemektir. Derd ve elemden kurtulmak için. 3 şeye sabredersen, büyük derece kazanırsın:

1- Herhangi bir belaya sabır etmenin 300 sevâbı vardır. Belaya çare, deva aramak, duâ  etmek, sabır sevâbını azaltmaz.

2- İslam bilgilerini öğrenirken zahmet çekmeye ve ibadetleri yapmaya sabır etmeye, Cennette 600 derece verilir.

3- Günah işlememek için sabır etmek.

Nefsin arzularına sabır etmenin 700 derecesi vardır. Musibet için de her nefesi için ayrı bir derece ve sevap alır. Malın, evladın gitmesi büyük musibet olup bunlara sabredenleri, Allahü teâlâ, terazi başına getirmeye haya ederim, buyuruyor.

206 – Ölümden korkma! Ve ölümü isteme! Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Ölümü hatırlayınız ve duâ  ederek deyin ki: Ya Rabbi! Hakkımda ölmek hayırlı ise, beni öldür, çok yaşamak hayırlı ise beni yaşat!)

 Cenazelerde hizmet etmekte bulun! Allah rızası için cenazenin mezarına bir kürek toprak atıver! O attığın toprak, kıyamette terazine konacaktır.

KABİR ZİYARETİ FASLI

207 – Ey Oğul! Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Bir müminin kabrini ziyaret eyleyen, Hak teâlâ huzurunda nâfile bir hacdan ziyade sevaba nail olur!)  Allahü teâlânın rızası için, (Ayetelkürsü), (Fâtiha) ve (Kulhüvellahü)yü oku ve sevâbını mevtaların ruhlarına bağışla! Duanı bütün müminlerin ruhlarına şamil et! Bütün ölülerin adedince sevap alasın.

208 – (Vehhâbîlik) denilen fırkayı, Abdülvehhab oğlu Muhammed adında Necdli bir kimse vasıtası ile ingilizler kurdu. Bu alçak adam, 1206 [m. 1791] da öldü. İngiliz planlarını yaymak için çeşitli kitaplar yazdı. (Kitabü’t-tevhid)  kitabını, torunu Abdurrahmân şerh ederek (Fethu’l-mecid)  adını verdi. 1258 [m. 1842] de öldü. Bu şerhin çeşitli yerlerinde diyor ki (Ölüde his yoktur. Ruhu da ind-i ilâhîdedir. Mülhidler, ervah tasarruf ederler diyerek, ölülerden yardım, şefaat istiyorlar. Bu hareketleri şirktir. Melek, Nebî, Velî, kimseye yardım edemezler. Ölü, ya hazret-i Hüseyin gibi Cennet nimetlerindedir, yahut, Ticani müşriki ve habisi gibi veya Muhyiddin-i Arabî ve Ömer ibnül Farıd putları gibi azaptadırlar. Kendilerine yapılan dualardan haberleri olmaz. Ölü işitir, yardım eder diyenler, dinden imandan çıkıyorlar. Allahın izin verdiği kimse, şefaat olunmasına izin verilene şefaat edecektir. Ölüye duâ  etmekle, yalvarmakla izin verilmez. Mısır halkının en büyük tanrıları olan Ahmed Bedevi’nin ne olduğu belli değildir. Ölülerin mezarlarına türbe yapmak, tazim etmek şirktir. Abdülkâdir Geylani, kendine yalvaranı işitir, yardım eder diyorlar. Bu sözleri küfürdür. Bunların türbeleri birer puthanedir. Hepsini yıkmak vâciptir.) diyorlar.

Yukarıdaki yazılar gösteriyor ki vehhâbîlik fırkasının zuhuru, sonra (Süudi Arap) devletinin kurulması, ingilizlerin İslamiyete hücumlarının bir zaferi oldu. Bunlar Ehl-i sünnete, yani bize kâfir diyorlar. (Türbeler bidattir. Resûlullah zamanında türbe yoktu. Sonradan yapıldı) diyorlar. Bunlara deriz ki biz (Ehl-i sünnet) mezhebindeyiz. Bizim itikadımıza göre, (Edille-i şer’iyye)  4’tür. Yani din bilgilerinin kaynağı 4’tür. Bu 4 kaynak, kitap, sünnet, kıyas-ı fukaha ve icmaı ümmettir. Kitap, Kur’ân-ı Kerîmdir. Sünnet, hadis-i şeriflerdir. Kıyas-ı fukaha, 4 mezhebin fıkıh kitaplarıdır. İcmaı ümmet, ilk 2 asrın âlimlerinin söz birliğidir. Bu alimlerden, hiçbiri, türbelere karşı bir şey demedi. Fıkıh kitapları, türbelerin caiz olduğunu yazıyorlar. Şu hâlde, türbe yapmak ve türbe ziyaret etmek dinimizde yasak değildir. Vehhâbîler inkar ediyorlar. İslam dini, vehhâbî cahillerinin ve dinde reformcu denilen mezhepsizlerin sakat mantıkları, sapık düşünceleri ve yaldızlı sözleri değildir. İslam dini, (Edille-i şer’iyye) den elde edilen bilgilerdir. Vehhâbîliğin kurucusu Muhammedin kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab, Ehl-i sünnet alimi idi. Kardeşinin tuttuğu yolun bozuk olduğunu bildirmek ve müslümanların ona aldanmalarını önlemek için çok kitap yazdı. (Savaiku’l-ilâhiye firreddi-alel-vehhâbîye)  kitabında vehhâbîlere cevap vermekte, yollarının yanlış olduğunu ispat etmektedir. 6. sayfasında diyor ki (Evet, vehhâbîlerin şeyhul-İslam ismini verdikleri ve yazılarını senet olarak aldıkları İbni Teymiyye ve talebesi İbnülkayyım Cevziyye, gaib olandan ve ölüden yardım istemek, onun için adak yapmak veya Allahtan başkası için kurban kesmek, kabri öpmek, toprağını alarak bereketlenmek haramdır dediler. Şirk-i ekber demediler. Hiçbir âlim, böyle yapan müşrik olur demedi. 4 mezhep âlimleri, küfre sebep olan şeyleri uzun yazdılar. Böyle yapanın mürted olacağını hiçbiri bildirmedi. Böyle yapanların müslüman olduklarını bildirdiler.) Yusuf Nebhani “rahime-hullahü teâlâ” (Şevahid-ül-hak) kitabının 141. sayfasında diyor ki Şâfiî âlimlerinden Şihabüddin Remli “rahime-hullahü teâlâ” fetvasında buyurdu ki (Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” öldükten sonra mucizeleri, Veliler de “kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz” öldükten sonra kerametleri devam eder. Bunun için, öldükten sonra da bunlara istigase, tevessül edilir.) Abdülhay Şernblali de, Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ile ve Evliya “kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz” ile tevessülün caiz olduğunu uzun ispat etmektedir. İbni Abidin “rahime-hullahü teâlâ”, 1. cilt sonunda buyuruyor ki (Âlimlerin, Seyyidlerin, Velilerin, umuma vakıf edilmiş olmayan yerdeki kabirleri üzerine türbe yapmak caizdir.) 5. ciltte lebs faslında diyor ki (Evliyanın, salihlerin kabirleri üzerine, sanduka, örtü, sarık sarmak mekruh denildi. Bize göre, meyyite tazim ve hürmete sebep olmak, hakaret edilmemek, gafillerin edebli olmaları için, bunlar caizdir. Ameller niyete göredir.) Vehhâbîler, Kur’ân-ı Kerîme ve hadis-i şeriflere yanlış mânâ veriyorlar. Kendi anladıklarına inanmayanlara kâfir diyorlar. [(Fethu’l-mecid) adındaki vehhâbî kitabında yazılı olan yalanlara ve iftiralara, vesikalarla uzun cevaplar verilmiş, kitabın yazarı rezil edilmiştir.]

[Tenbih:  İbni Abidin “rahime-hullahü teâlâ”, bagileri anlatırken diyor ki (Harici denilen kimseler, şüpheli olan (birkaç mânâ çıkarılabilen) delilleri tevil ediyorlar. Yani bazı âyet-i kerimelere ve mütevatir olan hadis-i şeriflere, açık ve meşhur olmayan mânâlar veriyorlar. Hazret-i Alinin “radıyallahü teâlâ anh” askerinden ayrılarak ona karşı harp edenler böyle idi. Hakim ancak Allahtır. Hazret-i Ali, iki hakemin hükmüne uyarak, hilafeti Muaviye’ye “radıyallahü teâlâ anh” bırakmakla büyük günah işledi, dediler. Onunla harp etmelerine bu yanlış tevilleri sebep oldu. Kendileri gibi inanmayanlara kâfir dediler. Hariciler ve vehhâbîler gibi, şüpheli delilleri yanlış tevil ederek, kati delile uymayan iş yapanlara, müctehid olan fıkıh âlimleri kâfir demediler. Bagi, âsî, bidat ehli olduklarını söylediler. Türkçede sapık, denilmektedir. Delillerde kati, (açık olarak) anlaşılan tek bir manaya inanmayan ise kâfir olur. Âlemin yok olacağına, ölülerin tekrar dirileceklerine inanmamak böyledir. Ali ilahtır, Cebrâil vahiy getirirken yanıldı diyen de kâfir olur. Çünkü bu sözler, tevil ederek, ictihad için uğraşarak anlaşılan mânâlar değildir. Nefse uymaktandır. Hazret-i Aişe’yi “radıyallahü teâlâ anha” kazf eden [yani kötüleyen] ve babasının “radıyallahü teâlâ anh” sahabi olduğuna inanmayan da kâfir olur. Çünkü ikisi de, Kur’ân-ı Kerîmde açık olarak bildirilen delili inkardır. Fakat, hazret-i Ebû Bekr ile hazret-i Ömer’i seb eden ve halifeliklerine inanmayanın tevili varsa, kâfir olmaz. Müslümanların mallarına, canlarına saldırmak gibi kati açık olan haramlara tevili olmadan helal diyen kâfir olur. Kitaptan ve sünnetten, şüpheli bir delili tevil ederek söyleseydi, kâfir olmazdı.)

Görülüyor ki müslüman olduğunu söyleyip ibadetlerini yapan, yani (Ehl-i kıble) denilen bir kimsenin Ehl-i sünnete uymayan bir inanışı, mânâsı açık olan bir delili inkar olursa, tevil ile olsa da, olmasa da küfür olur. Buna (Mülhid) denir. Bu inanış, açık olmayıp, şüpheli olan bir delili inkar olursa veya açık delile uymayan bir iş ise, tevili varsa, küfür olmaz. Bidat olur. Tevilden haberi olmayıp, bidat sahibi âlimleri taklit ile veya nefse uyarak, dünya çıkarları için ise, yine küfür olur.

İster Ehl-i sünnet olsun, ister bidat sahibi olsun, dinini dünya çıkarlarına alet eden, yani dünyalığa kavuşmak için dininden veren cahillere, (Din yobazı) denir. İmanı olmadığı hâlde, müslümanları aldatarak imanlarını yok etmek, İslamiyeti içerden yıkmak için, müslüman görünüp, küfre sebep olan şeyleri ispat etmek için, delilleri yanlış tevil edene, (Zındık) denir. Kendisini müslüman ve fen adamı tanıtıp, dini, imanı bozan şeyleri fen bilgisi diyerek söyleyen yalancı kâfirlere, (Fen yobazı) denir. Fen yobazlarının da zındık oldukları evvelki maddelerde bildirilmişti. Fen yobazları, ittihatçılar tarafından, Tanzimatın ilanından beri, ingilizlerden, masonlardan para, mevki gibi menfaatler sağlayarak, İslamiyete saldırmışlardır. Hakiki İslam âlimleri, din yobazlarına, kuvvetli cevaplar vererek onları susturmuşlar, müslümanları bunların şerlerinden kurtarmışlardır. Fen yobazları ise, İslam düşmanı, ilerici denilen devlet adamlarından yardım görmüşler, istediklerini çekinmeden söylemişler ve yazmışlar, birbirlerini överek, yalanlarının yayılması kolay olmuş, İslamiyete daha çok zarar vermişlerdir.] İslam bilgilerinde âlim olan bidat sahiplerine ve mülhidlere ve bunların yolunda olan cahil taklitçilere, (Mezhepsiz) denir. Mezhepsizler ve iman hırsızları olan zındıklar, (Dinde reformcu) olarak ortaya çıkmaktadırlar. İcma, delil değildir diyen kâfir olmaz. Bidat sahibi olur. Hariciler, şiîler, vehhâbîler böyledir. Bunların icmaa muhalif sözleri küfür olmaz.

209 – Adetler, (Delil-i şeri) olamaz. Din, adetlere tabi olamaz. Adetlerin, modaların İslamiyete uygun olması lazımdır. Bir işin İslamiyete uygun olmasını sağlamak için, bu iş ile ilgili çeşitli kaviller varsa, bunlardan zamana ve şahsa uygun, elverişli olan kavle uygun olması sağlanır. (Ahkâm zaman ile değişir) sözünün bu demek olduğu, (Berika da, fitne bahsinde yazılıdır.

210 – Çocuklarına dinlerini, imanlarını öğretmek, kul hakkıdır. Yarın öğretmeye vakit bulamazsın.

 

KİMLER CEHENNEME GİDECEKLER?

ZEKAT VERMEK

 

YARDIM DERNEKLERİ

 

HİBE BAHSİ

 

PİYANGO, KUMAR, KURA

 

217 – Büyük fıkıh alimi İbni Abidin “rahime-hullahü teâlâ” (Ukudü’d-dürriye)  fetva kitabında diyor ki:

Bir mescide vakıf veya hediye edilen mumun yarıdan azı kalsa, imamın, müezzinin alıp evine götürmesi adet olan yerlerde almaları caiz olur.

Tarladan alacağı mahsulün belli kısmını Ömer’e vereceğini vaat edince, vermesi lazım olmaz. Verirse, iyi olur.

Yabancı kadınla bir yerde yalnız kalmaya (Halvet)  denir ki haramdır. Fakat, borclusu kadın kaçarsa, arkasından evine girip, borcunu almak, ihtiyar kadınla kalmak ve aralarında perde olunca kalmak caiz olur.

Erkeğin, nikah ile alması ebedî haram olan kadınların, mesela zevcesinin annesinin ve büyük annelerinin ve kendi halasının, teyzesinin ve anası, babası halalarının, teyzelerinin başlarına, kollarına ve bacaklarına şehvetsiz bakması caizdir. Süt ile akraba da, neseb ile akraba gibidir. [Ahiret kardeşi, böyle akraba değildir.]

Çalgı ve oyun aletlerini satmak, satın almak ve bunları ve çalgıcı, şarkıcı insanları ve zina eden kadını kira ile tutmak caiz değildir.

Evliyanın kabirlerine örtü, sarık koymak, üzerlerine türbe yapmak, cahilleri, gafilleri edebli, terbiyeli yapacağı için caizdir. Onların mübarek ruhları, kabirlerinde hazır olurlar. Burada edebli, terbiyeli bulunanlar, ruhlarından feyiz, bereket alırlar. [Sanduka, türbe yapmak, örtü, sarık koymak, ölüler için değildir. Dirilerin edebli olarak feyiz almaları, faydalanmeleri içindir. Görülüyor ki bunlar, ölü için değil, diriler için yapılmaktadır.]

Dirilerin yaptığı duaların ölülere fayda vereceğini, âlimler söz birliği ile bildirmişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm okuyup da sevâbını ölülerin ruhlarına gönderince, onlara fayda vereceğini 3 mezhep âlimleri bildirmiştir.

Kandil, bayram gecelerinde minarelerde ve başka yerlerde fazla ışık yakmak caiz değildir.

Kadının güzelliğini ve başka haram şeyleri bildiren şarki bunları teganni haramdır.

Âlimin, delillerini bilerek [dine hizmet niyeti ile] mezhep değiştirmesi caizdir. Cahilin, dünyalığa, şehvetine kavuşmak için başka mezhebi taklit etmesi caiz değildir, mekruhtur. Âlimin böyle yapması haramdır. Bulunduğu mezhebin fıkıh bilgilerini öğrenmesi güç olan kimsenin, öğrenmesi kolay olan mezhebe geçmesi vâcip olur. Zira, 4 mezhepten birinin fıkıh bilgilerini öğrenmek, cahil kalmaktan hayırlıdır.

Fenâ kokulu şey yiyenlerin ve üstü, başı, yarası fenâ kokanların camilere ve toplantılara girmeleri caiz değildir.

Biti, akrepi ve her hayvanı diri iken yakmak caiz değildir. İçinde karınca bulunduğu zan olunan odunu [bir yere çarparak silkeledikten sonra] yakmak caizdir. Kuduz köpek gibi zararlı hayvanları eziyet etmeden öldürmek caizdir. Başka çare olmayınca yakmak caiz olur. Zarar vermeyen hayvanları öldürmek mekruhtur.

Kabul edeceği zan olunan kimseye emr-i maruf yapmak vâciptir. Kul hakkıdır.

Hadis-i şerifte, (Sakalınızı uzatarak ve bıyığınızı kırkarak müşriklere muhalefet ediniz!)  buyuruldu. Üstü, başı, elbisesi temiz, güzel olanın sözü, nasihatı, tesirli, kıymetli olur. Böyle olmak sünnettir. Bunun için, bıyığın kısa olması sünnettir. [İbni Abidin “rahime-hullahü teâlâ” (Redd-ül-muhtar) da, orucun mekruhlarında diyor ki (Hadis-i şerifte (Sakalı uzatın!)  buyuruldu. Bu emir, sakalı bir tutamdan kısa yapmayın ve kazımayın demektir. Sakalı bir tutam, yani 4 parmak eninde uzatmak sünnettir. Fazlasını kesmek de sünnettir. Bir tutamdan kısa olmasına hiçbir âlim izin vermemiştir. Bir tutam, çeneyi alt dudak kenarından avuçlıyarak ölçülür. Kazımak da, yahudilere ve mecusilere benzemek olur.) Kâfirlerin kötü işlerini taklit etmenin mekruh olduğu, namazın mekruhlarında yazılıdır. Zamana uymak için kazımak mekruhtur. Sakalı, kadınlara benzemek için kazımak haramdır. Özür ile kazımak caizdir. Bazen fitneye sebep olmaması için kazımak lazım olur. Sakalı bir tutamdan kısa yaparak, sünnet olan sakalı uzattığını zannetmek bidattir. Bidat işlemek haramdır. Büyük günahtır. Böyle kısa sakalı bir tutama kadar uzatmak vâcip olur.]

Peygamberimizin “sallallâhü aleyhi ve sellem” dedeleri, nineleri, Âdem aleyhisselâma kadar, hep mümin idi. Maliki âlimlerinden Ebû Bekr Arabî “rahime-hullahü teâlâ”, (Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” mübarek babası Cehennemdedir diyen mel’undur) buyurdu. Bu, itikad meselesi değildir. Kalp ile bir ilgisi yoktur. Resûlullahı “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” incitecek şey söylemek caiz değildir.

Müctehid bulunmadığı zamanda, evvelce vefat etmiş olan müctehidin fetvası ile amel etmek caizdir. menfaati olan bir şeyin haram olduğu bildirilmemiş ise, o şey mubah olur. Zararlı olan şeyi yemek, içmek haramdır. menfaati ve zararı bilinmeyen şeye helal denir. Bunun için, tütün içmeye haram dememelidir. Hem de, dinde bidat değildir. Adette bidattir. Bazı kimselere zarar verirse, yalnız bunlara zarar verecek miktarda içmek haram olur.

Bir şeyin, zamanın, yerin uğursuz olması, yahudilikte vardır. İslamiyette uğursuzluk yoktur. Cahillerin sünnet veya vâcip sanacakları şeyi yapmak mekruh olur.

Avamın, yani cahillerin fıkıh kitaplarına göre amel etmeleri lazımdır. Âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden hüküm çıkarmaları caiz değildir. Fıkıh kitaplarına uymayan bir âyet-i kerime veya bir hadis-i şerif görülürse, bunun mensuh veya tevilli, yahut mercuh olduğu anlaşılmalıdır. Bunun için, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin “rahime-hullahü teâlâ” bir sözü, bir hadis-i şerife uygun olmazsa, bu hadis-i şerifi bilmiyormuş demek caiz değildir. Çünkü, bu hadisi işitmiş, fakat sahih olduğuna inanmamış veya tevil edilmesi lazım olduğunu anlamıştır demelidir. [Bu satırlar, (Berika) nın 94. sayfasında de yazılıdır. Vehhâbîlerin, Seyyid Kutubcuların ve Tebliğ-i cemaatcı denilen mezhepsizlerin yanlış yolda ve haksız olduklarını göstermektedir.]

Caizdir demek, sahih olur, helal olur demektir.

Bağlı olduğu mezhebe sâdık olmak, her işini mezhebine uygun yapmak vâciptir. Fakat, taassup caiz değildir. Taassup, diğer 3 mezhebi haksız bilmek, onları incitmektir. Çünkü, 4 mezhebin her biri haktır, doğrudur.

[Bir mezhepte bulunan, diğer 3 mezhepteki müslümanları kardeş bilir. Onları incitmez. Birbirlerini severler, yardım ederler. Allahü teâlâ, müslümanların imanda birleşmelerini, Ashâb-ı kirâm gibi inanmalarını emrediyor. Ashâb-ı kiramın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” imanlarını öğrenip, kitaplarına yazanlara, (Ehl-i sünnet)  denir. Bütün müslümanların, Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” bildirdikleri gibi iman etmeleri lazımdır. Sonradan çıkan selefiye ve mezhepsizlik inanışlarının bozuk olduğunu bilmemiz lazımdır.

İnanışları birbirine uymayan ve Ashâb-ı kiramın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” inanışlarına hiç benzemeyen kimselerin birleşmeleri, kardeş olmaları düşünülemez. Müslümanları aldatmak için, kendi felaket yollarına sürüklemek için, kardeşlik maskesi altında bölücülük yapıyorlar.

Bütün müslümanların tek ve doğru olan Ehl-i sünnet inanışında birleşerek Allahü teâlânın emrine uymaları, bu ortak inanışın hâsıl edeceği rahmet-i ilâhiyeye, kardeşliğe, sevişmeye kavuşmaları lazımdır. Ehl-i sünnetin amelde 4 mezhebe ayrılmalarını dinimiz emretmekte, bu ayrılığın rahmet ve merhamet neticesi olduğunu bildirmektedir.

Amelde mezheplerin bir aded olmayıp, 4 olmasının, lüzumlu, faydalı olduğu, akıl ile de kolay anlaşılmaktadır. İnsanların yaratılışları birbirlerine benzemediği gibi, sıcak çölde yaşıyanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde yaşıyanlara, başka mezhebe uymak kolay geliyor. Dağda yaşıyanlara, bir mezhep kolay iken, denizcilere, bu mezhep güç oluyor. Bir hastaya bir mezhep kolay iken, başka hastalık için, başka mezhep kolay oluyor. Tarlada çalışanlarla, fabrikada, askerlikte çalışanlar için de, bu farklılık görülmektedir. Herkes, kendine daha kolay gelen mezhebi seçip, taklit ediyor veya bu mezhebe tamamen intikal ediyor. (Cemaat-i tebliğiyye) denilen mezhepsizlerin, Mevdudicilerin, Abdüh gibilerin istedikleri gibi, tek bir mezhep olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya zorlansaydı, bu hal çok güç, hatta imkansız olurdu.]

Hakkını kurtarmak için ve zalimden kurtulmak için, yalan söylemek [ve rüşvet vermek] caiz olur.

Arabîden başka dillerdeki fıkıh kitapları delil, senet olamaz. İçlerinde tercüme hatası bulunabilir.

Namazdan sonraki tesbihleri okurken 33 adedine dikkat etmek lazımdır. İslamiyetin emirlerinde, hikmetler, faydalar vardır. Bu adedler, ilacın miktarı gibidir. Ziyade veya noksan olursa, istenilen fayda hâsıl olmaz.

Ekmeyi öpmek, adette bidattir. Niyete göre müstehab veya mekruh olur.

İmam-ı Muhammed Gazali “rahime-hullahü teâlâ”, kendi zamanındaki fıkıh âlimlerinin en üstünü idi. Şâfiî fıkıh kitapları, hep onun kitaplarından vesikalar vermektedir.

[Kâfirler, mezhepsizler, vehhâbîler, bu büyük İslam alimine ve benzerlerine, (İslam filozofu),  yazılarına ve bütün (İlm-i kelam), yani (Akaid) kitaplarına da, (İslam felsefesi) diyorlar. Halbuki İslamiyette felsefe yoktur. İslam âlimleri, felesof değildir. Felsefe, din, ruh ve ictimai bilgi cahillerinin, bu bilgilerden, kendi kısa akılları ile ve zamanlarındaki fenni keşiflere göre, anladıklarına, yani bozuk düşüncelerine denir. İslam âlimlerinin kitapları ise, ilim sahiplerinin, Kur’ân-ı Kerîmden ve hadis-i şeriflerden çıkardıkları bilgilerdir. İslam bilgilerine felsefe demek, pırlantayı cam parçalarına benzetmek gibidir. İslam âlimlerine felsefeci demek de, aslana kedi demek gibi olup bu yüksek âlimlere hakaret etmek olur.]

Hadis-i şerifler, Kur’ân-ı Kerîmin örtülü mânâlarını açıklamaktadır. Müctehidlerin ictihadları bu ikisini açıklamaktadır. Hanefi mezhebindeki müctehidler, İmam-ı Âzamın “rahime-hullahü teâlâ” sözlerini açıklamaktadır. Fıkıh ve fetva kitapları da, bu imamların sözlerini açıklamaktadır.

Diğer 3 mezhep de böyledir.

Fetva vermek ve ilim öğretmek farz-ı kifâyedir.

Müslümanlar arasında sene tarihleri, hazret-i Ömer’in “radıyallahü teâlâ anh” emri ile başladı. Tarih başlangıcının, hicret senesi Muharrem ayının 1. günü olması, Ashâb-ı kiramın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” söz birliği ile kabul edildi.

Tarladaki meyve ağaçları kesilip satılınca öşrü verilmez. Meyvelerinin öşrü verilir. Meyvesi olmayıp bey’ için yetiştirilen ağaçların ve istifade edilen dut yapraklarının öşrü verilir. Bahçedeki meyvelerin öşrü verilmez.

Namaz borçlarının iskatı için vasiyet etmek ve iskatı definden sonra da yapmak sahihtir. [Mezhepsizlerin, vehhâbîlerin, dinimizde, iskat diye bir şey yoktur. İskatı, devri hocalar uydurmuştur, gibi sözlerine inanmamalıdır.]

Hac etmemiş fakirin başkası yerine hacca gitmesi caiz ise de, Kâbeyi görünce kendisine de hac etmek farz olur. Bunun için Mekke’de kalıp, sonraki sene de kendi haccını yapması lazım olur. Evvelki haccında, memleketine dönmediği için, meyyitin haccı noksan kalmış olur. Hac için vekil yapılan kimseye para verilirken, istediğini yap dense, bunun meyyit için bir başkasını vekil etmesi caiz olur.

Baliğa, akile ve reşide olan kızı, babası bundan izinsiz ve vekaletini almadan tezvic etse, kız haber alınca reddedebilir. Baliğa, akile reşide kız, babasından, amcasından izin almadan kendini küfvüne nikah edebilir.

İlim, din ve salah sahibinin kızını, vekili olan kimse, bir cahile fasıka nikah etse caiz olmaz. Çünkü, zevc ile zevcenin küfv [denk] olmaları lazımdır.

Vefat eden adamın zevcesine, iddeti zamanında, adamın bıraktığı maldan nafaka vermek lazım olmaz. [Çünkü bu malda, varislerin hakları da vardır.] İddet zamanı 4 ay 10 gündür. Bu zaman tamam olmayan kadın evlenemez.

Zevcesini bırakıp kaçan kimsenin babasının, gelinine nafaka vermesi vâcip olmaz. Zevcenin birisinden ödünç istemesi, zevci gelince ödemesi lazım olur.

Hasta kadının zevci zengin ise, zevcesinin ve hizmet eden kadının nafakasını vermesi lazım olur.

Fakir olan yetimlere, amcalarının oğlunun nafaka vermesi lazım olmaz. Çünkü, bunların varisi ise de, mahremleri değildir. Çalışamaz hâlde fakir adamın kızının oğulları, fıtra verecek kadar zengin iseler, bunun ve zevcesinin nafakalarını verirler. Fakir ve âciz kadının, erkek kardeşinin yetim oğlu zengin ise, bunun malından kadına nafaka vermesi için, vasisine emrolunur. Vasi, vasiyeti kabul eden kimsedir.

Buğday öğütemeyen ve ekmek pişiremeyen kadına zevcinin hazır ekmek ve taam getirmesi lazımdır.

Ana, çocuğunu emzirmek istemezse, babanın süt anne tutması lazım olur. Kızının çocuklarını besleyen, masrafını babalarından istiyebilir.

Fakir ve âciz kadının nafakasını, zengin olan erkek ve kız çocukları müsavi olarak verirler.

Fakir, hasta adamın nafakasını zengin kardeşi verir. Zengin akrabası yoksa, Beytülmal verir.

[Hasta veya ihtiyar olduğu için çalışamayan adam ve her kadın fakir iseler, zengin olan yedi mahrem akrabasının bunlara bakmaları vâciptir. Bakmazlarsa, mahkemenin tayin ettiği maaş bunlardan alınır. Zengin akrabaları yoksa, devlet, beytülmalın öşür ve hayvan zekatları bedellerinin toplandığı kısmından bol maaş verir. Darülİslamda bulunan her müslüman fakire böyle yardım edilmesini İslam dini emretmektedir. Bunun için, darülİslamda muhtaç kimse yoktur. İslam dininin bu nimetinden faydalanmak için, darülharbdeki müslümanların darülİslama hicret etmeleri vâciptir. Darülİslamdaki ve darülharbdeki müslümanların zekatlarını kolay verebilmeleri için, (Zekat toplama merkezleri) kurmaları iyi olur.]

Mürted olanın nikahı hemen fesh olur. Talak adedi azalmaz. Tecdid-i nikah etmeden evvel olan çocuğu veled-i zina olur. [Bir kadını nikah etmeden evvel, bununla cima yapmak, zina olur. Zinâdan hâsıl olan çocuk (veled-i zina) olur. Bunun babası olmaz (Feyziyye). Bu kadını sonra nikah ederse, bu çocuk bu erkeğin meşru çocuğu olur.] Mürted, adet üzere kelime-i şehâdet söylemekle müslüman olmaz. Küfrüne sebep olan sözünden tövbe etmesi lazımdır. Sözünün küfre sebep olacağını bilmemesi özür olmaz.

Veresiye satışta, paranın kıymeti değişse, sözleşilen miktarda ödenmesi lazım olur. Ödünç almak da böyledir. (Ukudü’d-dürriye) den tercüme tamam oldu. İşbu tercümenin Arabî aslı, (Hablü’l-metin) kitabının sonuna ilave olarak bastırılmıştır.

İbni Abidin “rahime-hullahü teâlâ”, hazar bahsinin sonunda diyor ki (Bazı yerleri altın ve gümüş ile kaplı eşyayı, kaplı yerlerine temas etmeden kullanmak caizdir. Üzerlerine temvih, tıla yapılmış, yani yaldıza temas ederek de kullanmak caizdir.

Tavsiye Yazı: Gayrimüslimin sattığı et yenir mi?

Düğün yemeğine davet olunanın gitmesi sünnettir. Başka ziyafetlere gitmek müstehaptır. Haram şarki [çalgı, kumar, içki kadın], oyun, bidat, gıybet bulunan davetlere gidilmez. Düğün, bayram gibi günlerde yerlere ipek örtüler sermek ve altın, gümüş ziynet eşyasını raflara koymak, sultanın emrine uymak için olup kibirlenmek, övünmek için olmazsa caizdir. Fakat, bunlara temas etmemek, kullanmamak lazımdır. Meş’ale, kandil, mumlar, elektrik lambaları yakmak israf oldukları için caiz değildir. Böyle şeyleri yapmak, ancak hükümetin ceza, ikab yapmasından korkulunca caiz olur. Haram şeyler bulunan, kadın erkek karışık olan yere (Fısk Meclisi) denir. Bunlara gitmek de böyledir. Teganni, düzgün sözü düzgün ses ile okumaktır. Kadın, içki çalgı, gıybet bulunan sözü veya bunların bulunduğu yerde okumak haram olur. Düğünlerde davul, zilsiz def ve sahur davulu, hamam borusu ve harpte, resmi yerlerde, belli zamanlarda [müzika, mehter ile milli ve askeri] şarkılar çalmak caizdir. Tekkelerde, ibadethanelerde her nev’ çalgı haramdır.)

218 – İşbu (Ey Oğul)  kitabında yazılı olan hadis-i şerifler ve kelamlar sahihtir. [Latin harfleri ile basılırken ilave edilen tenbihler de, (Ehl-i sünnet)  âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Bu kitabı kalbine yerleştir! Müslümanlığı, mezhepsizlerin kitaplarından öğrenmiş kimselerin sözlerine ve yazılarına ve yurd dışındaki vehhâbî kitaplarından yapılan tercümelere aldanıp da, imanını ve amelini zayi eyleme!]

Bu eseri tasnif ederken, müellif fakir Süleyman ibni Cezaın “rahime-hullahü teâlâ” istifade ettiği kitaplar şunlardır:

İhya-i Ulum, Cami-ül-Usul, Resûl-i Enver, Bostanül arifin, Mesabih, Meşarık, İrşadüssabirin, Kutül kulub, Cami-i Tirmüzi, Cami-ül-Cinan, Behcet-ül Envar, Mev’iza-i Musa, Vasiyet-i Ebû Hüreyre. Bu 13 kitaptan ihtisar edip çıkardığım şu eseri, müslümanların çocukları için, hazırladım.

Son baskısı      Birinci tab’ tarihi     Kitabın telif tarihi

H.K. 1424 [m. 2003] H.K. 1302 [m. 1895] Hicri Kameri 960 [m. 1553]

Hicri Şemsi: 1381 Hicri Şemsi: 1273 Hicri Şemsi: 931

 

TENBİH:  İlk mektep yaşındaki çocuklar, bahçede, umumi yerlerde oynarlar. Hoşlarına giden ve arkadaşlarından gördükleri şeylerle vakit geçirirler. Anaları, babaları zararlı şeylerle oynamalarına mâni olur. Söz dinlemezlerse, döverek zararlı oyunlara mâni olurlar. Ananın, babanın terbiyesi ile yetişen çocuklar, büyüyünce kendilerine ve cemiyete faydalı olurlar. Bunun gibi, insanlar, nefslerinin ve kötü kimselerin isteklerine uyarak zararlı işler yapıyor. Allahü teâlâ çok merhametli olduğu için, faydalı ve zararlı şeyleri bildirmiş, faydalı olanları yapmayı, zararlı olanlardan sakınmayı emretmiştir. Bu emir ve yasaklara (Din) denir. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği dine (İslamiyet)  denir. İslamiyete uyanlar, hep faydalı işler yaparlar. Kimseye zararları dokunmaz. Bunları Allahü teâlâ da, kullar da sever. Dünyada ve ahirette saadetlere kavuşurlar. Görülüyor ki İslamiyet, insanları saadete kavuşturan sebeptir. Bu sebebe yapışmak, insanlara külfet ve eziyet değil, saadete kavuşmaları için vesiledir. Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Analar, babalar, bu âdet-i ilâhiyeye uyarak, evlatlarının, iyi adam olmaları için, terbiye etmek sebebine sarıldıkları gibi, Allahü teâlâ da, kullarının dünyada rahat yaşamaları, ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları için, İslamiyet nimetini sebep olarak yaratmıştır. Herkes, bu sebebe yapışsa, kimse, derd, keder çekmez. Üzüntü, sıkıntı kelimeleri unutulur, her yer güllük, gülistanlık olur.

Kitabı yazmaya (Besmele)  okumakla başlamıştık. Son söz olarak da, Rabbimize hamd edelim: VELHAMDÜ LİLLAHİ RABBİL ALEMİN.

 

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler